İngilizce kelime haznesi (birçok örnek)

#1
Takıldığım kelimeleri yazarım hep. Bunlar onlardır işte.


throes : sancı
brigade : tugay, ekip, takım
incidentally : bu arada, aklıma gelmişken
bout : kısa dönem, devre, kriz, nöbet
allege : (kanıt olmadan) iddia etmek, ileri sürmek
allegedly : sözde
wary - dikkatli, tedbirli, ihtiyatlı, uyanık
warily : sakınarak, ihtiyatla, dikkatle
appalling : korkunç, ürkünç, berbat, rezil
awry : eğri, yan, ters
fickle : vefasız, dönek
peerage : asilzadeler sınıfı, asilzadelik
endeavour - uğraş, gayret, çaba
remonstrate - yakınmak, şikayet etmek, karşı çıkmak, itiraz etmek
unrelenting - sürekli, yavaşlamayan, düşme göstermeyen
spark - kışkırtmak, tetiklemek
eligible - hak sahibi, yeterli niteliğe sahip
concede - kabul etmek, teslim etmek, vermek
thug - cani, katil, haydut
redemption - geri alma, ödeme, kurtarma
frailty - zayıflık, dayanıksızlık, narinlik
redemptive - kurtaran, kurtarıcı
ward - semt, bölge, koğuş
deem - saymak, zannetmek, sanmak
grievous - acı veren, zarar veren
fracas - gürültü, patırtı, gürültülü kavga
salubrious - sağlığa yararlı, sağlıklı
seam - dikiş, ek yeri, yara izi, katman, tabaka
punitive - cezayla ilgili, acımasız, çok sert
zeal - heves, çaba, gayret, coşkunluk
aver - iddia etmek, söylemek, kanıtlamak
embed - içine oturtmak, kakmak, yerleştirmek
exchequer - hazine, devlet hazinesi, mali kaynak
foyer - fuaye, giriş, antre
beaming - parlak, (yüz) sevinçle parlayan
pane - pencere camı
pitch - saha, alan, perde, düzey, zift, fırlatma, yükseklik
harassment - usanç
rodent - kemirgen, kemirici
engulf - içine çekmek, yutmak, yok etmek
garment - giyim eşyası, giysi
incessantly - aralıksız, sürekli
lackey - dalkavuk, yağcı, yalaka
compatriot - yurttaş, hemşeri
behest - emir, buyruk
beacon - işaret ateşi, deniz feneri, yol gösterici
rebut - yanlışlığını göstermek, çürütmek
rebuttal - yanlışlığını gösterme
«drafting a rebuttal»
pinnacle - zirve, doruk, tepe noktası, sandal, filika
peril - tehlike
cascade - çağlayan, şelale, çağlamak, taşmak
debut - ilk beliriş, sahneye ilk çıkış
pageant - kutlama töreni, gösteri
consolation - teselli, avuntu
apt - (isim, tanım, yorum) uygun, yerinde, yatkın
rehearsal - prova
subtle - güç algılanan, güç fark edilen, kurnaz, zeki
intricate - karmakarışık, girift, dallı budaklı, komplike
gloom - karanlık, üzüntü, hüzün, sıkıntı
dais - konuşmacı kürsüsü
oak - meşe ağacı
velvet - kadife
cushion - minder, yastık
moth - güve
fuss (n) - gürültü, patırtı, yaygara, gereksiz telaş
fuss (v) - telaşlanmak, ortalığı velveye vermek, can sıkmak
flutter - çırpmak, uçmak, hareket etmek
dart - fırlatmak, atmak
fountain - çeşme, fıskiye, kaynak, köken
decanter - şarap sürahisi
tuck - sokmak, tıkmak, katlamak
shabby - eski, yıpranmış, pejmürde
sideboard - büfe
trim - budamak, kırkmak, azaltmak
bow - reverans yapmak, başıyla selamlamak (saygıyla)
gown - gece giysisi, cüppe, önlük
raven - kuzgun
bristle - diken diken olmak
fierce - azılı, acımasız, vahşi, kızgın, aşırı
folded - katlı, katlanmış, kırılmış
unfold - açmak, göz önüne sermek, açıklamak
crumple - buruşturmak, kırıştırmak, buruşmak, kırışmak
stir - karıştırmak, kıpırdatmak, kımıldatmak
squawk - (tavuk, ördek vb.) ciyaklamak, dırdır etmek
swift - çabuk, atiz, tez
throng - akın etmek
indict - suçlamak, itham etmek
horrendous - korkunç
notorious - kötü tanınmış, kötü şohretli, adı çıkmış
thraldom - esaret, kölelik, bağımlılık
mutilation - sakatlama, kötürüm etme
abduction - adam kaçırma
utter (adj) - halis, tam, su katılmadık
utter (v) - söylemek, demek, (çığlık) atmak
contemptuous - hor gören, küçümseyici, aşağılayıcı
«speaking in contemptuous tones»
alley - dar sokak, geçit, patika, ara yol
«alleys of İzmir»
jaunty - canlı, neşeli, kaygısız
«walking jauntily»
retreat - çekilme, gerileme, inviza, ricat
credentials - güven belgesi, itimatname, referans mektubu
stab - bıçaklamak, bıçaklama
steering wheel - direksiyon simidi, dümen
miscarry - düşük yapmak, suya düşmek
commute - (cezayı) hafifletmek, değiş tokuş etmek
«her sentence has been commuted to hanging»
lash - kırbaçlamak, kamçı darbesi
newly-weds - yeni evliler
yearn - çok istemek, can atmak
pitfall - tehlike, tuzak
long (v) - çok istemek, can atmak
brat - çocuk, evlat, velet, yumurcak
balm - merhem, krem, belesan yağı
consolation - teselli, avunma, avuntu, teselli eden şey
thump - yumruk atmak, güm güm vurmak
slug - sert vurmak, sert yumruk atmak, sert vuruş, sümüklüböcek, tembel
blasphemy - dine küfretme, küfür
leper - dışlanan kimse, cüzamlı
centurion - Eski Roma'da bölük komutanı
titbit - lokma, ilginç bilgi kırıntısı
«titbits of gossip»
risible - güldürücü, gülünç, gülünecek, komik
ample - gerektiğinden çok, bol, yeterli
«ample opportunity; ample supplies of food»
heretic - kendi dininin inançlarına karşı gelen kimse
dim (adj) - parlak olmayan ışık
«the dim glow of streetlamps»
ensemble - 1) beraber gösteri/performans sunan aktör, dansçı veya müzik topluluğu, 2) güzel görünen veya birlikte iyi giden şeyler topluluğu
acronym - kısa ad, sözcüklerin baş harflerinden oluşan sözcük
bladder - sidiktorbası, mesane, kese, iç lastik
bowel - bağırsak
indictment - suçlama, itham
awkward - tuhaf, absürt
providence - takdir-i ilahi, ihtiyat, tedbir
 
Son düzenleme:
#2
confer
1- to give sthsuch as authority, a legal right or an honour to sbd
2- to discuss sthwith other people in order to reach a decision

blurt out
to say sth suddenly and without thinking about the effect it would have, usually because you are nervous or excited

tenacious
a tenacious person is very determined and is not willing to stop when they are trying to achieve sth

over-the-top
extreme, or unreasonable

prolific
1- a prolific writer, band etc. produces a lot of books or CDs
2- producing a lot of ideas

be anchored in sth
to be firmly based on a particular ideas or beliefs

authentic
1- real, not false or copied
2- accurate or based on fact
3- traditional, or original, or very similar to this

noted
well know for a particular quality or ability, and usually admired

condescension
the behaviour of sbd that show they think they are more important or more intelligent than other people

bestow
to give valuably property or an important right or honour to sbd

scornful
feeling or expressing contempt or derision

hamper
to prevent sth from happening or progressing normally

repulse
1- to force an army or other group of people to move backwards and stop attacking you
2- to refuse sbd's offer of help or friendship in an unpleasant way
3- if sbd or sth repulses you, they are so unpleasant that you feel slightly ill when you see them or think about them
 
#3
eligible : Yeterli niteliğe sahip.
awkward: Tuhaf, absürt.

Gibi, güncel kullanımdaki daha net karşılıkları olan kelimeler var dostum listede. Vaktim olduğu bir zamanda bakarım.
 
#4
Sağ ol dost, değiştirdim. Bu kelimeler,
okuduğum metinlerden rasgele seçilip
hafıza yapmak için not aldıklarım,
bunun dışında context kelimelerim de
var, yakında onları da eklerim belki.
 
#8
Hmm anladım. Bi kere, insanın en çok
öz dilini sevmesi gerektiğine inanırım.
En azından ben öyleyim. Bu, diğerlerini
hakir gördüğümden değil, dilini iyi bilirsen
sözcükleri daha iyi seçersin, karşındakini
yanıltmaktan uzak durursun.
Dilde basitliğe ve arılığa da önem veririm,
ama örneğin Türkçe'mizdeki Arapça, Farsça
ve latince kelimeleri de zenginlik olarak
görürüm.

İngilizcem iyidir de, kelimelere yoğunlaştım
bu sıra, bir de günlük yaşayışta en çok
kullanılan ifadeler dikkatimi çekiyor, aksi
takdirde inan diyalog sürdüremiyorsun,
takılıp kalıyorsun.
 
Üst