devletin kendini yeniden reorganizasyonu "cemaat"

#1
burada açacağım konu benim üzerinde çalıştığım ama net verilere ve sonuçlara henüz ulaşamadığım bir konudur..

kapitalist modernite ile birlikte., kutsanan ve kendini ortalama ikiyüzyıldır geliştiren yetkinleştiren "modern devlet"., üçüncü yüzyılında tökezlemektedir..

tökezlemektedir..; bu bir tespittir.. söyledim oldu.. olmuyor.. elbette nerede ve nasıl tökezledi bunun açıklanması gerekir..

devlet.;
toplumsal mutabakatın üst yönetimsel aracıdır.,
toplumsal yaşamın düzenini ve sürekliliğini sağlayan bir araçtır..
toplumun genel bir tanımının ifadesidir
toplumsal yaşamın sosyal-kültürel-ekonomik-siyasal ortak tanımıdır
toplumun ortak aidiyetlik ifadesidir
toplumun diğer devletler nezdinde özgürlüğünün yada esaretinin ifadesidir.

uzar gider.. dikkatedilir ise., hem sağın hem de solun içeriksel vereceği kendi rengi ile genel kabülünü sağlayacak cümlelerle devleti tarif ettim..

çıplak hakikat ise., devlet toplum üzerindeki bir hegomanik kurumsal araçtır.. ister burjuva ve biçimleri(demokratik-liberal-faşist vs.) isterseniz sosyalist!! biçimleri(pd-dhd vs.) olarak tanımlayın.. devletin bir sınıf diktası olduğunda hem fikir olunur..
zaten devlet de uzun süre yukarıda saydığım tanımlamaların sayesinde., toplum üzerindeki hegomanik meşruiyetini devam ettirebildi.. en son meşruiyetini de reel sosyalizmlerde., diğer söylem ile., devletli sosyalizmlerde., devam ettirebildi..

özellikle., sol kesimlerin en son kabül edebileceği şekil olan sısyalist devletlerin ard arda domina taşı gibi yıkılıp., aslına rücu etmesinden sonra. devletin en son meşru kabül edilebilecek hali de çöktü..

örneğin., rusyada., sosyalizmi tekrar övebilirsiniz.. çünkü kapitalizmin işleyişi belli.. anti-kapitalizm zaten sosyalizme denk düşer.. ama kıyısına düşer ama göbeğine .. sonuç da alternatif aranacak ise burada aranır.. buna karşın., lafı., sosyalist devlete getirirseniz toplumsal kabül burada irkilir.. sadece yaşanmış reel sosyalist devletten dolayı değil., yaşanan kapitalist devletten dolayı da irkilir..

reel sosyalist devletler yıkıldığında yerine gelenin eskiyi arattığı bilinen gerçeklerdir.. elbette bu "arama".., 1923-46 cumhuriyeti ile "akp cumhuriyeti" rasındaki tercih gibi olursa değişen bir bilinç yok demektir.. bu bilinç.; kendine kocalık yapanlar arasında en iyisini arayan 7 kocalı hürmüz karı bilinci demektir..

kısaca., 21.yy. ile birlikte devlet ile toplum arasındaki suni denge., sarsıldı.. elbette bir çok savaş verildi bir çok şey yaşandı.. da sarsıldı..
vatandaşlık-yurtdaşlık bilinci üzerinden oluşan devlet anlayışından., devletin tebasına geçiş olan devletin ulusundan oluşan ulus-devletler de çöktü.. aslında en iyi oturduğu sanılan., fransa-ingiltere-abd bu noktada sürekli havuç-sopa işleyişi ile idare etti.. almanya bunu etnik-millet bilinci ile ayakta tutmaya çalıştı ama en "sıkı" olduğu dönem aynı zamanda en baskıcı olduğu dönemdi..

suni dengeyi bozan bir diğer unsurda., sermaye sınıfları arasındaki konsorsiyumun mali-sermaye lehine bozulması süreçlerinin yarattığı yıkımlardır.. uzun yıllar., devletin desteği(ağır sanayi ve pahalı altyapıyı devletin karşılaması., ulusal!! pazar koruması., devletten mali sübvansiyonlar vs.) ile ayakta kalan sanayi burjuvazisi ve orta burjuvazi(orta direk) alt sınıf konumuna düştü.. enerji-finans noktalarında devletin çekilmesi, ile mali sermayenin devreye girmesi buna yetti..

sanayi burjuvazisinin bu çöküşü., yaşamı., onun varlığına ve sermayesel gücüne bağlı olan işçi sınıfını da sarstı..

herkes(..sanayicisi(seattle)., kamu işçisi vs.) bir ara devletçi oldu.. itilen körün tuttuğuna yapışması gibi., herkes., devletçiliğe yapıştı.. en iyi devletçilik aslında reel sosyalist devletçilikti.. o zaten tarümar olmuştu..
oysa., sıkı dar hegomanyacı devlet ama toplumsal yaşama yaygın müdahil olmayan devlet., mali sermayenin devleti idi.. devlet ile toplum arasındaki "bağlar" kopmadan toplumdan araklananların bir kısmının topluma "akarların" kesilmesi gerekiyordu..

işte bende tam burada ana sorumu sordum..
modern devletin mali sermayeye göre tekamül etmiş hali bu olacak ama devlet ile toplum arasındaki kutsal bağlar nasıl yeniden ve yeni bağlarla örülecek..

avrupa bunu., devletler dışı yeni bir organizasyon ile çözmeye çalıştı.. ab birliği.. devlet olmayan devlet. zaten devlet ile toplum arasına konulması önerilen., yerel yönetimler ve stk lar gibi araçlarla bu deneniyordu.. ama., sakıncaları da vardı.. bu alanlarda devlet muhalefeti de örgütleniyordu..

istenilen şey., devlete muhalefet araçları yaratmak değildi.. devlet ile toplum arasına bir aracı koymaktı.. bu aracı toplumsal muhalefetin buhar kontrol süpapları olacaktı.. siyasi partile bu noktada hem çok masraflı hem de denetimi zor araçlardır.. toğlumu işleyeceksin senin istediğin temsilcileri toplum istiyormuş gibi seçtireceksin.. bunun için., köden ilçeye-kente mahalleye kadar kodro oluşturmak için masraf yapacaksın., yetmedi seçilenleri "maaşa" bağlayacaksın..

sosyal-kültürel ve siyasal cemaatler bu noktada mükemmel ve az masraflıdır.. gönüllülük içerir.. dar bir kadro ile koca kütleler sevk-idare edilir.. masraflar kendi içinden finans edilir yada kollektif finans kaynakları yaratılırken bunlar merkezi idere edilebilir.. şimdiye kadar bu tarz yapılaşmalar., devletemuhalif zeminlerden yükselirdi., bunları "bükmek" için ayrı bir mali-sosyal-militarist çaba gerekirdi..

bence., devlet., oturdu.. neden benim de bir cemaatim olmasın.. benim dışımda örgütlenen ama benim denetimimde olurken., aslında beni dışardan toplum adına denetliyormuş gibi gözüken ve maliyetini kendi içinden karşılayan cemaat.. olmasın dedi..!!

bu cemaatlere mali destek yaptın mı? her alana dalarlar., toplumsal yanları ile hızla mali-sosyal örgütlenirler.. üstelik her yatırım ayrı bir kazanç olur.. arkadan az bir mali destek ile var olan normal işletmeleri de ezer geçerler.. öyle bir yayılırlar ki., kim nerde nereyi denetliyor belli olmaz.. ama dar kadro ile bu denetim yapılır..

sonra bu yapı ile politikadan sosyal-kültürel alanlara her yere müdahale edilir ve buraların toplumsal gücü ile devlete "sızıntı" yapılır.. sızıntının denetimsel işleyişi aslında dar kadro elindedir ama toplumsal sanılır.. istediğin yeri keser., istediğin yeri eklersin..

elbette bunu devlet düşünmedi.., mali sermayenin bir politik sosyal-siyasal ve de ekonomik stratejisinin ortaya çıkardığı bir olgudur diyorum..

akp iktidarı çok hızlı ve geniş bir toplum desteği ile gelince., herkes şaşırdı.. en umulmadık kabadayılar(asker) patır patır "tasfiye" oldu.. yargı vs. tasfiye oldu..
köke bakıyorsun.., milli görüş ama tasfiye olanlardan biri de milli görüş.. milli görüş kıçını yırttı bu kadar kitleselleşemedi bırak kitleselleşmeyi., iktidara oturamadı bile.. kıyısına oturayım dedi., 28 şubatta alaşağı edildi..
ama bir bakıyorsun.. akabinde akp iktidar ki., ne iktidar.. devlet olmuş!!

itilen körler(eski sol-sağ ulusalcılar)., tuttuğuna yapışayım derken haliyle önüne konana yapıştı..

biraz karmaşık biraz ironik anlattım.. dedim ki.;
modern devlet kendini cemaat ile yeniden reorganize ediyor.. teknelere., kıçtan takmalı motor gibi.. duruma göre cemaat ..

türkiyeye başka., tunusa başka mısıra başka., avrupaya başka(özellikle sol ve liberal renklerde)..

merak etmeyin., yedekte tutuluyor.. gerekir ise., sağ-sol ulusalcı olanları da olacaktır.. hele bir tasfiye edilmesi gerekenler edilsin., tornadan geçsin., uygun biçimlere sokulsun.. bunlar da kullanılır malzeme olarak., devletin cemaat tipleri olarak rafları süsleyecektir..


not.; öcalan zamanında uyarmıştı.. cemmati önemseyin., kaba karşı çıkmayın kaba çatışmaya girmeyin., tarzını işleyişini çözün.., yaşam zeminlerine müdahale edin.. oraları temizleyin dönüştürün..

21.yy. da devlet ve iktidar kendini yenilemek zorunda., bu., aynı zamanda küresel mali sermaye konsorsiyumununda sistemleşme zorunluluğudur..

yoksa., bu gidiş..; napolyonun fransız ulusal kapitalizmini continantel(kıtasal) yapma hevesleri gibi., ciddi küresel ve toplumsal çatışmalara gebe olacaktır..
 
#2

not.; öcalan zamanında uyarmıştı.. cemmati önemseyin., kaba karşı çıkmayın kaba çatışmaya girmeyin., tarzını işleyişini çözün.., yaşam zeminlerine müdahale edin.. oraları temizleyin dönüştürün..

Evet söylemişti sayınÖcalan ama!!! türkiye solu hemen tefe koymuştur Öcalan ve Cemaat yakınlaşması diye.Hatırlatayım dedim. Zira çabuk unutma huyu var TS nun
 
#3
parlamenter sistem çöküyor mu?

Alman işçileri, Sosyalist Parti olarak, en kuvvetli, en disiplinli ve en çabuk büyüyen parti olarak, sadece varlıkları ile yaptıkları ilk hizmetten başka, davalarına büyük bir hizmet daha görmüşlerdi. Bütün ülkelerdeki arkadaşlarına genel oy sisteminden nasıl yararlanılacağını göstererek onlara yeni bir silah vermişlerdi, en keskin, en etkili silahlardan birini vermişlerdi.
........
Latin ülkelerinin devrimci işçileri, oy hakkına bir tuzak, hükümetin bir dolap çevirme aracı gibi bakmaya alışmışlardı. Almanya'da başka türlü oldu. Daha o zaman, Komünist Manifesto, genel oy hakkını, demokrasinin kazanılmasını, militan proletaryanın en başta gelen ve en önemli ödevlerinden biri olarak ilân etmişti, ve Lassalle bu noktayı yeniden ele almıştı. Bismarck, halk yığınlarını kendi tasarılarıyla ilgilendirmenin tek çaresi olarak, bu oy verme hakkını[108] kurumlaştırmak zorunda kaldığını görünce, bizim işçilerimiz bunu ciddiye [sayfa 237] aldılar ve Auguste Bebel'i ilk Kurucu Reichstag'a gönderdiler. Ve o günden sonra da oy verme hakkını kullandılar, öyle ki, binbir şekilde bunun ödülünü gördüler ve bu, bütün ülkelerin işçilerine örnek oldu.


Eğer genel oy sistemi, bize, her üç yılda bir kendi kendimizi sayma olanağından, oy sayısının, düzenli bir şekilde denetlenen ve son derece hızlı artışı ile, işçilerde zafere olan güveni, düşmanlarda ise aynı ölçüde korkuyu artırmaktan ve böylece bizim en iyi propaganda aracımız olmaktan; bize kendi kuvvetimiz hakkında ve aynı şekilde bütün karşı partilerin kuvvetleri hakkında tam ve doğru bilgiyi vermekten ve böylelikle de bize kendi eylemimizi gücümüzle orantılı tutmak için bütün ötekilerden üstün bir ölçüt vermekten ve bu şekilde bizi yersiz bir korkaklık ve çekingenlikten olduğu kadar, yersiz delice atılganlıktan da korumaktan başka bir yarar sağlamasaydı da — evet, bizim genel oydan elde ettiğimiz tek kazanç bu olsaydı, gene yeter de artardı. Ama genel oy, daha fazlasını da yapmıştır.

Seçim ajitasyonu ile, bizden henüz uzak bulundukları yerlerde halk yığınları ile temasa geçmek konusunda, bütün partileri, tüm halkın gözü önünde, bizim saldırımıza karşı kendi görüşlerini ve eylemlerini savunmak zorunda bırakmak konusunda bize öyle bir araç vermiştir ki, bir benzeri daha yoktur; ve ayrıca, bizim temsilcilerimize, Reichstag'da bir kürsü sunmuştur ve bizim temsilcilerimiz bu kürsünün tepesinden parlamentodaki hasımlarına karşı olduğu kadar, dışarıdaki yığınlara da, basında ve toplantılarda olduğundan bambaşka bir yetki ile ve bambaşka bir özgürlükle konuşabilmişlerdir. Seçim ajitasyonu ve sosyalistlerin Reichstag'daki konuşmaları hükümeti ve burjuvaziyi topa durmadan tutarken, sosyalistlere-karşı yasa, bunların ne işine yarayacaktı ki?
Ama, proletarya, genel oy hakkını böyle etkin bir biçimde kullanarak yepyeni bir savaşım yöntemini işe koşmuştu, ve bu yöntem çabucak gelişti. Burjuvazinin egemenliğinin örgütlendiği devlet kuruluşlarının, işçi sınıfına, hâlâ [sayfa 238] bu devlet kurumları ile savaşmak için yeni kullanım olanaklarını sağladığı anlaşıldı. Çeşitli diyetlerin, belediye meclislerinin, patronlarla işçilerden oluşan hakem kurullarının seçimlerine katılındı, atanmaların saptanmasında proletaryanın yeterli bir bölümünün de katıldığı her görev üzerinde burjuvazi ile tartışıldı, çekişildi.
Ve böylece, burjuvazi ve hükümet, İşçi Partisinin illegal eyleminden çok legal eyleminden, ayaklanmadaki başarılarından çok seçimlerdeki başarılarından korkar oldular.
Çünkü, bu konuda da savaşın koşulları, ciddi olarak biçim değiştirmişti. Eski tarzda ayaklanma, 1848'e kadar her yerde kesin olan barikatlar üzerinde savaş, şimdi bir hayli eskimiş, modası geçmişti.


Okur şimdi anlıyor mu neden yönetici iktidarlar, ille de bizi tüfeklerin patladığı, kılıçların şakladığı yere götürmek istiyorlar? Neden, bugün, peşinen yenilmekten emin bulunduğumuz sokağa paldır küldür inmiyoruz diye bizi korkaklıkla [sayfa 242] karalıyorlar? Neden ısrarla nihayet bir gün kurbanlık koyun gibi ortaya atılmamız için yalvarıp duruyorlar?
Bu baylar, provokasyonlarını olduğu gibi yalvarılarını da boşuna ve hiç uğruna harcıyorlar. Biz o kadar sersem değiliz.


Die Neue Zeit, c. 2, n° 27 ve 28, 1894-9'te ve Karl Marx Die Klassenkämpfe in Frankreich 1848 bis 1850, (Berlin 1895) adlı kitapta kısaltılmış biçimde yayınlanmıştır

..........................................................................................................................

engels bunları söyledi.. ama., neden? söyledi hangi? koşullarda söyledi..
lenin de söyledi.,

buna izahat hazır.. kapitalizmin ilerici olduğu dönem için.. devrimin nesnel koşullarının olmadığı dönem için., vs. vs.
iknada zorlanan varsa., ama lenin ne dedi.. ile devam edilir..
gerçi lenin de., savaşın yarattığı ayaklanma koşulları olan 1917 yılına(temsili rakam) kadar aynı görüşte idi.. üstelik kapitalizm gericileşti, emperyalizm aşamasında demesine karşın.. bu seferde., devrimin objektif koşulları diye bir şey ortaya çıktı..

kısaca., parlamenterizm.; işçi sınıfı savunucusu marksistlerin iktidar ile ilgili., tek temel mücadele zemini idi.
sonradan radikalleşen ve engelsin işaret ettiği gibi., Latin ülkelerinin devrimci işçileri, oy hakkına bir tuzak, hükümetin bir dolap çevirme aracı gibi bakmaya alışmışlardı .. gerçi sadece latin ülkeleri de değil genelde bu anlayış vardı.. bunlara anarşist deniliyordu.. litaratüre de bu yüzden çatışmacı anlamında girdi.. sosyal demokratlara anarşist diyen yoktu..

bu tanımlama., 20. yy. da., silahlı mücadele savunucularına sistem tarafından takılan isimdi.. doğru idi ama hepsi barışcıl mücadeleyi savunan marksist olduğundan hakaret kabül ettiler.. hoş sosyal demokratların devamcısı marksistler de fokocu goşist maceracı., hükümet aleyhtarı gizli fesatlarda, başkaldırmalarda ya da başka her çeşit devrimci eylemlerde payı olmamış bir partinin bulunmadığı fransada.. gibi.. sözlerle aynı ithamları tekrarlarlar..

bunların bir de hem kel hem de fodul olanları vardır.. silahlı ayaklanmayı savunduklarını bu yüzden illegaliteyi savunduklarını parlamenterizme karşı olduklarını söylerler.. ama aynı ithamları yaparlarken., kendileri aslında ayaklanmayı bırak., ayaklanmaya hazırlık olacak tek bir silahlı yapılaşma içine girmezler.. illegal takılır işçi sınıfı içinde legal-legal oynaşırlar..

konu bu değil., bunları neden!!?? anlattım..

konuya girmeden önce kim ne? değil aslında nedir netleşsin istedim..

altı kaval üstü şeşhane gibi duruşlar sonuçda kavala dönüşüyor ve mermiler kısa düşüyor.. yada şaşıyor..

konuya cemaat devlet ilişkisi ile başladım parlamenterizme geldim.. sanırım toparlamam gerekiyor..
 
#4
parlamenterizm avrupada uzun zamandır çökmüş vaziyette idi.. parlamento alanı dışındaki toplumsal muhalefet daha etkindi ve var olan partileri yönlendiriyor yada etkiliyordu. eskiden., partiler bu muhalefet alanlarını etkiler., hatta üzerinde kesin hakimiyeti olurdu.. örneğin., fkp sendikaları kesin etkilerdi.. diğer stk ları da., şimdi tersine döndü., partiler bu alanlara göre mevzileniyor ama işin başına geçti mi? hükümet oldu mu., bildiğini okuyor ve düşürülene kadar böyle oluyor.. fransa toplumu da bir sağımsı sağa., bir solumsu sola yönelip duruyor.. almanyada bunu yeşiller aştı ama partiye dönüştü..

bu süreç., türkiyede ters ve garip biçimde işledi.. tkp yıllarca sendikalar üzerinde etkili gibi görünür ama sendikalar tkp den bağımsız olarak chp ye göre konuşlanırdı.. yayınlar söylemler temsiliyetler tkp üzerinden işler ama iş parlamentoya geldi mi chp belirlerdi.. 1960 da sendika üzerinden parti kuruldu!! ama bu işin hikayesi idi., partide elit aydınlar hakimdi.. sendika üzerinde de hakimiyet yine lafta idi. chp etkindi..
sağ kesimde böyle idi..

akp süreci bunu değiştirdi.. değiştirdi derken sendikalar ve toplum kuruluşları-cemaatler kendi başına etkin oldu demiyorum.. partiler üzerinden sendika ve kurumlar içinde etkin olmanın yerini cemaatsel yapılaşmalar aldı.. buradan da partiler üzerinde hegomanik ilişki başladı.. demek istediğim., o toplumsal kurumun kendi özsel alanının etkisi bile ortadan kalktı.. cemaatsel yapı etkin oldu..

akp bir cemaatler koalisyonudur. ama içindeki tek gerçek ve işler halde olan cemaat gülen cematidir.. diğerleri hala grupları temsil eder., cemaatleşememişlerdir. bu yüzden kitle aktivasyonu ve etki gücü gülen cematinin elindedir..

erdoğanın stad(türkçe olimpiyatları) konuşmasına dikkat edin.. sanki kendi kitlesine değil., birilerinimn kitlesine sesleniyor., yağ çekiyor.. efendi hazretleri türkiyeye gelsin.. burada kendisi devlet olurken., kitle cemaat oluyor..

aynı şey kürdistanda da geçerlidir. orada da kendi kitlesine değil., cemaatin kürt kitlesine seslenir..

ilk çatışma hanefi avcı üzerinden başladı devlet ile cemaat çatışması da diyebilirim.. burada cemaat etkin oldu..
ikincisi., mit içinde başladı., oslo görüşmeleri üzerinden yaşandı erdoğan bunu direk müdahale ile atlatabildi.
son yaşanan da., cumhurbaşkanı ile ilgili anayasa mahkemesi kararıdır.
"bakalım ne olacak"..

milli görüş dağıtılarak ortaya çıkan akp ister istemez örgütlü ve yaygın-etkin cemaat kitlesine yaslanarak var olabildi., küsenlerin oylarını dolaylı direk alabildi (1) .. ama bu arada kendi kitlesini kaybetti..

gerek son seçimler ve yerel seçimler sonrasında parlamento alanındaki erkin hegomanyası da bozuldu.. bu alanlara cemaate yakın kişiler doluştu.. yada denge istediler..


türkiyede., akp hükümeti deniliyor ama asıl güç ne bu hükümet ve nede parlamentodur.. chp bir taraflarını yırtarcasına., çözüm parlamentoda derken., işin bu yanına bakıyor.. çünkü kendisi de gidici.. ve ne yazıkki dayanacağı bir cemaat yok.. olası cemaat "filizleri" ise., ya ulusalcılık yada sol ulusalcılık zeminlerinde.. devlette helen kalmış olan eski bürokrasiye dayanmaya çalışıyor..

ödp bu noktada atak yapıyor.. elbette sol içinden gülen cemaati gibi bir yapılaşma oluşması olanasız.. politik bir görünümle olası.. yada imam-cemaat tipi serbest müridler tarzı da diyebiliriz.

devlet ayağını chp tamamlayacak., diğer ayağıda ödp .. ödp chp eteklerinde dolaşan solun cemaati olma "yol"unda.. ama bunu başaracak yeteneğe ve koşullara sahip mi? tartışılır.. arkadan iten olursa belki.. ilk destek yunanistandan geldi..

ab standartlarına uygun salatanın yanına çengelköy olarak vitrine yerleştirildi.. alıcısı olursa..

yakında bir chp kurultayı yada çalıştayı bekliyorum.. kılıçtaroğlu rizikoyu göze alırsa., bir manifesto ile yola çıkabilir.. "sol"dan da cephe çağrısı ile buna destek gelebilir..

yunanistan işleri buna dönük..
çünkü syrıza'dan daha nitelikli ve iktidar dışı gerçek toplumsal muhalefet olarak hdk ciddi bir rakip., hdk desteğindeki bir seçim bloğu daha etkin..

son demeçler-yazılar-konuşmalar vs. dikkatlice incelensin.. ayrıntıya bakmak gerekir.. çünkü şeytan orada gizli..

bu arada not düşeyim.. olma olasılığı çok düşük ama., son zana çıkışı ile kürtler arasından çıkacak yeni bir partileşme ve buna da sol liberallerin katılımı ve bunlarla akp ortaklaşması da gündemdedir.

parlamento süs olarak duruyor.. herkes., bir şekilde cemaatleşme peşinde..






dipnot
(1).. ilk etapta milli görüş kitlesi erdoğan-gül ikilisine tavır aldı.. ama 28 şubat tazziği(arkadan habire dürten süngü) nedeni ile akp ye iktidar yolunu kapatamadılar.. bu arada gerek iktidar olanakları gerek ise cematin maddi ve sosyal gücü ile bazı milli görüşcülere dağıtılan paylar etkisi ile ciddi bir muhalif islam alanı oluşmadı.. ama bu arada erdoğan kitle zemininde daraldı.. bunu da devlet içinde etkin olma ile kapatmaya çalıştı ise de karşısına cemaat "sızıntı"ları çıktı..
 
#5
Cemaat ve milli görüşçülük birbirine zıt iki akım değil birbirini besleyen zaman zaman kayıkçı kavgası yapan oluşumlar kapitalist ve biatçılar zaman ve akit bence aslında aynı şeylerdir esasen MHP de aynı şeydir hepsi birbirinin aynısı kavga edermiş gibi yapıyorlar önlerinde sosyalist bir blok görmedikçe de hakim güç olmaya devam edecekler sosyalistler halka sadece mücadele kan öneriyorlar bunlarsa biat karşılığı adam kiralıyor sosyalistlerin umut haline gelmesi lazım sürekli ölüm vadederek bir güç nasıl oluşturacaksın topluma umut olman gerek ölmek işin bir yönü insanlar yaşamak ister .
 
#6
lasalle.. Cemaat ve milli görüşçülük birbirine zıt iki akım değil birbirini besleyen zaman zaman kayıkçı kavgası yapan oluşumlar kapitalist ve biatçılar zaman ve akit bence aslında aynı şeylerdir esasen MHP de aynı şeydir hepsi birbirinin aynısı kavga edermiş gibi yapıyorlar önlerinde sosyalist bir blok görmedikçe de hakim güç olmaya devam edecekler sosyalistler halka sadece mücadele kan öneriyorlar bunlarsa biat karşılığı adam kiralıyor sosyalistlerin umut haline gelmesi lazım sürekli ölüm vadederek bir güç nasıl oluşturacaksın topluma umut olman gerek ölmek işin bir yönü insanlar yaşamak ister .
hoşgör ama.. bu yazın genel doğruları taşısa da., yaşamda bir anlam ifade etmiyor.. elma-armut-ayva hepsi bir meyvedir demekten öte bir anlam ifade etmiyor.. yanına domates-biber-patlıcanla birlikte bu meyvelere ve sebzelere bitki denir gibi oluyor..
cemaat ve milli görüş birbirine zıt olmayabilir ama aynı değildir.. hatta her milli görüşcü de aynı değildir..
mazlum-der duruşuna bakıyorsun genelde olumlu ama amed örgütü başka istanbul başka sakarya başka.. NEDEN?!.. ÇÜNKÜ.. FARKLILIKLARI VAR..

bu farklılıkları sosyal-politik konseptler üzerinden ele aldığında ciddi farklılıklara dönüşür.. atarattığı sonuçlar anlamında da..

yakında bir chp kurultayı yada çalıştayı bekliyorum.. kılıçtaroğlu rizikoyu göze alırsa., bir manifesto ile yola çıkabilir.. "sol"dan da cephe çağrısı ile buna destek gelebilir..

ilk etapta milli görüş kitlesi erdoğan-gül ikilisine tavır aldı.. ama 28 şubat tazziği(arkadan habire dürten süngü) nedeni ile akp ye iktidar yolunu kapatamadılar.. bu arada gerek iktidar olanakları gerek ise cematin maddi ve sosyal gücü ile bazı milli görüşcülere dağıtılan paylar etkisi ile ciddi bir muhalif islam alanı oluşmadı.. ama bu arada erdoğan kitle zemininde daraldı.. bunu da devlet içinde etkin olma ile kapatmaya çalıştı ise de karşısına cemaat "sızıntı"ları çıktı..
ilk çatışma hanefi avcı üzerinden başladı devlet ile cemaat çatışması da diyebilirim.. burada cemaat etkin oldu..
ikincisi., mit içinde başladı., oslo görüşmeleri üzerinden yaşandı erdoğan bunu direk müdahale ile atlatabildi.
son yaşanan da., cumhurbaşkanı ile ilgili anayasa mahkemesi kararıdır. "bakalım ne olacak"..
bu yazımı 2012 haziran ayında yazmışım.. 17 aralık 2013 operasyonu başlamadan önce.. senin gibi baksa idim gelişmeleri göremezdim.. bakmayanlar buna göre pozisyon alamazdı..

yakında bir chp kurultayı yada çalıştayı bekliyorum.. kılıçtaroğlu rizikoyu göze alırsa., bir manifesto ile yola çıkabilir.. "sol"dan da cephe çağrısı ile buna destek gelebilir..
yine aynı yazıda bunları yazmışım.. ve oldu da.. ben demiştim anlamında demiyorum.. olan zaten ortada.. olacak olanda bu olanların süreç içindeki biçimlenişine göre gelişiyor..

demem oki.. sosyalistlerin umut haline gelmesi lazım sürekli ölüm vadederek bir güç nasıl oluşturacaksın topluma umut olman gerek ölmek işin bir yönü insanlar yaşamak ister .
sosyalistlerin ımut haline gelmesi için., öncelikle süreci ve içindeki dinamikleri doğru analzi edecek ve buna uygun doğru pozisyonlarla müdahil olacaklar.. ey ümmeti müslüm cemaat ile akp aynı mhp aynı demekle varacağın yer chp solu olmaktır.. akp-cemaat karşıtlığı ile sınırlı yola çıkacaksan mecbur chp dolmuşuna binmek zorundasındır.. burada da devletcilik ve anti kürtcülük bileti geçerlidir..

isterdim ki.. 2012 haziranında yaptığım analizleri ve tespitleri ve en önemlisi önbörüleri sorgulsaydın..
 
#7
chp ile ilgili fazla eleştiri yazmıyorum çünkü chp şu an güç sahibi değil aslında yıllardır değil üstelik içinde mustafa Sarıgül gibi tiplemeler bulunan bulamaç bir parti aldığı yüzde yirmi beş oy bile fazla kemalizm denen garabet çoktan tasviye oldu bu ülkede o yüzden olmayan hayaletlerle güreşmek istemiyorum istediğim şey akpden kurtulmak bunu sosyalist bir bloğun chp karşısına da dikilerek başarabileceğini düşünüyorum hdp bileşenleriyle bunu başarabilir ancak o zaman da önlerine ''türkiyelileşmek'' denen şey çıkıyor bu hdpnin esas fikrine hakim fikrine aykırı birileri birşeylerden taviz verecek yoksa ne yazık ki dediğiniz gibi yollar oy vakti genel olarak chpye çıkar benim bireysel seçimim bu noktada önemsiz zaten türkiyedeki kapitalist sistem insanlarda önemsizlik sendromuna yol açıyor ben de bu sendromdan muzdaripim.
 
#8
Milli görüş ve cemmat aynıdır kodları incelenirse farklılıkları olabilir bana hep aynı gözüktüler kemalizmin yerine konulan görüş budur artık devlet ideolojisi kemalizm değil cemaat milli görüş karışımı bir şey bu da türkiyenin fransa gibi bir ülke olmadığını devlet geleneğinin oturmamış olduğunu gösterir dünyada oturmuş bir ülke gösterin bana türkiye gibi sürekli ideoloji peşinde koşsun devletine habire yeni ideolojiler devşirsin ordunun kemalistliği bile tartışmalıdır bu ülkede çünkü askerliğini yapmış olanlar bilir ordunun ağzından allah düşmez laik bir ülke dahi değiliz hiçbir zaman olmadık .
 
#9
cemaatleşmede parti tasfiyeleri yada formatlanma olayları

bu yazıyı 2012 haziranında yazmışım.. bazı öngörülerde bulunmuşum.. lasalle 15 ay sonra konuyu bulmuş müdahil olmuş.. sağolsun.. :D her zamanki gibi mevzu ne yazılanlar ne dememiş..
Cemaat ve milli görüşçülük birbirine zıt iki akım değil birbirini besleyen zaman zaman kayıkçı kavgası yapan oluşumlar kapitalist ve biatçılar zaman ve akit bence aslında aynı şeylerdir esasen MHP de aynı şeydir hepsi birbirinin aynısı kavga edermiş gibi yapıyorlar önlerinde sosyalist bir blok görmedikçe de hakim güç olmaya devam edecekler
gibi anlamlı!! bir tespit sonrasında konu ile ilgisi olmayan bir "mevzu"ya değinmiş.. sosyalistler halka sadece mücadele kan öneriyorlar
bu doğru değil ama diyelimki doğru.. sosyalistler kapitalist düzenin ykılması için mücadelede kan değil de ne önerecekler.. hep birlikte yağmur duasına çıkalım., kapitalizm yağmurlar altında kalasın mı? önerecekler.. herkes işinden ayrılsın evinde tahtaları kemirsin mi? önerecekler.. velevki önerdiler.. devlet.. hemde kurucu cumhuriyet kadrolarının devleti zonguldak bölgesinde köylüyü zorla madende çalıştırmadı mı?..
ocak 1940 tarihinde inönü hükümeti tarafından çıkartılan mükellefiyet kanunu ile zonguldak havzası köylüleri 7 yıl zorla madenlerde çalıştırıldı hemde yaşı 13 ile 50 arasındaki sağlıklı erkekler.. zaten arası asker olarak alınmıştı.. bu kanun ve uygulama 1897 yılında uygulanmış ve dilaver paşa'dan örnek alınmıştır..
neyse.. lasallenin bir başka bildiği vardır.. söyler.. de..
bunlarsa(bahsettikleri islamcılar) biat karşılığı adam kiralıyor sosyalistlerin umut haline gelmesi lazım sürekli ölüm vadederek bir güç nasıl oluşturacaksın topluma umut olman gerek ölmek işin bir yönü insanlar yaşamak ister .
biat karşığı adam kiralamak :D sanırım böyle bir cümleyi eleştirmek yerine mizah köşesine asmak daha doğru olacak..

konu ne lasalle ne de mizahi cümleleri.. zaten olması gereken yanıtı vermişim..
bu yazımı 2012 haziran ayında yazmışım.. 17 aralık 2013 operasyonu başlamadan önce.. senin gibi baksa idim gelişmeleri göremezdim.. bakmayanlar buna göre pozisyon alamazdı..

demem o ki., aynı şeyi tekrarlayacağım..

devlet format ve biçim değiştiriyor.. tarihsel sürecinin bu aşamasını da tamamlayan devlet format ve biçim değiştiriyor.. işleyeceğim konu da bu anlamda devlet kendi partilerini de kendine uyumlu biçim ve format değiştirmeye zorluyor..

anap örnek modeldi ama işletilemedi.. şimdi akp örnek modeldir..
ortada akp diye bir kurumsal parti var ama ortada klasik kurumsal bir parti işlevinde bir akp yok.. cemaatler(dinsel-çıkarsal-sosyal vs) bir ayrışsa ortada akp kalmaz.. tıpkı anap gibi.. anap cemaatleşemedi.. partilerden apartılanlarla yaratıldı ama cemaatleşemedi.. zaten olamazdı da bu yüzden var olan cemaatler geliştirildi bunların bileşiminden akp ortaya çıkartıldı..

gülen cemaatinin tasfiyesinin asıl değil ama bir nedeni de budur.. akp'ye ve devlete cemaat üzerinden oturmak.. devlet elini sürmeden gülen cemaatini akp içindeki diğer cemaatler eli ile tasfiye etti.. ama yok edilmesine halen izin vermiyor..

akp neden yarılmıyor yada parçalanmıyor!!!
çünkü.. bir proğram çerçevesinde değil de iç çatışma ile bu yaşanırsa., yerine yenisi yaratılamaz.. yarılma-dağılma sonucu her bir bileşen cemaat yapıları ayakta kalamaz..
yani.. akp içinde yarılma olayı denilen şey şöyle oluşur.. akp proğramında değişim yapılır., uymayan cemaatler tasfiye edilir.. demek ki henüz ortada bir proğram yok yada olanlar henüz devreye sokulacak koşullara sahip değil..

örneğin.. chp ve mhp bu formatları., yani klasik parti formatları ile kaldıkça akp değişime zorlanamaz.. chp-mhp de cemaatlerde oluşan bir formata sokulsun ki., sıra akp ye gelsin.. avrupaya bakın.. ilginç koalisyonlarla hükümetler kuruluyor.. kurulan hükümet değil proğramdır..

toparlarsam.. chp ve mhp operasyon yiypor ama bu operasyon tayyip başkan olsun yada cumhuriyet yapısı bozulsun diye değil.. eski parti formatları değişsin diyedir.. ondan sonra hangi konsept hangi proğramı iktidar yapmak isteyecek ise çatışma başlar..

mhp "olayı"na bakıyorum.. çok ilginç şeyler söyleniyor.. mhp gibi bir partiyi var eden karakterin çok dışında şeyler..

örneğin..
Tüzük kurultayı Türkiye'de herkese seçmenlerin, delegelerin bir siyasi partideki hukuki rolünü göstermesi açısından tarihi önemdedir. Hiçbir genel merkez partililere dayatmada bulunamaz. MHP tabanı sözünün dinlenmesini istemiş ve bunun için siyasi birlik gösterebilmiştir. Genel merkezin delegelerin sesini dinlemesi MHP’nin geleceği açısından kritiktir. Genel merkez -genel başkan ne derse o- anlayışından vazgeçmek durumundadır. MHP ciddi bir değişim ve dönüşümün içindedir.
bu tespitleri yapan kişi., MHP ve siyaset üzerine çalışmalarıyla bilinen, Ahi Evran Üniversitesi’nden Doç. Kürşat Zorlu.. yani., mhp süreçlerini ve içeriğini çok iyi bilen birisi..
düşünebiliyormusunuz.. başbuğ tek lider tek devlet tek millet anlayışı ile yoğrulmuş bir parti anlayışı ve taban formatına çok ters bir durum!! gelişiyor bu kişi böyleolmalıdır., "güzel şeyler oluyor" tespitini yapıyor.. Genel merkez -genel başkan ne derse o- anlayışından vazgeçmek durumundadır. MHP ciddi bir değişim ve dönüşümün içindedir.
hal böyle olursa mhp-ülkücü hareket formatı diye bir şey kalır mı?.. haliyle kalmaması için operasyon yapılıyor.. yani.. mhp akp'leştiriliyor.. yine bir genel başkan ve kurmay heyei olacak ama altında ideolojik-sosyal-vs bir taban olmayacak.. 3-5- bacaklı sandalye üzerinde duracak ama bu bacakların her yer değiştirmesinde dengede kalabilmek için yer değiştirmeyi başaran konseptin emrinde olacak..

aynı şey chp üzerinde de yaşatılıyor.. mhp., kayı boyunun aşiret partisi formatından çıkartılacak chp de kemalizm aşireti formatından.. anlayacağnız her ikisi de aşiretler(cemaatler) konfederasyonu olacak.. aralarından birini ortak çıkar anlamında lider seçerler., olmadı icat ederler..

chp bu anlamda türkie solunun nasyonalistlerini de içeren bir tür sol cemaatler partisi olacaktır.. sanırım sodep girişimi yeniden hortlatılacak..

bu yazdıklarım da birer olasılık öngörüleri.. illaki böyle olacak değil.. ben.. politik sürecin bu aşamasındaki durum ve olası gelişmelere üzerinden bunları yazdım.. öyle şeyler yaşanır ki., süreç farklı bir yere evrilebilir..
 
Üst