Dökh ile kadın cumhuriyetine

#1
DÖKH kongreleşme kararı aldı ve bugünlerde ilk kongresini gerçekleştiriyor.Kon greleşme yani örgütlü toplumu yaratmanın ilk ayağı olarak bir örgütlenme biçimidir.Bugün DTK ve HDK içindede kendini aktif olarak var edecek olan DÖKH kongreleşerek toplumsal mücadelelenin kilit ayağı olan kadın hareketinde büyük bir ilerleyiş sergilenmiş olur.Neden peki??? bunun nedeni türkiye solunun kökenlerinde yatmakta.Türkiye solu ata erkil kökenden gelmektedir.Kemalist lerde olduğu gibi türkiye soluda kadının ayrı bir biçimde örgütlenmesini(kadın meclis ve komünlerine) karşı çıkıyordu.Feminizmi cinsiyetçi bir yaklaşım olarak değerlendiriyordu.

darbe sonrası dönemde kurtuluş hareketi kadınlarında belki de bir ayrışma yaşandı.Yani kurtuluşçular kadının ayrı bir şekilde örgütlenmesi gerektiğine inanıyorlardı ve her direnişlerinde bunu dile getiriyorlardı.Mesel a 8 mart emekçi kadınlar gününde erkeklerin yürüyüşlere katılmasına karşı çıkıyorlardı.Belki de kadının ayrı örgütlenmesinde ilk radikal adım olarak bu değerlendirilebilir.


Kurtuluş bir yana bugün eğer köh deki kadın algısı değişmeseydi türkiye solunda böyle bir feministleşme süreci göremeyecektik doğrusu.Köh nin kapitalist modernite eleştirisiyle doğrudan bağlantılı olarak erkek ırkçı biliminin eleştirisi ve ana kadın kültürüne verilen destek ile birlikte bugün türkiye solu gerçekten o dar sınırlarından ayrılıyor.Ama hala ödp ve tkp takımında kadın konusundaki ilerleme göze çarpmıyor.Ödp eş başkanlık sistemini bdp den görerek öğrendi ve yalama yapıştırma bir şekilde uyguladı.Tkp de zaten nasıl bir gelişme olabilir die dile getirmeye gerek yok.tkp çevresi değişimden çok uzak duran kökenlerine sıkı bir şekilde bağlı muhafazakar iktidarcı bir çevredir.


Tabi köh ile ilerleyen bu kadın konusu bugün feminizm sınırlarınıda aşmaktadır.Feminizme deyinmeden önce bugün yaşadığımız ülkedeki kadın örgütleri daha kendilerine feminist diyemiyorken türkiyede feminizmi aşan bir örgütlenmeye gidilmesi hayli ilgi çekici

Feminizm,kadın hakları hareketi olarak dünyada gelişirken çok çeşitli yollara da saptı.Yani düzen içi bir hareketten ziyade bir emekçi kadın hareketi olarak var olması kaçınılmazdı.Çünkü devletçi iktidarcı sistemin yükseldiği temel nokta ana kadın emeğinin dışlanması yok sayılmasıydı.Dişi bütün canlılar dünyasında çocuğuna bakarak en büyük altruist faaliyetlerden birini gerçekleştirirken ve toplumsallaşmanın temelini bu özelliği ile oluştururken toplumsal kanserleşme ile bilikte insanlık kendi ana kadın felsefesinden yabancılaştırıldı uzaklaştırıldı.Neoli tik devrimin öncüsü ekoloji ile direkt bağlantılı olan komünal yaşamın bekçisi kadın devletçi zihniyet tarafından hor görüldü dışlandı.Ücretli emek söz konusu olunca kadının ev içindeki en önemli emeği yok sayıldı.

Feminizm türlerine girmektense onun nasıl olursa daha gelişkin bir biçimde ana kadın kültürünü sahipleneceği noktası daha önemlidir.Yani marksist feministler veya diğerleri olsun feminizmi bir hak arama mücadelesi olarak görüp desteklerler.Biz ise feminizmi sadece dar kapsamlı sistemden dışarı çıkmayan bir hak mücadelesinden ziyade yeni yaşamın örgütleyici ideolojisi ve felsefesi olarak görüyoruz.Bize göre kadın kendi hakikatine kendi felsefesine göre yaşarsa asıl o zaman insanlık toplumsallaşmış bir yaşama kavuşacaktır.Kadının toplumsal örgütlenmedeki rolü neolitik devrimde tarımı örgütleyen temel cinsiyet olduğu gibi devrimi örgütleyecek temel cinsiyette o dur.Kadın eğer kendini bir anne olarak bir emekçi olarak yani bunların bütününde bir tanrıça olarak görüyorsa o zaman devrimci bir role evrilmiş olacaktır.Tanrıça kavramıda bugünkü mutlak gücün sahibi tanrı ile karıştırmayalım.Tanr ıça toplumun ta kendisidir aslında.Doğadır aynı zamanda.Yani tanrıça toplum üstünde toplum üstünde iktidar odağı olarak yansıtılamaz.O toplumsal yaşamın temelidir.O doğadır annedir üretendir o her şeydir.



Jineoloji yani kadın bilimi de bugünkü iktidarcı zihniyetin bilimini değişitirecek olan sosyal bilimdir.Temelini ana kadın kültüründen felsefesinden alır.Doğayla iç içe aynı zamanda toplumsal çıkarları düşünerek paylaşmayı dayanışmayı esas alacak şekilde bilimi örgütlemelidir.Bugün ün komünar feminizminin bilimi jineolojidir.



Biz de erkekler olarak var gücümüzle bu kültürü desteklemeliyiz.Çoğu muzun içinde bunları okurken neden erkek yok neden ana tanrıça diye diye kelimeler geçiyor diye sorabilir.Bu da bizim cinsiyetleri sadece seks organlarımızla algılamamızdan dolayıdır.Cinsiyet toplumsal bir kavramdır sadece bir organlar bütünü bir vucut sistemini ifade etmiyoruz burada.Doğanın ve toplumun erkeğe ve kadına biçtiği roller farklıdır.Eşeysiz üremeden eşeyli üremeye geçtikçe cinsiyet farkı oluşmuştur .Memelilerde bir bebeğin hangi erkekten olduğunu bilemezsiniz fakat hangi anadan olduğu bellidir bu da anayı altruist bir davranış yapması yönünde evrimleştirir.Yani ananın yememesi yedirmesi içmemesi içirmesi gibi tanımlar ana kültürü aslında toplumsal kültürün temelini oluşturur.Özellikle insanlar açısından değerlendirirsek insan doğdu andan 15 yaşına kadar döllenme yeteneği yoktur.Yani o ana kadar annesiyle birlikte yaşamalıdır.Toplumun kökeni de işte buraya dayanıyor.Yani anasını uzun süre terk etmeyen bireyler olarak klanları oluşturuyor insanoğlu.

Bugün hakikatimizde var olduğu gibi anneyi tekrar o eski konumuna getirmek lazımdır.Kadınların toplum içerisinde ayrı örgütlenmelerinin temelinin kadınların öncülüğüdür diye belirtmiştim.Yani kadın komünleri meclisleri kooperatifleri olarak kadın her türlü üretimde politikada ve en önemlisi ahlakta bir öncü olarak ayrı çalışmalar yürütebilir.Bu ayrı çalışmalar halk meclisleri ve komünlerine bağlı olarak ana kadın kültürünün tekrar canlandırılması ve sürdürülmesi sağlanmalıdır.

Bugün rojava da her mahallede bir mala jin yani kadın evi olduğu gibi kadın komünlerine de tam destek vermeliyiz


BİJİ YEKİTİYA STAR

YAŞASIN DÖKH
__________________
 
Üst