egemenlerin demagojisi "bireysel" terörizm!!

#1
"bireysel"!! terörizm.. bu tanım ilk olarak 1800'lerde ortaya atıldı.. bundan önce terör tanımı ilk ne zaman kullanıldı bunu ele alalım..

bugün terör lafını ağzından düşürmeyenlerin bazıları örneğin perinçekciler ve sip-tkp., aynı zamanda jakobenizme ve robespiyer'e sahip çıkarlar.. terör tanımını ilk olarak resmen kullanan ve işleten jakoben iktidarı ve robespiyer'dir..
"Komplo kuran tüm kişileri dehşete düşürmenin zamanı geldi. Kanun adamları, Terörü başlatın." 1793 canvebtion bildirisi robespiyer. daha sonra bu tanım devrimci terör olarak literatüre girdi.. ama o dönemin komünistlerin(anarşist ve blanquistler) sahiplendiği anlamı ile..
egemenlere karşı yapılan şiddet eylemleri olarak içerik aldı..
ve.. tartışmalar da başladı..

özellikle 1848 ayaklanmalarının bastırılmasından sonra devrimci şiddet tanımı tartışılmaya başlandı.. bu tartışmalar burjuva devrimi!! ve ilericiliği tartışmaları ile paralel sürmüştür..

Avrupa solunda ayrışma başlamıştır..
bir tarafta Fransız parlamentosunun solunda oturan burjuvaların yarattığı sol diğer tarafta burjuvaziye karşı olmayı devletine de karşı olmak olarak tanımlayan sol..
burjuva solu yada şimdiki gerçek tanımı ile kapitalist modernite solu.; sürecin henüz olgunlaşmadığını ve bu sürecin diyalektik-nesnel tarihsel bir süreç olduğu., bu anlamda bu süreç içinde devrimci şiddetin yanlış olduğunu iddia ediyordu..
dönem., evrimci çalışma dönemiydi.. kapitalist modernitenin yaratacağı nesnelliğin üzerinden sınıfın bilinçlendirilmesi ve örgütlendirilmesi görevlerini içeriyordu.. bu anlamda şiddet yanlıştı.. kırsalı(feodaliteyi) tasfiye eden ve bu anlamda aydınlanmayı geliştiren bu süreç içinde sınıfa bilinç götürme ve örgütleme işleri yapılmalıydı.. yine bu dönemlerde genel!! oy hakkı sahipleniyor ve şiddet eylemleri eleştiriliyordu..

Ve hele Paris ayaklanması, zafere ulaşan Viyana, Milano ve Berlin ayaklanmalarıyla yankılanınca, Rusya sınırına kadar bütün Avrupa harekete sürüklenince, daha sonra Haziran ayında Paris'te proletarya ile burjuvazi arasında iktidar uğruna ilk büyük savaş verilince, kendi sınıfının zaferi bile bütün ülkelerin burjuvazisini, yeniden, henüz az önce devrilmiş bulunan kralcı-feodal gericiliğin kollarına atılacak kadar sarsınca, biz, o günün koşulları içinde, büyük ve kesin kavganın başlamış olduğundan ve bu kavgayı uzun süreli ve seçeneklerle dolu bir tek devrimci dönemde vermek gerekeceğinden, ama bu kavganın ancak proletaryanın kesin zaferi ile sonuçlanabileceğinden artık hiç bir şekilde şüphe edemezdik.
..
Ama tarih bizi de haksız çıkardı, bizim o zamanki görüşümüzün bir yanılsama olduğunu ortaya koydu. Hatta daha da ileri gitti: yalnız bizim o zamanki yanılgımızı savurmakla kalmadı, proletaryanın, içinde dövüşmek zorunda olduğu koşulları da baştan aşağı altüst etti. 1848'in savaşım tarzı bugün her bakımdan eskimiş, zamanı geçmiştir ve bu, bu vesileyle daha yakından incelenmeye değer bir noktadır.
..

Tarih bizi ve benzer düşüncede olanların hepsini haksız çıkardı. Tarih gösterdi ki, Kıta üzerindeki iktisadi gelişme durumu, o zaman, kapitalist üretimin kaldırılması için henüz yeterince olgunlaşmamıştır .. Ve, o anda, işçi sınıfının bu iktidarının, bizim burada betimlediğimiz çağdan yirmi yıl sonra bile hâlâ ne kadar olanak dışı olduğu bir kez daha görülebildi.
Komün, kendisini ikiye bölen iki parti arasındaki, her ikisi de yapılacak işin ne olduğunu bilmeyen blankiciler [sayfa 235] (çoğunluk) ile prudoncular (azınlık) arasındaki kısır çekişmelerle tükenip gitti. 1871'deki zafer armağanı, 1848 baskınından daha fazla meyve vermedi.
bunları belirten engels mücadele biçimi olarak şuna işaret ediyor..

Ama, Alman işçileri, Sosyalist Parti olarak, en kuvvetli, en disiplinli ve en çabuk büyüyen parti olarak, sadece varlıkları ile yaptıkları ilk hizmetten başka, davalarına büyük bir hizmet daha görmüşlerdi. Bütün ülkelerdeki arkadaşlarına genel oy sisteminden nasıl yararlanılacağını göstererek onlara yeni bir silah vermişlerdi, en keskin, en etkili silahlardan birini vermişlerdi.
Genel oy, .... Ama, proletarya, genel oy hakkını böyle etkin bir biçimde kullanarak yepyeni bir savaşım yöntemini işe koşmuştu, .... Ve böylece, burjuvazi ve hükümet, İşçi Partisinin illegal eyleminden çok legal eyleminden, ayaklanmadaki başarılarından çok seçimlerdeki başarılarından korkar oldular.
Çünkü, bu konuda da savaşın koşulları, ciddi olarak biçim değiştirmişti. Eski tarzda ayaklanma, 1848'e kadar her yerde kesin olan barikatlar üzerinde savaş, şimdi bir hayli eskimiş, modası geçmişti.


Okur şimdi anlıyor mu neden yönetici iktidarlar, ille de bizi tüfeklerin patladığı, kılıçların şakladığı yere götürmek istiyorlar? Neden, bugün, peşinen yenilmekten emin bulunduğumuz sokağa paldır küldür inmiyoruz diye bizi korkaklıkla [sayfa 242] karalıyorlar? Neden ısrarla nihayet bir gün kurbanlık koyun gibi ortaya atılmamız için yalvarıp duruyorlar?
...
. Baskınlar zamanı, bilinçsiz yığınların başında bilinçli bir küçük azınlık tarafından gergekleştirilen devrimler zamanı geçti. ..... Latin ülkelerinde dahi eski taktiği yeniden gözden geçirmek gerektiği gitgide daha iyi anlaşılmaktadır.

Die Neue Zeit, c. 2, n° 27 ve 28, 1894-9'te ve Karl Marx Die Klassenkämpfe in Frankreich 1848 bis 1850, (Berlin 1895) adlı kitapta kısaltılmış biçimde yayınlanmıştır

uzunca alıntıladım.. çünkü o dönemdeki düşünce sistematiği ve devrimci şiddet üzerine karşı çıkışlar günümüzde aynı değil.. günümüzde düşünce sistematiği aynı ama gerekçeler oportünistçe..

marks-engels çizgisinin devrimci şiddete karşı çıkışındaki zeminler ideolojiktir.. hatta sadece örgüt ve mücadele tarzı olarak değil., toplumsal çözümlemeler temelinde ideolojiktir.. tartışılır.. ama günümüzdekilerle tartışılamaz.. çünkü., düşünce sistematikleri temelinde bir itirazları yok., demagojik itirazlar var..

toparlarsam..
1800'lerde., terörizm tanımı devrimci şiddet tanımı ile aynıydı.. bu aynılık., jakobenler gibi burjuva hareketler için anarşist ve blanquistler için de aynıydı..
kendi iktidarını oturtmaya başlayan ve şiddetin kendilerine zarar verdiğini gören burjuvazi terör tanımına olumsuz içerik yükledi.. şiddetin meşruluğunu devlet ve yasalar üzerinden ele aldı.. böylece devletin dışında işletilen her şiddet toplumsal değil., bireyseldi..
Avrupa solunun anarşistler ve blanquistler dışında kalanları aynı formata girdiler.. devlet., politik sürece katılım yapmak isteyenler için genel oy hakkı ve örgütlenme hakkı var deyince., devletin tanımlarını kabullendiler..

daha sonraları.. devrimci şiddeti eleştirebilmek için demagojik gerekçeler yaratıldı.. tanım olarak da bireysel terör ortaya atıldı..
politik olarak yapılan her eylem yani şiddet/terör toplumsal bir amaç üzerine yapılır.. bunu yapan birey olabilir ama bireysel terör denilemez.. bireysel terör., bireyin kendi çıkarları ile sınırlı yaptığı iştir..
yani.. seçilen tanım hem yanlış hem de demagojiktir..

bilinçsiz yığınların başında bilinçli bir küçük azınlık tarafından gergekleştirilen devrimler zamanı geçti.
1800'lerden beri işletilen demagojik söylemin aslı budur.. bireysel terörizm tanımına içerik buradan verilmektedir ama tarih bu söylemi baz alanları aslında mahkum etmiştir.. üstelik bizzat kendi taraftarları tarafından..

"bilinçli" Avrupa işçi sınıfı devrim yapamadı ama bilinçsiz!! rusya işçi sınıfı devrim yaptı., hatta azınlık olan çin işçi sınıf bile yaptı.. ve hepsinin başında bilinçli bir küçük azınlık vardı..
örneğin lenin ve bir küçük bilinçli azınlık Bolşeviklerin devrimine selam çakmayı bilinler., devrimin., 1917 ekiminde tüm rusyanın bilinçlenmiş kitlelerinin eseri olduğunu mu? iddia edecek..
hoş.. devrimin öncü gücünün adı çoğunluk(Bolşevik).. ama kışlık sarayı basan petrograd asker-işçi sovyeti içinde bile azınlık.. sadece rsdip gibi bir küçük bilinçli azınlıklar partisi içinde çoğunluk..

engels.. kitle öncülüğü ve örgütlü yapısı hakkında bunları söylüyor.. bilinçli bir küçük azınlık.. ve devrimci şiddeti savunanlar bunlardır diyor.. oysa kendileri de lasallecilerle parti kurarken gerek almanyasda gerek ise bu ortak parti girişiminde bilinçli bir küçük azınlık bile değillerdi.. yazdıkları eleştiri mektubunu(gotha proğramı eleştirisi) taraftarları bile okuyup., bilinçlenmeye gerek görmediler..

tarih.. kapitalist modernite solunun hiç değişmediğini ispatlıyor.. sürekli demagoji ve yaşamın gerçekleri dışında analizler-tespitler üzerinden bilinçli bir küçük azınlığın teorisi..
çağımızda bile modern proleterya dedikleri sanayi proleteryası ezilen sınıflar içinde azınlıktadır.. avrupada bile azınlıktadır.. bilinçli olma halleri zaten tartışmalıdır..

egemenlerin şiddetine savunma ile yanıt verenlerin eksik hatalı zaaflı yanıtları üzerinden yola çıkıp., eleştiri yapanlar 1800'lerin pasivistler ile aynı genetiğe sahiptir.. devleti ve kapitalist modernitenin dini olan aydınlanma-pozitivizmi sahiplenen bu bilinçli!! bir küçük azınlık., hala aynı misyonu işletiyorlar..

işin en çirkin yanı zamanında bu noktada devrimci şiddeti savunanların durduğu yerdir.. zamanında karşı çıktıklarını yalayıp yutarak şimdi döktürüyorlar..
yazıya buradan örneklerle devam edeceğim..

 
#2
sevgili suat yazına devam edeceğini biliyorum fakat küçük bir şey ekleyeyim dedim...

tarih bazı şeyleri bize gösterdi....radikal devrimci güçler tarih sahnesinde (blanquist,anarşist...) "küçük burjuva maceracılar" olarak tasfiye edilirken- kapitalist modernite solu süreç içerisinde sisteme "mezhepleştirken" bazı şeyleri akıllarda bırakarak sona erdi....

http://www.sosyalistforum1.net/showpost.php?p=374992&postcount=15

borga diyor ya

etraflarına da Menşevizmi pompalarlar.

öncelikle bu tarz tanımlar-ifadeler demagojiktir...menşevizm sanki kendi başına ayrı bir -izm ....ya da kendilerine bu şekilde hitap ediyorlarmış gibi...marksizm-menşevizm...marksizm-bolşevizm(Leninizm)...aslında sevgili suatın yazdıkllarını "menşevizm" söylemiyor onun tarihsel ideolojik arka planını yaratan marksizm ve önderleri söylüyor..."menşevik-izm" denilen ve aslında kendi başına bir -izm olmayan bu çizgi ise bunu sahipleniyor...ya da Engels in de içinde bulunduğu İkinci Enternasyonal ve onun sonraki önderleri...

birilerini günah keçisi ilan etme...mesele zaten burada...ideolojiye önem vermiyorsunuz diyen borga...kendisi ideolojik eleştiri ortaya sunmazken günah keçisi işlerine giriyor...sanki devletçi-uygarlığını yaratan bir tane keçi varmış gibi...ya da koca sosyalist sistemi yıkan keçiler...ya da örgütleri tasfiye eden keçiler...arada keçi menşevikler,keçi Engels,keçi kaustky...arada da keçi Engelsin dodtu olduğunu için günahı marksa da paylaştırıverir...

artık ideolojik-paradigmasal eleştiriyi sunmanın vakti gelmiştir velhasıl...bugün tartışılan konularda buna çok müsait konular...TAK örgütünü "katil" ilan eden "sol" aklın kökenlerini bulma meselesi...burada bahsettiğim sadece marksizm değil...genel burjuva sol ve aydınlanmacı mantalite...
 
Son düzenleme:
#3
devrimci yol ve bireysel terörizm..

Yeni MC’nin kuruluşunun hemen sonrasında çeşitli yerlerde bomba ve dinamit patlaması, hadiseleri güncellik kazanmaya başladı. Hürriyet ve Günaydın gibi her zaman tekelci burjuvazinin kontrolu altında bir yayın polrıtikası sürdüren büyük tirajlı basın, bu olayları halk içinde panik yaratacak, provokatif bir hava içinde veriyor, sürekli "dehşet saçan gizli örgütler"den, bunların esrarengiz şeflerinden söz ediyordu. Bombalama olaylarının bir kısmına bazı "gizli örgüt"lerin sahip çıktığı haberleri yer alıyordu. Bu arada Hürriyet gazetesi aracılığıyla, bu gizli örgütler arasında, Intercontinental Otelinin kurşunlanmasına sahip çıkma çerçevesinde ilginç bir polemik de yapıldı. Hürriyet "gizli örgüt"lerin daha büyük eylemler planladığı haberini de veriyordu.
"Bomba" olayları üzerine, Hükümet’in yeni istikrar tedbirlerinin tartışma gündemine getirilmesi ile birtikte, sol içinde; bu olayları, provokasyon olarak değerlendiren görüşler de ortaya atıldı. "Bireysel terörizm" ve "maceracılık" değerlendirmeleri üzerinde yükselen ve olayların provokasyon niteliği üzerinde duran görüşler özellikle Politika ve Halkın Sesi gazetelerinde ileri sürüldü.

Bütün eylem anlayışı bazı banka ve işyerlerinde bomba patlatmak olan, kendisine MLSPB adını takan bazı kişiler Milliyet gazetesine telefon ederek "patlamalarla ilgileri bulunmadığını, olayların polisce düzenlendiğini, 1-7 Ağustos tarihleri arasındaki eylemlerin kendilerine ait olduğunu, bunun dışındaki patlamaların polislerce yapıldığını, gerilimi artırmak amacıyla provokasyonlara başlandığını..." vb. ileri sürmüşlerdir.
yazı devrimci yol kurmayının o dönemlerde benzer eylemleri yaptığı halde., aslında nasıl bir oportünst demagog olduğunun ispatıdır da..

burjuva basınının devrimci şiddeti eleştirmesine karşı savunma gibi yazmış ama içerikteki ifadeler çok çirkin.. kendisine MLSPB adını takan bazı kişiler bahsettikleri kişi değil bir hareket/örgüt.. aynı tarifleme!! kendileri içinde yapılabilinir üstelik örgüt bile değiller.. kendisine devrimci yol hareketi adını takan dergi yazarı bazı kişiler..

peki ne yapmış bu., kendisine MLSPB adını takan bazı kişiler

Milliyet gazetesine telefon ederek "patlamalarla ilgileri bulunmadığını, olayların polisce düzenlendiğini, 1-7 Ağustos tarihleri arasındaki eylemlerin kendilerine ait olduğunu, bunun dışındaki patlamaların polislerce yapıldığını, gerilimi artırmak amacıyla provokasyonlara başlandığını..." vb. ileri sürmüşlerdir.
ileri sürmüşler!!! yani yalancılar.. aslında hepsini yaptılar bireysel pardon kişisel teröristler..

Bunların bir kısmını MLSPB’nin, bir kısmını da polisin yaptığını kabul etmemek için herhangi bir sebep yoktur. Herhalde "Acilciler"in yaptığı gibi polisin de Milliyet gazetesine telefon ederek patlamaların bir kısmına sahip çıkması beklenemez. Aslında polis sadece 7’sinden sonra değil uzun zamandan beri sağda solda bomba patlatarak provokasyon düzenlemektedir. Bunun amacı da söz konusu kişilerin söylediği gibi sadece gerilimi artırmak da değildir. Devrimci Yol’un 3. sayısında belirtildiği gibi karşı devrim güçleri, uzun zamandır CIA ve kontr-gerillanın dünyanın her tarafında uygulanan kitle pasifikasyonu yöntemlerinin bir parçası olarak, kitle içinde, olur olmaz yerlerde hedefsiz bombalar patlatmakta ve yığınlar içinde genel bir panik ve yılgınlık ortamı elde etmeye ve faşizmin yayılması ve faşist demagoji için uygun bir kitle psikolojisi ortamı yaratmaya uğraşmaktadırlar. Silahlı mücadele anlayışının siyasal muhtevasını anlayamayan ve onun sadece biçimsel yanını görenlerin; her eylem biçiminin içinde bulunulan koşullara bağımlı olarak farklı siyasi sonuçlar yaratabileceğini, önemli olanın eylemin (patlama, vs. gibi) biçimsel yanlarının değil, yaratacağı siyasi sonuçları olduğunu göremeyenlerin; nihayet devrimci mücadele anlayışını herhangi "cazip" bir eylemin bezirganlığı sananların şaşkın ördek misali kendilerini zaman zaman karşı devrim güçlerinin yanı başında bulmaları kaçınılmaz bir şeydir. Hürriyet ve Günaydın gazetelerinin bu günlerdeki her patlamanın ve de bazı "gizli örgüt"lerin bu eylemleri üstlenmelerinin gönüllü propagandasını yapmasına karşılık, MLSPB’nin, eylemleri "kendilerinin değil polisin yaptığı" şeklinde açıklamasını es geçmesi çok şey anlatmıyor mu?

bu dy kurmayı hem nalına hem mıhına vurarak işi demagojik işlerken., kendilerinin de silahlı mücadeleyi savundukları için tabanın kafası karışmasın diye aydınlıkçılar üzerinden devam ediyor..
O halde, bugün yapılması gereken doğru devrimci eylem, bütün bu gelişmelere karşı duran, faşist terörün kitleleri pasifize etmesine karşı duran, faşist demagojiyi açığa çıkaran ve en geniş halk yığınlarının faşizme karşı mücadele cesaretini güçlendiren ve bu mücadeleyi örgütlendiren eylem biçimleridir. Hayatın içinden, sınıf mücadelesinin zengin dersleri içinden bu tür eylem biçimlerini bulup çıkarmak ve geliştirmektir. Yoksa gece yarısı bir köşe başında bir dinamit patlatıp, sonra da onun "gürültüsünün sempatisini toplamak"(!) için rekabet etmek değil. Böylesi bugünün ortamında biraz kolay ve ucuz bir "eylemcilik" bezirganlıktır.
"eyvallah".. bu işler bezirganlık ise önce kendi hareketini eleştirirsin.. kahve taramaları ve bombalamaları., faşist birinin evinin veya ağırlıklı faşistlerin kaldığı yurt ve dernek-parti bombalamaları., bu eylemleri her yerde gücü olan devrimci yolcular yapıyordu.. hatta sonraki yıllarda İstanbul ve bazı illerde ds ve mlspb ve eylem birliği ve acilciler ile yarış halinde yapıyorlardı.. yazının yazıldığı dergi eylül 1977 tarihli.. yani.. henüz ds ayrılığı olmadan yazılmış bir yazı.. zaten bu mantık ile ayrışmanın zeminleri yaratıldı.. yani devrimci şiddet yanlıları tasfiye edildi ama devrimci yol militanları inatla bu işlere devam etti hatta yaygınlaştı..
yanlış eve bomba atmalar., taranan kahvede ilgisi olmayanların ölmesi yada yaralanması., öldürülmesi çok gerekli olmayan ama o bölgede bir korku salabilmek amaçl yapılan öldürme eylemleri vs. bizzat dy tarafından çok işletildi., çok yaşandı.. dergide yapmayın ayıp oluyor yazısı da yazılmadı.. çünkü., Müftüoğlu'nun anılarında! belirttiği gibi merkezde(dergide) başka yaşamda başka devrimci yol vardı..
şimdi aslına döndüler.. eleştirdikleri ile aynı kafadalar..
Halkın Sesi’nin çarpıttığı birinci mesele, "bireysel terörizm" dir. O, bunun için, eylemin yapılış biçimine kaç kişiyle ve hangi araçlarla yapıldığına bakmaktadır. Tıpkı diğer bombacı örgüt"ler gibi! Tek farkla ki bu berikiler diğerlerinin tam tersini savunmaktadırlar. Biri sadece şöyle araçlarla yapılan eylem doğrudur derken, berikiler "böyle araçlarla yapılan mücadele yanlıştır, bireysel terörizmdir", vs. diye suçlamaktadırlar.

peki bunlara göre doğrusu!! neymiş....
O halde, bugün yapılması gereken doğru devrimci eylem, bütün bu gelişmelere karşı duran, faşist terörün kitleleri pasifize etmesine karşı duran, faşist demagojiyi açığa çıkaran ve en geniş halk yığınlarının faşizme karşı mücadele cesaretini güçlendiren ve bu mücadeleyi örgütlendiren eylem biçimleridir
yuvarlak bir anlatım.. örneğin faşist bir yuvayı bombalama yada bir faşisti öldürmek hem bu anlattığı sonuçları yaratır hem de tersini yaratabilir..
demek ki., eylemin biçimine değil., yarattığı sonuca ve bu sonuç üzerinde eylemi yapanların denetimine göre değerlendirme yapacağız..

yazı bunu da söylüyor ama demagojik söylüyor..
Oysa Marksizm hiçbir eylem biçimini reddetmez. Şiddet ve terörizmi ilke olarak asla reddetmez.
ilk demagojik yalan burada başlıyor.. marks-engels şiddeti ve terörü red eder.. Leninizm dese neyse ama marks red etmiştir.. ilke olarak red etmediği şey kitlelerin bilinçli-öğütlü iktidara ayaklanmasıdır ama bunu da zamanın nesnelliği üzerinden açıklar..
Marksizmin reddettiği, ülke çapındaki siyasi durumu doğru olarak değerlendirebilecek ve eylemleri kendi siyasi doğrultu ve çizgisine bağımlı kılabilecek bir merkezi siyasal örgütlenme -bu proletarya partisidir- olmaksızın, herhangi bir devrimci disipline tabi olmayan ve tam bir keyfiliğe -zaman zaman da bir iki klik arasındaki çirkin bir rekabete- tabi olan bir mücadele anlayışıdır.
komik.. marksda böylesi bir söylem hiç yok.. şiddetin gereksizliğini üretici güçlerin ilerlemesi anlamında açıklar.. yani iktidarı almanın nesnel koşullarının varlığı üzerine.. bunu da kapitalizmin en gelişmiş aşamaya gelmiş olması ve haliyle feodalizmin tasfiyesinin tamamlanmış olmasıyla ve böylece toplumun iki sınıfa net ayrışmış olmasıyla açıklar ve ekler., bu da yetmez.. işçi sınıfının nicel(sayısal) ve nitel(bilinç) seviyesinin yüksekliği-olgunluğu ile açıklar..
1977 t.c. toplumuna baktığımızda ne kapitalizm ve feodalizmin tasfiyesi ne sınıflar nezdinde böylesi bir koşul yoktur..
ayrıca.. bir merkezi siyasal örgütlenme -bu proletarya partisidir- olmaksızın, lafları da komedi.. parti yokken hiç bir politik amaç-hedef olamaz.. tek hedef partinin kurulmasıdır.. ama dy yokken direniş komiteleri silahlı savunma birlikleri vs. işlerine de kalkıştı.. ve parti kurduğunda ise silahlı mücadeleyi terk etti.. zaten asıl hedef buydu..

geleyim o dönemdeki "tahlillerine"..
Bugün Devrimciler, şüphesiz ki SAVUNMA durumundadırlar. Doğru eylem, bu meşru savunma çizgisini terketmeyen eylemdir. Ama bu savunma çizgisini şu veya bu araçla sınırlamak saçmadır. Faşistler caniler saldıracak; "sen kendini ancak şu araçlarla savunabilirsin" demek saçmadır! İkincisi, bu savunma anlayışı durgun ve mekanik bir savunma anlayışına da indirgenemez. "Düşman saldıracak, bekle, tam senin boğazına sarıldığı zaman kendini savun!" Hiç kimse ve hiçbir güç, ne egemen sınıflar ve onların karşı devrimci güçleri, ne de sözde solcu bazıları, kendi hayatına, özgürlüğüne ve tüm varoluş koşullarına karşı yönelen saldırı ve tehditler karşısında, emekçi halk güçlerinin kendini savunmasını koşullandırma hakkına sahip değildir.

yıl 1977 diyor ki.. Bugün Devrimciler, şüphesiz ki SAVUNMA durumundadırlar .. peki yıl 2016 Bugün Devrimciler, şüphesiz ki NE? durumundadırlar .. sanırım hala SAVUNMA durumundadırlar.. ama bu yazıyı 1977 de yazanlar şimdi., en küçük illegal ve şiddet içeren işlere terörizm diyenlerle aynı saftalar..

asıl anlatmak istediğim şey şudur..

devrimci mücadeleyi faşistlere üstelik sadece sivil faşistlere indirgeyenler o günler üzerinden 39 sene geçtiği halde daha geri durumdalar.. ama devrimci şiddeti eksik-zaaflı da olsa kullananlar şimdi hem politik olarak asli özne hem kitle olarak politik bir kitle sahibi oldular.. hani eylemlerin biçimi değil de sonucu önemliydi..

1977 de demagojik eleştiri yapan dy., elde olanı da kaybetti.. demekki bırakın eylem biçiminde eylem ve mücadele ve örgütlenme biçiminde bile yanlışmış.. eleştirdiği mlspb hiç olmaz ise devlete yönelik eylemler de yapıyordu.. dy ise yapmamayı öneriyordu.. şimdi de aynı..

70'li yılların pasifist ve devletçi kontraları yine aynı formatta konuşuyor.. ama 70 li yılların sözde radikalleri şimdi onlarla aynı dili konuşuyor..






..




 
#4
sevgili suat yazına devam edeceğini biliyorum fakat küçük bir şey ekleyeyim dedim...

tarih bazı şeyleri bize gösterdi....radikal devrimci güçler tarih sahnesinde (blanquist,anarşist...) "küçük burjuva maceracılar" olarak tasfiye edilirken- kapitalist modernite solu süreç içerisinde sisteme "mezhepleştirken" bazı şeyleri akıllarda bırakarak sona erdi....

http://www.sosyalistforum1.net/showpost.php?p=374992&postcount=15

borga diyor ya

etraflarına da Menşevizmi pompalarlar.

öncelikle bu tarz tanımlar-ifadeler demagojiktir...menşevizm sanki kendi başına ayrı bir -izm ....ya da kendilerine bu şekilde hitap ediyorlarmış gibi...marksizm-menşevizm...marksizm-bolşevizm(Leninizm)...aslında sevgili suatın yazdıkllarını "menşevizm" söylemiyor onun tarihsel ideolojik arka planını yaratan marksizm ve önderleri söylüyor..."menşevik-izm" denilen ve aslında kendi başına bir -izm olmayan bu çizgi ise bunu sahipleniyor...ya da Engels in de içinde bulunduğu İkinci Enternasyonal ve onun sonraki önderleri...

birilerini günah keçisi ilan etme...mesele zaten burada...ideolojiye önem vermiyorsunuz diyen borga...kendisi ideolojik eleştiri ortaya sunmazken günah keçisi işlerine giriyor...sanki devletçi-uygarlığını yaratan bir tane keçi varmış gibi...ya da koca sosyalist sistemi yıkan keçiler...ya da örgütleri tasfiye eden keçiler...arada keçi menşevikler,keçi Engels,keçi kaustky...arada da keçi Engelsin dodtu olduğunu için günahı marksa da paylaştırıverir...

artık ideolojik-paradigmasal eleştiriyi sunmanın vakti gelmiştir velhasıl...bugün tartışılan konularda buna çok müsait konular...TAK örgütünü "katil" ilan eden "sol" aklın kökenlerini bulma meselesi...burada bahsettiğim sadece marksizm değil...genel burjuva sol ve aydınlanmacı mantalite...
leninizmi marksizmden ayırmaya çabalayanlar haliyle böyle çelişik ve absürt fikirler üretmek zorundadır..
bu konuda çok yazdım.. sosyolojik-psikolojik ve ideolojik-ahlaksal çözümlemeler yaptım..

marks hegelden felsefi temeller olarak ayrı değildir desem marksistler hoplar.. oysa bunun en basit-net ispatı marksın kendisinde vardır.. hegel felsefesini temelden ret etmemiştir.. sadece bir bütünü ters durumdan düz duruma getirmiştir.. yani marksın söylemi böyle.. bütüne itirazı yok.. tersden düz duruma getirme ise bir iddia.. hegeli marksdan öğrenenlerin yiyebileceği bir hikaye.. hegeli inceleyenler marksın dediği gibi demediğini ve marksın da hegelden farklı demediğini görecektir.. peki hiç bir fark yok mu?.. var.. marks hegel felsefesini komünist felsefeye sokuşturmuş ve bu yüzden ezilen bir sınıfı temel almıştır.. yani hegel felsefesinin(diyalektik yöntem) doğru pozisyonu olan tüm toplum ve toplumsal tarih(tarihsel materyalizm)diyalektik yorum metodunu bir sınıfa indirgemiştir.. yani tarihsel materyalizm ve diyalektik yöntemi daraltmıştır..

aslında bu bir sosyal-toplumsal mücadelede bir tercih değişikliğidir.. bu anlamda marks komünisttir ama nasıl bir komünist sorusunun yanıtı farklı farklı olabilir., bana göre kapitalist modernite komünistidir.. bir çeşit prens budha tercihi gibi..

yine marks kapitalizmi ve öncesi sınıflı-mülkiyetçi toplumları nesnel diyalektik süreç içinde kabul etmiştir.. böyle bir kabul., insanlığı sınıflı-mülkiyetçi sistem ilerletebilir tezini savunuyor anlamına gelir.. marks insanlığın mülkiyetsiz-sınıfsız bir toplumsal biçim evresini yaşadığını da bildiği halde bunu söylemiştir.. bu aşamaya ilkel diyen kapitalist modernite bilimine sadık kalmıştır..

insan düşünen canlıdır derler ya düşündüğü doğru ama aynı zamanda koşullanan bir canlıdır da.. kendine komünist diyenler şu basit soruyu sormaz..
insanlık mülkiyetsiz-sınıfsız bir toplum yaratma becerisini gösteriyor ama insanlık bu biçim altında ilerleyemiyor.. aksine sınıflı-mülkiyetçi bir biçim ile ilerleyebiliyor... ise..
neden tekrar sınıfsız-mülkiyetsiz bir toplum biçimi için uğraş veriyor..
yanıtı şu..
kendi toplumsal yaşamını örgütleme anlamında., insan değil., maddi nesnellik belirleyicidir.. bu anlamda üretici güçler belirleyen olduğu için bu garip durumun sorumlusu da allahtır demiş oluyorlar..
hegel allahı idea/fikir yarattı demişti.. marks bunu düzeltti.. akıl/ideayı yaratan maddi koşullardır dedi.. maddi koşulları illaki bir yaratan olmuştur ona allah demedi ama üretici güçler deyiverdi..

okulda dünyanın tepsi olduğu iddiasına karşı çıkan yuvarlak diyen "devrimci" filozoflar konusu işleniyordu.. ben kalktım.. onlarda yalancı yada cahil dedim.. dünya yuvarlak değil.. hoca tamam değil oval dedi.. ben ona yalan dedim.. dünya söbe'dir dedim.. yani iki ucundan bastırılmış top gibidir.. ovalin ucları basık değildir ayrıca dünya oval falan değildir.. rugby topu ovaldir.. :D
demem o ki., elbette akıl/idea., maddi yaşamı yorumlar ve tanımlar ama bu devamlı değişir ki.. her yeni bilgi ile eski bilgi aşılır.. bir tek marks aşılmaz..

marksı aşmayan temellerine sadık kalanlar menşeviklerdir.. yani., leninizm ortaya çıkana kadar marksın temel tezlerine sadık kalmışlardır.. ne iktidar hedefleri vardı ne de kapitalizmin gericileştiği tespitleri..
lenin bu anlamda marksın temel tezlerine sadık kalarak marksı aştı.. kapitalizm gericileşti artık diyalektik nesnel koşullar olgunlaştı dedi.. yani üretici güçler işçi sınıfı iktidarı aşamasına kadar ilerledi bu saatten sonra ilerleyemez engelleniyor dedi..
20. yy. marksistleri yanına leninizm diye bir tanım katarak namusu kurtardılar..

lenin üretici güçlerin ilerlemesinin küresel olarak tamamlandığını iddia ederken devrimi avrupadan bekliyordu.. yani., leninin menşevizm karşıtlığı üretici güçlerin kapitalizm aşamasını tamamladığı anlamında idi ama avrupa için geçerli iddiasıydı.. rusyada iktidarı alabilmenin koşullarını görünce..ki., doğru bir öngörüydü.. marksın temel tezi olan üretici güçler ilerlemesi olayına ek yaptı.. kalanı biz tamamlarız..
oysa aynı lenin.. bu iddialarına gelene kadar avrupa., kapitalizm anlamında., çoktan rusyanın 1915-17 döneminden daha ilerde iken gerisini biz tamamlarız demiyordu.. rusyada iktidar olanaklarını nesnel olarak varlığını görünce iddia etti.. demekki marks yanılıyordu..
marks.. 1871 örnek olsun., sonrasında da hiç demedi.. işçi sınıfı iktidarı(pd) henüz kurulamaz diyalektik nesnel koşullar., üretici güçlerin koşulları henüz oluşmadı diyordu.. gerekçesi çok açıktı.. yani rusyanın 1917 koşulları avrupada daha iyi varken bile olmaz dedi.. lenin olur dedi ve yaptı..

işte burada sıkıntı var..
leninistler!!.. iktidar olmayı becerenler olarak marksı da tekellerine alarak., marksizmi temsil hakkını kazandılar.. kazandılar ama avrupadaki marksistler bunların hocasıydı marksı leninistlere öyle kolay yedirmezlerdi.. en azından kapitalizmin merkezi avrupada yedirmediler.. ama ezilen halkların(sömürgelerin., yarı sömürgelerin., feodal ülkelerin) komünistleri de avrupayı değil., iktidarı alan lenini takip etti.. bir şekilde iktidar oldular yada eşiğine geldiler.. ama bunlar da lenini aştı.. lenin.. iktidarına pd demeden öldü ama bir şey de demedi.. işte lenini aşanlar(mao gibi) pd olamazsa mdd-dhd gibi ara aşama koyarak işi toparladılar.. yine marksist hatta leninist kalabildiler..

bunların ardılları zaman içinde bilinçlenerek :D ... marks ile lenin arasındaki farkı gördüler yada gözlerine sokuldu.. yani leninizm ve dahi maoizm dediklerinin marks ile ilişkilerindeki sıkıntıları gördüler.. buna da kılıf bulundu..
marksizmin kötü temsili menşevizm.. iyi temsili bolşevizm oldu.. daha da radikali maoizm olarak zuhur etti..
yani..

marksizmin devrimci döneminin adı leninizm.. bu aşamadaki devrimci olmayanlarının tanımı menşevizm yada 2. enternasyonalizm.. lenin sonrasının devrimci tanımı ise., çin., hindi-çin., latin amerika çizgileri olurken., mao ve stalin arasındaki çelişki göz ardı edildi revizyonist sscb çizgisi devrimci olmayanlar oldu..

borgaya gelince.. o özeldir.. :D baktı ki lenin'de de bazı sıkıntılar var onu unutulmuş blanqui ile ortaklaştırıverdi.. böylece m-l olanlardan alkış alamama ihtimalini yok etti.. çok sıkıştırılırsa marks iyidir ama engels onu revize etti der.. dedim ya özeldir..

marinaleda.. sen de vurgulamışsın..
artık ideolojik-paradigmasal eleştiriyi sunmanın vakti gelmiştir velhasıl...bugün tartışılan konularda buna çok müsait konular...TAK örgütünü "katil" ilan eden "sol" aklın kökenlerini bulma meselesi...burada bahsettiğim sadece marksizm değil...genel burjuva sol ve aydınlanmacı mantalite...

evet.. anarşizm dahil tüm izmlerin kapitalist modernite ile olan bağlarını kopardın kopardın.. koparamadığın kadar burjuva ideolojisi etkisi altında kalır yada bir şekilde güdümlenirsin..
bunları derken., onu ret et bunu yok et demiyorum.. AŞIN diyorum.. aşılacak olan dönemin yaratım çabaları değil., KAPİTALİST MODERNİTE AKLIDIR.. sadece ideolojik zeminlerde değil., ahlak-felsefe ve bilim olarak üretilen teknoloji olarak üretilen her şe de AŞIN.. diyorum..

bireysel terörizm tanımı da bu anlamda aynı kaynağın eseridir.. bir şeyleri yıkarken illaki zarar verirsin. zarar vermeden yıkmak olanaksızdır.. hatta bazen gereklidir..

işçi olmanın aşağılık bir konumda olmak olduğunun bilincine eremeyen asla işçi olmaktan kurtulamaz.. tıpkı köle olmaktan kurtulmak istemeyenler gibi.. sahibine daha iyi hizmet ve karşılığında daha refah kazanımlar senin karakterin olur..
yüzeltilmesi gerekilen., işçi sınıfından olmak değil., aksine işçi sınıfından olmaktan çıkmaktır.. zaten her işçi de bunu hedefler ama bunu patron olma hayalleri olarak hedefler.. yani., sınıf atlama hedefleri..

köle serf olabilmek ve serf ücretli köle olabilmek ve ücretli köle de burjuva olabilmek yada burjuva sistemde yönetici(erk içinde) olmak ister!! buna ilerleme diyen akıl kapitalist modernite aklıdır..
sınıfları sınıf kaldırmaz.. devlet hiç kaldırmaz.. sınıfları kaldırmanın tek yolu sınıf olmaktan çıkmaktır.. ortada işçi sınıf olmayı ve o koşullarda yaşamayı ret edenler olursa ve başarılır ise egemen sınıflar ortadan kalkar..

özel(şahıs-şirket) mülkiyeti devlette toplamakla sınıflar kalkmıyor.. mülkiyet aynen duruyor.. devlet aynen duruyor.. aile aynen duruyor.. engelsin dediği gibi köken hala duruyor.. alt sınıflar da aynen duruyor.. kadın.. ücretli emek aynen duruyor..

kapitalist modernite solundaki devlet sahiplenme olayı da aynıdır.. bu mülk yarın bizim olacak ne eksilsin ne zayıflasın.. devletin dışında gelişen her şey onları ürkütür.. devletin şiddetinden fazla ürkütür.. tarihsel diyalektik yarın bunlar sizin olacak demiyor mu?.. olana kadar yaşanılan eziyetin bir de mükafatı var..
 
#5
kapitalist modernite solu ve burjuva ahlakı

ahlak olmadan işletilen ideoloji eşeğe giydirilmiş altın semer gibidir.. vicdan olmadan işletilen ideoloji kurda kuzu postu giydirmektir..
önce ahlak.. ve vicdan..

sivil ölümleri..
askeri ve polis karakolların dibinde lojman yapmak burjuva kurnazlığıdır.. savaşacak elemanların sıkıntılarını azaltmak., demagojik kodlamalar için malzeme yaratmak amaçlıdır..

kimse bunları sorgulamıyor.. kimse.. askeri-polis karakolları ile ailelerin yerleşimleri olan evler aynı yerde olur mu? demiyor.. askeri-polis servislerine asker-polis olmayanlar bindirilir mi? demiyor..

demiyor.. çünkü ortada bir savaşın var olduğunu kabullenmek istemiyor.. siz hümanistler.. bir savaş gerçekliğini yok sayarsanız sivil kayıplarına yol açarsınız..

ben çocuğumu 18 aşına kadar yetiştiriyorum.. hatta okuyorsa 24 yaşına kadar tüm masraflarını vergileri dahil ben karşılıyorum.. sonra devlet gelip alıyor., ölmeye yolluyor.. bu barbarca-kölece uygulama orta çağda bile yoktu.. olduğunda isyanlar olurdu.. orta çağdaki kadar aklınız onurunuz yok mu?..

bir aile benim çocuğumu hangi hakla alıp ölmeye-öldürmeye yolluyorsun demiyorsa o ailede bir ahlak ve onur sorunu var demektir.. var ki., küçük yaştaki çocuklarını alan emanetçi dindarların tecavüzlerine bile karşı çıkmıyor.. yani ortada bir "sivil" tanımı sorunu var..

sakarya-kocaali-ortaköy.. yıllar önce(90 lı yıllarda) oraya bir asker cenazesi getirilip bırakılıyor.. oğlunuz askerde intihar etti.. aile üzüntü ve utançla gömüyor.. tertiplerinden biri vicdan yapıp mektup yazıyor.. oğlunuz inti,har etmedi., onu bir subay vurdu.. gerekçesi ise iyi savaşmamış..
mezar açılıyor ve görülüyor.. ensesinden tek kurşunla vurulmuş.. köy ayağa kalkıyor ve pankar asılıyor.. vatana hizmet için canlı yolladık devlet öldürdü.. apar tomar yıldızlılar geliyor., bir şehit töreni ve maaş bağlanıyor.. olay bitiyor.. şimdi bunlar mı? sivil oluyor..

savaşın şiddetli sürdüğü bölgede hedef içinde olan alanlarda sivil yerleşim olur mu.. diyen yok..
normalde.. eski binada., deprem olasılığı olan bölgelerde yüksek binalarda oturanlara aptal dersin.. karşıdan karşıya geçerken., yaya yolu yada üst geçit kullanmayan ama ölenlere aptal dersin.. soba yanan yerde düzgün., temiz havalandırma yoksa laf edersin.. güvenliksiz madenlere işçi yollayanları lanetlersin..
ama.. savaş ortamında bu anlamda olan bitene dikkat etmeyenlere değil., kazaya sebep olanlara laf edersin..

hep örnek verirler.. çatinkaya mağazası..
bir çok sol örgüt eylem yaparken molotof atmıştır.. hatta bir çok eylem örgüt işi değil taban işidir.. çetinkaya mağazasıda böyle bir korsan sırasında atılan molotof ile faciaya sebeb oldu..
korsanı yapan pkk değil iken pkk yaptı denildi.. hadi bunu anlamaya çalışayım.. korsan eylemleri örgütsel eylemler anlamında iş yaptık sananlar bunu da pkk işi sayabilir de.. kimse vitrine atılan bir molotofun hızla yukarıya yayılmasının nedeninin yangına uygun olmayan bir bina yapım hatası olduğunu ve yangın çıkışının kapalı olduğunu ve yangın merdiveninin olmadığını nasıl es geçerler.. çetinkaya mağazası olayındaki kayıpların nedeni bunlardı.. atılan molotof değildi.. ama kimse magaza sahipleri ile uğraşmadı pkk üzerinde tepindi.. üstelik b işleri çok yapan ds bile aynı formata girdi..

deniliyor ki.. bakur'da işletilen savaşa ve devlet şiddetine katliamına karşı çık.. bu çağrılara devlet saldırı ile yanıt veriyor sahiplenen yok..
tak diyor ki.. senin bu pervasızca saldırılarınla yarattığın acı ve korkuyu ben de sana yaşatacağım.. devlete acı ve korku yaşatılır mı?.. devleti korkutacak tek şey., vatandaşların tepkilerinin devlete yönelmesidir.. bu anlamda tak sivillere!! sesleniyor.. askeri ve polis noktaları güzergahları hedefimdir uzak durun.. uzak durunca ne olacak.. yaşam altüst olacak.. olunca toplumda sorgulama başlayacak ve devlete yönelecekler.. kimisi yok et şunları diyecek.. devlette gel o zaman gönüllü savaş diyecek zaten paralı uzman işlerini başlattı.. ama ölümler çoğalınca katılım azaldı istifalar çoğaldı.. gönüllü şart.. para da var.
yada devlete benim çocuğumu ölüme yollayamasın benim yaşamımı ne adına zora sokuyorsun diyecek..

başta anlattım ya.. üç kuruş maaş için evladını katledene domalan halk halk değil sürüdür..
tüm masraflarını karşılayan ve bu sürecin vergisini de ödeyen halk.. evladımı hangi hakla ölüme yolluyorsun demiyorsa halk değil katledene domalan sürüdür..

peki halk sürü formatına getirildi ise tek suçlumudur.. hayır.. hatta suçlumudur.. hayır..
halkı bu anlamda halk olarak kendine getirmeyip., sürü halde kalmasına hizmet edenler asıl suçludur..
işte sivil ölümleri diye höykürenler bu suçlu tayfasıdır.. sen zonguldak civarında zorla madende çalıştırılan ve çalışmayanların aileleri bile şiddet eziyet yaşayan halkı savunmak yerine o dönemi cumhuriyetin altın yılları diye översen bu halk haliyle sürüye dönüşür.. her bi haltı biliyorsunuz ya.. akp cumhuriyeti ve değerlerini yıkıyor ya.. oturun araştırın anlattığım nedir? ve ne zaman yaşanmış.. bu arada neden o yöre halkına kıvırcık denmiş araştırın.. kıvırcık bir koyun cinsidir..

cemselerin arkasında sürüklenerek köyün ortasına atan ve sahibi kimse alsın bu leşi diyenlere ses çıkartmayan ve cenazesini alamayan sürüden bir halk yaratıldı.. devlet hala aynı tarz ile sürüye evirmeye çalışıyor.. hendek savaşı dediğiniz şey bu sürü olmama direnişidir.. kör eylem dedikleriniz ise sürü gibi olanların yaşadığı sonuçtur.. eylemler kör değil., arada körler yanıyor..

gönül olsun istemez.. yürek yanar ama yaşamın gerçekleri daha yakıcıdır.. yaşamın gerçeklerinden kaçıp., yürek ve gönül üzerinde tepinenler ise çakallar ve timsahlardır..
 
Üst