Kja ile kadın cumhuriyetine doğru

#1
ÖZGÜR GÜNDEM


Demokratik Özgür Kadın Hareketi 2003 yılında kuruluşunu ilan etmesinin üzerinden 12 yıl geçti. 12 yılda Kürt kadınları çok önemli mücadeleler yürüttü. 40 yıllık bir özgürlük hareketinin mirası ve kazanımları üzerinde örgütlenmenin esaslarını DÖKH, kuruluşundan bugüne kadar büyüyerek ve her türlü erkek zihniyetine karşı mücadele ederek cevap olmaya çalıştı. “Namusumuz özgürlümüzdür”, “Özgürlük mücadelesini yükseltelim, tecavüz kültürünü aşalım” kampanyasından, “Kadınlar Önderliği ve özgürlüğü için eylemde”, “Özgür Kadınla Demokratik Ulusa”, gibi önemli kampanyalarla başta Kürt kadınlarını olmak üzere, toplumun tüm hücrelerine dokunan ve değiştirip dönüştüren hamleler yaptı. Kürt kadınlarını bu kampanyalar etrafında örgütlenerek, örgütsüz kadınlarla buluştu. Kürt kadınları erkek gemen zihniyete karşı mücadelesini feminist ve inanç sahibi kadınlarla buluşarak Ortadoğu hatta dünya kadın örgütleriyle buluştu. Ancak dünyanın her yerinde verilen kadın mücadelesinin parçalı değil ortaklaşarak büyüyeyeceğine inanan DÖKH, gerçekleştirdiği son konferansta kongreleşme kararı aldı. KJA ilk kongresini Amed’de 501 delegenin katılımıyla gerçekleştirdi. Önemli kararlar alan Kongreya Jinên Azad (KJA), modeline ve amacına yönelik KJA üyesi Yurdusev Özsökmenler ile bir röportaj yaptık.

Kürt kadın mücadelesi ilk olarak Türkiye’de kendini nasıl örgütledi?

Kürt kadınlarının örgütlenme geçmişi 1900’lı yılların başına kadar uzanır, ancak hem etkinlik hem de kitlesellik açısından Kürt özgürlük hareketinin etkinliğinin artmasına paralel olarak gelişme gösterdi. 1990’lı yıllar Kürt kadınlarının hem toplumsal örgütlenmelerde hem de siyaset sahnesine çıkmaya başladığı yıllar oldu. 1990 yılında Yurtsever Kadınlar Derneği kuruldu. 1991 yılında ise SHP listesinden Diyarbakır milletvekili olarak seçilen Leyla Zana, TBMM’de milletvekili olarak girdi. Sonraki yıllar Kürt özgürlük hareketinin çözümlemelerinde kadın sorununu, özgürlük sorunun en önemli yönlerinden biri oldu. Çeşitli alanlarda kadın birimleri, kadın örgütlenmeleri oluştu. Benzer gelişmeler siyasette de ortaya çıktı. YKD’nin kapatılmasından sonra Dicle Kadın Derneği, Selis gibi kadın örgütleri kurulurken siyasi partilerde de kadınların etkinliği arttı. 1997’te HADEP’te Kadın Komisyonu oluştu ve yerel örgütlerdeki kadınlarla koordineli olarak çalışmaya başladı. 2000 yılında gerçekleşen kongrede ise Kadın Komisyonu, Kol örgütlenmesine dönüştü.

Kadın mücadelesi bugün nasıl bir miras üzerinden örgütleniyor ve büyüyor?

2003 Eylül ayında Kürt kadınların örgütlenmesi yeni bir aşamaya yükseldi ve Demokratik Özgür Kadın Hareketi kuruldu. Kadınların, kadın kimliği ile bir araya gelmesini ve genişlemeyi önüne hedef olarak koyan DÖKH kadın meclislerini kurma kararı aldı. DÖKH’ün kurulması ve kadın bakış açısıyla siyasete aktif müdahalesi önemli gelişmelere yol açtı. Gerek toplumda gerekse siyasal partide kadınlar artık erkeklerin yedeği olmaktan çıkarak asıl unsur olarak yer almaya başladılar. Barış ve demokrasi mücadelesinin hem toplumda, hem yerel yönetimlerde hem de TBMM’de öncü gücü haline geldiler.

Kadınların etkin çalışması elbette devletin dikkatinden kaçmadı. 2009 yerel seçimlerinden sonra yüzlerce DÖKH aktivisti kadın tutuklanarak cezaevine konuldu. Ancak kadınlar örgütlenmeye hız vererek tutuklananların yerini doldurdular ve çalışmalar kesintisiz devam etti.

Kürt kadın hareketi sizce yeterince farklı kadın örgütlerine ulaşabildi mi ?

Kürt kadınları bugün toplumsal yaşamın bütün alanlarında radikal bir mücadele sürdürmektedirler. 1990’ların başından itibaren serhildanlarda, siyasal alanda, kadınlara yönelik şiddete karşı mücadelede, barış mücadelesinde, etkin bir biçimde yer almaktadırlar.

Bir yandan kadınların özgürlük mücadelesi konusunda etkin bir rol üstlenir, kadın özgürlük ideolojisinin toplumsallaştırılması için çeşitli faaliyetler yürütürken öte yandan demokratik ulusun inşasına ve demokratik komünal yaşamın geliştirilmesine öncülük etmektedir.

Kürt kadın hareketi bu mücadeleleri yürütürken çeşitli kadın örgütleriyle ortak çalışmalar yapmıştır. Barış mücadelesinde, kadına yönelik şiddete ve kadın katliamlarına karşı mücadelede, Medeni Kanun’un çıkarılmasında, 8 Martlarda, 25 Kasımlarda diğer kadın örgütleri ile ortaklaşmıştır. DÖKH bu konuda kuruluşundan itibaren aktif bir rol üstlenmiştir. Ancak yine de bu ortaklaşma dönemsel olmuştur. Bunun kalıcı hale gelmesi ve kadın mücadelesinin ortak örgütlenmesinin yaratılması bugün kaçınılmaz bir görev olmuştur.

DÖKH gelinen aşamada yeterli olmadığı ve yeni bir eşikte olduğu belirtildi. Bu nasıl bir eşik?

Bugün kadın mücadelesinin genişlemesi ve faaliyet alanlarının çeşitlenmesi yeni bir örgütlenme modelini ihtiyaç haline getirmiştir. Burada DÖKH’ün yetersizliğinden yeni yeni örgütlenme biçimi ihtiyacından söz edebiliriz. Yukarıda da söz ettiğimiz gibi kadın mücadelesi toplumun her alanında çeşitli biçimlerde sürmektedir. Mahallelerde, kadın derneklerinde, siyasi partilerde, yerel yönetimlerde, kültür ve emek örgütleri gibi pek çok alanda çok yönlü örgütlenme çalışmaları vardır. Ayrıca Kürdistan’da yaşayan diğer halklar, inançlar ve kültürlerle; kadın mücadelesini ortak yürütmek isteyen herkesle ortaklaşabilecek bir örgürlenmenin yaratılması ihtiyaç haline geldi. Bu ihtiyaca en iyi cevap veren örgütlenme modelinin ne olacağı bütün alanlarda tartışıldı ve 10-11 Ocak’ta yapılan DÖKH konferansında kongre örgütlenmesi kararı alındı. 1 Şubat’ta ise Özgür Kadın Kongresi (KJA) kuruldu.

Kongreleşme kararıyla KJA kuruldu, KJA’nın amacı nedir neye karşı mücadele eder?

KJA, kapitalist modernitenin tekçi ve merkeziyetçi ulus devletine karşı kadınların demokratik konfederal çatı örgütü olarak kuruldu ve Mezopotamya’da yaşayan tüm halk, inanç, kültür ve toplumlara mensup kadınların ortak dayanışma, öz irade ve öz yönetim organı olarak faaliyetini sürdürecektir. Kadın özgürlük ideolojisinin toplumsallaştırılmasına, demokratik ulusun inşasına ve demokratik komünal yaşamın geliştirilmesine öncülük edecektir. Erkek egemen sistemde var olan, cinsiyetçilik, milliyetçilik, eşitsizlik, hiyerarşi ve şiddet üreten ideolojilerle mücadele edecektir. Kapitalist modernitenin insanı ve özellikle kadını doğadan koparan, yabancılaştıran iktidarcı ve tahakkümcü toplum zihniyeti ve politikalarına karşı ekolojik toplum bilinciyle mücadele edecek olan KJA, tüm toplumsal alanların ekolojik bilinçle oluşturulmasını ve ekolojik toplumu hedeflemektedir.



KJA ilk kongresinde nasıl bir perspektif açığa çıktı ?

Toplumsal barışın ve halkların demokratik birlikteliğini esas alan KJA, Kürt sorununun demokratik çözümü için Kürt halk Önderi Abdullah Öcalan’ın başlattığı müzakerelerin demokratik ve onurlu bir barışla sonuçlanması için mücadele edecektir. Sayın Öcalan’ın özgürlüğünün sağlanmasını temel varlık ve mücadele gerekçesi saymaktadır.

KJA, bir yandan kadınların müzakere süreçlerine eşit katılımını sağlamak için mücadele ederken öte yandan kadına karşı yapılan her türlü saldırıya, şiddete, kadın katliamlarına ve hak ihlaline karşı kadının öz savunmasını geliştirecektir.

KJA; bölge, sınıf, milliyet, inanç ve etnik köken ayrımı gözetmeden tüm kadınların haklarını korumak ve kadına yönelik her türden şiddet, yoksulluk, emek, göç, hukuk, eğitim, barış, sağlık, temsiliyet, ekoloji gibi konularda kadınları esas alan çalışmalar yapacak, yasaların çıkarılması için çaba gösterecektir.

Erkek egemenliğinin kadın üzerinde kurduğu hegemonyadan kaynaklanan ve bugünkü yapısıyla kapitalist modernitenin ve erkek egemen ideolojinin her gün yeniden üretildiği ailenin demokratikleştirilmesi hedefleyen KJA, özgür eş yaşam perspektifi temelinde kadın ve erkek ilişkileri başta olmak üzere tüm toplumsal ilişkilerdeki tahakküme, iktidarcılığa ve cinsiyetçiliğe karşı mücadele edecektir.

KJA’nın örgütleme modeli nasıl olacak? Nasıl toplumsallaşacak ?

KJA kendini, komün, meclisler üzerinden örgütleyecektir. Çalışmalarını, bölge, il, ilçe, mahalle meclisleri, komünler, komisyonlar ve etik kurul biçiminde yürütecektir. Komünler ve mahalle meclisleri en geniş katılımlı, yerinden yönetimi gerçekleştiren esas yapılardır. Kadınlar, toplumsal güç olarak politikaya öncelikle meclisler ve komünler yoluyla katılacaklardır. Ayrıca demokratik ulus boyutları çerçevesinde ihtiyaca göre komisyonlar oluşturulacaktır.

Kadın meclisleri ve komünleri, kadın kurumları, karma örgütlerdeki özgün kadın örgütlenmeleri, seçilmiş kadınlar ve kongrenin sözleşmesini kabul eden bireyler KJA’nın temel bileşenleridir. Bütün organlarında % 60 halklar ve inançlar, % 30 kurum ve % 10 birey kotası uygulanacaktır. Ayrıca tüm organlarında % 20 genç kadın kotası uygulamaya özen gösterilecektir. Bu konuda adımlar atıldıkça ve örgütlenme perspektifi hayata geçtikçe toplumun tüm kesimlerinden, Kürdistan’da yaşayan halklardan, inançlardan, kültürlerden kadınların KJA çatısı altında örgütlenmesi gerçekleşecektir.

Kongrede ayrıca kadın mücadelesini daha ileriye taşımak için pek çok karar alındı. Özellikle Rojava’da gerçekleşen devrimi bir kadın devrimi olarak selamlama ve DAİŞ saldırıları sonucu büyük bir yıkımla karşı karşıya olan Kobanê’nin inşaası için bütün kadınları aktif çalışmaya katılma kararını vurgulamak gerekir. Ayrıca çeşitli alanlarda kadın akademilerini kurma, kadın bilgi ve belge merkezi ile Diyarbakır’da bir kadın müzesinin kurulması kararı da alındı.

Kapitalist Modernite’ye karşı mücadele

KJA Kürt kadınlarını, Ortadoğu kadınlarını ve dünya kadınlarını hangi ideoloji esasları üzerinde bir araya getirecek ?

Türkiye, Ortadoğu ve dünya kadınlarıyla ortak mücadele yürütmek için ortak örgütlenme ihtiyacı bugün kendisini daha çok dayatmaktadır. Özellikle DAİŞ çetelerinin kadınları hedef alan saldırılarına, AKP hükümetinin kadın haklarını hedef alan adımlar atmasına, kadın katliamlarının hız kesmeden devam etmesine, kapitalist modernitenin kadını baskı ve kıskaç altına almasına karşı en geniş kadın kesimlerini içerecek ortak örgütlenme modellerini yaratmak KJA’nın önünde bir görev olarak durmaktadır.
 
#2
Kadın temeldir.neolitik devrimin öncüsüdür.Tarım köy toplumunun en önemli aktörüdür.Kadın ekonominin temeli en büyük emekçidir.Ana kültürü olarqak en büyük komünardır en büyük paylaşımcıdır.Kadının hakikati özgür yaşamdır.

bugün türkiye solu içerisinde kadına bakış konusunda köh gösterdiği başarı ve rojava devrimiyle birlikte artık farklı bir aşamaya girilmiş bulunmakta.Yani dünya üzerinden kadınlar kadın cumhuriyeti olgusuna kapılıp köh kadın mücadelesini araştırıyorlar destekliyorlar.Enternasyonal anlamda kadınları örgütleme gücüne sahip bir hareket olarak bugün köh ve kadın mücadelesi düzgün bir özgür toplum enternasyonalinin temellerini atmaktadır.Yani dünya çapında kurulacak meclisler ve komünler için ilk önce kadın konusunda dünya köh etkileniyor.Sonrasında kadının öncülük ettiği özgür yaşamın inşasında bu işi görecekler ve benimseyeceklerdir.Demokratik modernitenin inşasında kadının rolü ve dünya çapındaki desteği göz önünde bulundurursak aslında özgürlükçü bir yaşamın kongresine aslında uzak değiliz.Chiapas tan rojavaya kadar kadınların özgür örgütlülüğü komünalitenin tekrar inşasında temeldir.
 
#3
Kadın temeldir.neolitik devrimin öncüsüdür.Tarım köy toplumunun en önemli aktörüdür.Kadın ekonominin temeli en büyük emekçidir.Ana kültürü olarqak en büyük komünardır en büyük paylaşımcıdır.Kadının hakikati özgür yaşamdır.

bugün türkiye solu içerisinde kadına bakış konusunda köh gösterdiği başarı ve rojava devrimiyle birlikte artık farklı bir aşamaya girilmiş bulunmakta.Yani dünya üzerinden kadınlar kadın cumhuriyeti olgusuna kapılıp köh kadın mücadelesini araştırıyorlar destekliyorlar.Enternasyonal anlamda kadınları örgütleme gücüne sahip bir hareket olarak bugün köh ve kadın mücadelesi düzgün bir özgür toplum enternasyonalinin temellerini atmaktadır.Yani dünya çapında kurulacak meclisler ve komünler için ilk önce kadın konusunda dünya köh etkileniyor.Sonrasında kadının öncülük ettiği özgür yaşamın inşasında bu işi görecekler ve benimseyeceklerdir.Demokratik modernitenin inşasında kadının rolü ve dünya çapındaki desteği göz önünde bulundurursak aslında özgürlükçü bir yaşamın kongresine aslında uzak değiliz.Chiapas tan rojavaya kadar kadınların özgür örgütlülüğü komünalitenin tekrar inşasında temeldir.
işte bu tür metinler hoşuma gitmiyor. basmakalıp ve ezbere yazılmış, propagandif metinler. bir söz söylenir, doğru gibi gelir. ama bir yere veya bir zamana kadar doğrudur. ama kutsallaştırılır ve ilelebed geçerli doğrular hâline getirilir.

metinler insan eseridir. ilahî değildir. kutsallık atfedilemez. yüceltilemez. doğrudur veya yanlıştır. ve en önemlisi, bir süre için doğrudur, sonra da yanlış.

kadın yüce değildir. o, sıradan insanın, sıradan bir parçasıdır. yüceliği, yücelebildiği kadardır. alçaklığı da, alçalabildiği kadar.

materyalist anlayışa göre bu böyledir. günümüzde sıradanlaşan insanlık yasası uyarınca kadın da erkek gibi sıradanlaşmıştır.

oysa bir zaman da amazonlaşmıştı.

ben amazonlaşmış kadını sıradanlaşmış kadına; vikingleşmiş erkeği de sıradanlaşmış erkeğe tercih ederim. aslında yanlış oldu; bu bir tercih değil, herkesin doğasına uygun olandır. insanın doğasına uygun olan budur.

amazon kadınları, iyi ok atabilmek için sol göğüslerini keserlerdi diye bir efsane oluşmuştur. doğru değilse bile doğrudan da doğru bir hakikattir bu. hakikti çok daha iyi gösterir.

bizdeki dede korkut hikayelerinde kızlarla oğlanlar güreş tutar ve kızların oğlanları yendiği de vâkidir. bu da çok hoş ve erdemli.

günümüzün pasifize dünyasında ne kadar da anlaşılmaz ve yadırgatıcı görünüyor, değil mi?
 
#4
bir söz söylenir, doğru gibi gelir. ama bir yere veya bir zamana kadar doğrudur.
bir yere kadar doğrudur hangi zamana denk düşüyor bu??? devletçi uygarlık insanoğlunuu hakiatinden uzaklaştırdığı süreçten bu yana biz hakikatimizden ayrı yaşıyoruz.Nerde eski klan yaşamının paylaşımcı katılımcı hali??? insanoğlu sanki devletsiz yaşayamaz gibi bir görüntü içerisine büründürüldü.Oysa yaşamın %98 ini devletsiz yaşamıştır insanoğlu.

kadın yüce değildir. o, sıradan insanın, sıradan bir parçasıdır. yüceliği, yücelebildiği kadardır. alçaklığı da, alçalabildiği kadar.

materyalist anlayışa göre bu böyledir. günümüzde sıradanlaşan insanlık yasası uyarınca kadın da erkek gibi sıradanlaşmıştır.
burada seni şöyle eleştireceğim.Materyalist anlayışa göre(pozitivist zihniyeti gereği) komünal toplumda geri bir aşamayı ifade eder.Kapitalizm feodalizmden ileridir .Kapitalizm komünal topluumdan ileridir vs vs...
aynı şeyi şuan sen söylüyorsun.kadın sıradanlaştı.Peki eskiden neydi??? sıradan değil miydi :D zaten sıradandı ama nasıl oldu da bu kadar önemli bir yer tuttu komünal yaşamda.Bu da kadının toplumsal görevi dahilinde gerçekleştirdiği eylemle toplumsal akılda yüce olmasını sağladı.

pozitivist anlayışa göre evet kadının önemi artık eskisi gibi değil.Oysa kadınsal yaşama karşıt olarak doğan devletçi yaşamın kendisiydi.Yan devletçi yaşamın temeli ana emeğini önemsememe üzerine de kurulmuştu.Bugün ev içi emek için hala önemsememe yok sayma devam ediyor.

komünal toplumdan bu yana devletçi uygarlıkla birlikte insanoğlu kendi hakiatini aramıştır.Hakikat olgusu direniş olgusu ile bütünlük taşır.Kendi özgür öz yaşamımızın keşfidir.Kadın da bunun için savaşıyor.Kendi hakikati için.Neolitik devrimin öncüsü olduğu gibi antii endüstriyalist devriminde bizzat öncüsüdür.Kadına yüklenen yükü pozitivistler kabul etmeselerde(marksistler dahil) kadın en önemli demokratik uygarlık gücüdür.

günümüzün pasifize dünyasında ne kadar da anlaşılmaz ve yadırgatıcı görünüyor, değil mi?
kadını pasifize ettiler evet.Peki bu durum kadına verilen tanrıça yücelik olgusun u öldürüyor mu??? modernitenin kavramlarını kullanmak devrimcilik olduysa çok büyük bir hata içerisindeyiz.Pasifize kadın aktif olmayıp becerdiği zaman devrim başlamış olacaktır.Halkların komünal yaişamda ısrar etmesi gibi hakikat arayışına koyulacaklardır.
 
#5
Kadın temeldir.neolitik devrimin öncüsüdür.Tarım köy toplumunun en önemli aktörüdür.Kadın ekonominin temeli en büyük emekçidir.Ana kültürü olarqak en büyük komünardır en büyük paylaşımcıdır.Kadının hakikati özgür yaşamdır.
klasik alevliyıldız tarzı.. sen.. bu cümleleri kadını yüceltmek olarak algılayabilirsin ama öyle mi?.. yada alevliyıldızın ifade ettiği tarzda bir yüceltme mi?

yüceltme nedir?.. olumlu ve olumsuz yüceltme nedir?..
alevliyıldız bu cümleleri yüceltme olarak tanımlıyor.. katılıyorum.. sadece insanlığın değil., diğer tüm canlılar içinde dişilik doğa yaşamında en önemli özelliktir.. yani yüceltme bu anlamda ise doğrudur..
canlılardaki dişi organlar ve enzimleri., daima toparlayıcı-geliştirici işlevler yüklüdür.. bu özellikler eril organlarda ve enzimlerde yoktur.. o yüzden canlının eril cinsinde 46 xy bulunurken kadında 46 xx bulunur.. x kromozomu hem dişiyi belirler hem de zekayı..
kadından gelen x kromozomunun yanına erkekte bulun x kromozomu gelirse., bebek dişi olur.. y kromozomu gelirse bebek erkek olur.. kadında y kromozomu yoktur.. sadece erkekte vardır..
ortada bir yüceltme varsa bunun sorumlusu doğa oluyor.. marinaleda değil.. :D

marinaleda'nın yaptığı "yüceltmeye" bakalım..
Kadın temeldir.neolitik devrimin öncüsüdür
alevliyıldız bu tespite itiraz mı? ediyor.. ediyorsa doğrusunu koysun..
çünkü hikaye anlatıyor..
Kadın ekonominin temeli en büyük emekçidir.Ana kültürü olarqak en büyük komünardır en büyük paylaşımcıdır.Kadının hakikati özgür yaşamdır.
bunlara da itirazı varsa., doğrusunu koysun.. çünkü hikaye anlatıyor..

kadın yüce değildir. o, sıradan insanın, sıradan bir parçasıdır. yücelikten kasıt tanrısal bir güç ifadesi ise bu cümlelere kimse itiraz etmez.. ama anlatılan bu mu?..
neolitik devrim tanımı aynı zamanda insanlığın sürü yaşamından komünal yaşama geçişi aşamasını tarif eder.. bunu erkeklerin başardığına dair bilgin varsa anlatırsın..
komünal yaşamı yaratan kadın onun çürütülmesindeki en başat aktörlerden biridir de..
bu anlamda.. yüceliği, yücelebildiği kadardır. alçaklığı da, alçalabildiği kadar. bu cümleye de kimse itiraz etmez.. yani dede korkuta oradan vikinglere., amazonlara atlamanın gereği ne?..

alevliyıldız.. bu konununda içine etmeden itirazın neye ise açık ifade et..

komünal yaşamın yaratıcısı kadındır..
özellikle insan canlısında ortak yaşamı en azından yavru ile bir süre de olsa işleten kadındır.. erkek cinsinde bu format yoktur.. komünal yaşam ile oluşturulmuştur ama yine kadın/ana olarak baba olarak değil(bu konuda veri sunabilirim)..

halen sürü yaşamındaki canlıların tümünde., dişiler arasında çatışma olmaz dayanşma olur.. ama erkekler arasında sürekli bir hiyerarşik-tahakküm karakteri işler..

bir dar sürüde dişiler başka sürüdeki dişinin yavrusuna anası öldüğünde aynen sahiplenir.. ama erkekler öldürmeyi tercih eder.. özellikle erkek yavru ise kendi sürüsündeki yavrusunu bile erginleştiğinde sürüde istemez..

şimdi bunlar bilinen gerçekliklerdir.. bun farklılıkları komünal yaşamı örgütleme zeminlerinde yüceltmek., cinsiyetler arasında hiyerarşik bir yüceltme olarak sunuluyorsa itiraz edilir.. özellik olarak yüceltiliyorsa buna itiraz etmek., absürtlüktür..

alevliyıldız.. yazıyı bütünüyle okumadan., ve soru sormadan., tanımlıyor..

işte bu tür metinler hoşuma gitmiyor. basmakalıp ve ezbere yazılmış, propagandif metinler. bir söz söylenir, doğru gibi gelir. ama bir yere veya bir zamana kadar doğrudur. ama kutsallaştırılır ve ilelebed geçerli doğrular hâline getirilir.

metinler insan eseridir. ilahî değildir. kutsallık atfedilemez. yüceltilemez. doğrudur veya yanlıştır. ve en önemlisi, bir süre için doğrudur, sonra da yanlış
.
hayırdır alevliyıldız.. ortada bir metin mi? var.. dikkat et metin diyorsun.. marinaleda'nın yazısına metin diyemezsin.. anlatımdır.. ama ortada bir metin var.. öcalan paradıgmasını ifade eden özgür gündem metni..
derdin bu mu?

kusura bak.. ama bu sefer sana aynı işleri yapmaya izin vermeyeceğim.. düzgün müdahil olmalısın..









bugün türkiye solu içerisinde kadına bakış konusunda köh gösterdiği başarı ve rojava devrimiyle birlikte artık farklı bir aşamaya girilmiş bulunmakta.Yani dünya üzerinden kadınlar kadın cumhuriyeti olgusuna kapılıp köh kadın mücadelesini araştırıyorlar destekliyorlar.Enternasyonal anlamda kadınları örgütleme gücüne sahip bir hareket olarak bugün köh ve kadın mücadelesi düzgün bir özgür toplum enternasyonalinin temellerini atmaktadır.Yani dünya çapında kurulacak meclisler ve komünler için ilk önce kadın konusunda dünya köh etkileniyor.Sonrasında kadının öncülük ettiği özgür yaşamın inşasında bu işi görecekler ve benimseyeceklerdir.Demokratik modernitenin inşasında kadının rolü ve dünya çapındaki desteği göz önünde bulundurursak aslında özgürlükçü bir yaşamın kongresine aslında uzak değiliz.Chiapas tan rojavaya kadar kadınların özgür örgütlülüğü komünalitenin tekrar inşasında temeldir.[/QUOTE]
 
#6
"hayırdır alevliyıldız.. ortada bir metin mi? var.. dikkat et metin diyorsun.. marinaleda'nın yazısına metin diyemezsin.. anlatımdır.. ama ortada bir metin var.. öcalan paradıgmasını ifade eden özgür gündem metni..
derdin bu mu?
"

"metin" derken marinaleda'nın yazdıklarını kastettim. o da bir metindir. Yazılı olan her şey bir metindir. Öcalan'ın paradigması aklıma gelmemişti.

Benden sonra burada yazılanları okumadım. Sadece bu kısmı gördüm ve cevapladım. Yarın sabah, asıl cevaplarımı veririm. Ben de asıl konunun içine edilmeden verimli bir tartışma yaşanmasını diliyorum.

Şimdi yatma vakti... :)
 
#7
alevliyıldız.. nasrettin hoca tarzı ile açıklayayım.. yani desti kırılmadan işi çözelim.. kırılması kaçınılmaz ise.. peşinen kıralım ki., çeşmeye gidip su doldurma eylemi örselenmesin..

marinaleda bir konu açmış.. sen bu konuya hangi amaçla müdahil oldun..
işte bu tür metinler hoşuma gitmiyor. basmakalıp ve ezbere yazılmış, propagandif metinler. marinaledanın anlatım biçimini mi eksik buldun.. yani., öcalan cümlelerini ezberden almış., üstelik basmakalıp dizmiş., propandif tarzda işlemiş mi? diyorsun..

yoksa., yada bunun yanısıra., bir söz söylenir, doğru gibi gelir. ama bir yere veya bir zamana kadar doğrudur. ama kutsallaştırılır ve ilelebed geçerli doğrular hâline getirilir. diyerek.. o alıntı yada ezber cümlelerin aslında komünal yaşam ile ilgili ve o çağlar için geçerli olduğunu ama günümüzde geçerli olmadığını mı? söylüyorsun..

metinler insan eseridir. ilahî değildir. kutsallık atfedilemez. yüceltilemez. doğrudur veya yanlıştır. ve en önemlisi, bir süre için doğrudur, sonra da yanlış. bu sözlerinle de., marinaleda'nın bir forum sayfasındaki kısa "metin"inden bahsetmediğin belli oluyor..
öyle olsa.,
metinler insan eseridir. ilahî değildir. kutsallık atfedilemez. yüceltilemez
gibi laflar etmenin ne anlamı var.. marinaleda.. lider değil., toplum bilimci değil., forum sayfasında bir yazı yazmış o kadar.. dikkat et.. kadın vs. demiyorsun.. metin diyorsun..

kadın yüce değildir. o, sıradan insanın, sıradan bir parçasıdır. yüceliği, yücelebildiği kadardır. alçaklığı da, alçalabildiği kadar.
tamam burada neye kutsallık atfedilemez. yüceltilemez dediğin net.. bir söz söylenir, doğru gibi gelir. ama bir yere veya bir zamana kadar doğrudur dediğin de net..
ama.. bunu marinaleda söylemiyor.. söyleyenlerden aktarıyor ve katıldığını belirtiyor..

bu yüzden.. benim sıkıntın bu mu? olarak işaret ettiğim şeye itirazın anlamsız kalıyor..
metin" derken marinaleda'nın yazdıklarını kastettim. o da bir metindir. Yazılı olan her şey bir metindir. Öcalan'ın paradigması aklıma gelmemişti..
sahi mi?.. konudaki ilk mesajı alıntı değil mi? "metnin" aslı orada yazmıyor mu..

kısaca..
varsa itirazın metnin içeriğine yap.. artı.. hedefin neresi ise asıl oraya saldır.. şimdi marinaleda oturacak izah edecek.. ki.. etmiş de.. ama senin tuzağına ya dikkat etmemiş., yada es geçmeyi yeğlemiş metnin içeriğinine uygun kadın üzerinden yanıtlamış..

sen ne yapıyorsun.. buna yanıt vereceğine.. benim uyarı sorumla muhatap oluyorsun..
Benden sonra burada yazılanları okumadım. Sadece bu kısmı gördüm ve cevapladım. Yarın sabah, asıl cevaplarımı veririm. Ben de asıl konunun içine edilmeden verimli bir tartışma yaşanmasını diliyorum.
yapma ya.. nedense gözünün gördüğü şey sürekli., polemik yapabilme zeminleri sağlayacak şeyler oluyor..
konu yani asıl metin.. kjk görüşleridir.. onu görmedim bunu gördüm.. o metne değil bu metne takıldım ayaklarını bırak.. gerçekten konuya müdahil olacaksan.. ol..

ben.. altını çizdim.. ya buradan samimiyetle devam et.. yada bizi rahat bırak.. lürtfen..
marinaleda sabırla yanıt yazmış.. onu yanıtlasan bile yeterlidir.. katkı yapmış olur., konuyu derinleştirebilirsin..

haa.. ben erken davranmış olabilirim.. ben açıklayacaktım zaten diyebilirisin.. olabilir.. dedim ya.. nasrettin hoca tarzını işlettiğimi belirtim.. bu da benim septik zaafım oluversin.. yeterki konu tartışılsın..
 
#8
"nedense gözünün gördüğü şey sürekli., polemik yapabilme zeminleri sağlayacak şeyler oluyor.."

evet, mesela şimdi de açtım ve hızla baktım; bu satırlarını gördüm. işler beni beklediği için yazmaya fazla geniş zaman bulamayacağım ve sınırlı zamanlarda yazabileceğim. ama bu kısma şimdi cevap vermek istedim.

beynin algıda seçicilik özelliği var. sürekli alışverişe çıkan bir kadının beyni ve gözü, iyi ürünleri ilk bakışta diğerlerinin arasından seçip algılamaya hazırdır. bense reyonlara baktığımda bir yığın "şey" görürüm. :)

işyerinde 6-7 metre ötemde, arkadaşların kendi aralarında yaptıkları alçak sesli konuşmalar arasından ilgimi çeken kısımları derhal duyarım ve müdahil olurum. onlar da ben de nasıl duyabildiğime şaşırırız.

beynin algıda seçiciliği ile açıklıyorum bunu.

asıl konuya zamanla geleceğim.
 
#9
"kadın sıradanlaştı.Peki eskiden neydi??? sıradan değil miydi zaten sıradandı ama nasıl oldu da bu kadar önemli bir yer tuttu komünal yaşamda.Bu da kadının toplumsal görevi dahilinde gerçekleştirdiği eylemle toplumsal akılda yüce olmasını sağladı."

ilkel komünal toplumda birey yoktur. orada kişiler, ait olduğu toplumla birlikte var olur. ona aykırı çıkışlar yapabilirse birey olmaya başlar ama o zaman da dışlanır. bu anlamda sıradandır, ama doğaldır da. çünki doğayla içiçedir. devlet diye kendi aralarında bölünmemiştir. kendi emeğine yabancılaşmamıştır. tabii köle düşenler hariç.

"yüce" demek doğru değil aslında. yücelik kavramı metafizik ve idealist bir kavram. ama yine de kullanılıyor. "kutsal" da öyle. ama kullanılıyor zaman zaman.

kadın komünal yaşamda "önemli bir yer tuttu". evet, doğru ifade bu. önemliydi. çünki üretkenliğin, doğurganlığın kaynağı olarak görülüyordu ve küçük ve kısıtlı imkanlı topluluğun içindeki rolü önemliydi. materyalist anlamda önemli bir yeri vardı.

"pozitivist anlayışa göre evet kadının önemi artık eskisi gibi değil.Oysa kadınsal yaşama karşıt olarak doğan devletçi yaşamın kendisiydi.Yan devletçi yaşamın temeli ana emeğini önemsememe üzerine de kurulmuştu.Bugün ev içi emek için hala önemsememe yok sayma devam ediyor."

bu doğru bir yaklaşım değil. idealist bir yanı var bu tür yaklaşımın. "önemsememe" ile ilgili değil, gerçekten önemsizleşmesi ile ilgili. insan iradesi veya niyeti, yaklaşımı vb değil, değişen maddî şartlarla ilgili.

mesela vasıfsız emekgücü günümüz toplum düzeninde ucuzdur, değersizdir. vasıflı emekgücü ise pahalı ve değerlidir. çünki vasıfsızolanı bol, vasıflı olanı ise azdır. aslında daha doğrusu, daha marksistçesi şu: vasıfsız emekgücü için gereken toplumsal emek miktarı daha az, vasıflı içinse daha fazladır.

"her işi yaparım"cı emekçiler asgari ücretle iş arayıp bulabilir. yaptıkları iş, yorucu, uzun zaman alan, yıpratıcı, sevimsiz işlerdir genelde. ama ücreti azdır. vasıflı işlerin öyleleri vardır ki, çok rahattır, sevimli ortamda çalışılır, hatta evinden işe katılınır. bazıları tek bir imza atar. ama ücreti dolgundur.

kadının konumu da böyledir. ev emeği veya kadına günümüzde genelde biçilen işler vasıfsız işlerdir. ev emeği için evin hanımı rahat etsin diye eve başka bir "kadın" çağrılır. evdekiler o kadından söz ederken "kadın temizliğe bugün mü gelecek?" derler.

"kadını pasifize ettiler evet.Peki bu durum kadına verilen tanrıça yücelik olgusunu öldürüyor mu??? modernitenin kavramlarını kullanmak devrimcilik olduysa çok büyük bir hata içerisindeyiz.Pasifi ze kadın aktif olmayıp becerdiği zaman devrim başlamış olacaktır.Halkların komünal yaişamda ısrar etmesi gibi hakikat arayışına koyulacaklardır."

bu cümlelerde de idealizm var. kadının isteğine, becerisine bağlı olamaz gelişmeler. "hakikat arayışı" felsefî bir söz. "halkların komünal yaşamda ısrar etmesi" de idealizm içeriyor. sanki yeni bir felsefe oluşturuyor gibisin. "idealist komünalizm". :)
 
#10
"komünal yaşamın yaratıcısı kadındır..
özellikle insan canlısında ortak yaşamı en azından yavru ile bir süre de olsa işleten kadındır.. erkek cinsinde bu format yoktur.. komünal yaşam ile oluşturulmuştur ama yine kadın/ana olarak baba olarak değil(bu konuda veri sunabilirim).. "


komünal yaşamın "yaratıcısı" diye bir şey yoktur. idealizm eğilimi beni şaşırtıyor. yaratıcı kavramının kendisi dinî bir içerik taşır. belki sanat eserinin yaratılmasından söz edebiliriz. buna dinciler itiraz eder hatta.

komünal yaşamı kadın erkek birlikte ve kendi doğallıklarıyla oluşturdular. bunu maddî şartlar öyle gerektirdiği için yaptılar ve yapabildiler. irade değil, hayatın gerektirdiğine uyum söz konusudur. irade yoktur demek doğru değil ama iradeye belirleyici rol vermek idealizmdir.

doğadaki toplu hayat sürdüren hayvanlarda farklı formatlar vardır. mesela arslanlarda tek bir lider erkek arslan ile eşleri ve yavruları vardır. diğer erkek rakiplere hayat hakkı yoktur ve en iyi ihtimal sürülürler. yavruerkek arslanların bile hayatları garanti değildir.

hayvanlar içinde de dişiler yavrularını içgüdüsel olarak sahiplenicidir. erkekler onların kendi yavruları olduğunu bile bilmez. dişiliğin böyle bir ayırdediciliği vardır. tamamen doğa kaynaklıdır ve doğaldır. genlerin, hormonlar yoluyla dişiye aktardığı bir dürtüdür. erkeklerde sadece üreme içgüdüsü genlerin verdiği bir dürtüdür; kadınlarda ise aynı zamanda, kendinden çıkanı sahiplenip koruma içgüdüsü de vardır.
 
#11
"ama senin tuzağına ya dikkat etmemiş."

ortada tuzak falan yok. hayvanlar aleminde değiliz, vahşi doğada ava çıkmadık. ilkel komünal toplum döneminden sadece söz ediyoruz; o dönemde yaşamıyoruz. :)

evet, marinaleda'nın yazdıklarını şöyle bir okudum ve bir yerde alıntı yapmış olabileceğini düşünmedim bile. ama farketmez. benim için kutsallık yoktur. herkesin sözleri ele alınıp tartışılabilir ve eleştirilebilir. ama hayır, öcalan'a ait diye özel olarak alıp tartışmaya açmış değilim.
 
#12
"komünal yaşamın yaratıcısı kadındır..
özellikle insan canlısında ortak yaşamı en azından yavru ile bir süre de olsa işleten kadındır.. erkek cinsinde bu format yoktur.. komünal yaşam ile oluşturulmuştur ama yine kadın/ana olarak baba olarak değil(bu konuda veri sunabilirim).. " (suat)

komünal yaşamın "yaratıcısı" diye bir şey yoktur. idealizm eğilimi beni şaşırtıyor. yaratıcı kavramının kendisi dinî bir içerik taşır. belki sanat eserinin yaratılmasından söz edebiliriz. buna dinciler itiraz eder hatta. (alevliyıldız)
şu tdk havalarını bırak.. üstelik beceremiyorsun.. sanat eseri olunca yaratma kelimesi normal oluyor.. ama komün-örgüt-eylem yaratmak denilince idealizm oluyor..
elbette yaratma yerine inşa etme kullanılsa daha sağlıklı anlatım olur desen yeterdi.. idealizm vs. polemik gevezeliklerine zemindir..
tanrı inancı olmadan yaratma kelimesi olacak ki., insanlar bu kelimeyi tanrıya atfedecekler.. doğurgan esirgeyen gibi..
idealizm eleştirisi yaratma olayına biçilen içerikte tartışılık..
örneğin.; tanrı insanı yarattı.. ile insanı tanrı değil doğanın evrimsel süreci yarattı arasındaki fark gibi.. boş işleri bırak..

komünal yaşamı kadın erkek birlikte ve kendi doğallıklarıyla oluşturdular. bunu maddî şartlar öyle gerektirdiği için yaptılar ve yapabildiler. irade değil, hayatın gerektirdiğine uyum söz konusudur. irade yoktur demek doğru değil ama iradeye belirleyici rol vermek idealizmdir.
bu konuda bilgin var mı? varsa sun.. yoksa eleştirmek adına cümle yorumları yaparak absürt şeyler iddia etme..
komünal yaşam ile ilgili bilgi-bulgular iki zeminde toplanır.. birincisi arkeolojik kazılar.. ikincisi söylenceler ve zamanla değişerek aksa da gelenekler..

arkeolojik kazılarda., primat olarak sadece dişi ve yavruların olduğu fosiller ve kalıntılar arasında bulunan erkek kalıntıların kırılmış yani yenmiş olduğu tespiti bir zaman diliminde genelken., aynı zaman diliminde sadece erkek kalıntılar içerisinde kırık yani yenmiş dişi ve yavru kalıntıların tepiti vardır.. bu zaman diliminden çok sonrasında genel olarak erkek-dişi ve yavru kalıntıları arasında ayrıca hayvan ve erkek kırık/yenmiş kalıntılar bulundu..
bunlara ek olarak da mağaralardaki çizimler eklendi..
bu bir tasnifleme ve çıkarım olarak antropoloji bilimine aktarıldı.. ve kabül gördü..

1- bu bahsedilen aşamada dişiler ve yavrular ya sürü yada ilk komünal topluluk olarak vardı.. erkekler de ayrı sürüler..
2- sonrasında bu topluluklara erkek katıldı.. bunuda yavruyu yetiştiren dişinin erkeği topluluk kuralları temelinde farklı bir bilinç ile yetiştirmesi olarak düşünüldü..
mağaralardaki çizimlerde zaman olarak görülen değişimlere göre bu tespit güçlendirildi..

doğadaki toplu hayat sürdüren hayvanlarda farklı formatlar vardır. mesela arslanlarda tek bir lider erkek arslan ile eşleri ve yavruları vardır. diğer erkek rakiplere hayat hakkı yoktur ve en iyi ihtimal sürülürler. yavruerkek arslanların bile hayatları garanti değildir.
aslan sürülerinde erkeğin lider olduğu tespiti materyalist!! bilimin uydurmasıdır.. sürüden dişilerin ortak eylemi ile atılan erkek lider!!ler var.. :D lideri dişiler seçer.. yada karışmaz kapışan erkeklerden sağ kalan yani en güçlü olanı tercih ederler..

halen bazı şempanze cinslerinde dişiler ve erkekler ayrı sürüler halindedir.. erginleşen erkek sürüden atılır.. bu gruplar çiftleşme amaçlı bir araya geldiğinde aleni bir savaş görünümü yaşanır.. adını anımsayamadığım bir hayvanat bahçesinde çiftleşmek amaçlı aynı bölüme alındıklarında katliam yaşanmış.. yani doğada bu çok zor çünkü dişiler uygun ortam ve koşullarda çiftleşme ortamına giriyor..

belirtiğim gibi söylenceler ve gelenekler(tabu-hukuk) da önemli veridir..
yuvayı dişi kuş yapar söylencesi çok eskidir.. buradaki yuva topluluktur.. kuş yuvası değil..

hayvanlar içinde de dişiler yavrularını içgüdüsel olarak sahiplenicidir. erkekler onların kendi yavruları olduğunu bile bilmez. dişiliğin böyle bir ayırdediciliği vardır. tamamen doğa kaynaklıdır ve doğaldır. genlerin, hormonlar yoluyla dişiye aktardığı bir dürtüdür. erkeklerde sadece üreme içgüdüsü genlerin verdiği bir dürtüdür; kadınlarda ise aynı zamanda, kendinden çıkanı sahiplenip koruma içgüdüsü de vardır.
bununda genel bir tespit olamayacağı ispatlandı.. kumrular., ve penguenler farklıdır.. yani bazı canlılarda erkek de yavruya sahiplenir korur kollar.. hatta yuvayı erkek bekler dişi avlanır..
erkeklerde de dişi kromozomu vardır.. dişi organı yaratan:)D) x kromozomu iken erkek organı yaratan y kromozomudur.. ama x kromozomu aynı zamanda zekayı da biçimlendirir.. yani hormanal aktivite konu ise buradan da bak.. derim..

türün devamı., yada yaşamın devamı., canlılarda ilk ve en önemli genetik bilgidir.. buna dürtü vs. demek materyalist bilimin ahmaklığıdır.. balıklar yumurtlar bırakır.. korumaz hatta bazılarında dişisi de erkeğide afiyetle yer..

kısaca.. bilgin yok.. olan da klasik pozitivid ama aslında tevratik(erkek) bilimin bilgileri..

dikkatimi çekti..
komünal yaşamı kadın erkek birlikte ve kendi doğallıklarıyla oluşturdular. bunu maddî şartlar öyle gerektirdiği için yaptılar ve yapabildiler. irade değil, hayatın gerektirdiğine uyum söz konusudur. irade yoktur demek doğru değil ama iradeye belirleyici rol vermek idealizmdir.
ilk defa duyuyorum.. iradeye belirleyici rol vermek idealizm oluyor-muş!!! :D

bunu maddî şartlar(üretici güçler) öyle gerektirdiği için yaptılar
bu idealizm olmuyor.. :D maddi şartlar ile tanrısal güç arasındaki fark nedir??..
maddi şartlara yani senin iradi yaşamının dışındaki ortama-güce-irade koymak idealizm.. maddi şartlara göre iradenin dışında uymak materyalizm oluyor.. öyle mi?..
senin materyalizm tarifin idealizmin ta kendisidir..

insanlar., sürü halinde yaşarken., bunu(komünal yaşam) maddî şartlar(üretici güçler) öyle gerektirdiği için yaptılar
sonra.. yine bunu maddî şartlar(üretici güçler) öyle gerektirdiği için yaptılar ve sınıflı-mülkiyetçi-sermaye yaşamını "yarattılar".. ve sonra .. bunu maddî şartlar(üretici güçler) öyle gerektirdiği için tekrar komünal yaşamı kuracaklar.. bunları belirleyen., maddi şartlar-mış!!! içinde irade yok.. şuna tanrı böyle istiyor dese ne..
 
#13
"tanrı inancı olmadan yaratma kelimesi olacak ki., insanlar bu kelimeyi tanrıya atfedecekler.. doğurgan esirgeyen gibi.."

"yaratmak" ilk başta şimdiki anlamına sahip değildi. tevrat'taki ifadeler de böyle değildi. türkçe "yaratmak" kelimesi de yarmak anlamından gelir. ilk başlarda tanrının evreni yaratması denirken kastedilen şey ayırmaktı. kaosu düzenleyip yerle göğü ayırmak kastediliyordu. tanrıya henüz, her şeyi yoktan var edecek kadar büyük bir güç atfedilemiyordu.

tanrının kadir-i mutlaklaşması da zamanladır.
 
#14
"aslan sürülerinde erkeğin lider olduğu tespiti materyalist!! bilimin uydurmasıdır.. sürüden dişilerin ortak eylemi ile atılan erkek lider!!ler var.. lideri dişiler seçer.. yada karışmaz kapışan erkeklerden sağ kalan yani en güçlü olanı tercih ederler.. "

yok, materyalist bilimin değil, belgesel kanalların uydurması olabilir ancak. ben onlardan birinde seyretmiştim. hatta bir defasında, sürü lideri arslan, dişilerden birinin kucağından yeni doğmuş kendi yavrusunu yiyordu. birinde ise annenin çabası ile yavrucuk zor kurtuldu.

belki de senle farklı belgeselleri seyretmişizdir, olamaz mı? :)

şaka bir yana, artık her yazdığım cümleme itiraz eder hâle geldin. kendi itirazını hemen ardından kendin yalanlıyorsun ama. işte:

"aslan sürülerinde erkeğin lider olduğu tespiti materyalist!! bilimin uydurmasıdır.. sürüden dişilerin ortak eylemi ile atılan erkek lider!!ler var.. lideri dişiler seçer.. yada karışmaz kapışan erkeklerden sağ kalan yani en güçlü olanı tercih ederler.."

ilahi suat! "sağ kalan, yani en güçlü olan"ı artık "tercih etmek" denmez, "ona mahkum olmak" denir. zaten bir o sağ kalmış. en güçlüsü hayatta veya ayakta kalmış. diğerleri ya ölmüş veya terk-i diyar etmiş. dişi arslanlar eli mecbur o sağ kalan en güçlüye biat edecek. buna sen istiyorsan yine "seçim" de.
 
#15
"bunun da genel bir tespit olamayacağı ispatlandı.. kumrular., ve penguenler farklıdır.."

tabii ki farklılıklar vardır. ben tüm çeşitliliği aynı sepete atana yaklaşımlara karşı biriyimdir. bilimin gelişmesininin önüne geçen şematik yaklaşımlardır bunlar. öyle bir izlenim vermiş olmak istemem.

ben genel bir olgudan söz ettim. ona bakarsan belli bir süre erkekken, sonra dişi olan canlı mı ararsın, erkek olduğu halde çiftleşme eyleminin ürünlerini kendi üzerinde taşıyan ve doğumu sağlayan canlı mı ararsın, ne ararsan var bu muazzam doğada.
 
#16
"kısaca.. bilgin yok.. olan da klasik pozitivid ama aslında tevratik(erkek) bilimin bilgileri.. "

olabilir. bilgiçlik taslamam, bilmediğimi biliyormuş gibi yapmam. konunun uzmanı da değilim. burada akademik seminer de düzenlemiş değiliz. kasma kendini. :)
 
#17
"dikkatimi çekti..
komünal yaşamı kadın erkek birlikte ve kendi doğallıklarıyla oluşturdular. bunu maddî şartlar öyle gerektirdiği için yaptılar ve yapabildiler. irade değil, hayatın gerektirdiğine uyum söz konusudur. irade yoktur demek doğru değil ama iradeye belirleyici rol vermek idealizmdir.
ilk defa duyuyorum.. iradeye belirleyici rol vermek idealizm oluyor-muş!!! "

evet, irade belirleyici değildir. irade maddeye etki eder, ama asıl süreci, asıl yönü belirleyemez.

materyalizmin kaba olanına savaş açın, kendisine değil.
 
#18
bunu maddî şartlar(üretici güçler) öyle gerektirdiği için yaptılar
bu idealizm olmuyor.. maddi şartlar ile tanrısal güç arasındaki fark nedir??..
maddi şartlara yani senin iradi yaşamının dışındaki ortama-güce-irade koymak idealizm.. maddi şartlara göre iradenin dışında uymak materyalizm oluyor.. öyle mi?..
senin materyalizm tarifin idealizmin ta kendisidir..

insanlar., sürü halinde yaşarken., bunu(komünal yaşam) maddî şartlar(üretici güçler) öyle gerektirdiği için yaptılar
sonra.. yine bunu maddî şartlar(üretici güçler) öyle gerektirdiği için yaptılar ve sınıflı-mülkiyetçi-sermaye yaşamını "yarattılar".. ve sonra .. bunu maddî şartlar(üretici güçler) öyle gerektirdiği için tekrar komünal yaşamı kuracaklar.. bunları belirleyen., maddi şartlar-mış!!! içinde irade yok.. şuna tanrı böyle istiyor dese ne..


maddî güçler en son belirleyicidir, altyapıdır. irade bunun üzerinde oluşup biçimlenir. iradeye temel rol verilemez. "insanlar karar vermiş ve altyapıyı belirlemiş, oluşturmuş, yaratmış vb" denemez.

"ilkel komünaliteyi kadınlar yaratmıştır" denemez. "kadınların baskın olduğu, hakim olduğu bir toplumdur" denebilir.

örnek verelim. basit ve günümüzden olsun. artık bayramlar tatil havasına büründü. insanlar bayramlarda daha çok evde dinleniyor, alışveriş yapıyor veya tatile çıkıyor.

bu, iradî değil, maddîdir. artık insanların birbirine ihtiyaçlarının kalmadığı, geleneksel yapının çözüldüğü, şehirli ve bir başına yaşayan çekirdek aile toplum yapısının davranış kalıbı.

buna rağmen eskiyi devam ettiren yok mu? var tabii ve bunların olması da doğal. ama asıl eğilim, iradî olarak karşı konulamayacak bir güce sahip. bunun itici gücü ise açıkladığım nedendir. yani kısaca maddî altyapıdır.

şimdi bunun gibi siz de bir başka örnek veriniz. :)
 
#19
"kısaca.. bilgin yok.. olan da klasik pozitivid ama aslında tevratik(erkek) bilimin bilgileri.. "

olabilir. bilgiçlik taslamam, bilmediğimi biliyormuş gibi yapmam. konunun uzmanı da değilim. burada akademik seminer de düzenlemiş değiliz. kasma kendini. :)
uzaman değilsen., dinle.. ben bu konuda akademik tilte sahip olmasam da belirli oranda uzman sayılırım.. çok okudum ve araştırdım.. bu konuda çalışmam da var.. senin yapacağım sunduğum şeylerdeki eksik-hataları göstermek olmalıdır.. ki.. amaç hasıl olsun..

bu konuda yıllarca süren alan çalışmaları ile değerli bilgiler yaratmış olanlar var.. ama onların dili de zaaflı.. en önemlilerinden biri., l.h. morgon eski toplum çalışmasıdır.. ama ne yazıkki., aile-baba vs. gibi o dönemde olmayan kavram ve tanımları kullanır..
yine malinovksky-radclif gibileri de aynı.. bunların dışında daha eski olarak., genelde misyonerlerin gözlemleri vardır ki., akıllara zarar.. ama yine de önemli gözlemlerdir.. sen ayıklamasını bileceksin..

lütfen diyorum.. sağlıklı polemik yaşayalım.. benim gereksinimim var.. senin yoksa bilemem ama bu tarzları işletme..
 
#20
"aslan sürülerinde erkeğin lider olduğu tespiti materyalist!! bilimin uydurmasıdır.. sürüden dişilerin ortak eylemi ile atılan erkek lider!!ler var.. lideri dişiler seçer.. yada karışmaz kapışan erkeklerden sağ kalan yani en güçlü olanı tercih ederler.. "

yok, materyalist bilimin değil, belgesel kanalların uydurması olabilir ancak. ben onlardan birinde seyretmiştim. hatta bir defasında, sürü lideri arslan, dişilerden birinin kucağından yeni doğmuş kendi yavrusunu yiyordu. birinde ise annenin çabası ile yavrucuk zor kurtuldu.

belki de senle farklı belgeselleri seyretmişizdir, olamaz mı? :)

şaka bir yana, artık her yazdığım cümleme itiraz eder hâle geldin. kendi itirazını hemen ardından kendin yalanlıyorsun ama. işte:
şaka yapma.. senin bu tarzından dolayı şaka kaldıracak halde değilim.. aynı belgeselleri seyrediyoruz ama anlatana itirazım var..

"aslan sürülerinde erkeğin lider olduğu tespiti materyalist!! bilimin uydurmasıdır.. sürüden dişilerin ortak eylemi ile atılan erkek lider!!ler var.. lideri dişiler seçer.. yada karışmaz kapışan erkeklerden sağ kalan yani en güçlü olanı tercih ederler.."

ilahi suat! "sağ kalan, yani en güçlü olan"ı artık "tercih etmek" denmez, "ona mahkum olmak" denir. zaten bir o sağ kalmış. en güçlüsü hayatta veya ayakta kalmış. diğerleri ya ölmüş veya terk-i diyar etmiş. dişi arslanlar eli mecbur o sağ kalan en güçlüye biat edecek. buna sen istiyorsan yine "seçim" de.
nolcek şimdik.. hay allah açığımı yakaladı.. aferin sana kedicik.. bir fare yakaladın.. :D

bilmiyorsun.. kapışan erkeklerden sağ kalan yani en güçlü olanı tercih ederler.." bu cümlemi kendine ispat sanıyorsun..
milyon sperm döl kanalında ilerler ama en "üçlü" olan yumurtadan içeriye girebilir.. eskiden böyle denirdi.. şimdi ise bunun özel bir seçim olduğu söyleniyor.. yani., spermin gücü değil., yumurtanın verdiği izin ile oluyormuş.. bunu doğal ayıklama olarak tanımlayanlar da var..

sürü yaşamında dişilerin tercih hakları çok önemlidir.. erkek bu tercihlere uygun oldukça sürüsünün lideri!! olur..
senin seyrettiğin yavrusunu yiyen yada boğan aslan nedir bilemem.. ama bu durum genelde boşta kalmış yavruyu sürüye alan dişi aslana karşı eylem olur ama korumasını da bilirler..

dişi arslanlar eli mecbur o sağ kalan en güçlüye biat edecek. buna sen istiyorsan yine "seçim" de. hayır.. böyle değil.. her zaman olmayabiliyor.. dişiler o erkek aslanı kabül etmeyebiliyor.. erkek çaresiz çekip gidiyor yada kabül edilene kadar etraflarında dolaşıyor..
elbette sürünün selameti için erkek aslan gereklidir.. ama bunu biat olarak açıklayan yoktur.. sadece belgeseli anlatan aklı evveller yapar..

öyle mi? yoksa şöyle mi? tartışmasından çok.. şu biat konusunu tartışmak gerekir ki.. bilim bunu tartışmaktadır.. biat ile yaşamı idame tercihi farklıdır.. benzer ve içinde gibi gözükse de farklıdır..
 
Üst