Doğadaki Matematik

#1
DOĞADAKİ MATEMATİK
Mısır'daki piramitler, Leonardo da Vinci'nin Mona Lisa adlı tablosu, ay çiçeği, salyangoz, çam kozalağı ve parmaklarınız arasındaki ortak özellik nedir? Bu sorunun cevabı, Fibonacci isimli İtalyan matematikçinin bulduğu bir dizi sayıda gizlidir. Fibonacci sayıları olarak da adlandırılan bu sayıların özelliği, dizideki sayılardan her birinin, kendisinden önce gelen iki sayının toplamından oluşmasıdır. Fibonacci Sayıları: 0, 1, 1, 2, 3, 5, 8, 13, 21, 34, 55, 89, 144, 233, 377, 610, 987, 1597, 2584, ... Fibonacci sayılarının ilginç bir özelliği vardır. Dizideki bir sayıyı kendinden önceki sayıya böldüğünüzde birbirine çok yakın sayılar elde edersiniz. Hatta serideki 13. sırada yer alan sayıdan sonra bu sayı) sabitlenir. İşte bu sayı "altın oran" olarak adlandırılır. ALTIN ORAN = 1,618
BİTKİLER VE ALTIN ORAN: Çevremizdeki bitkilere, ağaçlara baktığımızda dalların birçok yaprakla kaplı olduğunu görürüz. Uzaktan baktığımızda, dalların ve yaprakların gelişigüzel, dağınık bir şekilde dizilmiş olduklarını düşünebiliriz. Oysa, her ağaçta, hangi dalın nereden çıkacağı ve yaprakların dal çevresinde dizilişleri, hatta çiçeklerin simetrik şekilleri dahi belirli sabit kurallar ve ölçülerle belirlenmiştir. Ayrıca her bitkinin kendine özgü dallanma ve yaprak diziliş kuralları vardır. Bilim adamları bitkileri sadece bu dizilişlerine göre tanımlayıp sınıflandırabilmektedirler.
Bitki türüne göre değişen bu diziliş şekilleri dairesel veya sarmal yapı şeklindedir. Bu dizilişin en önemli sonuçlarından biri yaprakların bir diğerini gölgelemeyecek şekilde yerleşmiş olmalarıdır. Botanikte "yaprak diverjansı" olarak tanımlanan bu oranlara göre bitkilerde yaprakların gövde etrafına dizilişlerindeki düzen belirli sayılarla belirlenmiştir. Bu diziliş hesaba dayanır. Bir yapraktan başlayıp, gövde etrafında dönerek aynı hizadaki diğer yaprağa rastlayıncaya kadar yapmamız gereken tur sayısı (N) ile, bu turlar arasında karşılaştığımız yaprak sayılarını (P), sırasıyla N ve P ile gösterirsek, P/N oranı, bitkilerde "yaprak diverjansı" olarak adlandırılır. Bu oranlar çayır bitkilerinde (otlarda) 1/2, bataklık bitkilerinde 1/3, meyve ağaçlarında (elma) 2/5, muz türlerinde 3/8, soğangillerde 5/13'tür.
Bitkiler ilk yaratıldıkları günden beri matematik kurallarına harfi harfine uyarlar. Yani hiçbir yaprak veya hiçbir çiçek tesadüfen ortaya çıkmaz. Bir ağaçta kaç dal olacağı, dalların nereden çıkacağı, bir dal üzerinde kaç yaprak olacağı ve bu yaprakların hangi düzenlemeyle yerleşeceği önceden bellidir. Ayrıca her bitkinin kendine özgü dallanma ve yaprak diziliş kuralları vardır. Bilim adamları bitkileri sadece bu dizilişlerine göre tanımlayıp sınıflandırabilmektedirler.
İNSAN VÜCUDU VE ALTIN ORAN: İnsan vücudunda altın orana verilebilecek ilk örnek; göbek ile ayak arasındaki mesafe 1 birim olarak kabul edildiğinde, insan boyunun 1,618'e denk gelmesidir. Bunun dışında vücudumuzda yer alan diğer bazı altın oranlar şöyledir:
Parmak ucu-dirsek arası / El bileği-dirsek arası,
Omuz hizasından baş ucuna olan mesafe / Kafa boyu,
Göbek-baş ucu arası mesafe / Omuz hizasından baş ucuna olan mesafe,
Göbek-diz arası / Diz-ayak ucu arası.
İnsan Eli: Parmaklarımız üç boğumludur. Parmağın tam boyunun İlk iki boğuma oranı altın oranı verir (baş parmak dışındaki parmaklar için). Ayrıca orta parmağın serçe parmağına oranında da altın oran olduğunu fark edebilirsiniz. (Mehmet Suat Bergil, Doğada/Bilimde/Sanatta, Altın Oran, Arkeoloji ve Sanat Yayınları, 2.Basım, 1993, s. 87.) 2 eliniz var, iki elinizdeki parmaklar 3 bölümden oluşur. Her elinizde 5 parmak vardır ve bunlardan sadece 8'i altın orana göre boğumlanmıştır. 2, 3, 5 ve 8 fibonocci sayılarına uyar.
İnsan Yüzünde Altın Oran: Örneğin üst çenedeki ön iki dişin enlerinin toplamının boylarına oranı altın oranı verir. İlk dişin genişliğinin merkezden ikinci dişe oranı da altın orana dayanır. Bunlar bir dişçinin dikkate alabileceği en ideal oranlardır. Bunların dışında insan yüzünde yer alan diğer bazı altın oranlar şöyledir:
Yüzün boyu / Yüzün genişliği,
Dudak- kaşların birleşim yeri arası / Burun boyu,
Yüzün boyu / Çene ucu-kaşların birleşim yeri arası,
Ağız boyu / Burun genişliği,
Burun genişliği / Burun delikleri arası,
Göz bebekleri arası / Kaşlar arası.
 
#2
bnaibrith , tamam anladık , otları seviyorsun ,kabul .

dee, burası sera bahçesi değil ki .var mı şöyle devrimci bitki filan.
 
#3
bnaibrith , tamam anladık , otları seviyorsun ,kabul .

dee, burası sera bahçesi değil ki .var mı şöyle devrimci bitki filan.
:D:):D:)sevgili gerduni.. doğanın kendisi doğuşdan devrimcidir.. bitkiler ise en önemli militanlarıdır.. revizyonistleri hayvanlar., oportünistleri insanlardır ve insanların içinden faşistleri de çıkar.. onlarada erk-ek denir..

anımstayım.. jın jıyan aynı köktür.. anlamını sen bilirsen.. :)
 
#4
ağabey , ömrün uzun olsun , sevdiklerinle huzurla yaşarsın, inşallah.
çünkü öyle güldümki şimdi : )))))
..
bu arada , şimdi sana ağabey dedimya , sanarlarki feodal yapı , derebeylik , ağalık düzeni , kürtler v.s. v.s.
 
#5
bu arada , şimdi sana ağabey dedimya , sanarlarki feodal yapı , derebeylik , ağalık düzeni , kürtler v.s. v.s.


evet derler ama bunun için bahane çok.. ama bahane arayanlarda akıl yok..
ağalık düzeni aşiret sisteminin erksel yapısıdır.. ama bu erksel yapının varlığı aşiret sisteminin olumsuz olduğunu ispatlamaz..

insanların ortak yaşam kurmaları(komünal klan) başlangıcında bir birlik sistemi vardı ama erksel yapı yoktu.. komünal klanın genişleme çabaları içinde komünal klan sisteminin özündeki değerler kaybedildikçe., erksel yapılar ortaya çıktı.. komünak klandan aşirete oradan konfederasyona giden süreç içinde erksel yapı daha önce ve hızla "ilerleyince".. insanlığın toplumsallaşma sürecini kendi erksel sürecine dönüştürdü.. rahip-asker erk kurumu ve ağa-şıh erk kurumu vs. gelişti.. şimdiki "modern" devleti erk kurumunu yarattı.. aynı şekilde komünal klan ile başlayan aşiret sistemini de aileye daralttı.. insanlığın ortaklaşmaşarını da devlet ulusculuğuna dönüştürdü..
yani.. doğa içindeki insanın doğal toplumsallaşma ortak yaşam sürecini bozdu..
ben.. feodalizm derken., kapitalist modernite solcuları gibi bakmam.. feodalizm denilen dönemin bazı olgularına değer biçerim.. olumsuz gördüğüm olgu erksel kurmlardır.. ve onlar da kapitalist aşamadan daha gerici değil., kapitalizmin öncesi halleridir.. hep beraber gericidirler..
kısaca.. komünal yaşam döneminden sonrası süreç bir bütün olarak karşı devrim ve gerici süreçtir.. bazıları "ilerleme" diyebilir ben de onlara komünist(komünalist) demem.. kapitalist modernite solcusu derim.. onlar hala 1800'lerde kralın solunda oturanlardır.. oradaki pozisyonlarını aşamamışlardır..

konu doğa ve bitkiler.. bu yazdıklarımı konuya bağlayayım..

nil nehrindeki timsahlar temizleniyor.. ve nil nehri suyu kirleniyor.. çünkü timsahlar nil nehir kompleksinin olmaz ise olmaz bir parçasıdır..

sermaye sistemine bağlı sanayileşme ve kentleşme aynı biçimde doğaya ve insan yaşamına olumsuz bir müdahaledir.. ilerleme değildir.. köy/kır kent ve sanayiye göre feodalizm ve gericilik denir ya.. aynen nil nehrinden timsahları yok edip., nehri kirletmek gibidir..

aşiret dahil bazı hukuku ve kurumları olumludur.. buna gundilik feodalizm diyen desin..
ağalık onların ilerlemesidir.. neden sendika ağaları diyorlar.. yada parti/örgüt ağaları vs. çünkü aynı şeydir..
ben bu feodal!! ve "modern" ağalıklara karşı çıkarken., aşiretciliğin komünal yanlarına sahip çıkarım.. ve yarına akıtabilmem içinde aşiretden daha öncesine kadar sahip çıkarım..
anlayacağın ben bir feodal gundiyim..
doğa içinde aynıdır.. doğanın kendi dengesini bozan sanayi ve kentleşmeye karşıyım.. işçi sınıfı dedikleri bu kanserin taşıyıcı hücreleridir.. ne kutsaldır ne de çoğalması gerekir.. aksine azalması gerekir..

istanbul sokaklarında jeep kullanmak akıl işimidir.. :D jeep arazide kullanılır..

15 milyonu bulmuş bir istanbulun en az o kadar kıra gereksinimi vardır.. yoksa gdo denilen şey zorunlu olur.. gibi..
 
Üst