Erdal eren...

#1
ERDAL EREN

12 Eylül cuntasının emekçi halklara gözdağı vermek için gündeme getirdiği idamlar sürecinde devrimci onuru sehpada dimdik tutan Erdal Eren’i 13 Aralık 1980 günü yitirdik. Henüz 17 yaşındayken devrim ve sosyalizm davasını hayatı pahasına savunan bu genç fidan, Türkiye devrimci hareketinin yüz akı olarak geleceğe ışık tutmaktadır.
Erdal, 25 Eylül 1961’de Giresun’a bağlı Şebinkarahisar’da doğdu. Erdal’ın babası o tarihlerde Giresun’un bir dağ köyünde öğretmendir. Doğduğunda okulların açılması ve ulaşım güçlüğü nedeniyle nüfusa yazdırılmayan Erdal, daha sonradan kimlik çıkartıldığında ise okula erken başlaması için bir yıl büyük yazdırılır.
Daha sonra, 1970’li yıllarda ailesiyle birlikte Ankara’ya yerleşen Erdal, Ankara Yapı Meslek Lisesi’nde okumaya başlar ve burada devrimci mücadeleyle tanışır. ANOD (Ankara Ortaöğretimliler Derneği) içerisinde ve GBK (Geleceği Birlikte Kurtaralım) içinde yer alır.


Türkiye'de 1980 öncesi dönem, devrimci mücadelenin en yoğun olarak yaşandığı dönemdi. Yüzbinler, kendini bu mücadelenin içinde bulmuş, her yerde çatışmalar, direnişler, eylemler birbirini izlemiştir. Toplumun devrimci ve karşı-devrimci olmak üzere iki kutba ayrılması zaten bunun en güzel örneğidir. Yükselen bu mücadele, sistemi iyiden iyiye tehdit eder hale gelmeye başladığındandır ki, başta o dönemin gençleri olmak üzere devrimci unsurları, sistemin teröründen büyük oranda etkilendiler. Evler basıldı, işkencede yüzlerce insan katledildi, sakat bırakıldı, resmi ve sivil faşist güçlerce binlerce insan sokak ortasında, mitinglerde, eylemlerde öldürüldü. Erdal Eren de 1980 öncesi Türkiye'sinin devrimci mücadelesinde yer alan yüzbinlerce gençten birisiydi. O da, halkın iktidarını kurması, azınlığın diktatörlüğüne son verilmesi, bağımsız, sosyalist bir ülke kurulması için savaşanlardandı... Erdal Eren' in de içinde bulunduğu bir eylem esnasında Zekeri'ya Önge adında bir askerin ölmesi üzerine Erdal Eren tutuklandı. Askeri Mahkeme, onu, eyleme müdahale eden askeri öldürmekten suçlu buldu. O, mahkemede, aynı Denizler gibi hiç taviz vermedi, eğilmedi... Askeri kendisinin öldürmediğini söyledi. Gerçekten de öyleydi. Askeri öldüren mermi, bir tüfek mermisiydi. Oysa, Erdal Eren' in üzerinde sadece tabanca vardı. Dahası, eylemcilerin hiçbirinin üzerinde tüfek yoktu. Askerler, eylemcilere ateş açtıklarında, kendi tüfeklerinden seken bir mermi, bir ere isabet edip onu öldürmüştü. Tüm kriminal incelemeler, bilimsel çalışmalar, bunu gösteriyordu.Egemenler, askeri Erdal Eren' in öldürdüğüne dair hiçbir kanıt bulamadılar... Ancak, faşist düzen için, gerçek suçlu ya da hak edilen ceza hiçbir zaman önemli değildir. Öyle de oldu.. Suçu işleyen Erdal olmamasına rağmen, 2 Şubat-19 Mart tarihleri arasında yapılan "jet yargılama" ile idam cezası verildi, kalem kırıldı... Devlet, Denizlerden sonra yine taammüden cinayet işleyecekti... Ancak ortada bir sorun daha vardı. Erdal, daha 17 yaşındaydı. 18 yaşından küçük birisine idam cezasının verilmesi burjuva yasalara göre mümkün değildir. Ancak oligarşi, bunun da çaresini buldu. Nasıl olsa birisi asılmalıydı. Ne yapılıp edilip halkın, devrimcilerin gözü korkutulmalıydı. Ve nihayet, Erdal' ın 17 olan yaşı, mahkeme kararıyla büyültüldü ve idamın önündeki son engel de kaldırılmış oldu.. Artık her şey yasalara "uygundu"... 13 Aralık günü de Eren, idam edildi. İdama giderken de ideolojisini haykırmaktan asla vazgeçmedi. Dönemin faşist zihniyetinin bir yansıması olarak işlemediği bir suçtan dolayı, tamamiyle sindirme, ezme, korkutma politikalarının bir sonucu olarak, 17 yaşında bir komünistin idamı, dünya tarihinde yerini Erdal' ın mahkemede söylediği şu sözlerle almıştır: "Bir gün, mutlaka sizin yerinizde halkımız olacak, sizi ve koruduğunuz düzeni yargılayacak ve doğru kararı verecektir!"

Sadece Türkiye tarihine değil, dünya tarihine de kara bir leke olarak geçen 12 Eylül askeri cuntası, 17 yaşında idam sehpasına yolladığı Erdal Eren adıyla da lanetlenmeye devam ediliyor. Erdal Eren;i idam sehpasına kadar götüren süreç, Yurtsever Devrimci Gençlik Derneği (YDGD) üyesi ODTÜ öğrencisi Sinan Suner;in, 30 Ocak 1980;de katledilmesiyle başladı. Ankara;nın Yukarı Ayrancı semtinde yazılama yapan Sinan Suner, MHP;li Bakan Cengiz Gökçek;in koruması Süleyman Ezendemir;in kurşunlarıyla öldürüldü. Suner;i vurmakla yetinmeyen Ezendemir, arabaya aldığı Suner;i başkent sokaklarında dolaştırdı, işkence etti. Öldüğüne emin olunca da hastane kapısına attı Suner;in cesedini. Olayın duyulmasının ardından, 2 Şubat 1980de Sinan Suner;in öldürüldüğü yerde protesto gösterisi yapıldı. Gösteriye müdahale eden askerlerle göstericiler arasında çıkan çatışmada er Zekeriya Önge ölürken, Erdal Eren;le birlikte 24 kişi gözaltına alındı. Eren, Zekeriya Önge;yi öldürdüğü iddiasıyla tutuklandı. 2 Şubat da gözaltına alınan Erdal Eren, tarihin en hızlı yargılamasının ardından, 19 Mart 1980;de idama mahkum edildi. Henüz 17 yaşındaydı Erdal Eren. Ne yaşına bakıldı, ne avukatlarının sunduğu delil ve tanıklara. Dünyanın dört bir tarafında idama karşı tepkiler yükseldi, imzalar toplandı. Ancak karar mahkeme öncesinden verildiğinden, yargıçlara sadece emri uygulamak düştü. Asmayalım da besleyelim mi? Askeri Yargıtay 3. Dairesi;nin, önce ;delillerin noksanlığı; nedeniyle esastan, ardından da, idamın müebbet hapse çevrilmesini gerektiren;TCK;nın 59;uncu maddesinin uygulanmaması; nedeniyle usulden bozmasına rağmen, Daireler Kurulu iki kararı da reddetti. Red kararlarıyla yargılamanın yeniden yapılmasının yolu kapatılırken, Eren;in avukatı Nihat Toktay, kararı, ;Yargıtay içinde bitirildi; diye değerlendirdi. Güvenlik Konseyi tarafından onaylanan karar, dünya çapında yürütülen ;İdamı engelleyelim-Erdal Eren idam edilemez; kampanyasına rağmen 13 Aralık 1980;de Ankara Merkez Cezaevi;nde infaz edilirken, faşist cuntanın başı Kenan Evren;in,;Asmayalım da besleyelim mi?; sözleri zihniyetlerini özetledi.


saygılarla...
 
#2
12 eylül faşist darbesi ve onun baş ismi evren, bir kuşağın onuruyla, namusuyla oynamıştır...erdal eren gibi daha birçok isim "asmayalım da besleyelim mi" gibi faşizan bi söz altında işkenceden geçirilmiş, katledilmiş, idam edilmiştir...bu faşist hala yaşadığı sürece de bu kara leke silinmeyecektir....
 
#3
tarih nasıl yazılacak acaba. erdal ile ilgili neler yazacak. aradan uzun yıllar geçince, konu bulutlanıyor. zaten kimsenin aklına da gelmiyor bi şey sormak. 12 eylül cuntası asacak kimseyi bulamadı da gidip erdal eren i niye alel acele astı acaba.

erdal, örgüt lideri miydi. yada devrimciler içinde mahkemesi bitmiş ve dahi asker vurduğu için idam almış kimse yok muydu. yada dosyası yargıtayda idam almış devrimci yok muydu. yada kararı mecliste bekleyen. bunların hepsi vardı. peki niçin erdal.

biraz alt bilgi lazım.

olay savcılığa gelir. sonra sorgu hakimliğine geçer. sonra tekrar savcılığa gelir. inceleme denen iddianame öncesi bir görüş beyanı olur savcıdan. bunun uyarınca da bir mahkeme hazırlanır. savcı da iddianame hazırlar.

erdal eren ankarada tdkp nin yaptığı bir korsan mitingde yakalandı. çıkan çatışmada bir candarma ölmüştü. üzerinde 9 luk bi tabancayla yakalanan bi erdal eren vardı. diğer gözaltına alınanlarda silah yoktu.

sorgu hakimliği tutuklama kararı verdi. savcı, inceleme de, erdala yöneldi ve idam talep etti. not düştü, 18 yıla çevrilecek. yaşı ufak.

tdkp almanyadaki kankasıyla yani kpd ml ile iyi anlaşıp taktik program I i ilan etmişti. 1980 baharında ise, genel grev çağrısı yapmıştı. kim takar tdkp yi demiyeceksiniz onlar için bişey farketmez. onlar dediğim ekip,1981 de istanbul gayrettepenin rezilleri şimdiki emep in vezirleri.

inceleme çıkar ve daha iddianame yokken, şimdiki vezirler o vakitte vezirken, bu yaş meselesini hiç konuşmadan erdal eren in idamı engellenmelidir diye bi kampanya açar. akıllarınca sonuç olarak engellemiş olacaklar. anlaşılan o ki, egemenleri kanunlarına çok sadık zannediyorlar.

derken cunta gelir. tdkp ise kampanyayı avrupada sürdürür. cunta da yaa öyle mi der.

şimdilerde konuşuluyor, ekpertiz yok, olay yeri inceleme yok vb. niye yok. çünki, o gencecik fidan, çıkmış, aslanlar gibi örgütünün eylemini savunuyor. ailesi avukatı durumu anlatıyor. farketmiyor. o eylemi savunuyor. ben yaptım sayın diyor.

dara giderken, erdal olmak lazım.

lenin in abisi zaşa. pişmanım de diyorlar. demiyor. ailesinin biraz eli ayağı var. yapmadım de kurtulacaksın diyorlar. diyenler çıkıyor yapmadım diye, 5 kişi.

haklıyız eylemi savunuyorum diyor. idamında 20 yaşında.

zaşa yı anmayız. ne hikmetse geleneğimizde yoktur. erdal ı anarız. başta da gene o şüreka vardır. deniz yer erdal çiğnerler.

belki tarih, çift yönlü hesap soruldu yazacak, kimbilir.
 
#4




Bir çocuk var biliyor musunuz?
Mor ve Ötesi’nin şu parçasında geçer;
“bir darbe / geldi başıma / bir darbe / erdal'ı gördüm / darağacında”

Ve Sezen Aksu son bakış parçasında onu anlatır:
“Acı yüzler kurşun gibi izler / Son bakıştaki o gözler kaldı aklımızda”

Grup Yorum’un Büyü adlı parçasında söylenir:
“Büyüyüp de 17’ine geldiğinde baban sana idamlar alacak” diye.
Yine Grup Günola söylemiştir:
“küçücük gözleri incecik elleri kocaman yüreğiyle: Erdal'ım”
Veya Ali Ekber Eren anlatır türküsünde:
“Ankara adı kara / bu yara başka yara / on yedi yaşındaydı / kıyılır mı Erdal'a”

Bir çocuk var biliyor musunuz?
Bundan 27 yıl önce 17 yaşındaydı. Türkiye’de o yıllarda var olan kitle muhalefetinin önünü kesmek isteyen egemenlerin gözünü ölesiye korkuttu. Bir çocuktu, Erdal Eren; 17 yaşında, günlerce ağır işkencelere direnip sonunda da idam edilen. Ve ipi geçirdiklerinde narin boynuna, içi titremeden ölmesini bilen…


Erdal’a bütün zor anlarında direnme gücü veren ise, ölüme bir nefes kala sesi bütün duvarları da aşacak denli ismini haykırdığı mücadelesiydi.. Erdal Eren’in en önemli özelliği de bu sayılabilir: O kahramanlık için yapmamıştır hiçbir şeyi. Bir alçakgönüllülük örneğidir Erdal’ın ölüme korkusuzca gitmesi. Bayrağını Denizlerden devralmıştı ve tarihsel sorumluluğunun bilincini taşıyordu Erdal. Ve hayatın her alanında zaten sürekli mücadele ediyordu. Çevresinde gördüğü tüm çelişkiler onu sosyalizmi benimsetmeye yöneltmişti. Erdal Eren, sosyalizmi kurmanın ancak işçi sınıfının partisinde mücadele etmekle gerçekleşebileceğini düşünüyordu.

Örgütlü mücadele… Çünkü tek başına bir hiçten başka bir şey değildir bir insan ve bütün yetenekleri, bütün bildikleri ancak diğeriyle birlikte olduğu zaman bir anlam kazanır, bir sonuca ulaşır. Bu yüzden Erdal Eren, ölümünün üzerinden geçen bunca yıla rağmen, onu Erdal Eren yapan mücadelesiyle hala yaşatılmaktadır.

Erdal Eren olmak
Bizlerden daha önce büyük zorluklarla ve büyük fikirlerle tanışmış olmasına karşın, Erdal da bizim gibi bir gençti; gülmesini severdi mutlaka, onu kızdıran şeyler vardı. Annesi, babası, arkadaşları, mutlu anları, yaşadığı zorluklar… Bunlar hayatının parçasıydı. Hem bizlerden biriydi, hem de o büyük tarihsel akışa katılmıştı.

Bizler ne yapıyoruz bugün? Her gün okul-ev ya da iş-ev arasında gidip gelmekten başka… Hayatımızda türlü türlü zorluklar, sıkıntılar yaşarken, içimize kapanmayı tercih etmek ya da bireysel kurtuluş yolları aramak bir çözüm olabilir mi? Hele de bizimle aynı dertleri, sorunları, özlemleri ve talepleri paylaşanlar varken… Ya da başarısızlığa uğramak yıldırabilir mi bizi Erdal fotoğraflarından gözlerimizin içine bakarken?

Erdal Eren olmak, her gün çarpışmaktır burjuvaziyle, bizi bugünsüz ve geleceksiz bırakanlarla. Bugün Erdal Eren olmak, hayatımızı 3 saate sığdırmamızı isteyen ÖSS’ye karşı mücadele etmektir. Bilimsel, demokratik, özerk üniversitenin yaratılması için çabalamaktır. Kürt sorununda korkusuzca dik durabilmektir bütün karşı baskılanmalara. Bizi kuşatmaya çalışan ateşten şovenizm çemberini barış! çığlıklarıyla yarıp çıkmaktır. Sendika ve sigorta haklarımız için bir araya gelmektir, Bilmek, anlamak, duymak ve birlik olmaktır. Sesimizi duyurmaktır. Ve okullarımız, atölyelerimiz ve sokaklar esasta birer siyasal alandır bizim için.

Erdal olmanın yolu gençlik kitleleri içinde günlük mücadeleyi örmekten geçer; adım adım Erdal Eren olunur.

Kimdir Erdal?
Erdal, bizim gökçefidan yoldaşımız;
her gün yaptıklarımızla elini tutmaya bir adım daha yaklaştığımız...


Erdal’ın mahkemedeki son sözleri:
"Sayın Yargıçlar; Türkiye’de ve dünyada görülmemiş bir yargılama usulüyle karşı karşıyayız. Bu davanın o kadar çabuk sonuçlandırılmak istenmesi, olay dahi anlaşılmadan, yukarıdan gelen emirlerle çoktan verilmiş bir kararın formalitesini yerine getirdiğinizi gösterir. Benim hakkımdaki kararın üst düzeydeki sıkıyönetim komutanları tarafından verildiği o kadar açıktır ki, normal hukuk usulleri dahi ayaklar altına alınmıştır.”

Yurtsever Devrimci Gençlik Derneği (YDGD) üyesi ve ODTÜ öğrencisi Sinan Suner duvara yazılama yaparken, dönemin MHP’li bakanı Cengiz Gökçek’in koruması Süleyman Ezendemir tarafından kurşunlanmış ve iki saat karakolda ifadesi alındıktan sonra hastaneye giderken kan kaybından ölmüştür.

Erdal Eren’in de aralarında bulunduğu beş yüzü aşkın genç Sinan Suner’in öldürülmesini protesto etmek için, olayın olduğu yerde bir korsan gösteri düzenler. Gösteri bitip kitle dağılırken olaya bir askeri tim müdahale eder ve yaşanan arbede de Zekeriya Önge isimli bir er ölür. Olayda gözaltına 24 kişiden Erdal Eren silahla yakalanmııştır ve bu yüzden Önge’nin öldürülmesi onun üzerine yıkılır ve tüm hukuk usulleri de hiçe sayılarak, hızlı bir biçimde (gözaltına alındıktan 46 gün sonra) üç celsede idama mahkum edilir. Bu süreç o kadar hızlı işlemiştir ki Erdal Eren’in davanın ilk celsesinde avukat tutmaya bile fırsat bulamamıştır. Erdal Eren’in henüz 17 yaşında olması, tanıkların ifadeleri, deliller ve dünya kamuoyunun da tepkisi idamı engelleyememiştir. Kenan Evren meşhur asmayalım da besleyelim mi lafını Erdal Eren için söylemiştir

blogcu.com
 
Son düzenleme:
#5
Onlar ölmedi içimizde sevdaları aşkları.. Sömürü dğl hak eşitlik özgürlük için burdayız. Kanımızn son damlasına kadar mücadelemiz sürcektr.
YAŞASIN TAM BAĞIMSIZ TÜRKİYE....
 
Üst