"halk ayaklanması" süreci üzerine

#1
28 mayıs 2013 de başlayan ilk eylem sonrası olagelen gelişmeler eylemi yaygınlaştırmakla kalmadı militanlaştırdı..
ben.., 28 mayıs öncesi medyada ve internet medyasında dolaşan bazı haber ve olaylara değineceğim..

27 mayıs günü cemaat., bilinen bugün gazetesinin yazarı., adem yavuz aslan bir yazı yazıyor..

yazısında emniyet istibarat kurumunda ciddi tasfiyelerin yapıldığını ve tasfiye edilenlerin de ergenekonla ve pkk ile mücadele edenlerdi diye iddia ediyor.. ve kendince bir tespitsel "öngörü"de bulunuyor..

İşçi Partisi-Ergenekon’un yeniden sokak olaylarını organize ettiği, DHKP-C’nin Suriye eksenli harekete geçtiği, Esed ve Hizbullah’ın Türkiye’yi hedef aldığı bu dönemde Emniyet İstihbarat’ta yapılan böylesine radikal hatta bazılarına göre akıl almaz değişikliklerin ülkeye faturası ürkütücü boyutta olabilir.
Emniyet istihbaratta deprem Haberi

bu yazı., ilginçtir ki., asıl olarak nasyonalist çevrelerde dillendiriliyor., yani kaynatılıyor..

linkleri aşağıda..
http://acikistihbarat.com/yazardetay.aspx?id=730&authorID=18
http://www.internethaber.com/emniyet-istihbaratta-buyuk-tasfiye-539683h.htm
http://www.google.com.tr/url?sa=t&r...z4DgBQ&usg=AFQjCNFfYtrxQmRXu1xSvRCZC3x2CvLeBQ

hemen belirteyim.. şunu demiyorum.. bu veriler gösteriyorki., bu eylemler bunların provakasyonudur.. bunu bilemem.. bu amaçlanmış olsa dahi., provakasyon eyleme dönüşmüştür.. yani eylem kısmı gayet net ve bu gelişmelerden bağımsızdır..
çünkü., ilk eyleme ne nasyonalist faşistler ne de türkiyesolu ahmak veya görevli şövenleri müdahil olmuştu.. herbiri sonradan müdahil oldu.. özellikle nasyonalist faşistler hala uzak duruyor..

ama., iç çatışma yaşanıyordu ve bir atak yapılacaktı.. denk düştü..

buraya kadar yazdıklarımı anlayabilmek için.. iç çatışma tespitimi kavramak gerekir..

sistemin bu aşamadaki erksel yapısını üç ayak üzerinde kurdular..
1- milli görüşden burkulan kanad.. sanırım bülend arınç temsilci
2- milli görüş içinden doğan ama halk tabanı anlamında var olan islami karışık kesim.. buna akp/tayyip ekibi diyebilirim..
3- derin devletin temsilcileri cemil çiçek..
4- cemaat
5- yedek güç olarak da sağ-sol-islami liberaller..

sosyal-siyasal-kültürel-sanatsal ve toplumsal bir zemin üzerinde yükseltiler..

bu tarz işleyiş yeni değildir.. "i.t." bu tarz koalisyonlarla yaratıldı ve zaman içinde iç çatışmalarla daraldı..
1920-23 süreci de aynıdır.. 1923 de ortaya çıkan erk de koalisyondu ve iç çatışmalar devam etti.. chp ve serbest fırka dahil kadro hareketi dahil hepsi bu iç çartışmaların ana zeminleridir..
çok partili yaşam ile buna parlamenter-toplumsal denetimli bir format verilmeye çalışıldı.. ama olmadı.. 1950-60 arasındaki çatışma kanlı hesaplaşma ile bitti.. devreye direk tsk girdi.. bir süre bu iç çatışmaları denetlemeye çalıştı.. ama sonunda tsk da kendi içinde parçalandı..

küresel sistemsel ciddi değişimlerin ve gerek bölgesel gerek ise t.c. içindeki özgün gelişmelerin de etkisi ile.. küresel güçler.; bir "düzen" kurmaya çalıştılar.. son akp sistemi budur..
ama bu sistem de bir koalisyondur ve aynı zamanda eskinin tasfiyesi olduğundan ciddi bir muhalefetin de varlığıdır..
şimdi.. bu iç çatışma ile tasfiye çatışmaları içiçe geçerek sistemin genel iç çatışmasına dönüştü..

yine bu süreç içinde., toplumun herkesiminde gerilmeler oluştu.. yani fay hatlarının stresi arttı.. kürt halkının özgürlük mücadelesi bu stresin patlamış hali idi ama diğer kesimlere ve ts'ye yansıması farklı idi.. oğuzhan müftüoğlunun bir yanı ile doğru söylemini baz alırsam.. cumhuriyetçi nasyonalist faşizm ve şövenizm zeminlerinden dolayı., toplumsal biriken toplumsal stresin kürt halk hareketi ile ortaklaşarak patlaması yerine stresi bastırma ve kürtlere yönelterek gaz alma şeklinde olageldi..

demem odur ki.:
gelişmelere hala hamaset ile yaklaşılıyor.. ve akıl dışı analizlerin temelinde., tespitler ve önermeler yapılıyor..
gelinen aşamaya baktığımda.. artık ahmaklık değil.. aleni kontralık işletiliyor diyorum..

daha bu analizleri yazamadan., yeni gelişmeler yaşandı.. rize de.. "i.t."çi faşistlere akp liler saldırdı..

eylemler sırasında., bu "i.t."çiler kürtlere saldırıyor onları uzak tutuyordu.. şimdi bunlara akp faşistleri saldırıyor.. kahraman mazlum yapıyor..

her provakasyonun başlangıç düğmesi karadeniz bu sanki tarihsel bir "teknik iş".. 1920 de de böyle olmuştu..

kısaca...
ya sistemin güdümünde analizler yapmayı bırakacaklar süreci doğru okuyacaklar.. yada hepsine kontra dememin bir mahsuru kalmayacak..

hele..ki., halk ayaklanması-devrim vs. hikayeleri yazanlar baş kontralardır..
hatayda katledilen gencin chp gençlik kollarından olması bile tesadüf değildir.. ve başkaca ölen yada ağır yaralanan yok gibi davranılıyor.. simge yapılıyor..

süreç birilerinin mütehitliğine geçti.. arsayı kaptırdınız haberiniz olsun.. halk ayaklanmacıları!!!
 
#3
Ne yaman bir çelişkidir topraksız olmak. Ne ekmeyi düşündüğün yer senindir, ne dağlarında hayvan otlattığın topraklar. Çatlamaya hazır çorak bir toprak tatsızlığında yaşamaktır tarihsiz olmak, mülksüz olmak, kimliksiz olmak. Sana böyle seslenecekler sende eyyy!! diyeceksin çünkü sen sen değilsin... olmak.Ama illaki birilerinin belirlediği bir şey olmak....Sahi olmak nedir? Var olmak....Yani dünyaya gözünü açtığında gözünde perde olmadan nefes almak daye demek qurban demek, ez de pır hezdekım demek...bilmek....Var olmak için korkmadan kürt olmak....hemen yanıbaşında başını okşayan fırata, dicleye bedenini bırakmak ruhunu kadim toprakların suyunda yıkamak arındırmak...kürt olmak....
kürt olmak...
kürt olmak...
olmak...
ol...
olamamak....
tarihini kaybetmek, kadim toprakların lanetledikerinin boyunduruğunda kimliksiz yüzyıllara çocuk doğurmak.Büyümek, evrilmek, ezilmek,ölmek,öldürülmek,kaybolmak kırmızı beyaz bir tonun altında yeşilin sarısında güneşe bakıp kanın kırmızısını akıtmak kürt olmayı haykırmak için kadim coğrafyada evinde savaşmak...Gerilla olmak, ruh olmak, ruhun ruhu olmak için önder olmak önderlerin önderliğinde mahpus kayalıkta zincire vurulan halkı savunmak.....Şimdi halk olmak....Kürdistan olmak....Hep istenilen olmadan bıkıp otuz yıldır isteyenle savaşmak...şimdi karşı tarafın susması gerek....şimdi tarihsizler konuşuyor....tarihsizler.....Biz biz olmaya bu kadar yakınken, bizi hala siz yapmayın....biz sizinleyiz biz olarak.....
 
#4
boklu değneğin "öbür "ucu

neresinden tutsan iki ucu boklu değnek.. (o zaman sende yeni ve temiz bir deynek bul)

taksim gezi parkı direnişi bu hale geldi.. bir süreç başladı gelişti ve bitiyor.. gerek başlangıcı gerekse ilerlemesi sürecine bakıldığında., haklılıkları bol olan bir eylem/isyan/itiraz/öfke.. ama gelinen aşamasına baktığımız da., iki ucu boklu bir deynek haline sokulmuş..

boklu ucun bir tarafında laik-cumhuriyetçi-tek tipçi faşist nasyonalizm var.. öbür tarafında ise., liberal., islamcı-türkçü faşist nasyonalizm..

birileri de değneğin ortasından tutmaya çalışıyor.. ve boklu ucun birisine bulaştığını da görmüyor..

boklu ucun bir tarafını ve ortadan tutanları anlatmıştım.. şimdi öbür boklu uca değineyim..

ama., önce bir ay öncesine gidelim..

konu girişinde., bir kaç gün öncesine a-it bir yazıdan bahsetmiştim.. bundan 1 ay önce bir yazıya değineceğim..

tazının tamamının okunmasını öneririm.. ben bir bölümünü alıntılayacağım..
Ama artık tüm bunları konuşmak için çok geç. Samimi bir konuşmanın ve ikna çabasının işe yaramayacağı bir noktadayız. Karar zamanı geldi. Tarihin önünde rengimizi belli edeceğiz, kaçış yok. Amasız barıştan mı yanayız, endişeli Beyaz Türklerin amalarıyla ittifak yapmış güvenlikçi politikaların yeni nesil sürümlerinin barış karşıtı amalarından mı yanayız? Editoryal bağımsızlık’tan mı yoksa editoryal bağımsızlık için editoryal bağımsızlığa darbe vurulmasından mı?

Bu aslında Birinci Cumhuriyet’in liberalleriyle geldiğimiz kaçınılmaz bir yol ayrımı. Onlar artık Birinci Cumhuriyet’in liberalleri, çünkü içinden geldikleri, yetiştikleri, Cumhuriyet’in vehimlerini, endişelerini aşamadılar, sosyolojik kimlikleri demokratlıklarına baskın geldi,

nefesleri İkinci Cumhuriyet’e yetmedi. Fabrika ayarları zamanın yeni sürümünü indirmelerine izin vermedi.
http://www.taraf.com.tr/yildiray-ogur/makale-tarafim-belli-olsun-diye.htm

taraf gazetesinde yaşananlar biliniyor.. ama yüzeysel biliniyor..
iç çatışma ve tasfiyeler yaşandı.. kim kimi tasfiye etti net olmasa da "taraf"lar netleşmişti.. bu çatışma asıl olarak., akp sisteminde yaşanmıştı.. cemaat ile tayyip(islamcı-türkçüler) arasında ciddi bir yarılma yaşandı.. bükülmüş milli görüşcüler ile derin devlet temsilcileri ve liberaller., önce seyirci kaldılar.. sonra bunlar da kendi aralarında bu iki dominant olma hevesli kanal tercihii noktasında çatırdadılar..
yıldıray oğur., taraf gazetesi üzerinden bunu anlatıyor.. ama demagoji de yapıyor.. "tarif"leri.; tıpkı pkk içindeki şahin güvercin tespitleri gibi "hikaye"..

ben işin bu yanında değilim.. bu yazıdan 1 ay sonra taksim direnişi ile ilgili yeni demagojilerini sunmuş.. ama sunuş şekli buradaki demagojik hedeflerle aynı.. ve aslında farkında olmadan "zorunlu" birinciyi teşhir ediyor..

buradaki "tarif"ine bakarsak.; liberaller-cemaat barışa karşı., bunlar ve kürt siyasalı barıştan yana.. yani iki cepheye ayrıştırmış.. ama sunacağım son yazısında format değişmiş.. kürt siyasalını da öbür trafa yatmakla itham ediyor.. böylece., tek demokrasi havarisi kendileri kalıyor..

sürekli belirttiğim gibi geleceğin cumhuriyetine uygun mevzilendirmeler yaşanıyor.. yıldıray ogur yazısı da bu temelde..

............devam edecek..........
 
#5
boklu değneğin "öbür "ucu 2

Gezi Parkı ayaklanması, dindarlar ve Kürtler tarafından sessiz bir devrimle yıkılmakta olan Birinci Cumhuriyet’e siyaseten veya sosyolojik olarak bağlı Kemalistlerin, solcuların, liberallerin (hatta bir grup dindarın) kurduğu yeni ittifakın soft bir karşı devrim girişimidir.

Aslında direnen Gezi değil, Birinci Cumhuriyet’tir... O halde bize de şöyle demek düşer: #direndemokrasi
#direndemokrasi - Ak Gr - Star Gazete

alıntı yaptığım bölüm., "hutbenin asıl mevzusu"dur.. ama., tümünü okumanızı öneririm..

öncelikle belirteyim.. "dindarlar" 1. cumhuriyeti yıkmamaktadır..ayrıca yıkıp da yerine demokrasi de getiremezler.. zaten "dindarlar" bunu iddia edemez.. şeriat yerine demokrasi getireceğiz diyemezler.. varlığı pozitivizm ve kapitalist moderniteye bağlı liberaller özlerinin dindar bir iktidar ve sisteme karşı olmak olduğunu da unutup., ne dindarları desteklerler ne de dindarlardan demokrasi beklerler.. genetik olarak bu olanaksızdır..
yıldıray ogur da böyle bir ahmaklık yapmaz.. demekki onun dindar dedikleri işin popülist söylem yanı.. kütle manüple yanı..

ikincisi.; bu sistemde., dindarlar ile laik-kemalizm gibi sistemsel iki antagonizma da yok.. ister sağ-sol kemalizm deyin.. ister devletçilik deyin.. fark etmez.. var olanlrın hepsi., devşirme-dönme ittifakıdır.. çatışmada kendi iç iktidar çatışmalarıdır.. üzerlerine örttükleri libas ise yalandan ayrılık/farklılık göstergesidir..

evet.. kürtler 1. cumhuriyeti yıkmasa da değişime zorlamaktadır.. kuruluş temellerini sarsmış., ve en azından., kendileri üzerindeki hegomanyayı işlemez hale getirmişlerdir..
"sorun" da burdadır.. 1. cumhuriyet., artık bu hali ile kürtleri zaptı-rapt altında tutamaz.. tutacağım diye ısrar., daha büyük yıkımlara yol açar..
bu yüzden devreye akp "dindarları" sokuldu.. kürtlere bir şeyler verilecek.. ama bu yapılırken., denetim altındaki "diğerleri" de aynı şeyleri isterse ve bu zeminde ortaklaşırsa ne olacak halimiz!!!

bu anlamda.; dindarlar demokrasi getirecek., kemalistler(nasyonalistler) engel oluyor.. siz alın alacağınızı bunları da biz ufalarız müdahil olmayın demektedirler.. bunu yiyen var mı? var.. kürtler dışında yiyen yok..
çünkü.; nasyonalistlerin., solu!!da sağı da.. kürtler bizi satıyor demektedir.. "dindarlar"la ortaklaşıp., bizi satıyor demektedir.. biz dedikleri de faşizmin 1. cumhuriyeti..

bunları görememek., ya ahmaklıktır yada kontralık..
yıldıray ogur'da tescilli bir kontra olarak bu yazıyı yazmaktadır.. çünkü. karşısında bir ters ikiz karşılığı var..
tanımladığı cephe 1. cumhuriyet nasyonalistleridir.. ortak noktaları üzerinde oturdukları devleti korumak.. bu anlamda kürtler aykırıdır.. ötekidir.. "dindarlar" dediği cephe kürtleri yok sayarak yürümenin olanaksızlığını görmüşlerdendir.. 1. cumhuriyetçiler de görmektedir ama çözüm!! tarzları farklıdır.. ve aynı zamanda., 1. cumhuriyetçiler eskiyi temsil ettiğinden tasfiye olacak olanlardır..

1. cumhuriyetçiler.; bu tasfiyeye direnebilmek için yada belirli biçimde ortak kalabilmek için., "kürt çözümü"ne karşı çıkmak zorundalar.. tek ittifakları türkiyesolu ve onun nasyonalist genleridir.. diğerleri ise.; tasfiyeyi işletebilmek için., bunların karşısında demokrat görünmek ve kürtleri yedeklemek zorundadır..

elbette., her iki kesim içinde kendi içlerinde farklılıklar da mevcut.. yıldıray ogur.. iki genel tasnif ile yetinmiş.. verdiğim önceki yazımda ise., içlerindki yarılmaya değiniyordu..

toparlarsam.. bu yazı değneğin öbür boklu ucunu açık etmektedir.. ama içindeki bir doğru da değneğin öbür ucunun daha boklu olduğudur.. sonuçta iki ucu da aynı bok..

kürtlere gelince.. herkes bir yerinden yapışıyor., bir yerinden de pataklamaya çalışıyor..
ama kürtler eski kürt değil.. ne hamidiye alayları döneminin ne 1920 döneminin ne dersim döneminin ne de güney kürdistan döneminin kürtleridir..
suriye sürecinde rojava olarak var olan paradıgma ve duruşu somut ile göstermektedirler.. bu yüzden her iki ikiz "taraf" da saldırmaktadır..

süreç aynen., t.c. içinde de netleşmektedir.. taksim olayı da budur.. kürt halk özgürlük hareketi.; ne 1. cumhuriyet nasyonalistlerine ne de 2. cumhuriyet "dindarlar"ına meyil vermektedir.. kendi paradıgması zeminlerinde doğru temelde tavır alıp., halklarla ortaklaşmaya çalışmaktadır..

bu anlamda.. kürtleri anlamak istiyorsanız.. kürtçe dinleyeceksiniz.. kürtçe bilmenize de gerek yok.. kürtler kendilerini "türkçe" anlatıyor.. siz sadece doğru türkçeyi öğrenin yeter..

yazıma kürtlerin bizzat kendi "türkçe" açıklamarı ile devam edeceğim.. fransız kalmayın.. diye.. :D


 
#6
bu da.. doğru deynek

Taksim Gezi Parkı olayı Türkiye’de demokrasi anlayışının ne kadar geri olduğunu bir daha gösterdi. Türkiye’de demokrasi hala dört yılda bir seçimin yapılması, seçilen partinin iktidar olduktan sonra ülkeyi bir diktatör gibi yönetmesi olarak anlaşılmaktadır. Bu durumu eskiden Süleyman Demirel “bul 276’yı, gel koltuğa otur” biçiminde ifade ediyordu. AKP Hükümeti ve Tayyip Erdoğan ise “biz çoğunluk olduk, azınlığın çoğunluğa dayatmalarını kabul etmeyiz” biçiminde ifade etmektedir. Özünde bu iki söylem aynıdır. Çoğunluğu elde ettiysem herkesin üzerinde istediğim politikayı yürütme hakkım vardır demektedirler. Kuşkusuz Anayasa ve yasalar var deseler de, Anayasa ve yasalar da çoğunluğun politikalarına göre yorumlanmakta ve uygulanmaktadır.

Bu mantığın son 12 yıllık AKP Hükümeti döneminde Kürtlere nasıl acımasız bir biçiminde uygulandığını biliyoruz. Kürtler Türkiye’de nüfusun yüzde yirmi beşini mi oluşturuyor, o zaman mecliste de azınlıktır. Yüzde yetmiş beş ne derse onun politikası uygulanacaktır. Kürtlerin yüzde yüzü bir hakkı istese de eğer Türkiye toplumu ve meclis istemezse hiçbir hakkı ve talebi kabul edilemez, karşılanamaz. Çünkü çoğunluk istemiyor. Çoğunluk da Türkiye’de şovenizm ve Kürt karşıtlığıyla doldurulduğundan, Kürtler ve demokrasi güçleri istedikleri kadar uğraşsınlar Kürtlerin hakları verilmez, Kürt sorunu çözülemez. AKP’nin şimdi, meclis çoğunluğu benim, her şeyi yaparım dediği gibi!

Halbuki doğru ve gerçek demokrasi anlayışı her grup ve topluluk ne istiyorsa onun dikkate alınmasını gerektirir. Kuşkusuz ister genel, ister yerel seçimde çoğunluğu alanın bir yönetim gücü ve hakkı olacaktır. Ancak bu, toplulukların ve yerelin hakkının ve taleplerinin görmezlikten gelineceği anlamına gelmiyor. Demokrasi her özgün konuda söz konusu toplumun ve yerelin iradesinin dikkate alınmasını ya da gerektiğinde referanduma gidilmesini gerektirir. Yoksa “ben yaptım oldu” anlayışıyla demokratik sistem gerçekleşmez ve yönetim meşruiyeti kazanılamaz.

Eğer kadın sorunu söz konusuysa kadın örgütlerinin ve topluluklarının istemediği bir yasayı çıkarmak demokratik olamaz. Gençler, işçiler ve köylüler için de bu geçerlidir. Yine Alevilerin istemediği bir uygulamayı “biz yaptık oldu” diye yürürlüğe koymak mümkün değildir. Aleviler zorunlu din dersini istemiyor; Aleviliğin Diyanet İşleri Başkanlığı içerisinde bir bölüm olarak girmesini istemiyor; bunun tersini yapmak demokratik olamaz. Bazı konular vardır tüm toplumu ortak ilgilendirir; bazı konular vardır sadece ilgili toplulukları ilgilendirir. Esas olarak ilgili toplulukları ilgilendiren konularda o toplumun iradesi ve istemi dikkate alınır. Örneğin, Kürtler anadilde eğitim istiyorsa burada Türkiye genelinin değil, Kürtlerin eğilimi esas alınır. Türkiye genelinde istenmiyor diye Kürtlerin anadilde eğitimi reddedilemez. Reddedildiğinde o ülke kendine ne derse desin demokratik değildir. Zaten bu nedenle Türkiye’de demokrasinin ölçütü ve demokrasinin yerleşmesi Kürt sorunuyla bağlantılıdır, diyoruz.

Gezi Parkı olayı antidemokratik zihniyetin sade ve anlaşılır biçimde kendini ortaya koymasıdır. Demokratik zihniyette bir mahalle kendini ilgilendiren konuda kendisi karar verirse demokratik bir yaklaşım gösterilmiş olur. Mahalledeki bir kamu arazisine park mı, okul mu, cami mi, spor sahası mı ya da başka bir şey mi yapılacak, ona mahalleli karar vermelidir. Çünkü bu örnekte geneli değil sadece o mahalleyi ilgilendiren bir durum vardır. İstanbul Gezi Parkının yerine başka bir bina mı yapılacak, bu konu rahatlıkla İstanbullu’ya sorulur. İstanbullu Gezi Parkı olarak kalsın derse orası Gezi Parkı olarak kalır. Yok, yerine şu bina yapılsın derse o yapılır. Şimdi bu tür konularda referandum yapmak demokratik ülkelerin uygulaması haline gelmiştir. Ne var ki AKP Hükümeti yıllardır “ben yaptım oldu” dediği için Gezi Parkı konusunda da aynı yolu izlemiş, sonrada baltayı taşa vurmuş ve geri adım atmak zorunda kalmıştır. Yurttaş tavrı açısından bu tavrı doğru ve anlamlı buluyoruz.

Kuşkusuz AKP’nin bu yanlış tavrını bazı çevreler kullanmak isteyebilir. Öyle ki demokrasi karşıtı, Kürt karşıtı kimi çevreler de Gezi Parkı konusunda AKP Hükümetine karşı tepkilerini ortaya koydular. AKP Hükümeti bu özgün konularda bu çevrelerin değil de esas olarak kendi tutumunu gözden geçirmelidir.

Kuşkusuz bu Gezi Parkı olayları sırasında Kürt sorununa olumsuz yaklaşan kesimler de toplumsal muhalefet içerisine girdiler ve AKP’ye tepkilerini gösterdiler. Burada Gezi Parkı için yapılan eylemleri ve buna katılmayı yanlış görme değil de şöyle bir soru sorma hakkımız doğmaktadır. Hangi saikle olursa olsun Gezi Parkının yerine başka bir bina yapılmasına karşı çıkmanızı yanlış bulmuyoruz. İstanbulluların oturacağı ve nefes alacağı parkların da korunması çok değerleridir ve buna değer veriyoruz. Ancak bir halkın varlığı; özgürlüğü, anadilde eğitimi, kültürel yaşamını özgürce sürdürmesi konusunda neden bu kadar hassas değilsiniz? Kürtlerin kimlik, dil, kültür özgürlüğü ve kendi kendisini yönetmesine ve demokratik özerkliğine neden karşısınız diye sorma hakkımız vardır. Başta Gezi Parkı eylemine katılanlar olmak üzere tüm demokrasi güçleri Kürt sorunun çözümüne olumsuz bakan, tek millette ısrar eden kesimlere bu soruları sormalılar.

Eğer Gezi Parkına gösterilen duyarlılık Kürtlerin hak ve özgürlüklerine yönelik gösterilemezse o zaman Kürtler bu yönlü soruları sorarlar, bu da Gezi Parkına yönelik anlamlı eylemin değerine kuşkulu yaklaşımları ortaya çıkarır


bu alıntı., kürtlerin kendi renkleri ile demokrasi talebidir.. elbette burada kendilerini ifade etmektedirler.. ama bu kadarla mı kalıyorlar..

Demokratik Çözüm Süreci, sadece Kürt sorununun demokratik çözümünü hedefleyen değil, Türkiye’nin demokratikleşmesini de hedefleyen bir süreçtir. Demokratikleşme ise öncelikle şiddet ve askeri görünümden arınmak ve sivil-demokratik bir toplum haline gelmekle mümkün olabilir. Ancak AKP’nin göreceli olarak askeriyeyi geriletmesi, bunun yerine ise polisi öne çıkarması şiddeti hep var etmektedir. Demokratik Çözüm Süreci’nin perspektifi yeni-demokratik bir Türkiye yaratmaktır. Toplumun yaşam tarzına ve yeşil alanlara müdahaleye karşı, toplumsal refleksin harekete geçmesi önemli ve ciddi bir toplumsal tutumu ifade etmektedir. Hükümetin polis şiddetini bu iradeyi bastırmada kullanması sorunları ağırlaştıran bir sonuç ortaya çıkarmıştır.

Ancak amaçları demokrasi olmayan “fırsat bu fırsattır” deyip Demokratik Çözüm Süreci’ni sabote etmeyi hedefleyen ırkçı-ulusalcı güçler de var gücüyle toplumun refleksini istismar etmeye çalışmaktadır. Bu sürecin belkemiğini oluşturan emekçi ve demokratik kesimler, bu tür gruplara elbette ki dikkat etmeli ve Demokratik Çözüm Süreci’ni güçlendirmelidir. Kürt halkı da bu süreçte inisiyatifsiz kalmamalı Türkiye demokrasi güçleriyle birlikte sürecin doğru yolda ilerlemesi için üstüne düşen sorumluluğu yerine getirmelidir. Türkiye’de haksızlıklara, anti-demokratik uygulamalara ve faşizan baskılara karşı demokratik refleksin Kürt Özgürlük Hareketiyle birleştirilmesi demokratik dönüşümü sağlayacak önemli sonuçlar ortaya çıkaracaktır. Hedef, demokratik Türkiye yolunda her bakımdan dayatıcı olmak ve toplumun demokratik iradesini ortaya çıkarmak olmalıdır. Bu çerçevede Türkiye’de açığa çıkmış olan dönüştürücü ve çok önemli demokratik irade ile Kürdistan Özgürlük Mücadelesi’nin üstüne düşen görev, ortaklaşarak Kürt sorununun çözümü ve Türkiye’yi her türlü baskı ile şiddetten arındırarak demokratik Türkiye’yi yaratmak için omuz omuza mücadele etmektir.

gerisi ya ahmaklık manzumeleri yada kontra faliyetleridir.. bu kadar açık ve nettir..


 
#7
toparlarsam..

bugün meydanda bir tane Kemalist var, o da AKP hükümeti. Ben onları neo-Kemalist olarak değerlendiriyorum. Hadleri olmayan bir toplum mühendisliğine soyundular. Kemalizm de öyle yapardı. (sırrı süreyya)

son bölümü çok doğru.. ve isyanında tek doğru gerekçesi.. ama bu gerekçenin özüne kim ne kadar vakıf işte bu tartışmalıdır..

toplum mühendisliği sistemlerin olmaz ise olmaz işleyişidir..
eskilerden başlayıp., uzatmayacağım.. kapitalist modernite ve modern devlet denilen olgu.; hegomanyayı yukarıdan aşağıya işleten ama., bu hegomanyaya olan "biat"ı., aşağıdan yukarıya bir çok araçlarla ve projelerle meşrulaştırabilen bir mekanizmadır.. tüm bu araçlar aslında toplumun malzemeleridir.. egemenlerin mühendisleri bunları hegoman,k işleyişleri için kullanabilme becerisi ile sistemlerini inşa ederler yada revizyon ederler..
toplum biçimlendiriliyor gibi görülür ama aslında sistem biçimlendiriliyordur.. toplum buna göre düzenleniyordur..

örneğin.; faşizm., "en., en" olarak tarif edilir.. çünkü., en son halinin toplumun belirli kesimleri üzerindeki işleyişine göre tanımlanır.. oysa., o aşamaya kadar olan bir süreç vardır.. bu da toplumun hazırlanması sürecidir.. iş bter ve biz neye hizmet etmişiz dersin ama iş işten geçmiş., "en., en"ler işbaşındadır..

sırrı süreyya güzel tarif etmiş.. herkes de bu noktada mutabakat içinde.. akp iktidarı toplumu dizayn ederken., yeniden formatlarken., araç olduğunu unuttu.. ben yaparım ben belirlerim ben tarif ederime dönüştürdü.. haliyle buna her kesim itiraz etti.. sadece ezilmişlik zeminleri değil., kentlisi., eliti liberali de itiraz etti.. hatta kendi ortakları da bu anlamda rahatsızdı itirazlara yandan destek çıktı..

işin özü budur.. ben konuşur., ben yaparım., ben bilir., ben belirlerim., ben tarif eder., ben tanımlarım.. isyan bunadır.. ve bu da., faşizmin "elif-be"sidir..
ötesi ise hamaset ve hayal kurmaktır..

ama., aynı zamanda bu isyanın sorunlu yanı da buradadır..
bu.. "ben-ben-ben"lere isyan ediyorsun.. ama isyanını bu., "ben-ben-ben"lerden tayyibe ., akp'ye daraltıyorsun..
sırrı süreyya'nın bildiği ama tarif ederken popülist yaklaştığı yer de., burasıdır..
meydanda toplananların., ip-hkp-neotkp-chp kısmını atalım.. "çoğunluk" olana bakalım ki,., içlerinde türkiye solunun sınıfçıları ve radikalleri de var..
hangisi.!!! bu., "ben-ben-ben"lere öz olarak itiraz edebilecek bilince sahip..
sorsan.. "ben-ben-ben"ci olarak sadece tayyip/akp var.. öncesi yok..

cumhuriyetin başından beri.; bu., "ben-ben-ben"cilik akp sürecinden daha derin., daha vahşi işletildi.. hangisi bunun bilincinde.. laf olarak bilincinde olanlar bile taksimde devrim hayalleri kurarken., pusulasını şaşırdı..

şimdi kalkmış., "kürt milliyetçileri., kürt hareketi"!!., vs. neden katılmadı., az katıldı., neden bir öyle dedi bir böyle dedi., biri başka biri başka dedi.. diyorlar..

oysa söylenen çok açık ve net.. taksim isyanı bir kırılmadır.. toplumun bu "ben-ben-ben"ciliğe karşı çıkışı cumhuriyet tarihinde ilk defa ciddi bir kırılmadır.. ama bu kırılma bir şekilde bir yerinden onarılmaktadır..
akp/tayyip ile sınırlamakla., ve klasik alışılmış tarzlarla kürtlere yönelmekle bu kırılma bir şekilde yeniden yapıştırılıyor..

toplum mühendisliğine karşı çıkmak kendin ile sınırlı ise., aslında bu mühendislik olayında., en iyi katı alma mücedelisnden başkaca bir yere evrilmez ve zorunlu ve kaçınılmaz olarak., bu mühendisliğe tuğla-harç taşırsın..

kürt siyasalı bu tehlikeyi biliyordu.. NERDEN Mİ? BİLİYOR DU..
1960 darbesini alkışlayanlar.. ki hala alkışlayan sol var.. darbenin üçüncü günü., kürtlerin toplama kamplarında toplandığından hiç bahsetmez..
kürtler gundi ya.. hala sola meyilli olurlar.. kendi sağları bunu gözlerine sokar.. ama yine sola meyilli olurlar.. şimdi kahraman ilan edilen ve tescilli sosyal-şöven behice boran urfa'dan seçildi.. istanbul değil., izmir değil., urfa..

elbette sadece buradan da değil..

kürtler.. ilk defa bir isyan ile makus tarihlerini yenebileceklerine inandılar.. inat ettiler.. bu., bir avuç mekaplının başlattığı isyana sahiplenip., sürekli kılabildiler..
kürtler.; 30 yıldır cehennemi yaşadı.. aleni devlet ile bir iç savaş yaşadı.. ben buna özgürlükl savaşı diyorum..

başladı.. ts.. de orasından burasından bıdıklamaya başladı.. ilerledi., ts eleştirileri de "ilerledi".. bu süreç., kuzeyde halklaşmayı aştı tüm kürdistana yayıldı.. yayıldığı her alana bir kulp takıldı..

türk-iye solu ahmak olabilir.. balık hafızasına sahip olabilir ama herkes böyle değil..

geçelim.. ip-chp-hkp-neotkp sosyal faşistlerini.. dhkp-tkip-ödp ve oportünist emep.. ne diyor..
kürtler emperyalizm ile uzlaşıyor.. kürtler akp ile anlaşıyor.. bizi(türkler oluyor) satıyor.. hızını alamayan nasyonalistler., suriyeye dalıyor.. suriye halklarını ezen bölen emperyalizme çalışıyor..

şimdi sırrı süreyya anlatsın bakalım.. meydanda., nijeryalıya mı?! rastlamış.. da.., . ‘Abi başka bir halk varmış ve bunların kendi dillerini konuşmalarını engelliyormuşuz. Ya bu manyaklık’ diye tercüme ediyor. Meseleyi çapaklarından arındırdığınızda bu kadar basit aslında. İşte bu çocuklar, senaryo yazıyor.. sanki taksime mars kolonisinden gelen "türkler" dolmuş.. :D
böyle bir nesil yok.. "hadi ya.. türkiyede kürt varmış da dillerini konuşmak engelleniyormuş.. bizim neden haberimiz yok.. diyecek.. böyle bir nesil yok.. 1984 atılımı olamsaydı.. olabilirdi..
ben söyleyeyim..
özal kürtmüş abi ya.. her yer kürt doldu her yerde kürtçe konuşuyorlar abi ya.. sen ne anlatıyon.. demişlerdir..

işleri bu hale getiren bizzat türk-iye soludur.. ve cümle cemili., sırrı süreyyanın mars kolonisinden gelme "türk" "gençleri" de dahil.. her boku bilir.. kürtlere de gıcıktır.. ve cümle cemilinin derdi kendine demokrasidir.. utanmadan da bu mantığı kürtlere yüklerler..

etrafınıza bir bakın.. öyle konuşun.. yaşamın gerçekleri film çevirmeye benzemiyor..

yine de.. taksim bir kırılmadır.. bundan sonrasına bakacağız.. realite bu diye elimizin tersi ile itmeyeceğiz.. kürt özgürlük hareketi de bunu yapmıyor.. realiteyi vurguluyor ama olması gerekeni de belirtiyor..

apo ve pkk yi içine sindirmeyenlerle asla yanyana durulmaz.. sen istesen de baklava börek dağıtsan da.. olmaz.. kürdü bu gerçekliği ile kürt kardeşi kabül etmeyenle ne demokrasi olur.. ne de devrim..

önce türk-iye solu düzelsin.. o" marslı gençler" hızla düzelir.. kürt "halkımız., kürt emekçimiz.. tayyip dilidir.. sizin marabanız değildir.. kürt halkının ve kürt emekçisinin politik bir iradesi vardır.. onu boklayıp., kürdü tatlı su sazanı gören yanılır..

önce bu "yamuğunuzu" düzeltin sonra gelin konuşuruz.. bayrakla da gelin., m.kemal ile de gelin., sınıfınızla da gelin.. kürtler duraksamadan hewal başe.. derler..

önce dil ve niyet..



 
Üst