Hakikatleri incelemek: "Yoldaşını öldürmek"

#1
aytekin yılmaz'ın uzun araştırmalara dayalı kitabının adı: "yoldaşını öldürmek". kitabla ilgili olarak yazarla yapılan mülakat, t24 sitesinde 3 bölüm hâlinde yayımlandı.

devletin zulmüne uğramış solun, kendi iç iktidarında o zulmün bir benzerini kendi içine nasıl uyguladığını, bir kısım üyelerinin nasıl mazlumdan zalime dönüşebildiğini görüyoruz.

röportajı buraya kopyalamak istemedim. dileyen aşağıdaki linkleri tıklayarak sitenin sayfalarından okuyabilir.

bu konudaki kişisel düşüncemi söyleyeyim; kişilere idealist yaklaşıldığında inanmakta güçlük çekeceğimiz hikayelerle karşılaşıyoruz. ama materyalist bakış açısı bize bunların olabileceğini söylüyor. üstelik anlatılanların bir kısmını doğrulayan tanıkların ifiadelerine de yer verilmiş.

peki bu nasıl oluyor? insan nasıl bu hâle gelebiliyor? ayrıca insana nasıl bakmalıyız? kötüye de iyiye de açılan kapı insan. üstelik bu açılma hâli değişken. dün kötüye yönelmişken bugün tersi olabiliyor. veya bunun aksi de doğru. onu bu yönelimlere yönelten maddî süreçleri dikkate almalıyız.

tartışmaya sonra devam etmek üzere sizleri okumanızla baş başa bırakayım...


PKK, DHKP-C, TİKKO: Yoldaşlarını nasıl öldürdüler? - Söyleşi - T24

'İHD ve diğer insan hakları kuruluşları, örgüt içi infazların kayıtlarını tutmadı!' - Söyleşi - T24

Örgüt içi infazlara kayıtsız mı kaldılar; işte İsmail Beşikçi, İHD, 78'liler ve TİHV'in cevapları - Özel Dosya - T24

 
#2
keşke bu konuyu bu kitap ve yazar üzerinden açmasaydın.. konu tartışılması sorgulanması gereken bir konu.. özellikle türkiyesolu ve kürdistan solu anlamında bu çok gerekli.. ama bu kitap ve bu yazar bu konuda güdümlü bir taraf.. üstelik sadece öldürme ile ve bazı örgütlerle sınırlı kalması da anlamlı..
öldürme olayları işin vahametsel sonucudur.. asıl sorun karaktersel zeminlerdedir..
hitler var oldu ise onu var edenler asıl suçludur.. bu ilke unutulmamalıdır..
 
#3
Yazar hakkında bilgim yok. Beşikçi'nin de anlatılanları doğrulamasını ciddiye aldım.

Ama anlatılanlar çok çarpıcı geldi. Kendi yoldaşlarına işkence ve öldürme kabul edilemez geldi. Özellikle 17 yaşındaki gencin öldürülmesi, Erdal Eren'i asan Kenan evren cuntası ile özdeşleştirilecek bir durum. Ama samimiyet eksikliği var ve bunlardan pek söz edilmiyor. Bu nedenle bu yazıyı önemsedim.

Dediğin gibi, bunlara ortam hazırlayan karakter aşınmasını, bunlara suskunluklarıyla zemin hazırlayanları, susan ve itaat edenleri iyice tartışmak lazım.

O zaman itiraz etmeyip susanlar, aradan geçen zaman içinde bu suskunluğun yarattığı travmayı çok müthiş yaşıyor olmalılar. Buna nasıl tahammül ediyorlar acaba?
 
#4
Yazar hakkında bilgim yok. Beşikçi'nin de anlatılanları doğrulamasını ciddiye aldım.

Ama anlatılanlar çok çarpıcı geldi. Kendi yoldaşlarına işkence ve öldürme kabul edilemez geldi. Özellikle 17 yaşındaki gencin öldürülmesi, Erdal Eren'i asan Kenan evren cuntası ile özdeşleştirilecek bir durum. Ama samimiyet eksikliği var ve bunlardan pek söz edilmiyor. Bu nedenle bu yazıyı önemsedim.

Dediğin gibi, bunlara ortam hazırlayan karakter aşınmasını, bunlara suskunluklarıyla zemin hazırlayanları, susan ve itaat edenleri iyice tartışmak lazım.

O zaman itiraz etmeyip susanlar, aradan geçen zaman içinde bu suskunluğun yarattığı travmayı çok müthiş yaşıyor olmalılar. Buna nasıl tahammül ediyorlar acaba?
beşikçi anlatılanları doğrulamıyor.. hepsini doğrulamıyor.. bu yazardan çok önce pkk hakkında bu tür iddiaları yapan bazı çevrelere yazdığı karşı mektuplaşmalar var.. bu forumda da var.. gerekirse bulur sunarım..

geçmişde kesire-mehmet şener olayını tartışmıştık.. -seninlemiydi karıştırmış olabilirim- benzer tarz bu kitapdada var.. konu örgüt içi yanlış işler ve infazlar mı? yoksa ideolojik çatışma sonucu yaşananlar mı?.. ikincisi ise dikkatli bakmak gerekir.. silahlı mücadele veren bir örgütü eleştirmek ayrılma.. haktır ama ona zarar vermek hak değildir.. zararı durdurma sürecini işletmek haktır ama kestirmeci yok edici tarz hak değildir..

pkk-vejin.. örneği.; savaşmayı bırakıyor teslimiyeti örgütlüyor diye ayrılanlar halen savaşı örgütlemiş değil ise düşünmek gerekir.. ama m-l çizgisini bıraktı diye eleştirmek haktır.. ayrı bir m-l örgüt kurar işletirsin..

bu yazar... özellikle üç örgütü hedef almış.. öldürme olaylarının en çok yaşandığı olduğundan sanırım.. ama neden bu üçünde çok diğerlerinde yok analiz eden de yok..

bu üç örgüt.. 12 eylül sonrasında savaşmayı tercih etmiş örgütlerdir.. dönemin özelliklerinden ve koşullarından dolayı zaaflı-hatalı işleyişler ortaya çıkmıştır.. bu zaaflı işleyişler şiddet olarak ortaya çıkmıştır.. bu konu tartışılmalı eleştirilmelidir.. hainlik görece bir kavramdır.. kime göre neye göre dediğinde elli gerekçe yazılır.. ama toplumsal devrimi savunanlar farklı olmalıdır.. bu elli gerekçe toplumsal devrimi değil örgütü temel alıyor ise.. hatta merkezi temel alıyor ise tehlikelidir.. haklılık payları yüksek olsa da yanlıştır..

demem o ki.; bu üç örgütün bu süreçleri farklı işledi ve evrilme olayları da farklı işledi.. bunu da dikkate almak gerekir..
kitap bunu dikkate almıyor.. intikamcı ve amaçlı format taşıyor.. içinde doğru olmayan.. abartı olan., yalan da olan bir çok konu var..

örneğin bir pkk infazı ile ilgili.. "sanırım öcalan onaylamış dediler" gibi bir ifade olur mu?..

öldürme taşımayan ama içinde bir dizi şiddet taşıyan ve beyaz tasfiye taşıyan ve dolaylı ölüme yada insani ölüme yol açan işler de var.. özellikle dy-tdkp bu konuda müthiş suçludur..

bunlara ortam hazırlayan karakter aşınmasını, bunlara suskunluklarıyla zemin hazırlayanları, susan ve itaat edenleri iyice tartışmak lazım.
bu sözlerine sahip çıkıyorum.. dilerim bu sayfada ağırlıklı bu zemin işletilir.. ben bazı şeyleri bizzat yaşamış görmüş ve araştırmış biri olarak katkı sunacağım..
 
#5
başlangıç

türkiye solu tarihinde., doğru-yapıcı yarına daha iyi zemin hazırlayacak bir tarzda geçmişin değerlendirilmesi olayı yoktur.. daima zaaflı ve eksik yapılmıştır..

yine türkiyesolu tarihinde.; iç infazlar dahil dışa karşı infazlarda sürekli tartışmaya açık olagelmiştir.. böylesi bir tarih elbette deformasyona-dezanformasyona çok açıktır.. özellikle 12 eylül sonrası cezaevleri süreci-pratikleri berbattır..

bunlar birer gerçekliktir.. ama.. bunların üzerinden yapılan deformasyon-dezanformasyonların varlığı ve amaçları da birer gerçekliktir..

aslında hain olmayan ama yapılanlar sonrası hainliğe itilenler ile aslında hain olma potansiyeli taşıyan ama imamlara biat ederek işi kurtaranlar nasıl ayırt edilecek..

hain ilan etme kıstasları ve ilkeleri genel mi? uygulandı yoksa kişilerle sınırlı mı? kaldı.. örneğin her çözülme biçimi her kişiye eşit olarak mı? değerlendirme kıstası olarak uygulandı., yoksa örgütün hiyerarşik varlığı temelinde mi?

yargılamalar genelde sağlıklı mı?işletildi yoksa ortam-konum-kişisel çıkarlar zeminlerinde mi?

uzatabilirim.. yaşanlar bilir.. bunların hepsi zaaflı ve ilkesiz-kuralsız işletildi..
hal böyle iken.. bunu bilir iken.. şimdi kendini yaşatmak amaçlı aynı zaaf ve ilkesizliklerin savunma-eleştiri adı altında işletildiğini görüyorum.. sf alanı buna izin veriyor..

geçmişin muhasebesi., hakikatlarla yüzleşme., geçmişin yargılanması., vs.
tüm bu işleri ne aytekin yılmaz gibilerinin kitaplarına dayanarak ne de çürümüş kişiliklere dayanarak çözümleyemeyiz.. daha bir karmaşıklaştırırız sisteme hizmet ederiz..

1980 eylül ile 1985 arasında yaşananların zeminleri ve olayların biçimleri çok farklıdır.. sonrasında çok farklıdır..
bu konuda konuşmak isteyen önce sosyal-psikolojik konuma bakar.. örgütlerin o aşamadaki durumuna bakar genel tespitler yapar.. sonra somut ve kişi üzerinde yaşanılanları ele alır..

bazı olayları çözebilmek olası değildir.. x kişi hain ilan edilmiş.. ortada somut bir delil yok ama örgüt var diyor.. örgütlerin o dönemdeki zaaflı konumu belli.. inansan bir türlü., inanmasan bir türlü.. y kişi kahraman ilan edilmiş.. ortada somut bir delil yok hatta şüphe oluşturacak veriler var ama örgüt kahraman ilan ediyor.. ne yapacaksın..

ne yapılmalı? idi..

vicdan öne çıkacaktı.. bu konuda herkes ama herkes ve o kitabın yazarı aytekin yılmaz da dahil herkes suçludur..
suçu işleyenden çok.. seyreden itiraz etmeyen izleyenler suçludur denir.. aynen öyledir..

yaşamış biri olarak bu sözleri söyleme hakkına sahibim..

içeriye düştüğümde gördüğüm şeyler., dışardayken gördüğüm ve uğruna her şeyi göze aldığım şeylerden çok farklı idi.. ben kişisel konumumu tehlikeye atıp itiraz ettim.. hep ettim.. konuşma hakkına sahibim..

ama.. gördüğü halde itiraz etmeyen., ortama uyan.. yada itiraz etme ile kalıp., susan., kenara çekilen yani izleyici olanları da gördüm..
bu karakterler., sonradan bu olumsuz karakterlere yalakalık yapar vaziyet aldılar.. şimdi kalkmış eleştirmeye kalkıyorlar.. yada savunmaya kalkıyorlar.. geçmişde olduğu gibi sürekli kendilerini yaşatıyorlar.. asıl ahlaksızlık budur..

türkiyesolu ittihatçı gelenekden gen almıştır.. türkiyesolu örgüt olarak fetişist bir gene sahiptir.. merkezine insanı değil., örgütü alır.. örgüt insan yaratır.. insan örgüt yaratmaz.. kendi kişiliğini bırak olmaya çalıştığı komünist kişiliği değil., örgütün biçtiği kişiliği giymeye çalışır.. bu yüzden amip gibi bölünür..

kürdistan solu., ilk çıkışında bu anlamda türkiyesolu formatından farklı değildi.. benzer zaaflı duruşları ve işleri kendi ulusal-sosyalist formatı içinde yaşattı.. bu konuda pkk paradıgmasal değişimle birlikte yapısal zaaf aşma sürecini de işletti..

şunu da belirteyim.. ideolojik zeminlerde başlayan yada öyle izah edilen çatışmalar ciddi vahim çatışmaların zemini olurken., tarihsel zaaflı bir iç tartışma ahlakı bunda etkin olmuştur.. halen de devam etmektedir..
muhatabının ne dediğini değil kendi işine gelen algısını ele alıp., eleştirmek!! yargılamak genetik bir karakter olmuştur.. marks haklı ise diğerleri hain burjuvadır en naif ifade ile küçük burjuvadır.. bu lenin üzerinden devam etti.. stalin kahramansa troçky haindir.. formatı ile infaza dönüştü.. ilginçtir.. lenin en çok en sert polemikleri rosa ile yaşadığı halde rosa hain ilan edilemedi.. çünkü katledildi..

kısaca.. asıl sorun politik ahlaksızlık noktasındadır..
haliyle bu karakter bir sürü hata yapacaktır.. haliyle zaaflı olacaktır.. haliyle sisteme bol malzeme sunacaktır.. sisteme karşı varlığını savunurken de hata üstüne hata yapacaktır..

sizlerde.. önce kendi karakterinizi sorgulayın.. sonra örgütü sorgularsınız.. (başka bir konudaki yazımın eklenmiş hali olarak alıntılanmıştır)
 
#6
konuyu ele alma tarzı ve biçimleri üzerine

örgüt içi infaz konuları 1968 yıllarında da yaşanmıştır.. nedense es geçilir.. örneğin meşhur "sandık davası" vardır.. 1972 yılında yaşanmıştır..

aydınlık(safak grubu)dan ayrılan tkp-ml adını alan hareketin içinde olanların ayrılma aşamasında yaşadıkları bir olaydır.. hala net açıklanmamıştır..

öldürülen kişi adil ovalıoğlu'dur.. aslen dersimlidir.. sanık olarak yargılanalar.. banu ergüder.. zuhal aksoy.. ümit necefve zeynel aydınoğlu.. garbis altınoğlu o sırada cezaevindeydi azmettirici olarak yargılanıyordu..

çok ilginç bir olaydır.. halen çözülememiştir.. olaydan sorumlu tutulan iki kadın banu ergüder 10 yıl kadar yatmış şimdi ev kadınıdır!.. zuhal aksoy ise yurtdışında yaşamaktadır..

cinayeti asıl işleyen olarak bilinenzeynel aydınoğlu yurtdışına kaçabilmiş.. almanyada tutuklanmış ama iade edilmemiş halen nerde olduğu bilinmiyor.. ümit necef 18 ay içerde kalıyor ve sonra yurt dışına kaçıyor.. danimarkada eğitim görüyor.. prof oluyor.. şimdi ben teröristim yanlış yaptık diyor ama cinayetle ilgili konuşmuyor.. kitap yazacakmış!!!..

olayın asıl kökeni de net değildir.. polis olduğu iddiaları kadar ideolojik ayrışma örgüt içi çatışma olarak da konuluyor..

garbis mahkemede olayı sahiplenmiyor ama kararı sahipleniyor.. örgüte zarar verecek ve polis olma ihtimali olarak gerekçe sunuyor ve kararı alan zeynel aydınoğlunu sahipleniyor..

iki kadın polisde tecevüz girişimi olarak sunarken örgüt içi olay olarak kabülleniyor..

aile.; iki kadını suçlamıyor.. hatta garbisi de suçlamıyor.. özellikle ümit necef ve zeynel ile ilgili olumsuz tanım yapıyor ve cinayeti mit operasyonu olarak görüyor..

işin diğer bir yanı da katledilen kişinin cesedini parçalayarak yok etme olayıdır.. 68 kuşağı dikkate alınırsa böylesi bir rahatlık olacak iş değil..

bu konuda bir de thkp yüzbaşı ilyas aydın olayıdır.. tanıyan bir çok şeyi bilen kişiler bile farklı farklı ve çelişik şeyler söylüyor.. filistinde infaz edildiği söyleniyor ama kesin değil..

bu iki örnekle başladım.. çünkü ortada bir karakter bozukluğu var.. kimse bildiği gerçeği anlatmıyor.. kendine ve ortama göre anlatıyor.. ortam değişince ifade de değişiyor..

kısaca.. hakikatleri konuşalım da kimle konuşalım.. kimin ifadesine güvenelim.. belge-bilgi diye sunulan hangisine güvenelim..
bu anlamda ben asıl olarak sosyal-kültürel ve kişilik bazında yaklaşacağım..


 
#7
türkiyesolu ittihatçı gelenekden gen almıştır.. türkiyesolu örgüt olarak fetişist bir gene sahiptir.. merkezine insanı değil., örgütü alır.. örgüt insan yaratır.. insan örgüt yaratmaz.. kendi kişiliğini bırak olmaya çalıştığı komünist kişiliği değil., örgütün biçtiği kişiliği giymeye çalışır.. bu yüzden amip gibi bölünür.. suat

bu kısımları öne çıkarayım da kaybolmasın. bir yeri de özellikle kalınlaştırayım. meselenin can damarı buralarda sanrıım.

yüzbaşı ilyas aydın olayı da çapıcı örneklerden biridir ve yakın tarihimizin ilk haksızlıklarındandır. karakter bozukluğu çabucak başlıyor demek. gizli örgütlenme ve gizlilik koşulları altında mücadele bu tür bozulmaları doğurabiliyor. mutlaka önlemleri vardır ama bizde bu önlemlere pek dikkat edilmemiş.
 
#8
türkiyesolu ittihatçı gelenekden gen almıştır.. türkiyesolu örgüt olarak fetişist bir gene sahiptir.. merkezine insanı değil., örgütü alır.. örgüt insan yaratır.. insan örgüt yaratmaz.. kendi kişiliğini bırak olmaya çalıştığı komünist kişiliği değil., örgütün biçtiği kişiliği giymeye çalışır.. bu yüzden amip gibi bölünür.. suat

bu kısımları öne çıkarayım da kaybolmasın. bir yeri de özellikle kalınlaştırayım. meselenin can damarı buralarda sanrıım.

yüzbaşı ilyas aydın olayı da çapıcı örneklerden biridir ve yakın tarihimizin ilk haksızlıklarındandır. karakter bozukluğu çabucak başlıyor demek. gizli örgütlenme ve gizlilik koşulları altında mücadele bu tür bozulmaları doğurabiliyor. mutlaka önlemleri vardır ama bizde bu önlemlere pek dikkat edilmemiş.
güncelleme-vurgun için teşekkür ederim.. ayrıca konuya asıl olarak nerden bakmamız gerektiği noktasında ortak akla sahibiz.. bu beni sevindirdi..

bir not düşeyim..
yüzbaşı ilyas aydın olayı haksızlıktır ama gerçek olup-olmadığı da tartışılır.. bence buradaki sorun yaklaşım zaaflarıdır.. ilk algı baz alınıyor ama emin olunmadığından araştırma-izleme-sınama yerine zamana bırakılıyor.. ilk algı işletiliyor ama örgüt kararı olamıyor..
illegalite koşulları bahane olmamalıdır.. bu şuna benzer.. hoşlandım aşık oldum.. hoşlanmadığın zamanlar olmuyor mu?? oluyor... ya o zaman aşk ne oluyor!!!! .. aşk.; hoşlanmaktan önce sıkı bir dostluk gerektirir.. bunun içindeki cinsel hoşlanma aşkı yaratır.. asıl zemin dostluktur.. aşk aslında dosluk hücreleri üzerinde yükselir içinde cinsellik zurnanın son deliğidir.. olmazsa da aşk olur..

örgüt ilişkileri de böyle olmalıdır.. örgüt ve pratiksel durum değil., dostluk... yani ortak akıl., ortak paylaşıp., ortak duygular vs. üzerinde yükselmelidir..

zamanında birisine söylediğim bir söz vardı.. gözlerine baktığımda bana doğru gelen algı sevgiyi bırak empati bile taşımıyor.. seninle yoldaş olamam.. sen bende sürekli hata arar onu düzeltme yerine onu nasıl kullanırımı işletirsin.. demiş.. aynı zeminde çalışamayacağımı belirtmiştim..

işin ilginç yanı.. örgüt bana sen üstsün o alt olacak bunu işletin kararı ile birlikte ona da., kabül etmiyorsan dinlenmeye geç dedi.. ben itiraz ettim.. benim üst oluşumu bu karar!! ile kabül edeck birine güvenmem.. eşit özne olarak kendine bir alan seçsin o alanda çalışsın.. size karşı sorumlu olsun ben itiraz etmem dedim.. sonuç.; o ayrıldı.. ve kendine başka çizgi seçmeye çalıştı.. oysa o kalsa idi çizgi aramayacaktı..
böylesi bir örgütsel anlayışı anlamam olanaksızdır.. anlayamadığım için sonunda ben de ayrıldım..

demem o ki.. illegal örgüt aslında sıkı dostluk bağları ile bağlı olan ama içinde kişisel özgür duruşu işletecek olanaklar sunabilen örgüt olarak dış sızmalara karşı durabilir..
mahirler bu aşamada iken sorunlar yaşadılar.. dost olanlar kaldı.. olamayanlar ayrıldı yada hain ilan edildi..
ideolojik sorunlar gerçekse., bu tür sonuçlar yaratmaz.. ayrı ideolojik anlayışlar ayrışır kendi örgütlenmesi üzerinden devam eder..

yine.. bir kişi bize geldi örgütünden ayrılacakmış bize katılacakmış.. herkes seviniyor.. konuştum ve bazı ideolojik konularımızı sordum.. bilgisi yok.. ideolojik içeriğini bilmediğin bir örgüte hangi anlamda katılma kararı alıyorsun dedim.. git kişisel sorunlarını çöz .. yok diyorsan.. bir süre kenarda bekle.. bu arada araştır.. sorunu ideolojik olarak kafanı netleştir.. bu arada bizden biri olmak zorunda kalmadan bizimle çalışabilir görev alabilirsin dedim..
bize yaklaştığı duyulunca örgütü sorunları çözmüş!! geri döndü..

sağlıksız yönelimler sağlıksız örgütsel ilişkiler yaratır.. kim ajan kim değil karışır.. ilyas aydın olayı bu olabilir yada gerçekten ajandır bilemiyorum..

68 kuşağı ile başlayan radikal illegal örgüt deneyimi abartıldı.. tıpkı lenin parti anlayışı gibi.. olmayan var gibi yazıldı.. haliyle ardılları bunu abartılı ve hamaset ile işletmeye kalkınca ortaya bu sonuçlar çıktı..
 
#9
seninle 80 öncesi siyasî geçmişimiz aynı harekete dayanıyor, yazmıştım. ben o dönemde yeni başlamış, saf ve iyi niyetli bir sempatizandım. mahalle bazında yeni tanıdığım arkadaşlarıma çok güveniyordum. onlar da çok kaliteli, değerli insanlardı. güvene layık kişilerdi. zaten fazla güven de gerektirmeyen, sıradan sempatizan düzeyinde eylemlerimiz, işlerimiz vardı.

o dönem birisine yönelik en ufak bir olumsuz tavırla karşılaşsaydım eleştirirdim ve karşı çıkardım sanırım. ama böyle bir durum yoktu.

benim tanıdığım ve güven duyduğum, beni hayal kırıklığına uğratmayan kişiler, daha sonraki özel hayatlarında çokça hayal kırıklığına uğradılar. ben bu anlamda saflığıma rağmen şanslıydım ve ciddi bir zarar görmedim ama onlar, eski siyasî tanıdıklarından özel hayatlarında ciddî kazıklar yediler. ben sadece 12 eylül koşullarında insanların nasıl 180 derece değiştiklerini görüp hayal kırıklığı yaşamakla kaldım.

tabii bir de, sempati duyduğumuz siyasî hareketin onca şatafatlı sözlere, iddialara rağmen aslında nasıl temelsiz, hedefsiz, hazırlıksız ve ham olduğunu görmenin hayal kırıklığı da oldu.

uzun yıllar sadece, devletin solcuları, devrimcileri nasıl katlettiğini, işkencelerden geçirdiğini konuştuk. "solcuların", "devrimcilerin" de tıpkı devlet gibi, kendi içinde veya dışında bunu aynen alıp devam ettirdiğini çok sonra konuşmaya başladık.

önce bunları özel ve istisnaî durumlar sandık. sonra bunun, iktidar ilişkilerini en kaba ve çirkin biçimde yansıtmadan kaynaklı çirkinlikler olduğunu gördük.

felsefî olarak koğuş yaşanmamıştı çünki. düzenden kopuş değil, ona tepki kaynaklı itirazlar vardı. o itirazlar, ilk fırsatta ortadan kalkabiliyordu.
 
D

denizheval

#10
Yazdıklarınıza saygısizlık etmek istemiyorum fakat bu Kitabı gündem edip her ne şekilde olursa olsun tartışmak ve tartıştırmak afedersiniz ama Karşı-Devrimci Cepheye hizmet ile eşdeğerdir.
 
#11
Deniz hevala katılıyorum bu kitap sanki trt tek kanallı dönemin propogandalarının gelişmiş bir modeli bunu okuyan bir genç şimdi gidip devrimci olur mu insani amaçlarla yazılmış olabilir ancak o haddi fazlasıyla aşmış bir sistem propogandasına dönüşmüş . Ben de bu kitapta bir kontralık gördüm .İstese de istemese de kontra olmuş .
 
#12
Yazdıklarınıza saygısizlık etmek istemiyorum fakat bu Kitabı gündem edip her ne şekilde olursa olsun tartışmak ve tartıştırmak afedersiniz ama Karşı-Devrimci Cepheye hizmet ile eşdeğerdir. (denizheval)
Deniz hevala katılıyorum bu kitap sanki trt tek kanallı dönemin propogandalarının gelişmiş bir modeli bunu okuyan bir genç şimdi gidip devrimci olur mu insani amaçlarla yazılmış olabilir ancak o haddi fazlasıyla aşmış bir sistem propogandasına dönüşmüş . Ben de bu kitapta bir kontralık gördüm .İstese de istemese de kontra olmuş . (lasalle)
diyorsunuz da.. sevgili arkadaşlar..

keşke bu konuyu bu kitap ve yazar üzerinden açmasaydın.. konu tartışılması sorgulanması gereken bir konu.. özellikle türkiyesolu ve kürdistan solu anlamında bu çok gerekli.. ama bu kitap ve bu yazar bu konuda güdümlü bir taraf.. üstelik sadece öldürme ile ve bazı örgütlerle sınırlı kalması da anlamlı.. demiştim.. ama konu önemli ve tartışılması gerekilen bir konu.. zaten konunun ilerlemesine bakıldığında kitap tartışılmıyor.. :)

örneğin ben.. asıl sorun politik ahlak diyorsam.. bunu en iyi örgütlü yaşam ve pratiği içinde çözümleyebilirim.. bu konuda(kitap hariç) bu anlamda önemli.. 12 eylül sorgu ve tutsaklık süreci ciddi bir kırılma.. politik zaafların başat olma miladıdır.. o aşamadan sonra çürüme hızlanmış., örgütsel boyutla taban bütünlüğüne erişmiştir..


 
D

denizheval

#13
Suat abi benim düşüncem konunun olağanüstü hassas bir konu olduğu ve de Anadolu ve Kürdistan coğrafyasında ciddi anlamda mücadele veren 3 Partinin hedefe alınmasının manidarlığı yanında içeriğin ilgili yapılanmaların iç sorunu/meselesi olduğu gerçekliğini kabul etmemiz gerekir. Bu Kitap temelinde başlayan bir tartışmayı olumlu bir kanala sevk etmek olanaksız. Yazarı benim düşünceme göre Karşı-Devrimci saflara geçmiş.
 
#14
ınternette aydınlık yol adında bir site var örneğin orada bekaa şiddeti gibi bazı bölümler var beni ciddi anlamda abdullah öcalandan pkkdan soğutmuştu. Bu tarz kitaplar yayınlar demokratik ölçüde cesur hareketler olarak tanımlanabilir ancak içlerinde soğutucu nefret ettirici bir yan da taşıyorlar örneğin George orwell 1984 ve hayvan çiftliği bu kitaplar samimiyetsiz kitaplar değil ancak tartışmalılar su akar yolunu bulur misali kapitalizme hizmet ettiler 1984ü neden sosyalizm karşıtı görürler de kapitalizm karşıtı görmezler onu da anlamış değilim.
 
#15
ınternette aydınlık yol adında bir site var örneğin orada bekaa şiddeti gibi bazı bölümler var beni ciddi anlamda abdullah öcalandan pkkdan soğutmuştu. Bu tarz kitaplar yayınlar demokratik ölçüde cesur hareketler olarak tanımlanabilir ancak içlerinde soğutucu nefret ettirici bir yan da taşıyorlar örneğin George orwell 1984 ve hayvan çiftliği bu kitaplar samimiyetsiz kitaplar değil ancak tartışmalılar su akar yolunu bulur misali kapitalizme hizmet ettiler 1984ü neden sosyalizm karşıtı görürler de kapitalizm karşıtı görmezler onu da anlamış değilim.
bahsettiği pkk karşıtı yazılar-kitaplar-siteler vs. ayrıdır.. ama orwell 1984 çok farklıdır.. bence orwell stalinist katı sosyalizm yani reel sosyalizm sürecini eleştirdi ama bunu yaparken olması gereken noktasında net olamadı.. sanırım bu da onun çelişkisiydi.. sadece anti stalinist olmak..

kapitalizm karşıtlığı tıpkı anti-emperyalist olma gibi işliyor.. her sakallıya anti-emperyalist dersen hatlar karışır.. anti-sömürgecilik ile aynı değildir.. anti-emperyalizm 3. enternasyonal yüzünden bulandırıldı.. iki kutuplu dünya formatına göre yazıldı.. her anti-sömürgeci anti-emperyalist değildir.. haliyle bu.. sscb desteğine göre belirlenince hatlar karıştı..

anti kapitalist olmayı da anti sömürgecilik ile karıştırıyorlar.. hatta devletci olmayı sosyalist olmaya yaklaştırıyorlar.. orwel bu konuda zaaflıdır.. tıpkı demir ökçe gibi.. j. london., emperyalizmi yazmıştır ama.. yerine devletçi sosyalizmi tarif eder konumuna düşmüştür..

serbest rekabetçi dönem ilerleme ve iyiydi tekelci dönem gerici kötü oysa kapitalizmin gelişmesi tekleşme ile olanaklıydı.. yani üretici güçler başkaca gelişemezdi..

bu kitaplar da böyledir.. gözünü açar.. doğru ama., gözünü kendi istediği yere çevirecek şekilde kodlar da..
 
#16
Sol içi infaz tabusu

Türkiye’deki sol örgütlerin kendi mensuplarına uyguladıkları şiddet halen kolay konuşulamıyor. Tarihle yüzleşmenin tam anlamıyla gerçekleşebilmesi umuduyla, ‘sol içi infazlar’ konusunda hafızaları derinleştirmek için bu konuda Sait Çetinoğlu, Taner Akçam ve Eren Keskin’in tanıklıklarına başvurduk.

Sol içi infaz tabusu » Agos
 
#17
Sol içi infaz tabusu

Türkiye’deki sol örgütlerin kendi mensuplarına uyguladıkları şiddet halen kolay konuşulamıyor. Tarihle yüzleşmenin tam anlamıyla gerçekleşebilmesi umuduyla, ‘sol içi infazlar’ konusunda hafızaları derinleştirmek için bu konuda Sait Çetinoğlu, Taner Akçam ve Eren Keskin’in tanıklıklarına başvurduk.

Sol içi infaz tabusu » Agos

evet.......... Türkiye’deki sol örgütlerin kendi mensuplarına uyguladıkları şiddet halen kolay konuşulamıyor. Tarihle yüzleşmenin tam anlamıyla yapılamaması hala sorun... ve....... bu anlamda her alanda hakikatleri araştırma komisyonlarının kurulması., özellikle türkiyesolu ve kürt siyasalı alanlarında da bu işlerin yapılması gerekir..
DE.......................... bu işler., hırsız-ursuz-yalancı-tasfiyeci vs. bilumum zibidi ve çakalın hem savcı hem yargıç hem "şahit" olacağı bir tarzda olabilir mi?..

agos.. önce hırant dink'in katledilmesi olayındaki ermeni işbirlikçi payını sorgulasın.. etyen gibi bir pakraduni geldi kondu., agos karakteri bozuldu(etyen'in hırant agos tarzını eleştiren yazısını inceleyin).. aynı dönemde ermeni vakıf malları ve yetki konusunda bir iç savaş başladı..

yayınında da aynı şeyi yapmış.. orada bir tek eren keskin sorgulaması ve yargılaması değerlidir.. ne taner akçam ne sait çetinoğlu bu işlerde temiz değildir.. aksine yargılanması gereken kişilerdir..

sait çetinoğlu nasname grubu içinde ve ahlaksızın tekidir..yaptığı tüm iş pkk düşmanlığıdır..

taner akçam 12 eylül sonrasında dy hareketinin dışarda olan kurmay heyetinin 1 numaralısıdır.. bekaayı tasfiye etmiş., avrupadan kırsala gelen desteği kesmiştir.. tasfiyeci işlemlerinden dolayı kaç kişi ölmüş yada yakalanmıştır..

sol içi infazları., sadece öldürme ile sınırlarsanız.. hem yanılır hem de sisteme hizmet eder., kontra durumuna düşersiniz..
sol içi infazları yaratan koşullar., anlayışlar., iç çatışmalar ve bu çatışmalara müdahil olma tarzlarıdır.. özellikle illegal radikal hareketlerin örgütsel yapısı bir dönem., çok disiplinli., hiyerarşik ve dar olmak zorundadır.. yoksa tasfiyeye uğrar.. belirli bir hiyerarşik yapı dışında muhalefet edecek olan., öncelikle bu merkezi yapıya girmeyecektir.. girip orada yarılmaya hizmet ederse., bir şekilde tasfiye edilir..

çok abartılır.. oysa sol hareketlerden ayrılma hakkı vardır.. kimse ayrıldı diye infaz edilmemiştir.. bir çok örnekleri vardır.. infaz olayları genelde., ayrılanın kalan yapıya zarar verecek işlere girmesi ve durmaması nedeniyledir.. gerisi istisnadır.. ama görülüyor ki.. istisnalar genel gibi anlatılıyor.. yetmiyor zarar verenler masum gibi sunuluyor..

dev sol içinde yaşanan ayrışma ve sonunda ortaya çıkan infazlar sağlıksız analiz ediliyor..
evet çok kötü şeyler yaşandı.. bu kötü şeylere gerekçe yaratmak da çirkinliktir.. eleştirilmeli hatta yargılanmalıdır.. ama.. ortam da yargılanmalıdır.. haliyle infaza uğrayan kişiler ve bu ortamı yaratan "mazlum"lar da ayrıştırılıp yargılanmalıdır..
bu konuya ayrıca değineceğim.. şimdilik ahlak ve ilke anlamında olması gerekenlere değindim..

bunun yanısıra bir de bu "kişiliksizlerle" hakikatleri araştırmaya kalkarsanız., hakikatleri yok eder., kontra faliyetleri öne çıkartırsınız..

hırsızı yargıç yaparsanız tüm hırsızlar berat eder., ev sahibi ceza yer.. evde karısını döven kişiyi hakim yaparsanız kadına dayak davasında beraat veremese de., verebileceği en az cezayı verir..

ahlaksızdan şahit olmaz.. bir doğrunun yanına on yalan katar.. amacını işletir..



 
#18
sol içi infazlarda özellikle pkk ve dev sol ve az da olsa tkp-ml üzerinde tepinilmesi tesadüf değildir..
birincisi.. öldürme olayı vardır.. diğerlerin de pek olmadığından canlı mezara koyma infazdan sayılmaz.. bu da ayrı bir ahlaksızlık-omurgasızlıktır..

dev sol ayrılığı sonrası yaşananlara bakıldığında dev sol merkezi cani., ayrılanlar mazlum ilan edildi.. doğrudur.. dev sol merkezi ayrılanlara anlamsız ve gereksiz şiddet uyguladı.. bir taht., henedan soyu kavgası halinde işletti.. bu noktada savunulacak bir yanı yok..
ama..
böylesi bir ortama neden olanları da es geçmemek gerekir..

bedri yağan.. liderini sorgulayacak kadar ileriye gitmiş ise artık lider benim demiş olmaktadır.. bunu örgütsel hiyerarşi bütünlüğünde yapmamış., kişisel etki gücü ve araçları ile yapmıştır.. yani., padişahı indiren yeniçeri agası gibi olmuştur.. haliyle ya kendisi tahta oturacak yada tahtan indirmediği padişah affetmez., "hal" eder..

olay!! bir kere baştan yanlış başlamış ve haliyle ortamın dejenere olması engellenememiştir.. tam bir fetret devri yaşanmıştır..
işin kötü yanı.. taraf olmayanlar ortak düşman ilan edilmiştir..

bu dönem yargılanabilinir mi?.. çok zor.. öyle kolay kabül edilebilecek düzeltilebilinecek hatalar-zaaflar yaşanmadı.. korkunç şeyler yaşandı.. ayrıca., hareket bu dejenere olmuş buortamı aşamadı., aşmak da istemedi..

demem o ki.. burada., bu konuda., dev solve sonrasında dhkp yargılaması yapılmal.. itirazım yok.. ama bunu tek yanlı yaptığımızda.. sadece yargılamış oluruz.. karakteri-ortamı temizlemiş olmayız.. bu yüzden bu işler herkesle her kişinin anlatımı-şahitliği! ile yapılamaz diyorum.. bir olumsuz şeyi yargılarken başka bir olumsuz şeyi meşrulaştırırız..
pkk içinse yaşananlar farklı.. ayrıca.. bu konuda tarafsız araştırma yapılmasına itiraz yok.. destek de var.. bazı olaylarla ilgili özeleştiri ve düzeltmeler de yapıldı.. yeterli mi? bence değil.. zihniyet değişimi ile birlikte bu yapılmalıdır..

ama.. radikal-illegal örgütlerden aynı tarzı beklemek doğru değildir.. ayrılan doğru tarzda ayrılmayı bilecek., kalanlar da ayrılanı gerekcesiz hain ilan etmeyi bırakacak..
 
Üst