Bu Çocuk Galiba Bizden Farklı

#1
Bu Çocuk Galiba Bizden Farklı


Erkekler kendileri gibi davranmayan bir erkeği hemen dışlama ve acımasızca eleştirme yanlışına çok çabuk düşerler ve “Abi bu çocuk bizden farklı!” diyerek onu ötekileştirme eğiliminde olurlar. Oysa eşcinsellik; biseksüellik ve heteroseksüellik gibi insanda tanımlanan cinsel bir yönelimdir. Uluslararası örgütlerce heteroseksüellik gibi sağlıklı bir durum olarak kabul edilen eşcinsellik; her şeyden önce bir cinsel yönelim farklılığıdır.

Çünkü “anatomik cinsiyet”, doğuştan belirlenir. “Cinsel kimlik”, erken çocukluk yaşlarında gelişir. Ergenlik döneminde “cinsel yönelim” ortaya çıkar. Bu temel yapı üzerinde kişinin “istemli bir seçim” şansı söz konusu değildir. Ancak bu yapının üzerine, cinsel bilgi ve deneyimlerle, ailesel, toplumsal, dini ve ahlaki kişisel değer yargıları eklenir. “Cinsel davranışlar” dış dünyadaki olanaklara göre belirlenir ve zamanla bir “cinsel eş seçimi” yapılır. Cinsel yönelim kişilerin seçimleriyle ile oluşan bir durum değildir. Bu nedenle “eşcinsellik bir seçim veya tercih değildir” ancak “eşcinsel bir yaşam sürmek” kişinin kendi seçimdir, tercihidir.

DEĞİŞMEYEN TEK ŞEY DEĞİŞİMDİR…


Yıllar önce bir doktor olarak yazdığım “Eşcinsellik Kader Değildir” adlı kitabımda eşcinselliği uzun uzun ele almış ve tedavilerini yaptığım hastalarımın vaka öykülerine yer vermiştim.

Yaklaşık 10 yıl önceydi… O zamanlar inandıklarımı, bilgilerimi ve tecrübelerimi paylaşmıştım. Her şeye ve herkese rağmen hep doğruları savundum. O zamanlar hala doktorluk mesleğimi icra ediyordum. Henüz Sağlık Bakanlığı ve Türk Tabipler Birliği beni sevdiğim doktorluk mesleğini yapamayacak hale getirmemişti. Sağ olsunlar el birliği yaparak benim gibi birçok doktoru ya mesleğinden soğuttular ya da mesleklerini yapamaz hale getirdiler. Bu nedenle “DOKTOR, HASTA, HASTALIK ve TEDAVİ” kelimeleriyle “PSİKOTERAPİST, DANIŞAN, RUHSAL SIKINTI ve PSİKOTERAPİ” kelimeleri meslek hayatımda yer değiştirdi… Artık bir psikoterapist olarak çalışıyorum… Geçmişte, doktor olarak kullandığım dil ve olaya yaklaşım şeklim nedeniyle hem eşcinsel dostlarımdan hem eşcinsellerden hem de meslektaşlarımdan eleştiri aldım. Çünkü ben doktordum, bana başvuranlar hastaydı, yaptığım iş tedaviydi ve şikâyetleri de bir hastalıktı… Bu eleştirilerin birçoğuna şu an psikoterapist olarak katılıyorum ve geriye dönüp baktığımda bazı konularda yanlış anlaşılabileceğimi görüyorum. Şimdi psikoterapist olarak bana başvuranları danışan, yaptığım işi psikoterapi, şikâyetleri de ruhsal sıkıntı olarak değerlendiriyorum. Geçmişte bir doktor olarak inandığım doğruları savunmak uğruna bedeller ödedim ama inandığım doğruları savunmaya hep devam ettim. Bunları kendimi savunmak için yazmıyorum. Çünkü insanoğlunun en sık rastlanan zayıflıklarından bir tanesi de kendisini savunma alışkanlığıdır. Yaptığım herhangi bir şey başkalarının gözünden ne kadar yanlış olursa olsun bana göre doğruysa, doğrudur. Yazdığım ya da söylediğim her şey için daima geçerli bir nedenim oldu... Tecrübelerim, bilimsel veriler ve kişisel gelişimimle şekillenen bu nedenler başkaları özelikle de benim davranış ya da sözlerimle kırmış olduğum kişiler için tatmin edici olmayabilirdi ama bence doğruysa, doğruydu ve önemli olan buydu. Başkalarının yanlışlarını görürken kendi söylediğim ya da yaptığım şeylerin yanlış olabileceğini de hep düşünürdüm, çünkü şüphecilik bilimselliğin dayanağıdır. Ayrıca “Değişmeyen tek şey değişimdir!” mantığına inanırım. Kendimi gözlemlemeye başladığımda, tecrübelerim ve kişisel gelişimim arttıkça bazı şeyleri fark ettim. Gurur yapmadan kendi yazdıklarıma yukarıdan ve dışarıdan baktım. Doktor olarak yazmış olduğum kitapların ve yazılarımın yanlış anlaşılabileceğini düşünmeye başladım. Kendimi savunmayı bir kenara bıraktım, kendimi olduğum gibi ve yapmacıksız olarak görmek istedim. Bu cesaret gerektiren bir şeydi... Şu ya da bu konuda yanlış anlaşılabileceğimizi başkalarına itiraf etmek herkese zor gelir ama asıl zor olanı kişinin bunu kendisine itiraf etmesidir. İşin en zor yanı budur. Çünkü her zaman kendimizi savunmanın bir yolunu buluruz. Eğer yaptığımız şeyin gerçekten yanlış anlaşılabileceğini dürüstçe kabullenebilirsek kendini bilme yolunda büyük bir adım atmış oluruz ve gerçek benlik alanımıza yaklaşmaya başlarız. Ben de bunu yapmaya çalıştım, doktorluk mesleğimi bıraktıktan sonra, başka insanların onayına ihtiyaç duymadan bazı cümlelerimin yanlış anlaşılabileceğini psikoterapist olarak kabullenmeye başladım. Kendi kendine kaldığım zamanlarda kendim ve yaptıklarım ile huzurlu ve barış içinde olmayı başardım. Kendine güvenen insan yeniliklere, değişime ve yaşantılara açık insandır, değişimden korkmaz. Geçmişte, bir doktor olarak, eşcinselliğin bir hastalık olduğunu yazdım ama bugün bu yazdıklarımın yanlış anlaşılmalara neden olabileceğini düşünüyorum. “Eşcinsellik Kader Değildir” kitabımda “Eşcinsellik bir hastalıktır, eşcinseller hasta değildir. Çünkü kişi hasta olup olmadığına kendi karar vermelidir. Eşcinsellik tek bir hastalık değildir, birçok alt tipi olan bir hastalıktır.” diye yazmıştım. “Eşcinsel Yönelim Tedavisi” adını verdiğim tedavilerin cinsel yönelimin değiştirilmesinde başarıya ulaştığına dair bulguları yayınlamıştım. Bu kitabım özellikle tüm eşcinselleri ve bütün tipleriyle eşcinselliği bir hastalık olarak sınıflandırmak isteyen kesimler tarafından hızla yaygınlaştırıldı ve benimsendi. Yanlış anlaşıldı…

YANLIŞ ANLAŞILDIM…


“Eşcinsellik bir hastalıktır!” düşüncem yanlış anlaşılmaya açık bir cümle… Çünkü bu görüşün tüm eşcinsellerin hasta olduğu ve tedavi edilmesi gibi bir tablo ortaya koyduğuna dair çok sayıda eleştiri ve uyarı aldım. Oysa ben eşcinsel yöneliminden rahatsızlık duyanlar için tedavi imkânının olması gerektiğini savunmuştum, yanlış anlaşıldım. Çünkü tüm eşcinsellerin tedaviyle heteroseksüel yapılmaları gibi bir yaklaşımın tıp biliminde yeri yok... Ben sadece eşcinsel yöneliminden rahatsız olan egodistonik yani egoyla uyumsuz eşcinsellerin eşcinsel yönelim tedavilerini yürüttüm ve çok seçici davrandım. Ayrıca egosintonik yani egoyla uyumlu olan eşcinsellerin içselleştirilmiş homofobilerini çalışarak eşcinsel kimliklerini kabullenmelerine yardımcı oldum. Egosintonik eşcinsel yönelimi olan kişilere cinsel yönelim değişimini amaçlayan tedaviler uygulanırsa, bu kişiler intihar edebilir, kendilerinden tiksinme ve depresyon gibi durumları yaşayabilirler. Bir doktor olarak geçmişte, çok özel vakalara uygulanmasını savunduğum “Eşcinsel Yönelim Tedavisi” adını verdiğim tedaviyle “Onarım Terapileri” kavramı çok yanlış bir şekilde birbirine karıştırıldı ve tedavilerime katılan kimse zarar görmemesine rağmen bu çalışmalarım yanlış anlaşıldı veya öyle gösterilmek istendi.

ÖZEL YAŞAMA SAYGI GÖSTERİLMELİDİR…


Eşcinsellikle ilgili yanlış inanışların yani cinsel mitlerin sık olması, bu konu hakkındaki bilgisizliğin bir göstergesidir. İnsanların cinsiyetleri, cinsel kimlikleri ve cinsel yönelimleri yaşamın başka alanlarındaki işlevlerini doğrudan çok fazla etkilememelidir. Kadın ya da erkek herkes, heteroseksüel, biseksüel ya da eşcinsel olsun, aynı biçimde kendine münhasır bir insandır. Kişilerin cinsel tercihleri ve cinsel davranışları, yalnızca kendilerini ve cinsel eşlerini ilgilendiren çok özel bir yaşam alanıdır ve böyle kalmalıdır, topluma dayatılamamalıdır. Özel yaşam, karışılamaz ve baskı uygulanamaz bir insanlık hakkıdır. Bununla birlikte birçok toplumda eşcinsellik ile ilgili olumsuz yargılar ve yanlış cinsel inanışlar bulunmaktadır. Olumsuz yargılar toplumda ötekileştirme aracı olarak kullanılmakta, çok yanlış bir şekilde eşcinsel bireyler cinsel yönelimleri nedeniyle ayrımcılığa ve şiddete uğramaktadırlar. Dün olduğu gibi bugün de eşcinsellere uygulanan ayrımcılığın ve şiddetin karşısında olmalıyız.

ŞİDDET İNSANLIK AYIBIDIR…



Demokrasi ve özgürlüklerin gelişmesi ile eşcinsel bireyler çeşitli haklara kavuşmuşlardır. Ancak halen birçok ülkede eşcinsellik gayri ahlaki bir yönelim olarak kabul edilmekte, eşcinseller ağır sosyal ve hukuki baskılara maruz kalmaktadırlar. Cinsel tercihlerini toplum normlarında yaşayan eşcinsellerin dışlanmaları, şiddete maruz kalmaları ve yalnızlığa mahkûm edilmeleri yanlış bir davranıştır. Şiddet her ne sebeple olursa olsun kabul edilemez bir insanlık ayıbıdır. Asıl olan, insanın insana onurunu koruyacak şekilde davranmasıdır. Bu açıdan eşcinsellerin yaşadığı şiddet ve ayrımcılıkla mücadele, insan hakları ve demokrasinin gelişimi açısından özel bir öneme sahiptir. Bu nedenle eşcinsellik ile ilgili şiddet içeren yanlış uygulamaların, toplumda oluşan olumsuz değer yargılarının, yanlış ve yanlı bilgi kirliliğinin, insan hakları ihlallerinin ve ayrımcılığın karşısında olunmalıdır.

EVRENSEL DEĞERLERE SAHİP ÇIKMAK GEREKİYOR…


Başta Amerikan Psikoloji Derneği (American Psychological Association - APA), Amerikan Psikiyatri Birliği (American Psychiatric Association), Dünya Sağlık Örgütü (World Health Organization - WHO), Dünya Cinsel Sağlık Birliği (World Association for Sexual Health - WAS), Avrupa Seksoloji Federasyonu (European Federation of Sexology), Uluslararası Aile Terapileri Örgütü (IFTA - International Family Therapy Association) ve Almanya Sosyal Bilimsel Seks Araştırmaları Derneği (Gerrman Societyfor Social Scientific Sexuality Research) olmak üzere tüm uluslararası kuruluşların eşcinsellikle ilgili görüşlerini anlamak durumundayız… “302.9 Başka Türlü Adlandırılamayan Cinsel Bozukluk” başlığı altında, Ruhsal Bozuklukların Tanısal ve İstatistiksel El Kitabı (The Diagnostic and Statistical Manual of Mental Disorders - DSM-IV)’de, “eşcinsel yöneliminden rahatsız olanlar” için üstü kapalı olarak bir “bozukluk” tanımlaması yapılmıştır. Bu kategori herhangi özgül bir cinsel bozukluk için tanı ölçütlerini karşılamayan, ne bir cinsel işlev bozukluğu, ne de bir parafili (cinsel sapkınlık) olmayan cinsel bir bozukluğu kodlamak içindir. Örnekleri arasında “cinsel yönelimi hakkında sürekli ve belirgin bir sıkıntı duyma” şeklinde bir başlık bulunmaktadır. Ayrıca bir başka uluslararası tanı sistemi olan ICD–10 (International Classification of Diseases)’da eşcinsellik; F66 kodu ile “cinsel gelişim ve oryantasyon bağlantılı psikolojik ve davranışsal bozukluklar” adı altında ele alınmıştır ve burada “sadece cinsel yönelim bir bozukluk olarak kabul edilmemelidir” ibaresi vardır. Homoseksüalite, heteroseksüalite ya da biseksüalite cinsel gelişme ve yönelimdeki kişi için sorunlu olabilecek farklılıkları belirtmek için kullanılmıştır. Ancak cinsel olgunlaşma bozukluğu, benliğe yabancı cinsel yönelim ve cinsel ilişki bozukluğu gibi durumların eşcinselliğe eşlik etmesi için, kişinin eşcinselliği ya da eşcinsel ilişkiyi yaşamayı bir sorun haline getirmesi gerekmektedir. F66.1 kodu “egodistonik” cinsel yönelimi tanımlamak için kullanılmıştır. Yani ICD-10’na bakıldığında eşcinsel yönelimin kişi için bazen ruhsal bir sorun haline gelebileceği görülecektir.

KİMSE TEDAVİYE VE DEĞİŞME ZORLANAMAZ…


Bu nedenlerle cinsel yönelimi hakkında sürekli ve belirgin bir sıkıntı duyan ve bu tür bir bozukluğu olan, inançlarıyla cinsel yönelimi arasında sıkışan, terapi arayışında bulunan, terapi alamayacaksa intihar etmeyi düşünen kişilere psikoterapi alma imkanı sunulabilir ama çok seçici olunması ve dikkatli olunması gerektiğini düşünüyorum. Bilindiği gibi “terapi alma ve tedavi olma hakkı” evrensel bir insan hakları, özgürlük ve demokrasi meselesidir. Elbette eşcinsel yönelim içinde olan kişiler aynen heteroseksüeller gibi genel veya cinsel iletişime ilişkin sorunlar yaşayabilir ve bu sorunlar nedeniyle profesyonel yardım alabilirler. Ancak kimse tedaviye ve değişime zorlanamaz.

Devamı için: http://cemkece.com.tr/m-bu-cocuk-galiba-bizden-farkli.html
 
Üst