30 Mart Devrimci dayanışma

#1
30 Mart 1972’de Kızıldere’de yaşamını yitiren devrimciler Kızıldere’nin 39. yılında ortak ve kitlesel bir eylemle anılacak

AKP iktidarı ve etrafındaki gerici-liberal blokun devrimci mirasa dönük karalama ve çarpıtma kampanyalarına ve faşist baskılara karşı “direnişin ve dayanışmanın onurlu tarihine sahip çıkıyoruz” diyenler 30 Mart Çarşamba günü 12.30’da Taksim Tramvay Durağı'nda buluşacak.

Eylem öncesinde ortak bir çağrı yayımlandı. Eylem çağrısının tam metni:

30 MART’TA DİRENİŞİN VE DAYANIŞMANIN ONURLU TARİHİNE BİRLİKTE SAHİP ÇIKIYORUZ

Kızıldere, devrimciler için her zaman onurlu bir mücadele tarihinin en kritik eşiklerinden birisi oldu. Kızıldere bizler için nice mücadelelere ışık, nice türkülere konu olan bir direniş örneğidir.

Bugün bu tarihe hep beraber sahip çıkıyoruz. Mahir’in fotoğrafını evine asanların, kitabını okumanın ve On’ları anmanın devletin çeşitli baskılarıyla karşılaştığı bugünlerde Kızıldere’nin anlamı daha da önem kazanmaktadır. Kızıldere bu baskılara teslim olmamaktır.

Kızıldere devrimci dayanışmadır. Siyasal iktidarın tüm devrimci değerlere ve kişiliklere saldırılarını yoğunlaştırdığı bu dönemde devrimci dayanışmayla tarihimize sahip çıkıyoruz. Egemenlerin gerçekleştirdiği katliamlarla, kontrgerilla saldırılarıyla ve bu saldırıların tamamına karşı yılmaz direnişlerle örülü devrimci tarihimizin siyasal iktidarın “demokrasi” yalanına, seçim propagandasına alet edilmesine karşı duruyoruz. Darbelere karşı onurlu direnişlerle dolu devrimci tarihin ve devrimci önderlerin; Mahir’in, Deniz’in ve mücadele arkadaşlarının “darbeci, Ergenekoncu” suçlamalarına maruz bırakılmasına, kısaca devrimci mücadele tarihinin egemenlerin eliyle kirletilmek istenmesine ve yeniden yazılma çabasına karşı hep birlikte “tarihimize dokundurtmayız” diyoruz.

30 Mart’ta Kızıldere’nin yıldönümünde On’ların şahsında, faşizme ve emperyalizme karşı boyun eğmeyen direnişlerle dolu devrimci tarihimize devrimci dayanışmayla sahip çıkıyor; direnişin ve dayanışmanın tarihi onurumuzdur diyoruz.

ABDULLAH AYDIN, ADNAN BOSTANCIOĞLU, ADNAN CAYMAZ, AHMET GÖKSOY, AHMET TELLİ, AKIN BİRDAL, AKIN DİRİK, ALİ ÇOLAK, ALİ DENİZ, ALİ ERİŞ, ALİ ÖZÇELİK, ALİ RIZA CİHAN, ALİ YİĞİT, ALPER TAŞ, AYDIN ÇUBUKÇU, ATTİLA TUYGAN, A. YALÇIN GÜLERMAN, BARAN NAYIR, BARIŞTA ERDOST, BAYRAM ATAKUL, BURHAN SÖNMEZ, BÜLENT FORTA, BÜLENT ULUER, CAHİT AKÇAM, CELALETTİN CAN, CENGİZ GÖLTAŞ, CUMHUR YAVUZ, ÇETİN UYGUR, DİLAY İNKAYA TURAN, DOĞAN HALİS, E.AHMET TONAK, ECEVİT PİROĞLU, EKİN BODUR, EMİN KORAMAZ, EMİNE AYNA, ERKAN BAŞ, EROL ARAL, ERTUĞRUL KÜRKÇÜ, ESER ATAK, FATİN KANAT, FATİME AKALIN, FEVZİYE SAYILAN, FUNDA BAŞARAN, GAMZE YÜCESAN ÖZDEMİR, GÖKHAN GÜNAYDIN, GÜNAY KUBİLAY, HANDAN KOÇ, HAKAN TAHMAZ, HAKKI ZAPÇI, HASAN ASLAN, HAMİYET KIZILER, HATİCE CAN, HAYDAR İLKER, HÜSEYİN ESENTÜRK, HÜSEYİN TAKA, HÜSEYİN YEŞİL, IŞIKHAN GÜLER, İBRAHİM AYDIN, İBRAHİM ÇEŞMECİOĞLU, İLKAY DEMİR, İLKNUR BİROL, İNÖNÜ ALPAT, İPEK GÜR, İSMAİL HAKKI TOMBUL, İSMAİL ŞENGÜL,KAMBER ATEŞ, KAMİL KARTAL, KAMİL TEKİNSÜREK, KAZIM GENÇ, KEMAL BULUT, KEMAL ULUSALER, KORKUT BORATAV, KÖKSAL AYDIN, KUDDİSİ KANTAR, LEVENT YAKIŞ, MAHMUT KONUK, MAHMUT MEMDUH UYAN, MEHMET ALİ YILMAZ, MEHMET GÜNEŞ, MEHMET ÖZER, MEHMET SOĞANCI, MELİH PEKDEMİR, METİN BAKKALCI, METİN ÖZUĞURLU, MİTHAT CAN, MUKADDES ERDOĞDU ÇELİK, MUSTAFA ATALAY, NAZMİ ALGAN, NECMİ DEMİR, NECMİYE ALPAY, NEJAT KANGAL, NURAY TÜRKMEN, NUSRET DOĞRUAK, OĞUZ ÜLKER, OĞUZHAN KAYSERİLİOĞLU, OĞUZHAN MÜFTÜOĞLU, OKTAY ETİMAN, OSMAN BİÇER, ORHAN ÖRÜCÜ, OSMAN SAYKUN, ÖNDER ÖZDEMİR, PINAR SAĞ, RAGIP ZARAKOLU, RIDVAN TURAN, SABAHATTİN GÜNAL, SABİT GÜNAYDIN, SAİT ÇETİNOĞLU, SEDAT BOZKURT, SEDAT GÖÇMEN, SEDAT KESİM, SEMA SOLAKLI, SEMRA UZUNOK, SERDAR HARP, SEVGİ GÖĞCE, SEVİM BELLİ, SEVİNÇ ERATALAY, SEYFETTİN GÜLENGÜL, SEYFİ ÖNGİDER, SİBEL ÖZBUDUN, SULTAN SEÇİK KUBİLAY, SUNGUR SAVRAN, ŞAMİL ALTAN, ŞENEL UÇAR, ŞİAR RİŞVANOĞLU, SİYAMİ ERDEM, ŞÜKRÜ ERBAŞ, TAYFUN MATER, TEMEL DEMİRER, TUNCAY YILMAZ, TURHAN FEYİZOĞLU, ULAŞ BAYRAKTAROĞLU, ÜNSAL YILDIZ, VAHAP EREN, VELİ YANGIN, YAVUZ ALOGAN, YILMAZ CEREK, YILMAZ KIZILIRMAK, YUNUS BİRCAN, YÜCEL GÜL, ZÜBER AKGÖL

Bilgi Notu: İstanbul’da 30 Mart 2011/Çarşamba günü saat 12.30’da Taksim tramvay durağında yapılacak olan eylemde, “30 Mart 1972 Kızıldere - Direnişin ve Dayanışmanın Tarihi Onurumuzdur” yazılı pankart arkasında, Yaşasın Devrimci Dayanışma yazılı imzasız dövizlerimizle buluşuyoruz. Eylemde flama, kurum imzası içeren pankart ve dövizler taşınmayacaktır.



Sendika.Org

30 Mart diğer gerçekte
Devrimci Dayanışma anlam ve içeriğine sahiptir. Bunu forumumuzda sayın Teslim Töre bir kaç yazısında vurgulamış ve bunun öne çıkarmada önemli katkısı olmuştur. 30 mart bir direnişse aynı zamanda devrimci dayanışma direnişidir.

Solun bugün ve aynı zamanda işte forumların ve kişilerin bu denli bir birinle alıp veremediği günümüzde,aynı zamanda 12 eylül öncesi kanımıza ve ruhumuza kadar işleyen suni ayrı durma ayrı kalma ,ayrı kalınsada bir araya kesinlikle gelmeme gibi anlayışların yıkılması için; yine Türkiye de Devrim aşamsını farklı yolunu bize gösteren ana kulvarların THKPC Ve THKO önderleri biz den yardımlarını esirgememektetir.

Ebediyete kadar ,Yaşasın Devrimci Dayanışma..


Hayri.

 
Son düzenleme:
#2

KIZILDERE GİBİ,FAŞİZME KARŞI OMUZ OMUZA

30 Mart 1972’de Kızıldere’de yaşamını yitiren devrimciler Kızıldere’nin 39. yılında İstanbul Taksim’de düzenlenen ortak ve kitlesel bir eylemle anıldı


AKP iktidarı ve etrafındaki gerici-liberal blokun devrimci mirasa dönük karalama ve çarpıtma kampanyalarına ve faşist baskılara karşı “direnişin ve dayanışmanın onurlu tarihine sahip çıkıyoruz” diyenler bugün 12.30’da Taksim Tramvay Durağı'nda buluştu.

Yaşlı genç her kuşaktan yüzlerce devrimci, On’ların resimlerinin yer aldığı “30 Mart 1972 Kızıldere” ve “Direnişin ve Dayanışmanın Tarihi Onurumuzdur” yazılı pankartlarla dev bir Mahir Çayan posterinin arkasında yürüyüşe geçti. “Yaşasın devrimci dayanışma” dövizlerinin taşındığı yürüyüşte, sık sık “Kızıldere onurdur, onuruna sahip çık”, “Yaşasın devrimci dayanışma”, “Faşizme karşı omuz omuza”, “Kızıldere son değil savaş sürüyor” sloganları atıldı.

Yürüyüş kolu Galatasaray Meydanı’na yaklaşırken hep bir ağızdan Nurhak ve Dev-Genç marşları okundu.

Mahir Çayan’ın posterlerini ve kitaplarını bulundurmanın bile suç sayıldığını belirten Birol, bugün iktidarın tırmanan faşist baskılarına karşı önderlerin Kızıldere örneğinde ortaya koyduğu gibi devrimci dayanışma ile yanıt verilmesi gerektiğini belirtti. Bu yılki anmaların bu duyguyla ortak ve kitlesel bir şekilde ve “direnişin ve dayanışmanın tarihine sahip çıkıyoruz” sloganıyla gerçekleştirildiğini belirten Birol, bu onurlu tarihin bugün de faşizme karşı mücadele içinde yaşatıldığını söyledi.
















 
Son düzenleme:
#3
Güzel, bin yada iki bin kişi civarı var ama dikkat edilmesi gereken bir yer var. Burnumuza kötü kokular geliyor.

30 MART’TA DİRENİŞİN VE DAYANIŞMANIN ONURLU TARİHİNE BİRLİKTE SAHİP ÇIKIYORUZ

Sorarım şimdi, Kızıldere bu mudur ?
 
Son düzenleme:
#4
Güzel, bin yada iki bin kişi civarı var ama dikkat edilmesi gereken bir yer var. Burnumuza kötü kokular geliyor.

30 MART’TA DİRENİŞİN VE DAYANIŞMANIN ONURLU TARİHİNE BİRLİKTE SAHİP ÇIKIYORUZ

Sorarım şimdi, Kızıldere bu mudur ?

aynen katılıyorum.. kızıldere dayanışma olarak ele alınıyor.. buna itirazım yok ve doğrudur da ama kızıldere sadece bu değildir.. kızıldere bir sürecin akışıdır varacağı yer bellidir.. ve özellikle bu "gazeteci" kılıklılarla dayanışmaya da indirgenemez..

çok dayanışmadan yana isen..
buyrun..
kürtler var.., aleviler var kadınlar var.. da var..
 
#5
Sorarım şimdi, Kızıldere bu mudur ?
Doğrudur bu değildir. 1 mayıslarda bizim zamanımızda böyle değildi.

çok dayanışmadan yana isen..
buyrun..
kürtler var.., aleviler var kadınlar var.. da var..
Onlarda orada idiler. Daha sonra bu eylem bittimi taksim çözüm çadırına gidilmiştir. Elbette farklı kulvarda koşulduğu için taksim çözüm çadırında bulunanlar bu eyleme nicel olarak katılmışlardır.
 
Son düzenleme:
#6
Onlarda orada idiler. Daha sonra bu eylem bittimi taksim çözüm çadırına gidilmiştir. Elbette farklı kulvarda koşulduğu için taksim çözüm çadırında bulunanlar bu eyleme nicel olarak katılmışlardır.

nedir bu farklı kulvar??!!
toplumsal mücadelenin farklı kulvarları ne olabilir..??
1- politik olarak.. karşıt anlamında..
2- politik anlamda örneğin sol içinde ama teorik zemin ve yapı olarak farklı kulvarda..

kürt halk hareketinin bir politik yapısı bu anlamda sol kulvarda olmayabilir.. örneğin islami kulvarda yada ulusalcı(ezilen ulus milliyetçiliği) kulvarda olabilir.. bu anlamda.., sol etkinliklere katılmayabilir yada "temsilen" katılabilir ama.., kendine sol diyen bir politik yapı ezilen halkın etkinliklerinde fazlaca seçkinci olamaz.. yada siz kaç kere geldiniz!! kaç kişi geldiniz bende ona göre gelirim diyemez.. politik olarak etkinliğin içeriğine ve işlevine bakar..

bakar da.., biz tekel işçileri için toplandık siz burada kürt ulusal sorununu dillendirmeyin diyemez..
derse..
biz hem tekel işçilerinin sorunua sahip çıkıp dillendirirken hemde kendi sorunumuzu da dillendiremezmiyiz...? neden acaba diye sormaz mı?

bu sorunun tek yanıtı vardır..
siz bölücü-terörist olarak görülüyorsunuz.. siz varken işçi sınıfı geri planda kalıyor.. zaten tekel işçileri de türk-iş şöevenlerinin etkisinde iyice azarlar.. biz yavaş yavaş alıştıracağız..

işte bu mantalitede.. (bunlar farazi sözler değil çokça yaşanmış şeylerdir)
sen daha şövenizmi çözememişken bu işçileri nasıl "sınıf" yapacaksın.. emeğini satanlar anlamında ise bunu burjuvazi yapmış zaten..

aynı gerekçeyi özgürlük hareketi sunduğunda.. yada halkın bazı değerlerine dikkat ederek dönüştürmeye çalıştığında.. bu "ilke" işlemiyor.. siz zaten milliyetçisiniz siz zaten dinselsiniz zaten aşiretçisiniz..vs. vs.

o zaman ben de diyorum ki..
sizler zaten ulusalcısınız.. bu bahanelerinizi doğal buluyorum.. bu yüzden nicel katılıyorum..

taksimdeki eylem tartışmaya açıktır..
ahmet "şık"ın hiçde şık olmayan anlatımlarla dolu kitabı üzerindeki baskı bahane edilerek.. kör göze parmak gibi aleni ulusalcı-şöven birine sahiplenmek onu kahraman ilan etmek zorunda değiliz.. rıdvan turan larla onun aynı yerde anılmasından rahatsızız..
tıpkı uğur mumcu ile musa anterin vs. yanyana anılması gibi.. rahatsızız..

türk-iye solu önce sol'laşmalıdır..
 
#7
kürt halk hareketinin bir politik yapısı bu anlamda sol kulvarda olmayabilir.. örneğin islami kulvarda yada ulusalcı(ezilen ulus milliyetçiliği) kulvarda olabilir.. bu anlamda.., sol etkinliklere katılmayabilir yada "temsilen" katılabilir ama.., kendine sol diyen bir politik yapı ezilen halkın etkinliklerinde fazlaca seçkinci olamaz.. yada siz kaç kere geldiniz!! kaç kişi geldiniz bende ona göre gelirim diyemez.. politik olarak etkinliğin içeriğine ve işlevine bakar..
Orada buluna kimsenin böyle bişey dediğini görmedim. Ben ise siz kaç kere geldiniz!! kaç kişi geldiniz bende ona göre gelirim. gibi bir düşünceye sahip olunan yok. Gönül benim olduğum yere bu insanlarında gelmesidir. Gerçekte çekince ,yabancılaşma yaşıyorsa,yada bazı çekinmeler oluşuyorsa da bunu yenme ve yok etme görev olmaktadır. Yani atılgan durumda olması gerekenin elbette sosyalistler olması gerekmektedir.

Diğer taraftan kürt toplumu diğer bu ülkede yaşayan toplumlardan daha politize olmuştur. Yani en kolayından normal bir vatandaş siyasal olarak yetkin oluş olmak zorundadır. Zaten sosyalistlerin görevide toplumu daha çok siyasal yapabilmekse ,o zaman bu siyasallığa yakın olanları böyle yerlerde görmek acaip olmasa gerek.

(Bunun bazı sakıncalarını politik olarak görmekte mümkün. Zaten buradan sonra reformizm kapsamına gireriz. Böyle olması da acaip bir durum yada yatsınacak durum değildir. Ama en sisteme karşı en dikilen anlayış olarak tanıtılıp ve ya bunun teorisini yapıp,daha sonra bazı sakıncaları dillendirmek yadsınacak durumdur. Ki bu da kendi içinde paradoksu taşır. . Kısaca gerçeklik ne ise onu bilelim ki duruşumuz sağlam olsun. )

Bunun yanında,sistem karşıtlığı olarak belli (Ulusal,ekolojik,kadın vs) konularda siyasallaşmanın hapsedilmesine karşı çıkıştır bu aynı zamanda.

Böyle olması gerek anlayışa de şöven bir anlayış yaklaşımı demek ne kadar doğru olabilir. Bu yaklaşımı çarpıtma,faklı noktalara taşıma olmaktadır.
 
#8
Orada buluna kimsenin böyle bişey dediğini görmedim. Ben ise siz kaç kere geldiniz!! kaç kişi geldiniz bende ona göre gelirim. gibi bir düşünceye sahip olunan yok.
görmemek olmadığını ispatlamaz.. sevgili hayri arkadaşım.. elbette her yerde ve her kesim-kişi bunu demiyor.. ben genelleşmiş bir karakterden söz ediyoum.. bunların tartışmalarına mutlaka şahit olmuşsundur.. 1990-2000li yılların en genel demagojisi buydu.. hadep 1 mayısa kaç kişi geldi-gelmedi..?
amed de 1 mayısa katılan sayı kürtlerle ilgili sorunlar temelli mitinge katılan sayı.. anlamında çetele tutmalar çok yapıldı.. bunları yaşamamış isek haklısın ben abartıyorum diyeyim.. peki türk-iye solunun bu "gerekçeleri" bittimi? bitti ise ben haksızım diyeyim..

Gönül benim olduğum yere bu insanlarında gelmesidir. Gerçekte çekince ,yabancılaşma yaşıyorsa,yada bazı çekinmeler oluşuyorsa da bunu yenme ve yok etme görev olmaktadır. Yani atılgan durumda olması gerekenin elbette sosyalistler olması gerekmektedir.
bu sözlerine içtenlikle katılıyorum.. ama şunun da analiz-tespitinin yapılmasını beklerim.. 1990lardan bu yana 21 yıl geçti.. o zamanın kürt kitlesi ne idi nereye geldi.. türkiye solu ne idi.., nereye düştü.. yani türk-iye solu olmadı mı? (hepsi değil elbette) .. bunları görebilirsek.., bazı çekince ve tepkiselliklerin..; haklı-haksız zeminlerini daha iyi ayıklayabiliriz..

Diğer taraftan kürt toplumu diğer bu ülkede yaşayan toplumlardan daha politize olmuştur. Yani en kolayından normal bir vatandaş siyasal olarak yetkin oluş olmak zorundadır.
bu sözlerine de katılıyorum..
Zaten sosyalistlerin görevide toplumu daha çok siyasal yapabilmekse bu da doğru söz ama bu iş ne kadar ve hangi zeminde "başarılıyor" bakmak gerekir..
kürt sosyalistleri kürt halkını nereden nereye getirdi.. sende belirtiyorsun.. ya "diğerleri"...?! kızıldereden aldı anıtkabire veya çankaya sırtlarına getirdi..
konumuz kızıldere ve anlamı değil mi?

Kısaca gerçeklik ne ise onu bilelim ki duruşumuz sağlam olsun.
benimde anlatmaya çalıştığım şey aynen budur..


Bunun yanında,sistem karşıtlığı olarak belli (Ulusal,ekolojik,kadın vs) konularda siyasallaşmanın hapsedilmesine karşı çıkıştır bu aynı zamanda.

Böyle olması gerek anlayışa de şöven bir anlayış yaklaşımı demek ne kadar doğru olabilir. Bu yaklaşımı çarpıtma,faklı noktalara taşıma olmaktadır.
burayı anlayamadım.. yanlış algılamışsam düzeltirsin..
şunu mu? demek istedin..
,sistem karşıtlığı olarak belli (Ulusal,ekolojik,kadın vs) konularda siyasallaşmanın hapsedilmesine derken..
bu alanların önemsenmesi toplumsal mücadelenin köşe taşlarının olduğunun söylenmesi ve bu alanların kendi içinde kendi özgünlüğünde örgütlenmesi.., kendi özgünlüğünde toplumsal mücadele sürecine katılması ve bu katılmaları da işçi sınıfı arkasında payanda olarak görülmesine karşı çıkılması vs. gibi görüşleri yanlış bulmak ilşe bunlaradan dalayı şövenist dermek yanlıştır mı? diyorsun..

hayır.. birileri işçi sınıfından başka başat mücadele tanımayız diğer sorunlar buna tabidir diyebilir bu bir teorik duruştur.. tartışılır.. burada şövenizm aranmaz.. sadece bu teori ile toplumsal mücadele başarılamaz tıplumsal dönüşüm sağlanamaz tartışması yapılır.. şövenizm başka bir zemindir.. bu zeminle tek bağlantısı bunu başarmak için var olan siyasi-coğrafi sınırlarda oluşmuş vatanı-devleti kutsamak meşru görmek ve bu burjuva meşruiyete iktidar olmak isteği şövenizme dönüşür.. yoksa.. işçi sınıfını önemsemek onu tek başat yapmak değil..

yanlış algılayıp eleştirmiş isem düzeltirsin bende düzeltirim..
 
#9
Kızıldere konusunda bir tartışma yürütüyorsak yürütelim. Eğer sürekli kürt sorununa dönüyorsak ve her konuda bu kürt sorunu karşımıza çıkıyorsa benim önerim size şudur, bir konu açın ve baştan sona kürt sorununu tartışın. Her konuda yine, yeniden kürt soruna yada kürt halkıyla dayanışma, türkiye solunun tavrını tartışmak buranın yeri değildir.
Kızıldere konusuna dönersek;
Kızıldere bir dayanışma eylemi olabilir. Fakat sadece dayanışma eylemi olarak görmek, kızıldereyi ya gerçekten anlamamaktır, yada gerçekliğini inkar etmektir. Bundan başka bir yolu yoktur. Peki Kızıldere nedir sorusuna geldiğimizde, bugüne dek birçok siyasi yapı bunun üzerine fikir tartışmalarını yürüttüler, bunun üzerine kitaplar yazdılar. Buda gayet açık olarak göstermektedir ki kızılderenin salt bir dayanışma eylemi olmadığını göstermektedir.
Hayri ve suat arkadaş köken itibariyle, kızıldereyi bir direniş olarak görebilirler ki buna bir söz etmemişlerdir. Hayır, Kızıldere bir direniş eylemi değildir. Bir savaş eylemidir.
Direniş, her devrimci-sosyalist grubun yapacağı bir eylem biçimidir. Fakat politikleşmiş-askeri mücadele bir direniş eylemi değildir. Yapılan olgunlaşmamış sürecin, devrimci irade ile olgunlaştırılması sürecidir. Kızıldere işte tam olarak budur. Bu sebeple bir direniş eylemi diyemeyiz.
Kızıldereyi direniş olarak gören hareketler açıkça şunu söylemektedir, mahirin bir " zorunlu " kelimesi, mahirin bütün mücadele süreci ve kızıldere sürecini direnişe bağlamalarına neden olmuştur. Evet, Mahir; Nihat Erim hükümetine erken doğum yaptırmıştır. Onun emperyalizmle olan göbekten bağlılığını ortaya çıkarmıştır. Bu sebeple de sistem hızla onun üzerine gelerek, türkiyede Merkez Komitesi direkt olarak ortadan kaldırılan hareketlerden biri olmuştur.
Ve bu süreç içerisinde kır ve şehirlerde gerekli koşulların oluşturulmamasından dolayı mahir geri çekilmek gerektiğini söylemiştir. Fakat kazanılmış mevziler, P-C kökenli hareketler için bir ölüm-kalım savaşı gibidir. Halk kitlelerine, son mevzi olsa bile savaşacağını gayet iyi gösterirsin.
Kızıldere, geçmişten bugüne dek sistem altında yaşayan sosyalist hareketin, direkt olarak sisteme hedef olarak karşısına çıkmasıdır.
Son noktasıda özetin özetinin ... bile olamayacak bu ufakşeyde gayet anlaşılmaktadır.

Not: Etkinliği ÖDP ve HE gibi DY kökenli hareketler organize etmiştir. Buradanda politik görüşün sakatlığını gayet iyi görebilmekteyiz.
 
Son düzenleme:
#10
Hayri ve suat arkadaş köken itibariyle, kızıldereyi bir direniş olarak görebilirler ki buna bir söz etmemişlerdir. Hayır, Kızıldere bir direniş eylemi değildir. Bir savaş eylemidir.
Direniş, her devrimci-sosyalist grubun yapacağı bir eylem biçimidir. Fakat politikleşmiş-askeri mücadele bir direniş eylemi değildir. Yapılan olgunlaşmamış sürecin, devrimci irade ile olgunlaştırılması sürecidir. Kızıldere işte tam olarak budur. Bu sebeple bir direniş eylemi diyemeyiz.
sevgili haziran..

bir eylem nedir bir direniş nedir bir savaş nedir netleştirelim ki.., bunların birbiri ile karşıtlığı var mı? buda netleşsin..

her eylem bir direniştir desem yanlış olur mu?
her direniş bir savaştır desem yanlış olur mu?
her savaş silah içermeyince savaş değildir denilemez desem yanlış olur mu?

kızıldere nedirden daha çok ne değildir de anlaşalım bari..

kızılderenin.., bir kır gerillası açılımı dahilinde harekat olmadığını ben iddia etmiştim..
kızıldere olayı ise ki eylem de değildir.. eylem ünye'deki ingilizlerin denizlerin idamına karşı rehin alınması olayıdır.. önce bunu netleştirelim.. kızıldereye eylem demek yanlıştır.. çünkü eylem ünya baskını ve rehin alma olayıdır ve amacı da çok açık net belirtilmiştir..

thkp.., daha şehir gerillasını geliştirme kır gerillasını yaratma aşamasına gelmemişti mahir bunu belirtir.. ve der ki..:, "koşullardan dolayı zorunlu olarak bu aşamayı atlayacağız.. kır gerillasını yaratma aşamasına geçeceğiz".. (bknz. toplu yazılar)

bu amaçla ankara ve istanbul terk edildi kıra açılma kararı alındı.. ama bu yürüyüşlerini bir eylem ile birlikte yapmak istediler.. denizlerin idamı söz konusu idi.. bir kaç girişim yapılmış başarısız olmuştu.. thko üyeleri ile ortak karar alındı.. ümya baskını ve rehin alma eylemi yapıldı..

elrom olayını düşünürseniz daha iyi anlarsınız.. elrom olayı thkp nin şehir gerillası eylemidir.. bunun yaratacağı sonuçlarda hesaplanmıştır.. erim hükümetinin maskesi düştüfaşlizme erken doğum yaptırdık.., sözünü başkaları faşizmin gelişine neden oldular olarak kullanabilir.. ama thkp süreci analiz etmiş ve gelenin zaten faşizm olduğunu görmüştü.. "sol" ve "aydınlar" ve de toplum üzerindeki "ulusalcı-demokrat" görünümünün kadife perdesini söktüler..

yapmasalardı sanki operasyonlar duracaktı.. gibi anlayışlar da mahkum edilmelidir.. ve de bu anlayışlar bugünde mahkum edilmelidir..


kızıldere.. ünye sonrası kıra açılmanın bir ara durağıdır.. yani kızıldere köyünde ne üs kuracaklar ne de orada kurtarılmış bölge yaratacaklardı.. kıra açılırken zorunlu konakladıkları bir yerdi o kadar.. o sırada ihbar eildiler ve orada direndiler..
buna direnmek de savaşmak de.. ama şu değildir..

kır gerillası süreci içersinde yapılan bir nokta harekatı falan da değildir.. yani mahirler.. kır gerillası aşaması dahilinde o köye eylem yapmaya gelmediler.. eylemleri içersinde orada konakladılar.. basıldılar ve direndiler.. bazıları çekilebilse ve süreç devam edebilse idi.. kzıldereye olayına ne derdiniz.. bir çatışma direniş demez de ne derdiniz.. has baskını elrom olayı eylemdir.. ama ulaşın katledildiği olay bir baskına direniştir..
zaten ortada bir resmi tarih yazılımı var.. bir de sizler hayali sol tarihi yazmayın..

şunu da belirteyim..
kızıldere olayına direniş demek onu küçültmez.. ama eylem demek savaş demek.. orada yaşanan tarihsel olayın içeriğini bozar..
daha tehlikelidir..

eylem olan..; ünye baskını ve rehine almaktır.. eylemin amacı da denizlerin idamına karşı olmaktır..
kızıldere çatışması ise kırsala açılan ve açılırken bir eylem yapan devrimcilerin baskına uğraması ve o baskına direnmesidir..

varmı bu anlattıklarımda yanlış ve sakat olan bir şey..

belirtmişken bir de şunu belirteyim..

70 li yıllarda.. devrimci kurtuluş(eylem-birliği ve mlspb) yazılamalarda..
kızıldere son değil savaş sürüyor derdi.. onlara göre.. thkp kıra açılma aşamasında kalmıştır bu devam ettirilecektir.. yani şehir gerillası geliştirilip kır gerillası yaratılacaktır der.. kızıldereye bakışları taktik yarım kalan aşama anlamındadır.. ama bunlar işin şehir gerillası aşamasında takılı kalmıştır..

dy-ds vs. ise..;
kızıldere son değil savaş sürecek derdi.. bunlara göre.., kızıldere ile thkp süreci bitirilmiştir.. yeniden partileşip.., kızıldere de biten süreç başlatılacak der.. kızıldereye bakışları simgeseldir..

günümüze geldiğimizde ise.. hepsi de sona ermiştir.. kızıldere hamasi nutlarda yada samimi nostaljik simgesel sahiplenme anlamındadır..

kızıldereyi devam ettirenler bellidir.. bunların kürtlerle sınırlı kalması yani kürt olmaları ne değiştirir ki!!
 
Üst