Fatma Tokmak için duyarlılık çağrısı

#1
Fatma Tokmak, 2,5 yaşındaki oğluyla birlikte gözaltına alındı. Anne ve oğul soyundurularak birbirlerine cinsel tacize zorlandılar. Ciddi kalp rahatsızlığından sonra tahliye edildi, tekrar tutuklandı. Avukatları, Fatma Tokmak'ın serbest bırakılması için eyleme çağırıyor.

Gözaltında Cinsel Taciz ve Tecavüze Karşı Hukuki Yardım Bürosu'ndan Avukat Eren Keskin ile Leman Yurtsever, tüm demokratik kurumları ve özellikle kadın örgütlerini Bakırköy Cezaevi'nde tutuklu bulunan kalp hastası Fatma Tokmak'ın serbest bırakılması ve Adli Tıp'ın sorumluluğunu yerine getirmesi için demokratik eylemlikler yapmaya çağırdı.

'Cezaevinde öğrendiği sınırlı Türkçe ile kendini savundu'

Av. Eren Keskin ve Leman Yurtsever yaptıkları yazılı açıklamada, Fatma Tokmak'ın 1996 yılından bu yana özgürlüğünden yoksun bulunduğunu hatırlatarak, konuya ilişkin şu bilgileri verdiler:

"Fatma Tokmak, 1996 yılında hiçbir şekilde ilişkisinin olmadığı bir olayla ilgili olarak başkalarının verdiği işkenceye dayalı birkaç ifade ve bir itirafçının ifadeleriyle son derece hukuksuz bir biçimde yargılanmaya başlanmıştır. Fatma Tokmak kamuoyunda bildiği gibi, gözaltında bulunduğu sürece 2,5 yaşındaki oğlu Azat'la birlikte işkence görmüş ve bebeğe yapılan acımasız işkence İstanbul Tabip Odası ve Türkiye İnsan Hakları Vakfı'nın raporlarıyla belgelenmiştir. Aslında yaşamı bir "dram" niteliği taşıyan Fatma Tokmak, Türkçe bilmediği için yıllarca kendisini ifade hakkından yoksun kalmış, bir süre sonra cezaevinde öğrendiği sınırlı Türkçesiyle mahkemede kendisini savunmaya çalışmıştır."

Cezaevinde ağır kalp hastalığına yakalanan Fatma Tokmak'ın 2006 yılında tahliye edildiği, 2010 yılına kadar resmi bir devlet dairesinde çalıştığı belirtilen açıklamada, İstanbul DGM tarafından verilen müebbet hapis cezasının 2010 yılının Mayıs ayında Yargıtay tarafından onandığı hatırlatıldı. Fatma Tokmak'ın şu anda Bakırköy Kadın ve Çocuk Cezaevinde tutulduğu kaydedildi.

'Bir dakika bile çok önemliyken...'

Fatma Tokmak'ın sağlık durumunun cezaevi koşulları nedeniyle ağırlaştığı belirtilirken, infazın ertelenmesine ilişkin başvuru yapıldığı kaydedildi. İstanbul Adli Tıp Kurumu'ndan bir yıldır rapor beklendiğini belirten Av. Kesken, "İşkencenin ya da ruhsal ve fiziksel rahatsızlıkların raporlanmasında resmi bilirkişilik kurumu niteliğinde olan Adli Tıp'ın neden olduğu sorunlar çok önemli bir konudur. Ölümcül nitelikte olan ve bazen 'bir dakikanın' bile önemli olduğu bir hastalığın tespitinde bir yıldan uzun bir süredir Adli Tıp Raporunun verilmemiş olması ayrı bir ihlal konusudur" dedi.

Keskin ve Yurtsever, demokratik kurumlara ve özellikle kadın örgütlerine seslenerek Fatma Tokmak'la dayanışmaya ve Adli Tıp Kurumu'nun sorumluluklarını yerine getirmesi talebiyle demokratik eylemlilikler geliştirmeye çağırdı.

İşkence ile 2,5 yaşında tanıştı

Fatma Tokmak'ın yanı sıra 2,5 yaşındaki oğlu Azad'ın işkence gördüğü de raporlarla tespit edilmişti.

İstanbul Tabip Odası'nın, küçük Azad'a ilişkin raporunda şöyle deniliyordu:

"Fatma Tokmak, 2,5 yaşındaki oğlu Azad'la birlikte 9 Aralık 1996 yılında İstanbul Terörle Mücadele Şubeleri tarafından gözaltına alınarak Aksaray Terörle Şube Müdürlüğü'ne götürüldüler. 20 Aralık 1996 gününe kadar süren gözaltı sürecinde 2,5 yaşındaki Azad annesine yapılan işkenceli sorguya tanık edildi. Öyle ki anne ve oğlu soyundurularak birbirlerine cinsel tacizde bulunmaları için zorlandı. Çeşitli işkencelere maruz kalan anneyi konuşturmak için Azad'ın sırtına elektrik verildi, elinde sigara söndürüldü.

Azad, dışarıdayken polis gördüğünde korkuyor ve yüzünü eliyle gizliyordu, polis kelimesini duyduğunda ise irkiliyordu. Geceleri korkarak uyanıyor, 'annemi de beni de kurtarın' diye bağırmaya başlıyordu. Bağırsak ve mesane denetimini kaybetmişti. Yanında sigara içilmesine kesinlikle izin vermiyordu."

Azad 4 yaşındayken hazırlanan bir başka raporda ise "travma sonrası stres bozukluğu denen anksiyete bozukluğuna musab olduğu, kendisinde tespit edilmiş bulunan bu ruhsal bozuklak halinin mağduru bulunduğu öne sürülen olay sonrası oluşmuş olmasının tıbbi bilgi ve mantığa uygun olduğu kanaatine varılmıştır" deniliyordu.
 
#2
Azat'la Fatma'nın çilesi Kürt sorunu kadar büyük

Azat Tokmak, devletin baskısını henüz anne karnındayken yaşamaya başlamış. Babası PKK’ye katılınca annesi baskılardan dolayı 1996’da Silopi’den İstanbul’a göç etmek zorunda kalmış ve devlet hayatlarını cehenneme çevirmiş. Polis baskınında henüz 3,5 yaşındayken annesiyle birlikte İstanbul Terörle Mücadele Dairesi’nde işkencenin her türlüsünü yaşamış ve görmüş. Annesine gözlerinin önünde, elektrikten, Filistin askısına, çırıl çıplak soyulmaktan, cinsel tacize kadar her türlü işkenceyi yapmışlar. Kendisi de soyularak üzerinde sigara söndürülmüş.

Anne Fatma Tokmak, 15 günlük işkence süresinden sonra PKK’ye yardım ve yataklıktan tutuklanırken, Azat ise yuvaya verilmiş. Daha sonra 7 yıl boyunca annesiyle birlikte cezaevinde kalan Azat, ardından yakınları tarafından cezaevinden alınmış ve kalp hastalığına yakalanan annesine 2006 yılında kavuşabilmiş. Ancak Yargıtay’ın onayladığı ömür boyu hapis cezası Azat’ı annesinden 2010 yılında yeniden kopardı. Sağlık durumu ağırlaşan Fatma Tokmak’ın tedavi görmek üzere serbest bırakılması için Adli Tıp, vermesi gereken raporu vermiyor.

Azad’ın ve annesinin cehenneme dönen hayatlarının öyküsü, küçük Barış’ın gözünden cezaevini anlatan ‘Uçurtmayı Vurmasınlar’ filmini akıllarda canlandırıyor. Birçok Kürt ailesinin yaşadığı acıların açığa çıkan bir örneği olan Azat ve annesinin yaşamı, şimdi yetkililerin birazcık vicdanlı davranmasına bağlı. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve yetkililerin devreye girmesiyle Adli Tıptan çıkacak raporla Azat’ın annesinin tedavisi yapılabilecek. Bu amaçla Azat, yetkililere mektuplar yazarak annesinin tedavi edilmesini isterken, davaya bakan avukat Eren Keskin de Adli Tıbbın 1 yıldır rapor vermemesi üzerine konuyla ilgili kampanya başlatmış durumda.

“ANNEM AĞLAYINCA BEN DE AĞLADIM”

İşkence izlerini sadece vücudunda değil yüreğinin en derininde hisseden Azat, yaşamlarının devletin polisi tarafından nasıl cehenneme çevrildiğini ANF’ye anlattı. İstanbul’da misafir olarak kaldıkları eve polislerin baskın düzenlediğini, kapıyı kırarak içeriye girdiklerini belirten Azat, şunları anlattı:

“O sırada annem beni emziriyormuş. Annemin bana sonradan anlattığına göre polisler, içeriye dalmalarıyla evde kim varsa üzerine çullanmışlar. Benle annemi terörle mücadeleye götürmüşler. TEM’de ilk önce normal konuşuyorlardı, bizi nezarethaneye soktular. Hatırlıyorum annem beni hiç kucağından bırakmıyordu. Sorgu odasına gittiğimizde anneme beni bırakmasını istediler, annem kabul etmedi. Anneme sorular soruyorlardı ancak Türkçe bilmediği için cevap veremiyordu.

Daha sonra Kürtçe bilen bir polis getirdiler. Bir takım sorular yönelttiler, annem bu kez anlamasına rağmen ona da cevap vermedi. Sonra bir polis bağırarak, ‘Sen terörist misin? Türkiye’yi bölmek mi istiyorsun?’ dedi. Annemin ağlamaya başladığını hatırlıyorum. O ağlayınca ben de ağlamaya başladım. Sonra bizi başka, karanlık bir yere götürdüler. İlk sorguya alındığımız yer zemin kattaydı. Ancak merdivenlerle indiğimiz ve bırakıldığımız yer oradan da karanlıktı. Cezaevlerindeki tecrit odaları gibiydi. Sadece küçük bir yerden karanlık odaya ışık yansıyordu.

Annem sürekli ağlıyordu. Beni sımsıkı kucağında tutuyordu. Annem ağlayınca bu kez ben kucağındayken ona saldırmaya başladılar. Biri vuruyordu, diğeri çekiyordu. Hepsi erkekti. Beni kucağından aldıklarında ise fotoğraf karesi gibi annemin yerde kalan baygın halini hatırlıyorum. Tekrar tekmelerle vurmaya, bağırmaya başladılar. İplere benzer bir şeyler takıyorlardı vücuduna, daha sonraki yıllarda onların kablo olduğunu ve ona o gün orada elektrik verildiğini öğrendim.”

“AĞLADIKÇA ÜZERİMDE SİGARA SÖNDÜRDÜLER”

Annesi işkence sırasında çığlık attıkça kendisi de ağlayan Azat’ın körpe vücudunda polisler sigara söndürmüşler. “Beni ağzında sigara olan bir adam kucağında tutuyordu. Ben ağlamaya devam edince adam önce sol kaşımın altına ve sağ gözümün yakınına sigarayı bastırdı. Bu kez acıdan bağırmaya başladım. Bunu gören annem ise çığlık çığlığa kalmıştı.”

10 gün boyunca annesiyle aynı odada işkenceye tabi tutulan Azat, daha sonra başka bir odaya almışlar. Bundan sonra annesini sadece üç kez görebilen Azat’ı TEM’de yukarı katta tutmaya başlamışlar. “Polisler beni dövdükleri zaman annemi yanıma getiriyorlardı. Son günde o aynı adam bu kez de sigarasını benim sol elimde söndürdü. Kemik bile gözükür hale gelmişti. Canım çok yanmıştı. O günü ve o acıyı hiç unutamadım. Hastaneye bile götürmediler.”

“ANNEMİ SOYUP KEMER VE SOPAYLA VURDULAR”

İşkencedeki son günlerinde Azat’la annesi aynı odaya konulmuş. Gözlerinin önünde annesinin elbiseleri çıkarılmış ve bir kadın polis belindeki kemeri çıkarıp, diğer kadın polis de süpürge sapıyla annesine vurmaya başlamışlar. Azat, şöyle devam ediyor:

“Annem bayılınca tekrar giydirdiler. Annemin beni daha sonra kucağına almasına izin verdiler. Artık bir amir miydi, komiser miydi bilmiyorum bir adam gelip bizi giriş katına kadar çıkarttı. Araç gelmişti. Arada ilk defa adam bir şeyler söyledi. Annemin kucağımdaydım. Beni bırakmak istemiyordu. Onlar beni çektikçe annem de beni çekiyordu, öyle ki hırkam annemde kalmış. Onu arabaya bindirirken çığlıkları hala kulaklarımda. Orada ilk defa annemden ayrıldım ve Bahçelievler Çocuk Esirgeme Kurumu’na verdiler. Annemi ise Gebze Kapalı Cezaevi’ne götürmüşler.”

“YARALARIMIN KAPANMASI İÇİN UĞRAŞTILAR!”

Çocuk Esirgeme Kurumu’na verilmesini emreden amirin, davaya bakan avukat Eren Keskin’e ‘Terörist bir annenin yanında büyüyeceğine, devletin yanında kalsın daha iyi’ dediğini aktaran Azat, bu dönemi ise şöyle anlatıyor:

“Annem benimle hep Kürtçe konuştuğu için o dönem hiç Türkçe bilmiyordum. Kurumda çeşitli yerlerden çocuklar vardı. Annemden koparıldığım için zaten kimseyle konuşmak istemiyordum. Türkçe bilmiyordum ama Kürtçe bilen çocuklarla da konuşmuyordum. İçime kapanmıştım. Onlar yanıma gelip sürekli benimle konuşmak istiyorlardı, oynamam için de ısrar ediyorlardı ancak ben hep köşede dururdum. Oyun odası gibi bir yer vardı, bir sürü oyuncak vardı. Oyun saati gelince hepimiz mecburen oraya gitmek durumunda kalıyorduk. Herkes oynuyordu, ancak ben yine de bir köşede oturup onları izliyordum. Onların çoğu kabullenmişti annesiz ve babasızlığı. Ben ise kabul edemedim çünkü benim bir annem vardı. Kurum’da kaldığım 1,5 ay boyunca bana çok iyi baktılar. Beni el üstünde tutuyorlardı. Her gün yanık yaralarımın üzerine pansuman yaptırmak için doktora götürüyorlardı. Çünkü ilk başta o yanık yaralarıyla doğrudan cezaevine verselerdi, tutukluların ‘bir çocuğa nasıl böyle işkence yaparsanız’ diyerek ortalığı ayağa kaldıracağını söylüyorlardı. Elimin üzeri, göz kapaklarım, ayaklarım her yerim yara içindeydi. Doktorlar en çok sol elimin üzerindeki izi konuşuyorlardı. Kemik gözüküyordu ve onu kapatmak için bayağı bir uğraştıklarını hatırlıyorum. Ben her zaman kurumun bahçesinden gelen geçenleri izliyordum, belki annem gelir beni alır diye. Bir gün polis arabası çocukları getirdi, ben de onları görünce korkudan bakıcı annelerimizin yanına koşup öyle bir sarılmıştım ki, onlar çok sevinmişti bizi benimsiyor diye. Bilmiyorlardı ki ben polisleri görünce kaçıyordum.”



“RİNG ARACININ ÖNÜNDE OTURURDUM”

Azat, bir buçuk ay sonra avukat Eren Keskin tarafından yuvadan alınarak, annesinin yanına Gebze Cezaevi’ne götürülür. ‘Uçurtmayı Vurmasınlar’ filmini hatırlatan Azat’ın cezaevi dönemi:

“Eren abla, cezaevinde kapıdakilere ‘çocuğu içeri teslim edeceğiz’ dedi. Gardiyanlar beni arama yapmak için Eren ablanın elinden aldıklarında çığlığı kopardım. Eren abla beni hemen onların elinden aldı. Üzerimi o çıkardı, ceplerimi boşalttı. Ceplerimde bozuk para ve çikolata vardı. Cezaevi görevlileri beni alıp içerde kaydımı yapmak istediler. Eren abla ‘Ben de geleceğim’ dediğinde, ‘Bu taraf tutukluların kısmı’ diyerek reddettiler. O zaman beni anneme teslim etmelerini istedi. Çünkü benim onlardan çok korktuğumu anlamıştı. Benim birazcık uzağımda duran gardiyana bakıp bakıp geri kaçıyordum. Birden kapı açıldı, gardiyanlar arasında annemi gördüğümde koşa koşa annemin kucağına gittim. Dünyalar benim olmuştu.

Çünkü çocuk esirgeme kurumundayken bahçede beklesem de bir daha annemi göremeyeceğimi sanıyordum ve geceleri hep ağlıyordum. 4 yaşımdan sonra cezaevinin ne anlama geldiğini anladım. Zaten dışarıya çıkmanın yasak olduğu küçücük bir yerde olduğumuzu, sınırlarımız olduğunu biliyordum. 5 yaşıma bastıktan sonra ringe biniyorduk hastaneye götürüyorlardı. Ben ateşlendiğimde annemi de benimle getirmiyorlardı. Ancak ring aracının camlarından dışarıyı görebiliyordum. Genelde ringin önünde oturuyordum. Cezaevinin bulunduğu sokağın sonunda lunapark vardı. Lunaparkın oradan geçerken, çocukları gördüğümde çok imrenirdim. Döndüğümde hep anneme anlatırdım. Ben öyle dediğimde annem hep ağlıyordu. Çok üzülüyordu. İyi olan durum ise cezaevinde her yeri serbestçe dolaşabilmemdi. Tek kadınların orada kalmıyordum. Erkek tutukluların da yanına gidebiliyordum, adli tutukluların da yanına. Kadın adliler de beni çok severdi.”

“BIRAKIN KUŞLARIMI”

“Kanalizasyondaki arızadan dolayı İSKİ tünel açmıştı. Dediklerine göre bahçedeki rögardan girip bizim koğuştan çıkıyorlardı. Bir gece gardiyan kapıyı kapatmayı unutmuştu ve bizim koğuştan iki kişi bahçeye çıkmıştı. Rögarın oradan inerek ne var diye kafalarını uzatıp bakmışlardı ve hemen geri çıkmışlardı. Bunları gören asker defalarca havaya ateş açtı, alarma basıldı. Askerler sırayla koğuşumuza daldılar, sırtlarında silahlarıyla. TİKKO’cuların kaldığı koğuşların bütün kapılarını kapattılar. Askerler içeriye girip tüm ranzaları darmadağın ettiler. Askerlerin koğuşa daldığını görünce çok korktum. İlk önce bir ranzanın altına saklandım. Gardiyanlar içerde sayım yaptılar. Sayı tam çıktı.

Benim orada 18 tane güvercinim vardı. Askerler bahçeden içeriye gaz bombası attılar. Bahçede beslediğim tüm güvercinler orada gaz etkisiyle ölmüştü. Yere düşen güvercinlerimin üzerine postallarıyla basmışlardı her yer kan olmuştu. Çok sinirlenmiştim. Camı açtım, ‘Bırakın kuşlarımı’ diye bağırıyordum.”

RİNG ARACINDAN GÖRÜLEN LUNAPARK

Cezaevindeyken okula gidemediğini belirten Azat’a, 7 yıl boyunca adli erkek tutuklular ve solcu tutuklular Türkçe okuma ve yazma öğretmişler. Azat, ancak sekiz yaşına gelince cezaevinden çıkarılıp, teyzesinin yanına verilmiş ve burada okula başlayabilmiş. Cezaevinden çıktından sonra 9 yaşına kadar kendisine gelemediğini ve toparlanamadığını belirten Azat, ringi aracında gördüğü lunaparka da annesini ziyarete gidişlerde girmiş. Üzerinde sürekli annesinin hasreti olan Azat, “Çok ağlıyordum ve evdekiler dayanamayıp beni tekrar annemin yanına götürüyorlardı. Çoğu zaman cezaevinin kapısında bile sabahladığımızı hatırlıyorum. Çünkü bir saatten sonra bizi içeriye almıyorlardı” diyor.

KISA SÜREN ÖZGÜRLÜK

Annesinin 2006 yılında cezaevinden çıkışını hiç unutamadığını söyleyen Azat, “Birden kapı açıldı, şok oldum ilk defa annemin özgürlüğüne kavuştuğunu görüyordum. Onu öylece o kapıda çantalarıyla görünce sanki ilk defa hayatımıza adım attığımı hissettim. Gardiyan ‘Güle güle Fatma kendine iyi bak’ demesiyle ve orada çıkış kapısından adımını attığını bir gördüm, hemen koşarak onu kucakladım. Ananem heyecandan olduğu yerde caddenin ortasında yere oturdu ağlamaya başladı. Gelen giden arabalar korna çalıyordu caddenin ortasından kalkması için. Hiç ağladığını görmediğimiz büyük dayım da orada ağlamaya başladı. En mutlu günümdü diyebilirim” diye konuştu.

Cezaevinde kalp hastalığına yakalanan Fatma Tokmak, bir süre Çocuk Esirgeme Kurumu’nda çalışır. Üç yıllık özgürlükten sonra Yargıtay’ın cezasını onaylamasıyla tekrar cezaevine, bu kez Bakırköy Kadın Kapalı Cezaevi’ne gönderilir.

Annesinin yeniden tutuklanmasından gün içinde haberdar olduğunu ifade eden Azat, ayrılık haberini okul dönüşünde yeğeninden almış. Azat, o anı şöyle anlatıyor:

“Yine okuldan dönüyordum, yeğenim koşa koşa yanıma geldi. Bana sarılarak, Azat abi koş anneni yakalamışlar dedi. Şok oldum orada bayılmışım. Ayıldığımda bir baktım ki herkes başıma toplanmış beni hastaneye götürmek istiyor. Annem cezaevindeyken ne işim var hastanede diyerek hemen eve koştum. Kendimi odaya kilitledim. Haykırıyordum artık yeter diye. İçerden çıkar çıkmaz Leman Yurtsever’i arattırdım ve annemin Bakırköy Hastanesi’ne götürüldüğünü öğrenir öğrenmez apar topar oraya gittik. Ancak ben hastaneye girdiğim dakikalarda annem de cezaevi yolunu tutuyormuş…”

EL VE AYAKLAR KELEPÇELİ AMELİYAT

Annesine hastanede anjiyo yapıldığında damar ameliyatı yapıldığında ellerinin ve ayaklarının kelepçelendiğini anlatan Azat, “İki elinden ve ayaklarından kelepçe taktılar o acılarla kıvranırken. Ananem annemi hastanede öyle görünce hemen Eren ablayı aradı. Hem Anjio oldu, hem de damarları değiştirildi. Bir de cezaevinde astım hastası da oldu havasızlıktan. Şu anda zaten Bakırköy’de ikili hücrede kalıyorlar ve durumu git gide kötüleşiyor” dedi.

OKUL YOLUNDA POLİS TAKİBİ

Azat, okula gidiş gelişlerde polisin takibindedir. Annesi tutuklanmadan önce sivil polisler okula giderler ve Azat’ı isterler, okul müdüründen. Azat şunları anlatıyor, Öğlen okul müdürü sınıfa geldi. Hepimiz ayağa kalktık ve beni çağırarak, ‘çantanı al gel biraz seninle yürüyelim’ dedi. Beni okulun kapısının önüne getirdi ve oradaki siviller önünde resmen beni sorguya çekti. ‘Annen nerede, artık hiç okula gelmiyor’ diye sordu. Ben geldiğini ona rastlamadığını söyledim. Başladı ‘nerede oturuyorsunuz, annenin numarası var mı’ diye sorguya çekmeye. Müdürün yanından ayırırken bir baktım ki tüm siviller bana bakıyor o zaman polis olduklarını anladım. Daha sonra eve doğru yürümeye başladığımda beni takip ettiklerini fark ettim.”

“ANNEMİ BANA GERİ VERİN”

Hayatı boyunca yaşadıkları Azat’ın üzerinde çok derin etkiler bırakmış. “Özellikle çektiğim işkence beni çok etkiledi” diyen Azat, artk tek başına kalmaktan çekiniyor, hayatta tutunacak bir dalının kalmadığını söylüyor. Azat, “Anneme bir şey olursa zaten ben yaşayamam. Ben şimdiden annem yok diye kendimi yalnız hissediyorum bir de anneme bir şey olursa ben tamamen yok olurum zaten” diyor.

Annesinin boş boşuna 36 yıl müebbet cezasına çarptırıldığını ifade eden Azat, şunları söylüyor:

“Artık annem yapamayacak çünkü kalbi dayanmıyor. Annem şu an 10 evrelik bir hastalığın 10’uncu evresinde. Bir evre daha gelirse ölecek. Acilen tekrar ameliyat olması gerekiyor yoksa bir yıl dayanamayacak. Ben sadece ameliyatını bizim yanımızda olmasını istiyorum. Sağlığı düzelsin daha sonra istiyorlarsa onu tekrar alabilirler yeter ki sağlığı düzelsin. Bari ev hapsine alınsın. Cumhurbaşkanı’na mektup yazdım. Hem Cumhurbaşkanı’na hem de diğer yetkililere seslendim. Annemin hasta ve tutuklu olduğundan bahsettim. Birçok yarım kalan hayallerimiz vardı onları yediden baştan yaşamak istediğimi ifade ettim. Annemin serbest bırakılmasını istedim. Eğer gerçekten yüreklerinde biraz olsun vicdan varsa, bana annemi geri versinler.”
 
Üst