Amed Ekoloji Forumu için çağrı metnidir

#1
Arkadaşlar amedde 29 ve 30 ocak tarihlerinde ekoloji forumu düzenlenecek.Aşağıda forum için çağrı metnini sizlerle paylaşıyoruz.Altda forum için belirlediğimiz ana tartışma eksenleri bulunmakta.Bu konuda bütün arkadaşların fikir ve düşünce paylaşımlarına açığız.

saygılarımla

EKOLOJİ FORUMU’NA ÇAĞRI
(29-30 Ocak 2011, Diyarbakır)


İnsanın doğa ile ilişkisi var oluşumuzdan beri süregelen bir olgudur. Beslenme, barınma, giyinme ve soluduğumuz hava gibi yaşamsal gereksinimlerimizi doğadan karşılamaya devam etmekteyiz. Bu güne kadar tüm nimetlerini bizimle cömertçe paylaşan doğa; insanın sınırsız istekleri karşısında pes etmek üzeredir. Bu durum evrenin mevcut dengesinin bileşeni olan tüm canlılar için büyük bir risk oluşturmaktadır.

Günümüze kadar devam eden tahakkümcü ekonomik ve siyasal sistem, dünyayı yaşanılmaz hale getirmiştir. Kapitalistlerin hırsları, tutkuları ve arzuları; insan ve doğayı feda edilebilir birer metaya indirgemiştir. Egemenlerin sömürü düzenini sürdürmek amacıyla çıkardıkları ulusal ve uluslararası savaşlarda, ilk gözden çıkarılanlar her zaman doğa ve insan olmuştur.

Akarsular, barajlar aracılığıyla kontrol altına alınmak istenmekte, maden yatakları için “devasa” projeler inşa edilmektedir. Bunun yanı sıra orta doğudaki savaş gerçekliği yakıcı sorunlar ortaya çıkarmaktadır. Bu çerçevede yakılan ormanlar ve güvenlik amaçlı yapılan barajlara maruz kalan halklar, modern-küresel-kapitalist sistemin bölgeyi beton yığınına çeviren kent yaşamına itilmektedir. Tarih ve kültür üzerinden yapılan tahribatla da toplumun hafızasını silmekte, böylece ekolojik ve toplumsal yıkımın devamı sağlanmaktadır.

Dünya ekosistemi artık insan tahribatlarını hazmedemeyecek boyuta ulaşmıştır. Küresel ısınma bu bozulmanın en büyük göstergesi olup , “dünya benimdir” diyen zengin efendileri bile tehdit etmektedir. İnsanlık artık yol ayrımına gelmiştir.

Bu yol ayrımında, algı kapılarımızı aralamak ve ortak bir mücadele hattı örmek için ekoloji aktivistlerini, kolektifleri, oluşumları, taban örgütlenmelerini dil, din, ırk, renk, cinsiyet ayrımı olmaksızın 29–30 Ocak 2011 tarihlerinde Diyarbakır’da düzenleyeceğimiz Ekoloji Forumu’na davet ediyoruz.

Ayrıca Cochabamba’dan, alternatif su forumlarına; dünya baraj karşıtı hareketlerden yerel özerk örgütlenmelere kadar bütün küreselleşme ve yıkım sistemi karşısında duran hareketleri ve oluşumları selamlıyor ve foruma katılmaya davet ediyoruz.


TARTIŞMA EKSENLERİ

• Ortadoğu’da Doğal Kaynakların Yönetimi Ve Tüketimi
• Ekoloji Ve Siyaset Düzleminde Toplumsal Sistem Arayışları: Deneyimler Ve Direnişler
• Genetiği Değiştirilmiş Dünya’nın yan etkileri ve alternatifler: Gıda egemenliği ve
Mezopotamya’da GDO
• Ekolojik çeşitlilik: Halkların ve Doğanın Çeşitliliği
• Ekolojik Krizin Nedenleri ve Ekolojik Krizden Çıkış İçin Yaklaşımlar
• Sürdürülebilir Kentler(Eko Kentler) Ve Alternatif Teknolojiler



Not:Fikirlerini,sorularını veya somut önerilerini sunmak istiyen arkadaşlar bu sayfadan iletişime geçebilir.
 
#2
İnsanın doğa ile ilişkisi var oluşumuzdan beri süregelen bir olgudur. Beslenme, barınma, giyinme ve soluduğumuz hava gibi yaşamsal gereksinimlerimizi doğadan karşılamaya devam etmekteyiz.

Doğa,canlıların gereksinimlerini insanla paylaştığı gibi,diğer canlılarla da paylaştı ve paylaşıyor.Doğa,ben ona vermem buna vermem gibi bir ayrıcalıkta yapmazdı,ta ki diğer canlılardan olan insanın kendine ''insan'' adını vererek farklı olduğunu gösterene kadar...Bir aslan topluluğuyla insan arasında,fizyolojik farklılıklardan başka bir fark yoktur ve halen daha yoktur.İnsan denilen canlının farklılığını dominant olarak göstermesinden sonra,doğa ile arasındaki ilişki(sizlik),öncelikle insanın kendi türüne ve diğer canlılara hükmetmesine nden olmuştur ki son birkaç yüzyıldır da doğaya hükmetme daha baskın hale gelmeye başlamıştır.

İnsanlığın tarihçesinde yaşadığı yerleşim birimleri ile arasında ontolojik bir bağ vardır.Eski yunan şehir biçimi,islam kent modeli,sanayi kent modeli,sosyalist kent modelleri vs...Bu örneklerde yer alan her obje bir siyasal-sosyal olgunun dışa yansıyan izdüşümleridir... Bu bağlamda ekolojiyi sadece ekoloji olarak al-a-mama durumu da ortaya çıkmkata ki ekolojiyide siyasal olarak almalıyız.Ki kapitalizmde yer yer ekolojiye göndermelerde bulunmakta.İşte tam bu noktada yani ekolojiyi siysal-sosyal bir düzleme getirdiğimizde,ekolojininde kendine has ve kendini yansıtan bir kent modeli ortaya çıkmak zorundadır....Nasıl bir kent?

Kapitalistlerin hırsları, tutkuları ve arzuları; insan ve doğayı feda edilebilir birer metaya indirgemiştir. Egemenlerin sömürü düzenini sürdürmek amacıyla çıkardıkları ulusal ve uluslararası savaşlarda, ilk gözden çıkarılanlar her zaman doğa ve insan olmuştur.

üretim ve tüketimde en düşük-yeter seviyeyi bağlamında,Talep ve ürün miktarındaki bir artışın eşlik ettiği yüksek üretkenlik ''ekolojik'' felaket anlamına gelir. Kapitalizmin hayatta kalabilmesi ancak sürekli gelişmesiyle mümkündür!!!. Bu ise yaşam-destek sistemlerinin ivmeli bir şekilde daralması anlamına gelmektedir.Buna karşılık sürdürülebilir bir yaşamın sağlanabilmesinin ise ancak, ''sabit ivmeli bir ekonomiyle'' mümkün olabileceği iddia edilmektedir.Diğer bir ifadeyle sabit ekosistem içinde ekonomi bir alt unsur olacaktır ki günümüzde mevcut `tüketim' zincirinin bir şekilde kırılması gerekmektedir ve bunu yine toplumsal katılım ve karşılıklı dayanışma (sosyal-siyasal) ile kırılacak bir durumdur...


saygı ve dostlukla
 
Üst