Apocu Direnişçilik Ve Katılım

#1


partiye katılım bizim için salt bir siyasal mensubiyet ve hukuksal ilişkilere tabi olma olayı değildir.
Partileşme APOCU direnişçiliğe özgür bir toplumsallığa, yeni insan eylemine, Önderliksel oluş tarzında katılım sağlamaktır.

A.ÖCALAN SOSYAL BİLİMLER AKADEMİSİ

Önderlik direnişine, partiye yeniden katılım zihniyetin değişimini, kişilikte paradigmasal bir devrimi gerektirir. Birey örgütlü bir yaşam içerisinde olabilir, güncel sorunlar bağlamında gerçekleştirilen eylemlere de katılıyor olabilir. Yine parti içindeki geçmişi uzun yıllara dayanıyor ve yeni paradigmayı kabullendiğini hatta teorik bir kavrayışa sahip olduğunu da söylüyor olabilir. Fakat bunların bireyin parti direnişine doğru katıldığı ve partileşme sorunlarının olmadığı anlamına gelmez. “Önderliğe bağlıyım, süreçle ideolojiyle ilgili bir sorunum yok” deyip bunun gereklerini yaşamlaştırmaya, anlamaya ve kendi eyleminde bir anlama kavuşturmaya ilgisiz kalma tutumu başlı başına bir sorundur.

Dolayısıyla paradigmasal değişim temelinde partiye, Önderlik direnişine özlü bir katım bireyin kendisinde gerçekleştireceği düşünsel ve ahlaki devrimden bağımsız ele alamayız. Çünkü partiye katılım bizim için salt bir siyasal mensubiyet ve hukuksal ilişkilere tabi olma olayı değildir. Partileşme APOCU direnişçiliğe özgür bir toplumsallığa, yeni insan eylemine, Önderliksel oluş tarzında katılım sağlamaktır. Bu bakımdan bireyin partili olma mensubiyetini hakiki kılan şey, kişilikte devrim ve kesintisiz zihniyet mücadelesini her an yeniden oluşturma çabasıdır.

Rêber Apo “Günde bin kez zihniyet devrimi yapıyorum” diyor. Böyle olmazsa direnişi başarıyla sürdürmek mümkün olmaz. Şüphesiz ki başka türden direnenler de kendi yöntemlerinin doğru olduğunu söyleyebiliyor. Ama bunun düşmanı yenmeyen bir direnişçilik olduğu geleneksel solculukta kanıtlandı. O halde direniş derken bireyin kendine göre düşmana karşı tavır sahibi olup olmamasını kastetmiyoruz. Onurlu her insan düşmana karşı böyle bir tavır sergilemekten kaçınmaz. Bunun için bir insanın parti militanı da olması gerekmez.

Apocu direnişçilik ise apayrı bir şeydir ve Önderliksel oluşa göredir. Bu tarzın kendine göre oluşum ve gelişim yasaları, ideolojik ve ahlaki ilkeleri yaşam felsefesi ve mücadele yöntemi vardır. Bireyin yapması gereken partinin değişimi ve direniş felsefesini kendine göre anlamak ve uygulamak değil, kendini onun hakikatine göre değiştirmek, onun ön gördüğü zihniyet ve yaşam biçimini özümseyerek, düşünsel-ruhsal bütünlüğü yakalamaktır. Bireyin bu yönlü yaşadığı sorunlar yanılgılı, yanlış katılım sonucudur. Dolayısıyla kendine göre olmak, önderlik direniş çizgisi yerine başka çizgilere başka önderlik anlayışına göre olmak anlamına gelir. Önderliksel oluşum tarzına göre katılım bunun gerektirdiği zihniyet ve vicdan devrimi kolay değildir. Kişilikte devrim sıradan çaba ve kendiliğinden yaklaşımlarla oluşmayacağı gibi biçimsel bazı iradi mücadelelerle veya belli zaman dilimlerinde sınırlı bazı özeleştirilerle dönemsel öz sorgulamalarla da gerçekleşmez. Şüphesiz tüm bunlarda bireyin kendini aşma çabalarının bir parçasıdır ama tek başına yetmez. Önderlik direnişine katılmak bu çizgide yürümek ve bu çizgide kalabilmek için bireyin içsel direnişi ve yaşam eylemi çok bilinçli, yeniye ulaşma tutkusu ve arayışı sürekli, kendisiyle mücadelesi kesintisiz olmak zorundadır.

Devletçi toplum geleneğini, özelde de kapitalist modernitenin yaşam tarzı, düşünüş biçimleri ve ahlakını insanda, kendimizde aşma mücadelesi veriyoruz. Apocu devrimin konusu devlet ve iktidar değil, insandır. Her devrimcinin devrimi bir yönüyle de kendisidir. Kişilikteki direnişin savsaklanması veya zihniyet değişimi mücadelesinin kesintiye uğratılması, kendisini teslimiyet çizgisinde tutmanın bir başka biçimidir. Bu teslimiyet biçiminde bireyin teslim olduğu şey kendi zafiyetidir. Kendindeki düzendir. Devletçi toplum uygarlığının verili insanı, kadınlık ve erkeklik gerçeğidir.

Karşısında devrimci mücadele yürüttüğümüz sistemi önce kendimizde devirmeyi esas alıyoruz. Bunu da öyle bir anla bir dönemli sınırlandırmıyoruz, kesintisiz bir özgürleşme ve yaşam mücadelesi olarak anlıyoruz. Bunu derinliğine anlayıp kendimizde yeterince uyguladığımız ölçüde önderlik direnişine doğru katılıp yürümeyi başarabiliriz. Erkek aklını ve geleneksel kadınlığı bir yaşam formu ve iktidar zihniyeti olarak kendimizde aştığımız ölçüde direniş felsefemizin “yaşa ve yaşat” ilkesini uygulama gücüne ulaşabiliriz. Bunun tersi de doğrudur. Erkek aklı ve geleneksel kadınlığın etkilerini taşıdığımız oranda direnme gücümüz zayıflıyor ve özgür yaşam iddiasından düşüyoruz. Değişim ve direniş anlayışımızın önemli bir boyutu da budur.
 
Üst