Filistin ve Kürt ulusal durumunun/hareketlerinin karşılaştırılması

#1
Filistin ve Kürt ulusal sorunlarını belli ölçütlerle kıyaslayarak
bir çalışma ortaya çıkardım. Her açıdan birçok ortak yönü
bulunan bu iki halkın* en az dikkat çeken ortak özelliği,
iki halkın da Osmanlı'nın I. Dünya Savaşı arka kalan parçalarında
uluslararası güçlerin şekillendirmesiyle kurulan iki ulus-devletin
bünyesinde yer almaları
dır.

* Ulus ve halk tanımlamalarında aradığım ölçütler farklı olsa
da, halk tanımımın kapsadığı özne bellidir


İki halkın/halka da
- Devletleşmesi önlenmiştir.
- Britanya tarafından devletleşme sözü verilmiştir.
- İki ulus da -farklı oranlarda- parçalı yapıya sahiptir. (Suriye, İran, Irak ve Türkiye ... Lübnan, Ürdün, Mısır, İsrail)
- Yaşadıkları yerlerin isimleri değiştirilmiştir.
- Dil ve kültürüne yasaklar getirilmiştir.
- Yönetimi altında bulundukları devletler tarafından ucuz işgücü ve hammadde olarak sömürülmüştür.
- Altında bulundukları ulus-devletler ABD'nin stratejik ortaklarıdır.
- Devrimci demokratik örgütlenmeleri aynı konjonktürel döneme (post-kolonyal) denk gelmiş ve öğrenci örgütleri
olarak ortaya çıkmıştır (DDKO = Al-Fatah)
- Tabanlarından radikal İslamî örgütler çıkmıştır (Hizbullah, Hamas, İslami Cihad Örgütü).
- Öncü örgütleri, çatıştıkları devletlerin temsilcileriyle barış müzakerelerini Oslo'da düzenlemiştir.

Ayrılan yönleri:
- İlk büyük ayaklanmayı 1925'te Kürtler başlatmıştır.
- Filistinliler, 1936-39'da İngiliz mandasına ve Yahudi yerleşimlerine büyük çaplı saldırmışlardır.
- Post-kolonyal dönemde ilk silahlı mücadeleyi 1970'lerde Filistinliler başlatmış, 1984'te Kürtlerle
devam etmiştir.
(Silahlı mücadele kararının alındığı tarihleri gözardı ediyorum)
- İşgal altındaki şehir gettolarında ilk kalkışma 1987 İntifadası'yla Filistin'de başlarken,
Kürtler 1992 Mart'ında Cizre Newroz'unda gerçekleştirmiştir. (50 insan katledildi).
 
Son düzenleme:
#2
merhaba..
çalışmana katkı anlamında bazı bilgiler ile bazı itirazlarımı(düzeltme amaçlı) sunmak isterim..

günümüzde kabül edilen filistin ve filistinli tanımları o bölgenin otokran halkını temsil etmemekte sonradan alınmış siyasal-sosyal bir tanım olmaktadır..

en yakın bilinen ve (tartışmalı) tanınan olarak natuf kültürü dönemi söylenir.. mö. 9000 ila 7000 arasında geçer.. aynı dönemlere denk düşen (ürdün)eria bölgesindeki buluntularla eşdeğerdir. temel özelliği buğdayın yetiştirilmesi ve işlenmesidir. günümüzde ilkel-doğal buğday da buralarda aranmaktadır..

tam yerleşik-tarım toplumu demek olası olmasa da yary-yerleşiklik aşamasına geçmiş bir kültür diyebiliriz..

daha sonraları buraya güneyden ve kuzeyden göçler olmuştur.. ama asıl etkili göçler denizden gelenler anlamını içeren philistia denilen deniz kavimleridir.. kelime antik yunan kökenlidir ama sanırım buraya mısırdan geçmiş olabilir.. çünkü., bunlarla savaşan mısır uygarlığı ve kayıt-bulgu olarak da sadece mısırda var olan bilgilerle bunlar iddia ediliyor..

deniz halkları anlamına bakılırsa., bunun bir konfederasyon olduğu anlaşılır.. kuzey afrika güney avrupa(italya-yunanistan) girit miken ve anadolu güneyi-kıbrıs.., gibi kolonilerden derlenmiş bir "denizci-seferci" halklar konfederasyonu diyebiliriz..

yine aynı dönemlerde.., orada kıyı ve asıl olarak içlere doğru yaşayan fenike-kenan(sami halklarından) halklarınmdan da bahsedilir.. ve üzerlerine gelen sami kökenli yahuda(ibraniler) halkları içinde çeşitli şeyler söylenmekle beraber. bunlarda., önceleri dağınık sonra birleşen-dağılan göçebe sami halklarıdır.. ibrani olarak tanımlanan tarihleri eski ahit ile açıklanır ki tartışmalıdır..

kısaca.., yerleşim alanlarına göre ayrışan bu topluluklar., önce ibraniler olarak ortaya çıkan dini içerikli halklaşma ile ayrışmış., sonra hiristiyanlık ve özellikle islamiyet ile arap halklaşmasını yaşamıştır ama yine de gerek., suriye(şimdiki ırak dahil) ve mısır ve de güney(mekke ve aşağısı) araplardan farklı bir arap topluluğu olmuşlardır.. ama filistinliler olarak ayrışmaları., israil devletinin kurulması aşamalarından itibaren öne çıkmıştır..

o dönemlerde bile arap-ların birliği olarak tanınır ama filistinli araplar(hıristiyan-islam ayırmadan) olarak adlandırılırdı..
.................................

post kolonyal tanımını yanlış algılamadıysam., 20. yy. olarak belirliyorsun.. yani ulusal kurtuluşculuk ve yeni-sömürgecilik dönemi..

hal böyle ise..;
- Devrimci demokratik örgütlenmeleri aynı konjonktürel döneme (post-kolonyal) denk gelmiş ve öğrenci örgütleri
olarak ortaya çıkmıştır (DDKO = Al-Fatah)

bana göre eksik bilgi..
el fetih 1959 da kuruldu.. ddko-ddkd ise 1969 da
yine öğrenci örgütleri denilecek ise buna el fetih uymaz.. ki her ikisininde daha eski kökleri vardır..

arap milliyetçiliği 1800lerin ortalarına gider.. ve bunlar da öğrenci kökenlidirler(avrupaya okumaya giden hıristiyan ağırlıklı arap gençleri)
aynı şekilde kürtlerde de vardır.. medrese eğitimi öğrencilik sayılır..

- İlk büyük ayaklanmayı 1925'te Kürtler başlatmıştır.
post kolonyal dönem dediğin baz alınacak ise.., ilk büyük ayaklanma 1918-24 arasında berzenci ayaklanmasıdır..
1925 deki şeyh saittir ve büyük de değildir dar alanda kalmış., kısa sürmüştür.. berzenci ise., bütün güney kürdistanı kapsamıştır..
- Filistinliler, 1936-39'da İngiliz mandasına ve Yahudi yerleşimlerine büyük çaplı saldırmışlardır.
buda eksik bilgidir.. bu tarihte değil 1948 de israil devletinin kurulma kararından sonra araplar savaş açtı.. buna filistin ayaklanması nedilemez..

ama 1920 de 40-50 bin kişilik gösteriler yapılmıştı gerekçesi ise ingilizlerin yahudi yerleşimlerine izin vermesi yada göz yumması ile ilgilidir zaten bu süreç yasak ama göz yumma şeklinde işletilmiştir. bunun dışında ciddi bir ayaklanma girişimi olmamıştır..
el fetih ile başlayan mücadele süreci ise ayaklanma şeklinde değildi..


Post-kolonyal dönemde ilk silahlı mücadeleyi 1970'lerde Filistinliler başlatmış, 1984'te Kürtlerle devam etmiştir.
sosyalist litaratüre göre ulusal kurtuluş mücadelesi ise filistin için olanı anlayabilirim ama el fetih sosyalist değildi..
bunu baz alırsam 1984 pkk öncesi hoybun da politik bir silahlı mücadele çizgisi işletmiştir ağrı isyanı gibi.. yine berzenci'den süregelen ve hewi(1939) isimli bir örgüt de vardır ve ayaklanma örgütlemiştir. iranda da komela(19459 ve ırak kolu rızgari ve sonra kdp bunların içinde sosyalistler de vardı..


bunları çalışmana katkı anlamında sundum bir eleştiri değildir.. dilerim daha derinleştirirsin.. belirteyim.. benim bazı yerlerini eksik-yanlış bulmamı önemseme.., çalışmalar kişiden çıkar ama paylaşılarak kollektifleşir.. katkılarla zenginleşir.. daha bir doğruya akar..

sevgilerimle..




 
#3
- Britanya tarafından devletleşme sözü verilmiştir.

Bir yönüyle doğru bir önerme.Britanya emperyalizminin, 1917 Ekim Devrimi yapılmamış olsaydı, ortadoğudaki politikalarıda çok farklı olacak,1948 de bir İsrail kurulumu çok daha öncede ortaya çıkabilecekti.Burada bir tarih kronolojisi çok ilginç olacaktır belki;Balfour Deklarasyonu Kasım 1917 de ortaya çıkarken yine kasım 1917 de İngilizler şu an Tel-Aviv olarak bulunan yeri ele geçirmişlerdir...Ekim Devrimi (Tarih olarak kasım dır) olmamış olsaydı,bir İsraili kurmak biraz daha erken olurdu.Ama burada yine bir parantez açıp;Dünya Yahudi çerçevesine baktığımızda da tam olarak bir devlet isteme netliği yoktur! Rezervistler ve antirezervistler olarak adlandıracağımız objeler içinde yer alanlardan bazıları,bir İsrail kurmaktansa yaşadıkları erklerde bir güç olmayı daha mantıklı bulmuşlardır ki tc erkinde bunu görmek çok kolaydır.(on emir'in tc erkine uyarlanması vb)...

Benim burada sormak istediğim daha doğrusu konuyu derinleştirmek istediğim asıl sorum şu olacak;

Filistinde,her ne kadar tarihsel olarak gelen bir dinsel paradigma içinde yer edinsede asıl olarak anti-semitizmin hangi dönemlerde ivme kazandığı;ve yine Tc erkinde anti-semitizm benzeri bir anti-Türk (diyelim) paradigmasının oluşup oluşmadığı ya da durumudur...!
 
#4
düşünsel dostum, Ekim devrimin örgütleyici ve önderlerinin o dönemki Filistin
konusuna nasıl baktığı hakkında bir verim yok. Kuruluşun 1948'e ertelenmesi
tahminini sanırım Sovyetler'in yeni İsrail devletini onaylamayacağından yola
çıkarak yaptın. O halde Balfour Deklarasyonu, 1920'lerde artan göçler ve çatışmalar ile
Sovyet tepkisine bakmak gerekir. Ama şunu biliyorum ki o dönem Rusyaya tam
hakim olamamış Sovyetler'in gerçek ağırlığı ve tepkisinin 1945 sonrası ne dediği
ve yaptığıyla anlaşılması gerekecektir.

Ben bildiğimi söyleyim dost. 1947'de BM Genel Kurulu'nda Filistin'in Bölümlenmesi
Planı görüşülür ve karara bağlanır (181 numaralı çözüm, UN Resolution 181.)
Çözüm, Filistin'in Arap ve Yahudi bölgesi olarak ayrılmasını öngörüyordu. Arap
kısmında %1'lik bir Yahudi nüfus, Yahudi kısmında %55'lik Arap nüfus kalacaktı.
Herneyse, Çözüm oylamaya sunuldu. Britanya çekimser kaldı, Türkiye karşı oy
kullandı; Sovyetler Birliği ABD'yle birlikte lehte oy kullandı.

Mayıs 1948'de Ben Gurion İsrail devletini ilan ettikten sonra ilk tanıyan "dövlet"lerden
birisi de SovyetlerBirliği'ydi (doğrulanması gerekir). O bakımdan Sovyetlerin
Soğuk Savaş 'ın başlangıcında Filistin davasından yana olmadığına inanıyorum.
Bunu Stalinci dış politikaya bağlayabilirim belki.

Filistin'de anti-Semitik tepkinin ortaya çıkması I. Dünya Savaşı'nın bitişiyle
start alıyor. Detayını bilmiyorum, ama Türkiye'deki anti-Türk tezin ortaya çıkışı
hakkında zaten veri çok. Bu konuyu esas çalışmama nasıl ekleyebilirim,
eğilmek gerek.
 
#5
suat dost,
Katkıları çok önemsiyorum. Eksik bilgiye hep beraber inanmak yerine
doğru bilgiye az kişi vakıf olmalı .) Verdiğin verilere göre ben de çalışmayı
değiştireceğim.

Post-kolonyal dönem'den kastım aynen dediğin dönemdir. Fatah kendisini
bağımsızlıkçı olarak tanımlıyordu fakat bunun sınırı en fazla devrimci demokratik
bir örgütlenme olabilir. O yüzden zaten 'sosyalist' demedim. Onlar da sosyalist
olmadıklarını söylüyorlardı. Kaldı ki Soğuk Savaş konjonktürü ve 'Bağlantısızlar
Hareketi'nin varlığı/tepkileri göz önüne alınınca 'sosyalist' olmak muhakkak ki
Sovyetçi olmakla eşdeğer olacaktı.

Filistinliler, Rus pogromlarından 1920'lere kadar kitlesel ve seyrek aralıklarla
bölgeye gelmeye başladığında silahlanmaya ihtiyaç duydular. Hedef, buna müsade
eden İngiliz mandatı veya yeni yerleşimci Yahudi nüfus olacaktı elbette. Benim
kaynaklarım da aynı senin söylediğin nedeni işaret ediyor. Aynı şeyi mi okuduk
acaba .)
Herneyse, benim kitlesel olarak ilk silahlı karşı karşıya gelişin 1936-39'da meydana
geldiğine yönelik bir verim vardı ama tekrar başvursam iyi olur.

Berzenci ayaklanmanın tepkisi ve çıkış noktası neydi suat dost? Yani
yürütücüleri ve hedef aldıkları erk?
 
#6
Mahmud Berzenci 20 Ocak 1923 tarihli mektubu Tebriz’deki Sovyetler Birliği Konsolosluğu kanalıyla gönderdi.
“… 1917 yılında, insanlar despot tiranın pençesinden kurtulup bağımsızlığa ve geçek özgürlüğe kavuştuklarını, tüm dünyaya duyurdular. Ezilen tüm
halklar ve uluslar bu sesi büyük bir coşku ile selamlayıp bağımsızlık savaşına başladılar. Bu halklar emellerinin gerçekleşmesinde, Sovyetler Birliği’nin olumlu ve dostluk desteklerine bel bağlıyorlar. Bizim halkımıza gelince, gazetelerin çoğunda gözlendiği gibi kana susamış İngilizlerin, kadın ve çocuk ayrımı yapmadan, acımaksızın Kürt halkına bomba ve ateşli silahlara saldırdıkları bilinmektedir. Bunlar dört yıl önce, 1919 yılında oldu. Tutsaklaştırılmış Kürt halkı, Süleymaniye’de kendi yasal haklarını ve istemlerini yaşama geçirmek istediğinde, Kürtlerin büyük şansızlığı o günlerde, Sovyetlerin kendi iç savaşları nedeniyle, tutsak halkların durumlarıyla ilgilenemeyişiydi. Bu durum Sovyet Halkının olumlu ve dostça isteklerini belirttiği ve gücünün bilincine vardığı bugüne kadar sürdü. Tutsaklaştırılmış
Kürt halkı, istemlerini duyurmakla şeref duyar: Bütün Güney Kürdistan halkı, Sovyetler Birliği ile dost olmaya isteklidirler. Bu dostluk için gerekli özveride bulunmaya, bunu maddi ve manevi yönünden desteklemeye hazırdır. Bu amaçla yasal haklarımızın resmen tanınmasını diliyoruz. Tüm dünyaya, ilişkilerimizi gücümüzü ve etkimizi göstermek için, her türlü silahlı araç ve gerece gereksinimimiz olduğunu duyurmak istiyoruz. Ayrıntıları Suvari Alay Kumandanı Reşit Efendi ve sekreterim Arif Efendi sözlü olarak açıklayacaklardır. Biz Kürt halkının yasal haklarının yerine getirileceğine inanıyor ve böylece size dostluk ve kardeşlik duyguları ile elimizi uzatıyoruz…”

Şeyh Mahmud Berzenci Lenin’e seslenişini sürdürüyor:
“… Güney Kürdistan’daki devrimimizin kime karşı olduğu sizce bilinmektedir. Komşu ülkelerin bu konudaki karşıt tutumları bellidir. Yaptıklarımızın tümünün size iletilmediği bir gerçektir. Zira çok güvenip saygı duyduğumuz Sovyetler Birliği ile diplomatik ilişkilerimiz henüz yoktur. Ama şunu açıkça söyleyebilirim ki, tüm Kürt halkı Sovyetler Birliği’nin, Doğu haklarını özgürlüklerine kavuşturduklarının bilincindedir.Biz kaderimizi sizinle paylaşmak istiyoruz. Güncel olan sorunumuz, sizin bize destek olmanızdır. Kürt halkı büyük bir sabırsızlıkla, haklarımız arasında diplomatik ilişkilerin kurulmasını beklemektedir.Bu ilişkilerin kurularak, gerekli yardımlaşmanın sağlanması ile Kürt halkı özgürlüğüne kavuşma fırsatı bulacaktır. Bu benimde en büyük arzumdur. Bu başarıldığında adımız tarihe altın harflerle yazılacaktır…”
Şeyh Mahmud, İngilizler tarafından yenilgiye uğrayıp İran’a kaçtıktan sonra 10 Haziran 1923 tarihinde, Sovyetler Birliği’ne bir kez daha başvurdu. Başvuru mektubu, Süleymaniye valisi Sait Kerim, Bakbaş Rıza Abdulkerim, Hacı resul ve diğer birçok Kürt önderi tarafından imzalanmıştı. Mektuptan küçük bir bölüm şöyledir:
“… 1. Dünya Savaşı’nın başından beri İngiltere’den milli haklarımızın kabulünü istedik. Ancak İngiltere orduları ve uçakları ile, ülkemizi yıkmaya ve insanlarımızı öldürmeye devam ediyorlar ve hatta hoşnutsuzluğumuz belirtmeye fırsat bile vermek istemiyorlar. 1922 yılından beri, İngiltere, askeri güçleri ile baskı yaparak Güney Kürdistan’ı Arabistan’a katmaya çalışmaktadır. Kürdistan’ı işgal ettiklerinden sonra ise, artık hiçbir yasa tanımıyor. Tarafsız bir araştırma komisyonunun oluşturulup, ülkemizdeki baskıları ve yıkımları yerinden saptamalarını, insanlık adına diliyoruz…”
Bu ikinci mektubuna da yanıt alamayan Berzenci, üçüncü bir mektubu 27 Temmuz 1923 tarihinde yazacaktır. Bu mektupta da:
“…İngiliz askeri baskılarının arttığı tüm Kürdistan’ı bombaladıkları bu nedenle 200 kadar ailenin Süleymaniye’den göç etmek zorunda kaldığı ve mal varlıklarının yağma edildiği insanlık ve adalet adına bu baskılara karşı çıkılması…” isteminde bulunuyordu. dirok.org
 
#7
arap toplumu ile yahudi toplumu arasında çatışmalar yaşanmıştır.. ama bunun sistemli başlama miladının 1948 den önce olacağını sanmam.. o dönemlerde., avrupadan kaçan yahudiler filistine de geliyordu.. ingilizler öncesi göçlere pek izin vermese de nazi baskılarından dolayı kaçanlara dolaylı göz yumdu..

bu sürelerde araplar habire toprak satıyordu.. birde nazi kışkırtmaları ile çatışmalar olmuş olabilir.. filistin yerel yönetimi almanlarla ilişkiliydi.. yine de ingiliz varlığına karşı çıkış da yoktu.. ama asıl sorun 1948 sonrası başladı..
hemen öncesinde yahudi toplumu şiddet eylemleri ile ingilizleri bunaltmıştı.. özellikle ırgun gibi örgütler öndeydi..
1948 le birlikte arap-yahudi çatışmaları sistemleşti.. hatta ilk etaplarda hıristiyan araplarla müslüman araplar ortak tavır alıyordu..
israilin kuruluşu asıl olarak ilk kazandığı savaş sonrasına denk düşer..
ben bunu 1967 savaşı ile tanımlıyorum.. yani bölgede varlığını ve güç olmasını batıya ispatladı ve batı da korumaya aldı.. zaten batı da ve özellikle abd'de evangelizm güçlenmişti.. bunu da küresel mali-sermayenin atağı olarak görüyorum..
 
#8
arap toplumu ile yahudi toplumu arasında çatışmalar yaşanmıştır.. ama bunun sistemli başlama miladının 1948 den önce olacağını sanmam.. o dönemlerde., avrupadan kaçan yahudiler filistine de geliyordu.. ingilizler öncesi göçlere pek izin vermese de nazi baskılarından dolayı kaçanlara dolaylı göz yumdu..

bu sürelerde araplar habire toprak satıyordu.. birde nazi kışkırtmaları ile çatışmalar olmuş olabilir.. filistin yerel yönetimi almanlarla ilişkiliydi.. yine de ingiliz varlığına karşı çıkış da yoktu.. ama asıl sorun 1948 sonrası başladı..
Değerli dostum, kaynaklarıma anca başvurabildim.

"1936-1939 - Arab Revolt led by Haj Amin Al-Husseini. Over 5,000 Arabs were killed according to some sources, mostly by British. Several hundred Jews were killed by Arabs. Husseini fled to Iraq and then to Nazi Germany."

"Haj Amin Al-Husseini öncülüğündeki Arap kalkışması. Bazı kaynaklara göre, 5,000 'in üzerinde Arap İngilizlerce öldürüldü. Birkaç yüz Yahudi de Araplar tarafından. Husseini önce Irak'a, ardından Nazi Almanyasına kaçtı"

Kaynak link: Middle East Israel - Palestinian Conflict TimeLine

1936-39'da silahlı kitlesel çatışmanın olduğunu çoğu kaynak söylüyor.
Senin de yazdığın gibi, Nazi kışkırtmalarından olsa gerek. Baksana, Husseini
ardından Nazi Almanyasına kaçıyor.
1948 öncesi Arap-Yahudi çatışmalarında Nazi etkisini hiç düşünmemiştim.
Sanırım tarihi kronolojik-dönemsel okumanın önemi burada ortaya çıkıyor.
Sanki her olgu birbiriyle -ince veya kalın- bağlı.
 
#9
Filistin ve Kürt sorunlarında belirlediğim çerçeveye
gelecek sonsuz eleştiriler, gözden kaçırdıklarımı ve
göz ardı
ettiklerimi gösterecektir. Bekliyorum dostlar.
 
#10

Kaynak link: Middle East Israel - Palestinian Conflict TimeLine

1936-39'da silahlı kitlesel çatışmanın olduğunu çoğu kaynak söylüyor.
Senin de yazdığın gibi, Nazi kışkırtmalarından olsa gerek. Baksana, Husseini
ardından Nazi Almanyasına kaçıyor.
1948 öncesi Arap-Yahudi çatışmalarında Nazi etkisini hiç düşünmemiştim.
Sanırım tarihi kronolojik-dönemsel okumanın önemi burada ortaya çıkıyor.
Sanki her olgu birbiriyle -ince veya kalın- bağlı

bunlara şöyle bir yanıt vereyim..

1- emin hüseyin'in almanya ilişkilerine nazi ilişkileri olarak bakılamaz.. aynı kişi daha önce sıkı ingilizciydi!! ondan önce ise., teşkilatı mahsusacı..
tüm bunlar çeşitli "kaynak"!!ların verileri ile "sabit".. ve her veri kendi çapında doğrudur.
anlayacağın kim nerden bakıyor ise ordan okuyor..

1917-36 arasında bakarsan ingiliz ajanı..
1936-41(savaş süreci) arasında bakarsan nazilerin adamı..

oysa bu kişi arap milliyetçisi ve çıkarları nerde ise orada oluyor.. yaser arafatında amcasıdır..

ingilizlerle ilişkisi.; i.terakkinin arap ve diğer halklara yaklaşımını görmesinden sonra başlar.. o dönemlerde yahudilik ve siyonizm ile ilişkili olduğu düşünülen almanya ve osmanlı idi.. haliyle bir arap milliyetçisi de bu durumda osmanlı karşıtı ingiliz yanlısı olur.. 1920lerden sonra işler değişti. ingilizler ile yahudiler arasında ilişkiler derinleşti almanyada ciddi bir anti-semitizm başladı.. haliyle emin hüseyin bu sefer almanya yanlısı oldu..

olay budur.. :)

gerisi her "kesimin" kendine göre verileri kullanması olayıdır.. kimse olaya emin hüseyin cephesinden bakmaz..
senin bahsettiğin tarihlerde o derecede ciddi bir ayaklanma ve ölümlerin olduğuna dair bilgi yoktur.. arap milliyetçiliği ikiye ayrılmıştı.. batı-ingiliz yanlıları oryantalist almanya(hitler) yanlıları..
ikinci dünya savaşında., ingilizlerin orta-doğuda siyonizme önce gizli sonra dolaylı kapı açması karşısında, almanya tercih edilmiştir.

sana daha ilginç bir örneğini türkiyeden vereyim..

emin hüseyin konusunda.. iki zıt görünen site aynı bilgi-belge ve hatta benzer cümlelerle yazı yazmıştır..

birincisi..;hastürk diye bir site..
http://www.google.com.tr/url?sa=t&rct=j&q=www.hasturktv.com%2Fanti_semitizm%2F1372.htm&source=web&cd=1&ved=0CBoQFjAA&url=http%3A%2F%2Fwww.hasturktv.com%2Fanti_semitizm%2F1372.htm&ei=nvfWTuvqDKLb4QTjgdGGDg&usg=AFQjCNFXwCjscl-EqaRnpGK5RlK8XeHL5A
kaynak aldığı yerseninkisi ile aynı..

ikincisi.; bugün ulusalcı olarak bilinen ve can ataklı ismail küçükkaya mustafa balbay gibilerinin olduğu gerçekgündem sitesi..
http://www.google.com.tr/url?sa=t&rct=j&q=emin%20el%20h%C3%BCseyni&source=web&cd=6&sqi=2&ved=0CDkQFjAF&url=http%3A%2F%2Fwww.gercekgundem.com%2F%3Fc%3D66632&ei=rfjWTubXAYOp4gSXzMmQDg&usg=AFQjCNFwghJvIkc_0vE2LxB2A0xyOvcbdg
burada da kaynak cengiz özakıncı olarak bilinen manüple kitap yazarıdır.. onun kaymnağı da aynıdır..

birincileri., türkiyeden gitme israildeki yahudi toplumu adına varlar ama ilginçtir isimleri "has"türk!!!
ikincileri ise.; türkiyedeki gizli ibraniler(sebatayist) yani., "ne mutlu türk" hissedenler..

bir noktaya daha değineyim.. hıristiyan araplar.., halen tam incelenmemiş bir konudur..
hıristiyan olmuş araplar elbette vardır.. ama tarihsel olarak bakıldığında o coğrafyada ilk tek tanrılı dini topluluk olma ibrani samilerine aittir ve dışardan girme yoktur.. ikincisi ise.; islamdır buda haliyle samileri kapsar ve yahudi veya başkalarını içerisine kabül eder.. yani müslüman olmuş yahudiler vardır.. bunlar kendilerine yahudi diyemeyeceğine göre., ne diyecekler..? arap.. diyecekler yada fars(meşhedi)

peki., ya hıristiyanlık...!!! ..; bilindiği gibi o topraklarda doğdu ve bir yahudi mezhebi olarak doğru ve ilk takipçileri ibrani idi ve dışardan giren yoktu zaten din değil mezhep olarak başladı.. taki din haline gelene kadar.. bu saatten sonra.. hem bölgede hem kapadokya da tarsus antakya vs. de ilk inananlar da yahudi idi.. bunlar artık yahudi olamayacağına göre ne oldu.. ya syrıa(suriye) süryani ya arap yada rum(romanyot) yada ermeni(pakraduni)hıristiyanlar oldu..

islamla birlikte bazıları müslüman oldu.. bunlara anadoluda., romanyot.. iranda meşhedi.., arabistanda ise mevali-arap dediler..
sabataistler başkadır.. 1600lerde ortaya çıkan yine bir mezhep olarak başlayan ama yahudilik tarafından dışlanan ama din de olamayan ve sonra aslına dönen ve dönmeyenleri de gizli müslüman olarak devam edenlerdir..

uzatmayayım.. orta-doğudaki hıristiyan araplar ibranilik ile bağlarını koparmamışlardır.. zaten hıristiyanlık., ibranilik ile bağları olan bir inançtır.. aski ahit halen tek ve temel kutsal metindir.. incil onun tefsiridir yeni bir müjdesidir.

dikkat edilir ise..; arap milliyetçiliğini başlatan hıristiyan arap aydınlarıdır.. ama sonra cemaat olarak kopuş yaşanmış ve batı-istail çizgisine yönelmişlerdir..
anlayacağın.. karmaşık toplumsal sosyal-kültürel tarih atlanıp siyasal tarih incelenemez.. toplumları hareketevgeçiren elbette sınıfsal-politik güçlerdir. ama bu güçler de toplumları güdümlemeyi bu sosyal-kültürel tarihsel birikimleri kullanarak başarır..

bunları.., analizlerine tutacağın ışık., turnusol olarak sunuyorum..
 
#11
Arap milliyetçiliğinin öncülerinin Hıristiyan aydınların olduğunu belirttin.
Böyle olunca Filistin-İsrail çatışmasında Filistin ulusalcılığının izi kaybolur
çünkü bildiğim kadarıyla Filistin ulusalcılığı köklerini bu Hıristiyan sektlere
dayandırmıyor. Hatta içinde büyük oranda 'Müslimlik' yatıyor. Bu bakımdan
bu başlık altındaki ulusal durum karşılaştırmasında Hıristiyan köklerin
dışarıda bırakılması, ama gene de de böyle bir tarihsel gerçeğin izini
gözardı etmemek gerekiyor.

Bir milliyetçilikten bahsedebilmek için elimizde bu milliyetçiliğin kendini
tanımladığı bir
'karşıt'ın olması gerekir. O da bu bağlamda emperyal Hıristiyan batı
ülkeleri değil, birtakım İslamî kabile-aşiret ve Osmanlı devleti olsa gerek.
Yani bu batılı eğitim görmüş öğrenciler edindikleri modern düşünceleri
orada bırakmayıp, getirip Arap coğrafyasında siyasi araç hâline mi getirdiler?
Ek olarak, inşa ettikleri muhalefet matbuat gibi cılız bir hareketten öteye geçiyor mu?
 
Son düzenleme:
#12
Arap milliyetçiliğinin öncülerinin Hıristiyan aydınların olduğunu belirttin.
Böyle olunca Filistin-İsrail çatışmasında Filistin ulusalcılığının izi kaybolur
çünkü bildiğim kadarıyla Filistin ulusalcılığı köklerini bu Hıristiyan sektlere
dayandırmıyor. Hatta içinde büyük oranda 'Müslimlik' yatıyor. Bu bakımdan
bu başlık altındaki ulusal durum karşılaştırmasında Hıristiyan köklerin
dışarıda bırakılması, ama gene de de böyle bir tarihsel gerçeğin izini
gözardı etmemek gerekiyor.

merhaba..
arap milliyetçiliğinin kökleri gerçekten hıristiyan arap aydınlara ve saküler., müslüman aydınlara dayanır.. bu konuda yine bu forumda kaynaklar aktarılmıştır.. gerekirse yine akratırırım..
şu kadarını belirteyim.. arap milliyetçiliği denilince iki aşamalı ele almak gerekir..
1- emeviler ile işletilen., islam elitleri temelli olan., buna., günümüz anlamı ile milliyetçilik denilemez.. türk-islam milliyetçiliği gibi., ilkel milliyetçilik olarak ele alınabilinir. çünkü., emevi arap milliyetçiliği., arap olmayan müslümanları mevali olarak ele alsa da., kureyş kabileleri dışında kalanlara da aynı gözle bakardı.. yani kabilecilik milliyetçiliği ağır basardı.. ayrıca., emevi arap milliyetçiliği daha çok sosyolojik olarak öne çıkarken., bir devlet sistemi içinde ele alınmazdı.. yani siyasi-paradıgmasal yanı yoktu..

endülüs döneminde ibni haldun tarafından sistemsel ve kapsayıcı ve de kabileleri aşan bir milliyetçilik çalışmaları olmuş ise de zemin bulamamıştır.

2- 1800lerle başlayan arap milliyetçilik akımları..; bu akımlar., asıl olarak siyasi-paradıgmasal akımlardı. kabile aidiyetliklerini aşan., hatta dini farklılıkları da aşan bir devlet-vatan sistemselliği içinde ortaya çıkmıştır.
ilk öncülleri hıristiyan araplar ve saküler müslüman aydınlardır.

kısaca..; filistin davasının gündeme girmesinden bile çok sonra arap milliyetçiliği ayrışmıştır.. bilgilerime göre., bu ayrışma şöyle olagelmiştir..

israil devletinin kurulmasından ve arap devletleri arasındaki bölünmelerden ve israilin 67 savaşlarında batının desteği ile başarı kazanıp., varlığının kalıcılığını ispatladıktan sonra.. asıl ayrışma başlamıştır..

özellikle., lübnan hıristiyanları., bölgenin sermaye kesimlerini oluşturur.. nihayetinde istikrar ve batının yönelimleri onları etkiler.. israil yayılmacılığı sonrası arap filistin halkına yaşatılan zorluklar ve sürgünler dolayısı ile., batı(ve dolayısı ile israil)., hıristiyan arapları kollarken diğerlerini bırakmıştır..
bölgede kalabilmek ve statülerini koruyabilmek için., hıristiyan araplar hızla batıya yönelmişlerdir. buna bir de tepkisel müslüman arap müdahaleleri de eklenince kopmalar hızlanmıştır.

ilk kopuş hıristiyan sosyalist arapların anti-emperyalizm temelinde hıristiyan tabandan ayrılıp., müslüman tabana yanaşmasıdır. fkkc ve sonrası ayrışanların içinde önderlik noktası da dahil., yoğun hıristiyan kökenli araplar vardır.. ve el fetih de dahil., yarı seküler ve islami tabanında örgütlenmesi sonucu diğer hıristiyan arap toplumu batı ve israil yanlısı olmuştur.. en güçlü olan yapı.; hıristiyan falanjistlerdir.. yani., arap etnisite temelinden ayrışıp., dinsel temele yönelmişlerdir.. ama milliyetçi çizgilerini de korumuşlardır.
arada kalan bazı hıristiyan aydını araplar ise., ya fhkc yada el fetih içinde kalmışlardır.. ama çok azdılar..

daha sonraları..; hıristiyan falanjist araplar ise genel arap ulusalcılığından tamamen kopmuş., dinsel-milliyetçi bir yapı olarak var olmuşlardır.
bu noktada., dürzi toplumu da arada derde bir yerde konuşlanmış arap milliyetçiliği değil., kabilesel-dinsel mezhep olarak var olmuşlardır..


Bir milliyetçilikten bahsedebilmek için elimizde bu milliyetçiliğin kendini
tanımladığı bir 'karşıt'ın olması gerekir. O da bu bağlamda emperyal Hıristiyan batı ülkeleri değil, birtakım İslamî kabile-aşiret ve Osmanlı devleti olsa gerek.
Yani bu batılı eğitim görmüş öğrenciler edindikleri modern düşünceleri
orada bırakmayıp, getirip Arap coğrafyasında siyasi araç hâline mi getirdiler?
Ek olarak, inşa ettikleri muhalefet matbuat gibi cılız bir hareketten öteye geçiyor mu?

bu sorularının yanıtlarının verileri bu forumda işlendi.. tarihsel süreçleri ile işlendi..

arap milliyetçiliği yada ulusalcılığı diyeyim., ne yazıkki sistemli ve örgütlü bir bütünsellikte bir paradıgma yaratamamıştır. bilindiği gibi., el fetih içinden doğan ve aslında batının da dolaylı desteği ile., arap-islam milliyetçiliği gibi garabet bir çizgi ortaya çıkmış hakim olmuştur.. hamas. hizbullah budur..

bu noktada., baascılık çok önemli bir araştırma alanıdır.. ama., gerek soğuk savaş içersindeki kamplaşmalara bağlı analiz edilmesi ve ilişkilenmesi gerek ise., yarattıkları erklerde kendi iç farklılıklarını(nuseyri-şia-sunni-siyasi vs.) siyasal bir yapılaşma temelli ortaklaştıramamaları., temelli analiz edilmesi de gerektiğinden., anti-emperyalist duruş!! gibi., yuvarlak ve içi boş tasniflemeleri anlamlı bulmuyorum..

bunları çalışmalarına değişikbir bakış katkısı amaçlı sunuyorum..

sevgilerimle
 
#13
"bu konuda yine bu forumda kaynaklar aktarılmıştır.. gerekirse yine akratırırım.."
Ben bulup arşınlarım o zaman. ayrıca koymana gerek yok.
Bulamazsam rahatsız ederim gene .)


Şimdi kafam hayli karıştı. Çünkü 1967 sonrasını da aldın .)
Oraya gelmeden şöyle özetlersem doğru olur mu?
Arap milliyetçilik akımları 1800'lerde başladı ve bunlar
siyasi-paradigmasal akımlardı. Kabile aidiyetlerini ve
belli oranda da dini farklılıkları aşıyordu.

Madem forumda tartışıldı, o kısmı ben ayrıca incelerim.

"Lübnan hıristiyanları, yani Maruniler, sermaye kesimlerini
oluştururlar
". Aynen; hatta bildiğim kadarıyla Fransa Büyük
Suriye'yi kurduktan sonra kıyı şeridinde ticaretle uğraşan
bu Hıristiyanları daha sonra Lübnan olarak bölmüştür (dikkat
ettim de, Fransa, devrettiği kolonilerini hiçbir zaman monarşi
olarak bırakmamış. Suriye, Lübnan, Afrika'dakiler..
)

Dediğin gibi, elbette ki Batı, o noktada Marunileri desteklemiştir
çünkü zaten Maruniler de İsrail devletiyle iyi ilişkiler kurmuşlardır.
1973 Yom Kippur'da, 1982 Lübnan İşgali'nde bu sadakatlarini
devam ettirdiler. Hatta 1990larda iç savaştan çıkılırken hem İsrail
İşçi Partisi hem de Likud Parti Lübnan'da başbakanlık için
bir Maruni'nin seçilmesini arzu ediyordu. Oldu da sanırım (eksik bilgi).

"fkkc ve sonrası ayrışanların içinde önderlik noktası da dahil., yoğun hıristiyan kökenli araplar vardır"
Kesinlikle. Adı dilimin ucunda olan birkaç figür var,
hiçbiri de Hıristiyan kökenlerini inkâr etmiyorlar.
Ne kadar Hıristiyan olabildikleri ayrı konu .)

Katkıların için çok teşekkür ederim.
 
#14
Şimdi kafam hayli karıştı. Çünkü 1967 sonrasını da aldın .)
Oraya gelmeden şöyle özetlersem doğru olur mu?
Arap milliyetçilik akımları 1800'lerde başladı ve bunlar
siyasi-paradigmasal akımlardı. Kabile aidiyetlerini ve
belli oranda da dini farklılıkları aşıyordu.

evet.. dönemsel olarak da ayrıştırıp bakmanın gerektiğini ifade etmek istedim.. he tespit., yaşamda kendini ispat edecek veriler bulur.. yada olanların bir araya getiriliş biçimine göre ispat sayılabilir!! ..


bu anlamda., veriler kadar., bu verilerin., tespit bütünselliği içindeki iç tutarlılığı da önemlidir. ve veriler hangi? tasnif içindeki tanım ile kullanılıyor bu da önemlidir.

örneğin.; günümüzde baktığımız zaman., hamas anti emperyalist arap milliyetçiliğini "tanımlar".. maruni falanjistler ve de siyonistlerler de dahil yahudiler arap-yahudi işbirlikçiliğini..

oysa.; 1948 öncesi., islami arap milliyetçileri., ingiliz egemenliği ile işbirliği içindeydi.. özellikle siyonistlerin büyük kısmı ingiliz işgaline direniyodu., ve maruniler ise., bunlar(yahudiler) kadar radikal olmasa da., bazı aydınları radikal olarak., arap milliyetçiliğinin temellerini 1800lerde atan., işleten kesimdi.
yani., olaylara., 1930larda baktığımızda görünenler çok farklı.. mevzilenmeler çok farklı., 1967'yi o yüzden önemserim..

her öne sürülen düşünce ve tespitsel formelleri., elbette tartışmaya açıktır.. bu anlamda benimkiler de açıktır.. bu yüzden., öene sürdüğüm düşüncelerde iç tutarlılık olmasına dikkat etmeye çalışırım.. yine bu yüzden arap milliyetçiliğini., ulusalcılık-milliyetçilik genel tanımı içinde ayrıca özgün sosyolojik-siyasal bir ayrıma tabi tuttum..

kabile-inançsal temelli toplumsal aidiyetlik içeren milliyetçilik ile., bunları da içeren ve bir etnisite ile tanımlanan milliyetçilik ayrıdır.. yine ikincisi(koyu vurgu) içinde bu çerçeveyi bir vatan-devlet ile tamamlayan da ayrıdır. hatta., bunun da ikincisinde(vatan-devlet ile tamamlayan) ikincisinde.; etnisite tanımı muallaktır., yerine vatan-daşlık., yurt-daşlık., etnisite-inanç-sosyal aidiyetliklerden daha dominat aidiyetlik içerir., bunların hepsini kapsayan bir muhtevaya sahiptir..

sonuç olarak.; hangi milliyetçilik-ulusalcılık kalıbı kullanılıyor sorusu burada önemlidir.. bu net değil ise., herdöneme göre bir toplumsal yapıya., bazen işbirlikçi bazen de ulusalcı anti-emperyalist der durursun.. yani., işine geldiği yerde bardağın yarısı boş tespitini temel alır üzerinde düşünce örer., bazende yarısı dolu tespitini(aslında gerçekliğini)., ele alır üzerinde düşünce örersin..

yine senden yola çıkıp örneklersem..;
"Lübnan hıristiyanları, yani Maruniler, sermaye kesimlerini
oluştururlar
".
Aynen; hatta bildiğim kadarıyla Fransa Büyük
Suriye'yi kurduktan sonra kıyı şeridinde ticaretle uğraşan
bu Hıristiyanları daha sonra Lübnan olarak bölmüştür (
dikkat
ettim de, Fransa, devrettiği kolonilerini hiçbir zaman monarşi
olarak bırakmamış. Suriye, Lübnan, Afrika'dakiler..
)

demekki maruniler inançsal temelli aidiyetlik taşıyan bir sosyal-siyasal toplumsal yapı.. etnisite temelli değil., bir vatan-devlet çerçevesinde de değil. o zaman bunları bu özellikleri temelinde analiz edip tasnifleyecek ve davranışlarını tanımlayacaksın.. ve bunların dışında bu topluluğun(cemaatin)., ekonomik yaşamdaki baskın yerini de dikkate alacaksın..

konu dışı gibi ama değinmek istiyorum çünkü gerçekten araştırma yapılması yada dikkate alınması., bilinmesi gerekilen bir "nokta".. elbette istisnaları yok değil(napolyon döneminde., meksikada ithal kral getirildi maksimilyen hamsburg hanedanındandı)., ama fransız sömürgeciliği tarihsel işleyiş olarak çok farklı ve özgün idi.. gerek kapitalizmi küreselleştirme tarzından gerek kendi iç işleyişi nedeni ile gerek ise.., ki., en önemlisidir., sömürgelerinde dayandığı toplumsal taban-güç noktasında., meşrutiyet yada seküler cumhuriyetçi yapılar kurmayı tercih etmiştir. çünkü buralardaki aristokrat yapılar genelde ingiltere ile ilişkili idi.


 
Üst