çürüyen "sol" yanımız

#1
Bırkaç gündür, (tekrar tekrar), "Uçurtmam tellere takıldı " belgeselini izliyorum. Ahmet Kaya'yı sürgünde ölmeye götüren süreçle, onun hayatı anlatılıyor. Çok duygusal ve bir o kadar da öğretici bir belgesel aslında.

Orada Ahmet Kaya devrimcilerle ilk karşılaşmasını anlatıyor:bır kasetcide çalışıyordum,uzun saçlı, ispanyol paçalı abiler gelir, ne haber arkadaş Ruhi Su kaseti var mı? derlerdi, çok etkilemişti diyor konuşmaları, nehaber LAN , şunu ver bunu ver tarzından çok uzakdı. Bu beni çok etkilemişti diye anlatıyor.

Evet o dönem "Sol kültür", devrimci kişilik, üslup, tavır, kılık kıyafet, toplumun bir kod üzerindeydi, farklıydı ve daha insanı daha sıcaktı,samimiydi toplumu etkılıyor ve sarıyordu. Öyleki bu dostcan tavırlar gözü kapalı güvenı bile doğuruyor. Kimse anlattıklarından çok şey anlamasada, Marks'ı, Lenın'ı tanımasada, "bu adamlar iyi adamlar, doğru adamlar",güvenıyle dinleniliyor saygı görülüp ardından gidebiliyorlardı... hak eşitlik, özgürlük onların kişiliğinde anlam kazanıyor, topluma anlatıklarını, yaşamdaki duruşlarıyla tercüme ediyorlardı!!!.

Sonra, darbeler geçti üzerimizden, daha sonra medya,basın ve benzeri iletişim ve haberleşme araçlarıyla toplum üzerinde deformasyon savaşları (ki halada tüm “bilimselliğiyle” devam eder)…İdeolojık savaşın birincil ayağı; korku kulelerı kurmak, ikincil ayağı; kültürel yozlaşmalara yoğunlaşmak ,üçüncü ayağı: asosyalleştirmek, kendine emeğine ve topluma yabancılaştırmak oldu..

Toplumun en ağır darbeler yiyen kesimi sol, sürgünlerle zindanlarla, ölümlerle, yalnızlaştırılırken ve baş eğmeye zorlanırken, diğer kesimine daha çok apolitik olmasının hayatın hop-pop yanıyla uğraşmasının onu “dokunulmaz” kılacağı algısı işlendi, ne sağcı ne solcu topcu ve popcu kesimleri yaratıldı… 80 darbesinin hiç dokunmadığı, hatta ilerleyen süreçlerde ön ayak olacağı örgütlenme kanalları; imam hatipler, kuran kursları ile güçlenen İslami –dinci kesim- kanatsa toplumun çürümekteki yanından “farklı” olma imajıyla 80 öncesi sol argümanlar kılavuzluğunda gelişmeye ve genişletirilmeye başlandı… Başı kapalı hanım efendiler ve başı önde beyefendiler dinin “hoşgörü” militanları edasıyla sarıyor, gençliğin yozluğunu eleştiriryor, ailenın kutsallığının din ve türban ile korunacağının “korkusunu” yaya yaya geziyordu karış karış toprakları.. Özenle büyütelen İslam “militanları”, ekonomık desteklede güçlü bir ağ örüyor, solda artık çareyı “saygı duymakta buluyordu”.

80 öncesi kendine saygı duyduran sol, artık toplumun içine çekildiği kuyuya saygı duyarak bakıyordu. Ne hikmetse toplumun bu halıne ve din “kardeşlerine” saygı duymayı başaran “sol” bir kendine saygı duymuyor, her kendinden olmayan diğer sola ağız dolusu küfürleri sıralayabiliyor, cenazesinde bile , bayrak yarıştıra biliyordu. Sol, uslup ve saygınlık argümanlarını değiştirmişti. Siper yoldaşlığı ” ölüm oruçlarında can verırken”, Geriye kalanlar, reformizmin, devrimciliğin , hatta sosyalizmin bile yenıden kitabını yazmaya başlamıştı.. Hemde kenar mahalle diye tabir edilen dillerle. Dergilerde, gazetelerde, heleki sanalda, küfürün, hakaretin kelime yağmurlarına dönüştüğü “sol”, bu tavrı kendinden olmayan diğer sola sergiliyor.., ha aman dine ve inanan halkına sonsuz saygı çerçevesinde yapıyordu bunu!!.

Her hangi bir sol adresi açıp baktığımızda (gazete dergi, sanal siteler) en birincil düşman (yıne kendileri tarafından ilan edilmiş): "reformıst sol, dönek sol, kaypak sol", ….v.s diye giden kavgalar ve dalaşmalar. Çoğu site faşizmle kendiyle uğraştığından fazla uğraşmaz…Devletle sistemle olan sorunu, “kendiyle” olan sorunundan daha büyük değildir.

Yani sol kendi kabuğu içersinde kendini kemirmekle meşgulken, bu dar alan çatışmaları ve tüketen kısır döngü, kitleleri üzerinde de yoğun bir yozlaşmaya; az okuyan habıre megaloman paronası şeklinde bizim partı şöyle, yok siz böylesiniz uslubunda, küçük dağları yarattım edasında, mahalle kabadayıları gibi dolaşan bireylere kaldı.. Çünkü bu çekişme ve dalaşma orayı dönüştüremeye gücü yetmeyen ve durumdan rahatsız her kesınde geri çekilmesine neden oldu.. Ve bu daralmayı yozlaşmayı ve çürümeyı daha da derinleştirdi. Bugun siteleri bir dolaşın ufacık bir konuda bile bir birine yoldaşım diyenlerin yok ne komünistliği kalır ne devrimciliği..biraz daha abartsalar ana avrada kadar gidecek bu iş.. Yanı teorinin, bilginin bittiği yerde tartışma kültürü, konuşma beceriside tükendi. Bu basıt bır tartışma konusunu bile meydan savaşına çevirir hale getirdi. Sanal reelin aynası reelde mahalle kavgalarından, stand savaşlarına varana kadar neler yaşanıyor.

Çürüyen ve kendi kendini yiyen bir sol bugün değil halkın, kendi kitlesinin bile umudu olamaz. Umutları tükenenler ve çürüyenlerın çoğu sanalda en devrimci benim yarışıyla egolarını tatmin eder ancak. Kaç kişiyiz ve ne amaç taşıyoruz. Bizi öldüren yok eden sisteme karşı nasıl savaşıyoruz?.. Savaş araçlarımızın etkinliği ne?.. Ve gerçekten düşmanımız kim?.. Ve asıl saygı beklediğimiz yada duymamız gereken şey ne?. Bunların tartışılması(ama adam gibi kavgasız gürültüsüz), konuşulması gerekir, eleştiri ve özeleştiri sunulması gerekir. Yoksa kangrene dönüşmek üzere olan bu sorunlu zıhnıyetımız bizleri yok etmekle kalmayacak “devrim umudunu da” kirletecek
 
Son düzenleme:
#2
Daha eski kuşaklarda yer alanlar eski ile yeni olanı daha iyi kıyaslayabilirler. Ben 90’lı kuşakları ile bugünkü kuşak arasında da çok fark görüyorum. Sanırım bir on sene sonraki kuşakta şimdiki kuşaktan çok farklı olacak. Bütün bu kuşaklar arasında canımı en çok sıkan örgüt bilincinin dejenere uğramasıdır. Bir örgüt etiketi altında konuşmasa dahi söylediği şeyin, savunduğu ideolojinin ne anlama geldiğini düşünmediklerini düşünüyorum. Forumlarda bu sorunun daha uç bir biçimde yaşandığını görüyorum. Biraz daha inceltilmiş bir biçimi de olsa bunu reelde görmek mümkün.

Aslında sol yanın çürüyen kısmı da bize aittir. Çürüyen kısmı ötekileştirmek ve düşman ilan etmenin sorunu çözeceğini düşünmüyorum. Bundan dolayı bireyin yapmış olduğu her şey aynı zamanda solun yansımasıdır.

Bazen diyorum ki insanlar nerede yaşıyor, ne yapıyor, ne yiyip ne içiyor. Bunları merak ediyorum çünkü kimi yazıların “ruhlar aleminden” yazıldığını düşünmeden edemiyorum. Hiçbir somut veri olmadığı halde çok rahat bir biçiminde diğerini düşmanlaştıran, kendini mücadelenin merkezine koyan ama aslında söylediklerinin kendilerinin de inanmadığı bir ton şeyler yazılıp çizilebiliyor. En ilginç tarafı “bir armuta elma” denmesine rağmen taraftar bulabilmesidir. Buda trajikomik bir durumdur.

Yılmaz Güney ve Ahmet Kaya’da diğerlerinden ayıran temel bazı gerçekler vardır. Onlar iyisiyle kötüsüyle bizleri yansıtabilmiştir. “Modernleşmenin” getirdiği yabancılığa kapılmamışlardır. Bizle başladılar sanatlarını ve bizimle devam ettirmişlerdir. Uçurtmam tellere takıldı adlı belgeselde Ahmet Kaya’nın söylediği gibi “ her şeye rağmen bir on yıl daha en çok benim kasetlerim dinlenecektir” özgüvenine sahiptir.

Ahmet Kaya’nın magazinleştiği, Yılmaz Güney’in lümpenliği çok tartışıldı bu topraklarda. Bu tartışmayı yürütenler Denizlere, Mahirlere ve İbolara da bu biçimde yaklaştı ve bişeyleri keşfetmiş edesayıla ne kadar “devrimci”, “Marksist” olduğunu kanıtladı(!).

Iraz arkadaşın başka bir yazısında söylediği güzel bir söz var. “Öncüler mücadelesini yürüttüğü sınıfın kültüründen utandı “. Bundan dolayıdır ki Avrupa ve Amerika marşlarına çok merak sardık. Bu merakı ezilenlere taşıyamamanın sancıları yaşadı bu topraklar.
 
#3
Son iki gündür ben de izliyorum. Her izlediğimde farklı duygular hissediyorum. Gerçekten tam anlamı ile bir dramı anlatıyor. İnsanların, bilinç altına nasıl da böyle iyi insanları, kötü olarak yerleştiriyorlar. Bunu nasıl başardıklarını bilemiyorum; ama mükemmel bir şekilde yaptıkları kesin. Ödül töreninde kendini sanatçı zanneden bir kaç dalkavuk, demediğini bırakmadı Ahmet Kaya'ya. Demekle kalmadı, bir de saldırı.. Ayıptır ya. Bir de sanatçıyım diye geçinirler. Hele o küçük burjuva yok mu. Serdar Ortaç denilen kendini bilmez, aşağılık herif. Tam bir provakatör. Bir kadın daha vardı. İsmini bilmiyorum. "Beyler size hakaret etti, size laf söyledi. Yok mu kendine güvenen birisi, çıksın." diyordu. Bu kadar olur yani.. Pes..
 
Üst