Kja ile kadın cumhuriyetine doğru

#21
"dikkatimi çekti..
komünal yaşamı kadın erkek birlikte ve kendi doğallıklarıyla oluşturdular. bunu maddî şartlar öyle gerektirdiği için yaptılar ve yapabildiler. irade değil, hayatın gerektirdiğine uyum söz konusudur. irade yoktur demek doğru değil ama iradeye belirleyici rol vermek idealizmdir.
ilk defa duyuyorum.. iradeye belirleyici rol vermek idealizm oluyor-muş!!! "

evet, irade belirleyici değildir. irade maddeye etki eder, ama asıl süreci, asıl yönü belirleyemez.

materyalizmin kaba olanına savaş açın, kendisine değil.
bu farklı bir tartışma alanı..
ben herşeyi belirleyenin madde olduğu iddiasına katılmayanlardanım.. üstelik bunun idealizm olduğunu iddia ederim.. dediğim gibi farklı bir tartışma alanıdır..
 
#22
"milyon sperm döl kanalında ilerler ama en "üçlü" olan yumurtadan içeriye girebilir.. eskiden böyle denirdi.. şimdi ise bunun özel bir seçim olduğu söyleniyor.. yani., spermin gücü değil., yumurtanın verdiği izin ile oluyormuş.. bunu doğal ayıklama olarak tanımlayanlar da var.. "

evet, bunu geçen yıl okuduğumu hatırlıyorum. çok ilginç bir yeni bilgi bu.
 
#23
bunu maddî şartlar(üretici güçler) öyle gerektirdiği için yaptılar
bu idealizm olmuyor.. maddi şartlar ile tanrısal güç arasındaki fark nedir??..
maddi şartlara yani senin iradi yaşamının dışındaki ortama-güce-irade koymak idealizm.. maddi şartlara göre iradenin dışında uymak materyalizm oluyor.. öyle mi?..
senin materyalizm tarifin idealizmin ta kendisidir..

insanlar., sürü halinde yaşarken., bunu(komünal yaşam) maddî şartlar(üretici güçler) öyle gerektirdiği için yaptılar
sonra.. yine bunu maddî şartlar(üretici güçler) öyle gerektirdiği için yaptılar ve sınıflı-mülkiyetçi-sermaye yaşamını "yarattılar".. ve sonra .. bunu maddî şartlar(üretici güçler) öyle gerektirdiği için tekrar komünal yaşamı kuracaklar.. bunları belirleyen., maddi şartlar-mış!!! içinde irade yok.. şuna tanrı böyle istiyor dese ne.. (suat)

maddî güçler en son belirleyicidir, altyapıdır. irade bunun üzerinde oluşup biçimlenir. iradeye temel rol verilemez. "insanlar karar vermiş ve altyapıyı belirlemiş, oluşturmuş, yaratmış vb" denemez.
bu tartışma ayrıdır demiştim ama kısaca değineyim..
maddî güçler en son belirleyicidir, altyapıdır
buradaki altyapıdan kasıt nedir? netleşirse., tartışma somut şeyler üzerinden yürür..
marks., üretici güçler diyor.. diğerleri tanrının taratımı doğa diyor., sonuçda her iki(materyalist ve idealist) farklı gibi görünen mantık.. bilinmeyen ama beliryeyen yaratan hükmeden bir güce atıfda bulunuyor..
bana göre.. altyapı dedilen şey., bir sistem.. yani doğa.. nasıl başlamış!!! bilmiyorum..
ama bir ilahi güç başlatmamış buna inanıyorum.. bir sürü çelişen-çatışan birbirine dönüşen vs. iradelerin yarattığı sistem diyorum.. bu sistemin kendi içinde yarattığı denge vardır.. bozulursa yerine yenisi kurulur..ken., devreye iradeler girer.. etkin iradeler., yeni düzenin dengesinin oluşmasında başat rol oynarlar..

yani..
"ilkel komünaliteyi kadınlar yaratmıştır" denemez. "kadınların baskın olduğu, hakim olduğu bir toplumdur" denebilir.
evet.. böyle demenin de sakıncası yok.. ama anlatmaya çalıştım.. ilk komünal yapılar oluşurken kadın rolü neydi., erkeğin pozisyonu neydi., nasıl katıldı.. bunlar konuşuılmalıdır.. bunun içinde komünal yaşam ile sürü yaşamı arasındaki fark görülmelidir..ki., buradan hangi irade nasıl katılım ve inşa yapmış anlayabilelim..

sürü yaşaından kopmak.; bu kopuş nasıl olmuş olabilir?..
bilgi-bulgulara göre çeşitli tespitler var.. bunlardan en önemlisi., dişilerin ayrı yaşadığı sürülerde erginleşen erkeklerin sürüde kalmasını sağlayacak bir hukuk kurum yaratmış oldukları iddiasıdır..

dikkat edilirse., komünü sürüden ayıran en önemli iki tabu(hukuk) var.. birbirini yemeyecek-birbirinle çiftleşmeyeceksin.. ve öldürmeyeceksin..
yeme ve çiftleşme aynı hukuk..
en önemlisi bu komünün temel taşı., aynı karından gelmedir.. kandan değil.. "bilim" hep kan dedi.. yanlış..
demekki., aynı dişinin karnından çıkanlarla oluşturulmuş bir topluluktan bahsediyoruz.. bu da benim sahiplendiğim iddiayı(dişi sürüelerinden) destekliyor.. yoksa.., aynı karından gelen demezlerdi.. aynı sürüden derlerdi.. yani başka dişiler de olurdu..

geleyim meselenin iradi ve maddi tartışmasına..
maddi yaşam canlılara., sürü halinden komün haline geçerseniz kıyak olur mu? diyor.. diyorsa., hepsine neden demiyor.. hadi insana kıyak yaptı.. sonradan da bunu bozun sürü yaşamına geçin mi diyor.. ondan sonra yine komün yaşamına geçersiniz vs. vs.

yok böyle bir şey..

örnek verelim. basit ve günümüzden olsun. artık bayramlar tatil havasına büründü. insanlar bayramlarda daha çok evde dinleniyor, alışveriş yapıyor veya tatile çıkıyor.

bu, iradî değil, maddîdir. artık insanların birbirine ihtiyaçlarının kalmadığı, geleneksel yapının çözüldüğü, şehirli ve bir başına yaşayan çekirdek aile toplum yapısının davranış kalıbı.
iyi de bunu çözen ne? aynı maddi yaşam içinde olup da çözülmeyenler ne ? oluyor..
ayrıca.. artık insanların birbirine ihtiyaçlarının kalmadığı diye bir şey yok.. aksine daha çok var..

buna rağmen eskiyi devam ettiren yok mu? var tabii ve bunların olması da doğal. ama asıl eğilim, iradî olarak karşı konulamayacak bir güce sahip. bunun itici gücü ise açıkladığım nedendir. yani kısaca maddî altyapıdır.
sistem seni nasıl kodluyorsa., iraden o yöne eğilim gösteriyor.. buna edilgin iradi yaşam diyebilirsin ama bu çirkinliklerin suçunu yaşama yükleyemezsin..

her irade aynı zamanda diğer iradeler için bir nesnelliktir(maddi yaşam diyeyim) hangi irade etkin ise maddi tyaşamı kendine göre düzenler ve diğer iradeleri buna uymaya zorlar.. bu zorlamaya direnişler de iradi olur..
yoksa.. marksın dediği gibi.. abbasın sırası gelene kadar bekleyelim deriz.. :D

insansı canlılar ortaya bir irade koyarak komünal yaşamı örgütlemiş-yaratmış-inşa etmiş.. bunların maddi yaşam altyapı vs. gibi hikayelerle ilgisi yok.. komünal yaşam kurumu iradi iştir.. bozulması da iradi iştir.. yeniden düzeltmek de iradi iştir..

elbette.. iradeler., var olan koşullara(maddi yaşam) göre pozisyon alır., işlevsellikler yaratır.. yada koşulları değiştirmeye çalışır..





 
#24
"bana göre.. altyapı dedilen şey., bir sistem.. yani doğa.. nasıl başlamış!!! bilmiyorum..
ama bir ilahi güç başlatmamış buna inanıyorum.. bir sürü çelişen-çatışan birbirine dönüşen vs. iradelerin yarattığı sistem diyorum.."


Doğanın, doğal sistemin nasıl başladığını açıkladığını iddia eden tezler var. Yokluktan, hiçlikten var oluşu açıklayan bir yazı var elimde ama bu konulardan pek anlamadığım için fikir belirtemem.

Ancak ilahî gücün yaratıp yaratmadığına ilişkin bir fikir de ifade edemiyoruz. Buna, yani ilahî güce inananlar var. Ona inanmayanlar da var. Ancak ikisi de inanç temelli yaklaşım. İnancın ise bilim düzleminde yeri yok.

Yani inanmak da inanmamak da aynı değerde birer seçim. Bugün inanan yarın inanmaz veya tersi olur. Bakış açısı değişir ve inanmazken inanmaya (veya tersi) başlar.

Ancak inansa da inanmasa da, doğal sistemle ilgili materyalist bakışa sahip olabilir veya idealist bakışa sahip olabilir. Yani ilahî güce inanan birinin doğaya ve topluma bakışı materyalist olabileceği gibi, inanmayan birinin doğaya ve topluma bakışı da idealist olabilir.

Sonuçta bizim içinde yaşadığımız evrenle ilgili bir bakıştır materyalizm ve idealizm. Maddealtı parçacık evreninde geçersizdir. Tıpkı Newton fiziğinin Dünyamız ölçeğinde geçerliyken uzay fiziğinde geçersizleşmesi ve Einstein fiziğinin geçerli olması gibi.

Maddealtı parçacık evreninde tesadüfî hareketlere yer vardır ve neden sonuç ilişkisinden söz edilemez.

Aynı şekilde, madde-enerji bütünlüğü içinde, evrenin var oluşu öncesine ilişkin olarak, alıştığımız düşünce kalıpları dışında, daha farklı bir düşünme biçimi geliştirmeye hazırlanmamız gerekecektir.

Fiziğin sınırlarından metafiziğin (fizikötesinin) sınırları içine girdiğimizde de bambaşka deyimler, ifadeler ve süprizli düşünce biçimleri bizi bekliyor.

Bunları asla peşinen reddetmemek gerekir. Ben de böyle bir tavır içinde değilim. Kaba materyalizme karşı olduğum kadar, mutlak materyalizme de karşıyım. Bu "mutlak materyalizm" lafını şimdi uydurdum; daha başka bir adlandırma da yapılabilir.
 
#25
"maddi yaşam canlılara., sürü halinden komün haline geçerseniz kıyak olur mu? diyor.. diyorsa., hepsine neden demiyor.. hadi insana kıyak yaptı.. sonradan da bunu bozun sürü yaşamına geçin mi diyor.. ondan sonra yine komün yaşamına geçersiniz vs. vs."

Sürü yaşamı ile komün yaşamını neden ayırıyorsun. Yani yukarıda yazdığın farklılıklar dışında, ayırmak gerekli mi?
 
Son düzenleme:
#26
"iyi de bunu çözen ne? aynı maddi yaşam içinde olup da çözülmeyenler ne ? oluyor.. "

işte bireyin iradî rolü orada devreye giriyor. kimi daha sağlam duruyor, kimi hayat şartlarına kolayca uyup gidiyor.

bilimsel bakışta bir, eğilimler önemlidir bir de aykırılıklar, sapmalar.

maddî şartlar eğilimin yönünü belirliyor. "son kertede" denmesinin nedeni o. ama bireylerin tavırları, karşılıkları farklı olabiliyor. ama ana eğilim, o maddî şartların etkisine girme şeklinde oluyor. bilinci madde belirliyor, ama bilinç maddeye bir süre direniyor veya tamamen karşı çıkıp kapanabiliyor.
 
#27
"insansı canlılar ortaya bir irade koyarak komünal yaşamı örgütlemiş-yaratmış-inşa etmiş.. bunların maddi yaşam altyapı vs. gibi hikayelerle ilgisi yok.. komünal yaşam kurumu iradi iştir.. bozulması da iradi iştir.. yeniden düzeltmek de iradi iştir.."

Materyalizm yalan yani? :)

Peki neden günümüzde o iradîliği gösterip kapitalizmin dışında, ona alternatif, bambaşka bir düzen, komünal bir yapı oluşturmuyor insanlar? Bırakalım geniş yığınları, daha dar toplulukların bu yöndeki idealist girişimleri bile bir süre sonra ne yazık ki çözülüyor. Belki çözülmeyen bir girişim de olabilir. Ama geniş ölçekli baktığımızda kapitalizmin iliklerine kadar sindiğini görüyoruz insanlığın. Özellikle en azgın biçimde yaşandığı bazı uzakdoğu ülkelerinde, insanların nasıl cüceleştiklerini ve onun akıntısına kapılıp çakıltaşı gibi kaybolduklarını acıyla gözlemliyoruz.
 
#28
alevliyıldız pozitivizmin temelinde senin şu ilkel sözcüğün yatıyor.Neye göre ilkel bu komünal yaşam??? yani köleci sistem ilerici bir rol de veya kapitalizm ??? idealizm ve materyalizm ar5asında fark görmüyorum ikiside belirlenimci(kaderci) anlayışa hitabet ediyorlar.İrade maddi koşullardan etkilenir ama onun ötesine de geçer.Bu yüzden kuantum fiziği ve felsefesi ile birlikte bu belirlenmimci anlayışı aşmamız gerekiyor artık diye düşünmekteyim

üretici güçler alt yapı rolü yüklemek büyük bir hatadır.Ki sümer kent devletlerindeki rahip krallar ve kentin dini temelinin baskınlığına bakarsak sorun ekonomiden öte bir hiyerarşi, ve tahakküm sorunudur.Zaten ekonomik olarak ortak olupta hiyerarşi içeren dönemler geçirmiştir toplumlar.Ekonomik anlşamda da tekelleşmenin temellerinde hiyrarşi ve tahakküm yatar.Yani olayları üretici güçlerin gelişimi üzerinden açıklamak bir hatadır.Ekonom bir faaliyettir bu faaliyet hiyrarşik ve tahakküm durumlarına göre şekillenir.Ortak yaşiam baskınsa ortak,birikim v iktidar baskınsa tekelleşmiş haldedir.

Toplumsal aklın felç edilmesi hiyerarşinin çıkışıdır.Toplumsal akıl nasıl felç edilir??? özel mülk zighniyeti toplumda yerleşir ve kendini ahlakileştirdiği an toplumsal ahlakta felç olur.Yani iktidar kurumsallaşmasına dönüşür.


kadın konusunda da durum böyledir.Toplumsal ahlakın yenilmesi ve sonucunda hiyerarşi ve tahakküm zihniyeti kendini kurumsallaştırır.Yani devrimsel yapının temelinde de zihniyet vardır.İktidar kendini nasıl ahlaki felç ettiği gibi biz de toplumsal ahlakı diriltemliyiz dirilttiğimiz takdir de de komünsel yaşarız.Yoksa zihniyet sorunu çözülmeden devriminin gerçekleşmesi imkansızdır.Bu zihniyet üretici güçlere göre de belirlenmez.Yani sen köyde de bu devrimi yaparsın kentte de.JHatta köy zihniyeti komünalitenin temellerini oluşturur.Köy yaşamını tekrar canlandırmak gereklidir.
 
#29
"milyon sperm döl kanalında ilerler ama en "üçlü" olan yumurtadan içeriye girebilir.. eskiden böyle denirdi.. şimdi ise bunun özel bir seçim olduğu söyleniyor.. yani., spermin gücü değil., yumurtanın verdiği izin ile oluyormuş.. bunu doğal ayıklama olarak tanımlayanlar da var.. "

evet, bunu geçen yıl okuduğumu hatırlıyorum. çok ilginç bir yeni bilgi bu.
ilginç değil.. kesin bilgi.. bu bilgiye kadar., sperm ve güç üzerinden açıklama yapılıyordu.. ama bu bilgi asıl belirleyenin yumurta olduğunu ispatladı.. haliyle bu güne kadar bilinen çok şeyi kökten değiştirdi.. aslanlar hikayesinde olduğu gibi.. :)

sürü yaşamından komünal yaşama geçiş ile ilgili sadece insan merkezli analiz-tespitlerin de yanlış olduğu tartışılmaya başlandı.. sürü aşamasını geçmeye çabalayan başka canlılar da var..
örneğin göril kolonileri yada kabileleri diyeyim..

bir kaç klandan oluşan kabile sistemleri var.. belirli bölgeyi ortak sahiplenip., ortak savunma yapıyorlar.. ayrıca her bir klanın kendi alanı var.. klan dişi üzerinden varlık sürüyor.. klan içindeki erkek erginleşince kendine klan kurmakla uğraşıyor.. yani klan içinde var olan bir dişi ile ortaklaşmak zorunda.. yine kendine bir alan yaratmak zorunda bu da var olan kabile alanının genişlemesi demek oluyor.. bir nevi akıncı güç oluyor.. yada.. var olan bir klana el koyacak ki.. bu pek işletilmiyor.. yaşlı görüller kendiliğinden kenara çekilip ölüme yatıyor..
yine çekirdek aile tarzı yapılaşmalar da var.. kumrular ve angut kuşu gibi.. çocuklar erginleştiğinde erkek-dişi farketmiyor ayrılıyor.. vs. vs.

demem o ki.. bazı tanım ve kavramlar zaaflıdır ve belirli bir iradenin aklı üretimdir.. haliyel kendisine uygun olan altyapıya hizmet eder.. yada o altyapının kalmasını ve bu formatta "ilerleme"sini sağlar..
sonra biz çkıp., altyapı/maddi şartlar/üretici güçler bunu yaptırıyor deriz.. yani.. bir iradeyi nesenl zorunluluk sayarız..
 
#30
"insansı canlılar ortaya bir irade koyarak komünal yaşamı örgütlemiş-yaratmış-inşa etmiş.. bunların maddi yaşam altyapı vs. gibi hikayelerle ilgisi yok.. komünal yaşam kurumu iradi iştir.. bozulması da iradi iştir.. yeniden düzeltmek de iradi iştir.."
bu anlatıma verilecek tepki..
Materyalizm yalan yani? :) olursa.. ne diyebilirim.. şöyle desem..
alevlıyıldıza göre.. irade idealizm.. iradesizlik materyalizm oluyor..
yani ölüm materyalizm.. öyle ya ölüm allahın emri.. kaçamazsın.. oysa ne zaman ve nasıl öleceğini irade belirler..
yaşlılık da öyle.. beyindeki yaşlanma merkezinin salgılattığı yaşlanma enzimlerini durdurabilirsen yaşlanma oluşmaz..
bilim!! bunu bulgulara göre iki tarzda anlatır..
1- her canlının genetik kodlamaları içinde belirli bir ömür süresi vardır.. değişmez yaşam koşulları içinde kabaca bellidir.. ama yaşam koşulları ve canlılının edimleri bunu uzatabilir yada kısaltabilir..
2- deformasyon.. yada son kullanım tarihi diyeyim.. hücrelerin faliyetleri sürecinde biriktirdikleri deformasyonlar., hatalar bozulmalar vs. yaşlanmaya ve süresine neden olur..
belkide her ikisidir..
buradaki verilere göre., neyi materyalizm neyi idealizm olarak tanımlayacağız.. genetik kodlama diyelim.. iradi bir iştir.. deformasyon da iradi işlerin sonucu ortaya çıkar..
biri bu kodlama tanrı işi derse idealizm olur ama materyalizm olmaz da denilmez.. öyle ya.. materyalizm sana göre., iradenin dışındaki etkin güç oluyor.. yani tanrı olabilir..

ben zaten., materyalizm ve karşıtı idealizm diye bir ikilemi tanımam..
bana göre., materyalizm denilen şey var olan maddi/materyal şeyler oluyor.. idealizm denilen şey de idea yani bunların üzerinden düşünce üretip., pratiğe sokma işlemi..
maddi yaşam ile idea arasındaki uyum doğruya evrilmeye işaret eder., tersi yanlışa.. yada madd yaşamı değiştirme zorunluluğuna ve becerisine.. elbette her iradenin de bir sınırı vardır.. o sınır., değişmeyi zorunlu kılar.. ya var olan maddi koşulları yada idea yı değiştireceksin.. yada her ikisinde değişiklik yapacaksın ki., ilerleyebilesin gibi..

Peki neden günümüzde o iradîliği gösterip kapitalizmin dışında, ona alternatif, bambaşka bir düzen, komünal bir yapı oluşturmuyor insanlar?
evet ya.. bu durum hiç aklıma gelmemişti.. demekki., milyonca yıl kadar öncesi insanlık kadar akıllı ve becerili değillermiş.. yada iradeleri o zamanki kadar güçlü değilmiş.. diyeyim.. daha önce oldu ya.. şimdi olamıyorsa.. un bitti şeker bitti mi? diyeceğiz.. :D

yani.. bu soruyu eskiden sağcılar soruyordu..
reel sosyalizmler diyemezdik.. diyenler vardı.. öyle ise neden demir perde diye devam ederlerdi.. aynı şeyleri bir daha mı? yaşayacağım.. seninle.. :D

Bırakalım geniş yığınları, daha dar toplulukların bu yöndeki idealist girişimleri bile bir süre sonra ne yazık ki çözülüyor. Belki çözülmeyen bir girişim de olabilir. Ama geniş ölçekli baktığımızda kapitalizmin iliklerine kadar sindiğini görüyoruz insanlığın. Özellikle en azgın biçimde yaşandığı bazı uzakdoğu ülkelerinde, insanların nasıl cüceleştiklerini ve onun akıntısına kapılıp çakıltaşı gibi kaybolduklarını acıyla gözlemliyoruz.
eee. sonuç.. kapitalizmi ilelebet mi? yaşayacağız.. yada yeni bir nuh tugfanı mı? gerekli.. yada deccal ve mehdi işleri mi gerekli.. ne dersin.. materyalistçe anlat bakalım.. materyalist arkadaş..
 
#31
"alevliyıldız pozitivizmin temelinde senin şu ilkel sözcüğün yatıyor.Neye göre ilkel bu komünal yaşam??? yani köleci sistem ilerici bir rol de veya kapitalizm ???"

"ilkel" lafı ile pozitivizmin nasıl bir ilgisi var? sadece "komünal toplum" da denebilir. günümüzdeki komünist toplum fikriyle karışmasın diye o isim konmuş olmalı.

neye göre ileri ve geri? marksizme göre üretici güçleri geliştirmesiyle ilgili bu. ilkel komünal toplum eşitlikçi ve doğal toplumdu. ama üretim düzeyi itibarıyla kısıtlı bir toplum düzeniydi. açlık, kıtlık veya çeşitli güç koşullar altında yaşana bir hayatı anlatıyordu. çünki üretim düzeyi çok kısıtlıydı. köle emeğine bile pek müsait değildi. özel mülkiyetin çıkması da mümkün olamıyordu.

köleci toplum sınıflı ve eşitliksiz bir toplumdu ama üretim düzeyinde bir artışa denk geliyordu. tabii yaşam kalitesinde de. kapitalizm daha da gelişkin bir düzeyi sergiliyor. ileri tanımlamasında bu nedenle bir sıkıntı yok.

şöyle düşünelim: ilkel komünal toplumun bir benzerini günümüzde düşünelim. amazon ormanlarında tespit edilen çeşitli kabileleri veya mesela geçen yıl gündeme gelen bukha türklerini ele alalım. gayet güzel ve hoş bir görüntü algılıyoruz oralardan. eşitlikçi, o kadar ki, kadın erkek eşitliği de var, hayvanlara saygı da var. geyik besliyorlar ve onlarla seyahat de ediyorlar.

güzel... peki bunun dünya ölçeğinde uygulanma ihtimali artık var mıdır? modern komünal toplum olarak tasarılarımız olabilir. bunların gerçekleşme ihtimalini tartışabiliriz. ama bukha türkleri gibi veya amazonlardaki yerliler gibi ilkel komünal düzenler dünya ölçeğinde artık söz konusu olamaz.

yani teknolojisiz, yani toplu üretimsiz, yani içe kapalı, yani kendi yağıyla kavrulan...
 
#32
kaba materyalizme bir örnek de marks'dan. "tarih sınıf mücadeleleri tarihinden ibarettir" sözü kaba materyalist bir söz oluyor.

30 küsur yıl önce afrika'lı solculardan birisi, "eğer böyleyse bizim bir tarihimiz yok demektir" diyerek bu durumu vurgulamıştı.

marinaleda, senin yazdıklarından çok farklı düşünmüyorum. bunu belirtmek için bu son mesajı yazdım.
 
#33
"ilkel" lafı ile pozitivizmin nasıl bir ilgisi var? sadece "komünal toplum" da denebilir. günümüzdeki komünist toplum fikriyle karışmasın diye o isim konmuş olmalı.
hayır.. ondan dolayı değil.. üretim düzeyi itibarıyla kısıtlı bir toplum düzeniydi. nedeni bu..

morgan'dan başlar ve devam eder.. ilkel-barbar-uygar.. toplumsal aşamalar oluyor..
uygalık ise antik helen çağı ile başlatılır.. ve ilginçtir.. antik-helen., çağdaş olarak o dönemde lokaldir.. geriye kalanlarla birlikte çağın ismi barbarlık çağıdır..
kısaca.. ilkel tanımının konması basit değildir..

neye göre ileri ve geri? marksizme göre üretici güçleri geliştirmesiyle ilgili bu. ilkel komünal toplum eşitlikçi ve doğal toplumdu. ama üretim düzeyi itibarıyla kısıtlı bir toplum düzeniydi. açlık, kıtlık veya çeşitli güç koşullar altında yaşana bir hayatı anlatıyordu. çünki üretim düzeyi çok kısıtlıydı. köle emeğine bile pek müsait değildi. özel mülkiyetin çıkması da mümkün olamıyordu.
1- köle emeği yoktu.. esir alınanlar kabilede kendi gidene yada bir nedenle öldürülene(yenebilirdi de) kadar eşit kişi olarak yaşardı.. köle emeği kullanılmazdı.. sonraki aşamalarda başladı..
2- açlık-kıtlık güç koşullar halen geçerlidir.. eskiden bu koşulları topluluk hep birlikte yaşar ve paylaşırdı.. şimdi azınlık yaşamıyor., çoğunluk yaşıyor.. yani böyle bir gerekçe uymaz..
3- üretimin kısıtlı olmassı topluma yeten yada yetmeyen anlamında ise şimdi daha vahimdir.. üretim fazlası var ama bu fazlayı topluma dağıtan yok.. markette çürüyor.. dağıtalım diyen yok..

ne güzel demişsin.. özel mülkiyetin çıkması da mümkün olamıyordu. yani.. özel mülkiyet çıkmayınca gelişme olamyordu diyorsun.. da özel mülkiyetin bu özelliği varsa şimdi neden kaldırmak için yırtınıyoruz.. :D

olaya üretim ve fazlası olarak ekonomist-determinist bakan bilim!!sel sosyalizmin açmazı budur..
o zaman öyle gerekiyordu!!!!!!
bilim-bilgi-teknoloji ancak böyle ortaya çıkabilirdi.. yoksa insanlık hala dumanla haberleşir.. cep telefonu kullanmazdı der gibi.. :D
yada.. köle emeği olmasaydı bu kadar hızlı ve yoğun sermaye birikimi ve gelişme olabilirmiydi der gibi..
o zaman bırakalım.. küresel sermaye imparatorluğu kurulsun.. merkezileşsin.. böylece yüksek verimli üretim oluşsun her kesim statüsüne göre pay alsın.. illaki aç kalan olmaz..

birinci savaştan çıkan almanya aynen bu mantalite ile hızla gelişti.. üstte nazi aristokrasisi altta nazi vatandaşları.. işe yaramauanlar sakatlar vs. sabun yapıldı.. :D

aynen altta anlatıldığı gibi..
köleci toplum sınıflı ve eşitliksiz bir toplumdu ama üretim düzeyinde bir artışa denk geliyordu. tabii yaşam kalitesinde de. kapitalizm daha da gelişkin bir düzeyi sergiliyor. ileri tanımlamasında bu nedenle bir sıkıntı yok.
yok da.. kimler için yok.. kimler için var..
küçük ölçekli sanayide çalışan da emeğini satarak yaşar.. büyük ölçekli bir fabikada çalışanda.. ama yaşam standartı farklıdır..
olsun.. eşitliksiz bir toplumdu ama üretim düzeyinde bir artışa denk geliyordu. tabii yaşam kalitesinde de. kapitalizm daha da gelişkin bir düzeyi sergiliyor
bu neye benziyor biliyormusun.. istanbulu nişantaşı-bebek-levent ile tarif etmeye.. :D

şöyle düşünelim: düşünelim.. :D
ilkel komünal toplumun bir benzerini günümüzde düşünelim. amazon ormanlarında tespit edilen çeşitli kabileleri veya mesela geçen yıl gündeme gelen bukha türklerini ele alalım. gayet güzel ve hoş bir görüntü algılıyoruz oralardan. eşitlikçi, o kadar ki, kadın erkek eşitliği de var, hayvanlara saygı da var. geyik besliyorlar ve onlarla seyahat de ediyorlar.

güzel... peki bunun dünya ölçeğinde uygulanma ihtimali artık var mıdır? modern komünal toplum olarak tasarılarımız olabilir. bunların gerçekleşme ihtimalini tartışabiliriz. ama bukha türkleri gibi veya amazonlardaki yerliler gibi ilkel komünal düzenler dünya ölçeğinde artık söz konusu olamaz.
bırak amazondakiler öyle yaşasın.. kalkıp da.. nişantaşındakilere amazondakiler gibi yaşayın diyemezsin.. yaşayamaz da.. ama ne hikmet ise parası olan doğa gezilerine katılır.. olmayan kenar mahalle bar-kahvelerinde siftinir..

yani teknolojisiz, yani toplu üretimsiz, yani içe kapalı, yani kendi yağıyla kavrulan..
böye bir şey diyen yok.. gerekli olan teknoloji ve üretim neye göre "ilerleyecek" konu bu.. kapalı toplum da diyen yok.. dışa açılma hangi karakter ile olacak.. yayılma ve tahakküm mü? yoksa paylaşım mı?..

aborjinler asla teknolojiyi istemedi.. bizi rahat bırakın böyle yaşayacağız dedi.. ve kullandıkları teknoloji(pişişik güçler ve doğa) de vardı.. öye istiyorlarsa öyle yaşarlar..

örneğin., 1400lere kadar.. ne afrikada ne de amerikada açlık kıtlık yoktu.. medeniyet geldi bunlar yaşandı.. altın-gümüş değerli değildi.. sadece süstü.. ama çıkartmak için doğa tahrip edildi..

teknolojik ve üretimsel gelişme olacaktır.. bu iradelerin birikirdiği ve aktardığı nesnel bir birikimdir.. kökleri milyarca yıllıktır.. ama bu nesnel gelişme neye hizmet etti..
tekerlek.. ulaşımda kolaylık.. ama savaş arabası olunca iş değişti..

tarihe bak..
toprağı işlemedeki teknolojik gelişme eğrisi ile savaş teknolojisindeki gelişme eğrisi aynı mı?.. ikincisi çok daha hızlı ve "gelişkin"dir..

komünal yaşam ile mülkiyetçi modernite arasındaki fark budur.. birincisinde ilerleme.; doğa ve toplum yararına paralel işler.. örneğin.. tıp bilimi ile toprağı işleme ve savunma araçları arasında dağlar vardır.. tıp bilimi çok daha hızlı ve gelişkindi..
ama mülkiyetçi uygarlık ile birlikte bu tersine döndü..
 
#34
güzel... peki bunun dünya ölçeğinde uygulanma ihtimali artık var mıdır? modern komünal toplum olarak tasarılarımız olabilir. bunların gerçekleşme ihtimalini tartışabiliriz. ama bukha türkleri gibi veya amazonlardaki yerliler gibi ilkel komünal düzenler dünya ölçeğinde artık söz konusu olamaz.
kimse klan veya kabile yaşam tarzından bahsetmedi.Artık uluslar var ve bunauygun bir demokratik ulus paradigması var.Sadece köyler yok aynı zamanda kentler var.Kentlerin temelinde iktidar vardır ama kentleri red edemeyiz o yüzden yapısını değiştirmeliyiz.Eko topluluklara ayırmak mantıklı olabilir.

şunu demek istiyorum kimse klan yaşamını istemiyor sadece zihniyetini geri istiyor.Yani ne bu zihniyet paylaşımcılık demokrasi vs vs...Bunlar toplumsal bir ölçekte zihinlere kazınır ve toplumsal inşa haline getirilebilirse insanoğlu hakikatine tekrar geri dönecektir.

kıtlık konusuna gelirsek malthusun önerdiği kıtlık dünyada hiç yaşlanmamıştır.Kıtlık sömürü sisteminden dolayı orataya çıktı.İnsaoğlunun temellerinin atıldığı verimli topraklar afrika da yani.Sömürgecilerin insanlara söyledikleri de şuydu ilkel yaşıyorlardı o yüzden bastık ve kaynaklarını alıp ileri düzeyde (teknolojide) kullanıyoruz.Peki böyle bir düşünce olabilir mi??? kaynaklar bütün insanoğlunun ortak hizmetine sunulmalıdır ama öncelikle bunun için herkesin kendi yerelinden başlayarak bu kaynaklara sahip çıkması gerekir.Demokratik özerkliğin temelide bu dur.Yani yereldeki kaynakları yereller işletsin ama paylaşım aşamasında konfederal ortak pazarlarda herkes kendi ihtiyacı kadar alsın.Hem böylece yerellerin içine kapanıklığı engellenir hem de her yerelin kaynaklarını değerlendirmesi işlemesi bunların kontrollerinin yapılması projeler üretilmesi vs vs... sağlanır.

Demokratik uygarlık güçleri bugün devletçi uygarlığın altında hala vardır.Ve tekelleşen sermaye ve iktidarlara karşı direniş ve örgütlenmeler yapar.Bizim burada amacımız demokratik uygarlık güçlerinin örgütlülüğünü sağlamaktır.Yani istanbulda klanlar kurmak değildir.İstanbulda yaşayan halkların devletçi uygarlığa karşı komün ve meclisler şeklinde örgütlenmesidir.
 
#35
Arkadaşlara katkılarından dolayı teşekkürler. Bunlara itirazım yok. Sadece ekleyeceklerim ve ufak tefek düzeltmelerim olacak.

Alıntı yapmadan, son iki mesajı yukarıdan aşağıya değerlendirip cevaplayacağım.

İlkel kelimesinin kökeninde küçümseme anlamı yok. Bu sonradan ve avam nezdinde ortaya çıkıyor. bu kelimenin ingilizcesi olan "primitive", "prime"(baş) kökünden geliyor. Türkçedeki "ilkel" de bilineceği gibi "ilk"den. İkisinde de bir değer yargısı yok.

"İlkel"in sonundaki -el eki aslında türkçede olmayan bir ek. Batı dillerindeki eke öykünüp ses benzetmesi ile uydurulmuş. "okul"daki gibi, "kural"daki gibi, "sanal"daki gibi. Aslında böye bir ek yok!

"İlksel" de denebilirdi. -sel eki de türkçede yoktu. "kumsal"daki -sel eki dışında bir örnek yok. ama oradan çıkılarak başlatılan uydurma kampanyası sonucu olarak şimdi bir sürü -sel'li kelimemiz var; görsel, işitsel, algısal, kavramsal vb...

"İlksel" denmiş olsaydı, küçümseme havası olmazdı. Ama "ilkel" denince nedense böyle bir anlam kazanmış. Sondaki -el ekinin işlevi belirsiz kalmış o sıralar. Sanırım bu belirsizlik nedeniyle öyle bir algı oluşmuş.

Bu "dil" alanına ait kısmı geçelim ve devam edelim.

Elbette marksizmde ve marks'da ileri-geri kavramlaştırması var. Bunu neye göre tanımladığı da açık, biliniyor.

Günümüz Batı uygarlığının sahte yanlarına ve kapitalizmin Dünya'yı hallaç pamuğu gibi atan, yağmalayan, tüketen sonuçlarına bakıp, geçmişe, eskiye özlem eğiliminin oluşması doğal. Batı felsefesinin "materyalizmine" tepki ile Doğu felsefesinin unutulmuş bazı değerlerine atıflarda bulunulması da doğrudur ve anlamlıdır. Ama bu bizi tek yönlü bir başka uca götürmemelidir.

İdealize etme eğilimi anlaşılır bir durumdur. Ama idealizasyon kaçınılmaz olarak bazı olumsuz yanları ihmal eder.

Özel mülkiyet yoktu ve bu bizlerin ideal dünyasında başlı başına bir değer gibi görünüyor. Ama onunla birlikte başka pek çok şey yoktu. Birey kavramı da yoktu, birey eğilimleri hoş karşılanmıyordu. Şimdiki Aborjinlerde de bozulma var bu anlamda. O romandaki gibi değil durum.

Düşünün, hiç bir değişme olmasaydı, şimdi bu tartışmayı yapamayacaktık. Günümüz teknolojisi olmayacaktı. Benimle tartışmayacağınız için huzurunuz da kaçmayacaktı. Ama bilim pek de ilerlemeyeceği için, atadan kalma yöntemlerle tedavi olacaktık ve 30-40 yaşında artık yaşlandığımızı düşünecektik. psişik yönümüz güçlü olacaktı. muhtemelen yine yağmur yağdırma ayinlerine katılacaktık ve yağmuru öyle yağdıracaktık. eski kam (şaman) geleneği hâlâ çok güçlü olacaktı belki de.

Aborjinler ve Bukha'lar bence de çok değerli ve anlamlıdır. Öyle yaşamaya devam etmeleri de güzel. zaten binlerce yıldır öyle devam edegelmişler.

Ama tüm Dünya'da öyle devam edemezdi. Tüm Dünya hiç değişmeden ilkel komünal düzende kalamazdı. Üretimin bollaşması sonucu, artı-ürüne el koymak mümkün hâle geldi. Değişim kaçınılmazdı.

Genetik etkenler de vardır mutlaka. Bazı toplumların daha hırssız, daha sağduyulu ve topluma saygılı olmaları gibi bir durum da var ve bu, sömürü düzenlerinin yaygınlaşmasını engellemiştir. Barışçıl budizm dini bir ara Türk'lerde de gelişmiş. Hatta bir Türk hakanı da bu dini benimsemiş. ama veziri onu uyarmış. "Hakanım" demiş, "bu din savaşı reddeder. Bu dini toplum olarak benimsersek, olumsuz sonuçları olabilir. Boylar savaşa girmez, savaşçılığımız azalır."

Hakan da vazgeçmiş bu dinden. Sonra islamiyet daha uygun gelmiş.

Savaşçılık daha makbuldü. Çünki uygarlaşma yolu hırsa, iktidara gelmeye, kan akıtmaya dayanıyordu. Bütün önemli buluşların temelinde askerî amaçlar yatar. bütün üretim büyümesinin, ürün çeşitliliğinin temelinde de kâr hırsı ve rekabet.

Vaktimin sonuna geldim. İşim çıktı. Şöyle bitireyim: Batı düşüncesini ve uygarlığını sorgulayan tüm eleştirileri olumlu buluyorum. Bilinen ve doğru kabul edilen düşüncelerin doğruluğunun sorgulanmasını da gerekli görüyorum. Bu konuda ben de belli bir gelişim kaydetmiş durumdayım. kaba materyalist ve şematik yaklaşımlardan uzaklaşmaktayım.
 
#36
Düşünün, hiç bir değişme olmasaydı, şimdi bu tartışmayı yapamayacaktık. Günümüz teknolojisi olmayacaktı. Benimle tartışmayacağınız için huzurunuz da kaçmayacaktı. Ama bilim pek de ilerlemeyeceği için, atadan kalma yöntemlerle tedavi olacaktık ve 30-40 yaşında artık yaşlandığımızı düşünecektik. psişik yönümüz güçlü olacaktı. muhtemelen yine yağmur yağdırma ayinlerine katılacaktık ve yağmuru öyle yağdıracaktık. eski kam (şaman) geleneği hâlâ çok güçlü olacaktı belki de.

"Düşünün, hiç bir değişme olmasaydı" Doğa durağan bir döngü değildir.. yaşam varolduğu sürece değişim devam eder..insan anatomisi 100-250 bin yıl sonra çok farklı olacak..evrim değişimi yavaşdır olağandır bazen kırılmalar yada müdahaleler olur buna mutasyon veya kanser denir..
insan kendini var eden doğayı inkar etmeyi değişim olarak alıyorsa vay haline..

"şimdi bu tartışmayı yapamayacaktık. Günümüz teknolojisi olmayacaktı. Benimle tartışmayacağınız için huzurunuz da kaçmayacaktı. " bizler olmasakta, sen bir şekilde çevrendeki insanları rahatsız etmeyi başaracak demogojik güce vakıfsın..senin derdin üzüm yemek değil bağcıyı dövmek.. internetten önce insalık haberleşmiyordu gibi algı yaratmışsın.. duman, güvercin, posta, telgraf, telefon iletişim olmuyordu? internet icat oldu insanlık iletişimle tanıştı!

"Ama bilim pek de ilerlemeyeceği için, atadan kalma yöntemlerle tedavi olacaktık ve 30-40 yaşında artık yaşlandığımızı düşünecektik. psişik yönümüz güçlü olacaktı. "
Bilim ilerliyor mu? örnekler ile bakalım..
Kuduz aşısı:Kuduz, şarbon ve tavuk kolerası gibi hastalıklar için aşıyı bulup tatbik eden kişi Pasteur'dür. 1882 senesinde ise mikroskopla dahi görülemeyen kuduz virüsünü keşfetti. Daha sonra kuduz virüsü verilen tavşanın omuriliğinin kurutulmasından elde edilen maddeyi, kuduz aşısı olarak kullandı. Kuduz aşısının keşfi ise 1885 yılında olmuştur. Pek çok yerde sadece Louis Pasteur (Pastör) yarafından bulunduğu ve geliştirildiği geçsede; Kuduz aşısı hem Louis Pasteur ve hemde Émile Roux tarafından...
Calmette-Guérin Basilinin EZN boyama yöntemiyle elde edilmiş mikroskop görüntüsü

Bacillus Calmette-Guérin (ya da Bacille Calmette-Guérin, BCG) veya verem aşısı. Albert Calmette ve Camille Guérin isimli iki Fransız araştırmacı 1920’li yıllarda BCG aşısını, bovin (sığır) tipi tüberküloz basillerini, (Mycobacterium bovis) 13 senelik bir süre içerisinde safralı ve gliserinli patates üzerinde 230 defa kültürden kültüre aktararak ürettiler.

Tarihte aşı konusunda ilk uygulamanın M.Ö. 590 yılında Çin'de Sung Hanedanı döneminde çiçek hastalığından korunmak için ciltteki iltihaplı maddenin sağlıklı kişilerin burnunun içine verilmesi olduğu bilinmektedir.

√ Sistemli aşılama ise ilk kez yine çiçek hastalığına karşı olmak üzere 1796 yılında Edward Jenner tarafından başlatılmıştır. Bağışıklık biliminde o günden bu güne çok büyük ilerlemeler olmuştur. Aşılama ile ilgili ayrıntılı bilgiler Jenner'den 100 yıl kadar sonra Pasteur tarafìndan elde edilmiştir. Bu büyük bilim adamı infeksiyon hastalıklarının kaynağının mikroplar olduğunu keşfetmiştir.

Papirüs Ebers 250

Baş ağrısı için: Yayın balığı kafatası, kaynamış yağ 4 gün başa sürülür.

Papirüs Ebers 433

Kesik yara için, İkinci ilaç: Günlük 1, sarı ochre 1, keçinin safra kesesi 1, homojen olacak şekilde hazırlanacak. Onunla yaraya pansuman yapılacak

Bunlar dışındaki papirüs isimleri ve içeriği,

- Kahun Papirüsü, M.Ö. 1900 Jinekoloji ve veterinerlik konularını kapsar.

- Berlin Medikal Papirüsü, M.Ö. 1300 İç hastalıkları, cerrahi, jinekoloji.

- Londra Medikal Papirüsü, M.Ö. 1350 Sihirle tedaviden söz eder.

- Hearst Medikal Papirüsü, M.Ö. 1550 Cerrahi ve ortopedi.

http://dergiler.ankara.edu.tr/dergiler/26/1036/12509.pdf

günümüz tıp dünyası asıl gelişmesini nazi insanlık dışı deneylerine borçludur. hardal gazının kanser tedavisinde kullanılması gibi..ss lerin asıl amacı elbette tedavi değil yok etmekti.. ama bilim bazen bu tarz illegal gelişimlerde gösteriyor..
tıp dünyasından bir çok tedavi için insanın kendini var eden doğayı inkar etmesine rağmen bitkilrin kullanılması.. üstelik bunların köken olarak çoğu ya eski adıyle kocakarı ilacı, çok tanrılı dinlerdeki iyileştirme ayinlerinden gelen eski kadim bilgilerin günümüz teknolojisinde harmanlanıp yeniden bulunmuş gibi sunulması..

kuduz bugün ortaya çıksaydı halimiz ne olurdu acaba düşünürüm?

tıp aslından birazda vahşetile ilerlemiş bir bilim dalı eski roma imp. katkılarıda unutulmamalı.. köle dövüşcülerin aldığı ağır ölümcül yaraların tedavisi için kobay olarak kullanılmaları..

mevzunun aslına gelirsek bugün ki teknoloji işin açığı bir bok buludğu yoktur.. eski kadim bilgileri harmanlayıp ad değiştirip önümüze servis etmesidir..
kapitalizm obezite diye bir hastalık peydahladı ..yapılan bir araştırma doğa insanı afrikalılar neden şişman olmadığı? sonuç afrikadaki bir çok kabile kurak mevsim ve avın az olduğu sezonlarda açlıklarını bastıran bir takım otlar tüketmeleri.. bu otlarinsanı açlık hissiden uzaklşatırıyor tok tutuyor ve hastalnması engellidği görüldü.. güney amerikadaki amazon yerlilerinin diş çürükleri olmadı görüldü.. teknoloji harikası diş fırçaları veya super güçlü kimyasal diş macunları mı? kullanıyorlardı hayır.. doğanın sunduğu otlardı.. hatta bir rus bilim insanın bu otları macuna dönüştürdüğü ve çürüğü engellediği ama büyük ilaç firmaları tarafından yok edildiği söylenir.. diyecem komplomu sanmam sadece kanserden tıp dünyasının yıllık kazancı 750 milyardolar sa
diş macunu fırcası petrol türev ham madde vs yan sanayi milyarlarcadolarlık bir sermaya ve yatırım gücü

einstein atomu buldu deniliyor acaba öylemi yoksa yeniden mi keşif etti..eski mısır da firavun mezarların korunması için yüksek radyasyon yayan özel materyallerin yerleştiriliği bulundu.. hatta atom üzerine çalışmalar yaptıkları kaynaklarca belgelenmeye başlandı..

mısırlıların romatizmayı kesin olarak tedavi ettikleri bilinir.. yarı ışıma süresini tamamlamış uranyumlu toprak keselerin romatizmal bölgeye uygulanması ile hastalığı tedavi ediyorlarda.. 1960 yılında almanyadaki dünya tıp konseyiden bu tedaviyi yasaklandı bir neden gösterilmeden.. aslında gerekçe net daha çok gelir elde etmek

alevli senin gelişim dedğin sahiplendiğin şey sadece dünya nüfusun %3 nün dünya gelirinin yüzde 95 ne el koymasıdır..

"Ama tüm Dünya'da öyle devam edemezdi. Tüm Dünya hiç değişmeden ilkel komünal düzende kalamazdı. Üretimin bollaşması sonucu, artı-ürüne el koymak mümkün hâle geldi. Değişim kaçınılmazdı."
insan varoluşunun %97 devletsiz komünal yaşadı.. %3 devlet denen terör, vahşet, düzen, uygarlık-medeniyet denen! olgu halimiz ortada..1 milyar insan içme suyuna ulaşamıyor.. her doğan 3 bebekten biri açlıktan ölüyor.. dünyanın pekçok bölgesi maden petrol kaynakları için talan ediliyor yağmalanıyor binlerceinsan öldürülüyor.. işte medeniyet ve uygarlık.. holokostu barbar bir toplum değil son derece medeni bir toplum naziler yaptı.. ermeni-rum soykırımlarıda barbar gözünü kan bürümüş toluluklar değil medeni geçmişi olan osmanlı imp. yaptı. ruanda, bosna, aklıma gelmeyen onlarca katliamlar..

"Genetik etkenler de vardır mutlaka. Bazı toplumların daha hırssız, daha sağduyulu ve topluma saygılı olmaları gibi bir durum da var ve bu, sömürü düzenlerinin yaygınlaşmasını engellemiştir. Barışçıl budizm dini bir ara Türk'lerde de gelişmiş. Hatta bir Türk hakanı da bu dini benimsemiş. ama veziri onu uyarmış. "Hakanım" demiş, "bu din savaşı reddeder. Bu dini toplum olarak benimsersek, olumsuz sonuçları olabilir. Boylar savaşa girmez, savaşçılığımız azalır."

türk hakanı dediğin yanılma olsasılığımla cengiz han(türkmüydü tartışılır mezarı bilinmediği için genetek test uygulanamıyor) olabilir.. dönemin budist keşişlerin bilgilerine danıştığı biliniyor..

hırsızlık deyince geçen yıl yabancı bir ülke tv kanalı dünya genelinde bir deney yapıyor dindar ülkeler ile atesit toplmun ağır bastığı ülkeler yola içinde para dolu cüzdan bırakılıyor içinde ulaşılabilecek bir adresle..sonuçlar
dindar toplum (özellikle islam ülkelerinden 10 cüzdandan sadece 10/1 geri geliyor.. hristiyan toplumda bu rakam 10/3 kuzey ülkeleri finlandiya iskandinav hollanda gibi atesist toplumlarda geri gelen cüzdan sayısı 10/9

"Savaşçılık daha makbuldü. Çünki uygarlaşma yolu hırsa, iktidara gelmeye, kan akıtmaya dayanıyordu."
savaşcılık zaten insan genindevarolan bozukluk.. ama insan toplulukları geliştikçe medenileştikce savaşları daha yıkıcı ve yok edici olmaya başladı.. nüklear silahlar medenyet gelişmesi?..kimyasal biyolojik yıkım silahların medeniyet gelişmesi? aids ebola ne kadar doğal ortamda gelişmiş mikroplar acaba? yada özel askeri labaratuvarlarda geliştirilen kızmakık verem mikropları..

teknolojik gelişme keşke olmasaydı.. nerde bir kamera varsa orada devletin gözü var demektir... devletler için herkeste potansiyel anarşist! teröris! bölücü! yıkıcı! tehditlerdir... gelişmiş bu teknoloji ilkel mafya çeteleri sokaka saldırganarının ıslahı için kullanılmaz! baş düşman herzamanki gibi komünistlerdir anarşistlerdir bölücülerdir!
cnbc-e de person of interset diye bir dizi var herkeze izlemelerini tavsiye ederim, malum, alevli demogoji yaparak sinema kurgu ne alaka diyecek ama biraz network(net ağları-kamera güvenlik sistemleri), yazılım, interneti araştırısanız sinema kurgu olmadığını görürsünüz.

Not: önümüzdeki 10 yıl içinde otomobil sektöründen robot teknolojin daha falza yer alacağı belirtildi.. amerikadaki otomobil üretiminde çalışan insan işçinin fabrikaya maliyeti 36 dolar (1 saatlik çalışma ücreti) aynı işi yapan robotun maliyeti 8 dolar..

gelişen robot sanayi ile fabrikalardan işçi çıkarmaları artacak.. ml ciler artık robotların yazılımna korsan yazılımlarla sızar grev, daha iyi makina yağı, mekanik aksam bakımı için örgütlerler gülsem mi! ağlasam mı?

merak ediyorum? alevliyıldız nasıl? demogoji yapacan?
 
Son düzenleme:
#37
alevliyıldız bu yanıtım sana özel olacaktır.. daha iyiyi bulmak için., var olanı ve geldiği aşamaya kadar olan tarihsel sürecini sorgulamak gerekir.. ki., daha iyiye ait önermelerin de anlamı olsun.. yoksa.. iyi bir şey önermiş olmaktan öte bir anlam ifade etmez.. artı.. iyinin de daha iyisi olabilir.. ve önermeler var olanın üzerinden inşa edileceğinden., öncelikle var olan üzerinde operasyon gereklidir..

bu anlamda..
kavram-tanımlar ve içerikleri sorgulanmalı değişmesi gerekenler değişmeli., deforme olmuşlar düzeltilmelidir.. ortak bir dil aynı zamanda aynı şeyleri söylemesek de ortak aklın işlemesini kolaylaştırır..

komünal yapıya ilkel ön tanımının konması.. bilinçli demiştim.. bunu tepki olarak belirtmedim.. antik helen çağı diyorsan., antik komünal dönem de diyebilirdin.. buradaki ilkel tanımı içeriği ilk hali., yetersiz hali anlamındadır.. yani komünist toplumun ilk., ilkel hali..
demekki., ilkel komünal toplum diyen bunun şimdi önerilen komünist toplumla aynı olduğunu düşünüyor.. yani öz olarak aynı genetik yapıya sahip ama ilkel hali.. bu anlamda söylendiğinde bir yere kadar sorun yok.. ama devamında bu ilkel embiriyon toplum sürecinin modern!! komünist topluma evrilme süreci bütün ele alınmıyorsa sorun var demektir..

şunu diyorum.. ilkel başlayan komünal toplum süreci kendi zeminlerinde gelişerek evrilerek bir yere varacaktır.. bunun arasına mülkiyetçi toplum sokuşturulmaz.. bu yaşandıktan sonra modern komünist topluma evrilebilir denilmez..

desem ki...
mülkiyetçi toplumun ilkel hali sürüdür.. sürü zamanla içindeki hiyerarşi ve tahakkümü geliştirerek yarattığı hukuk ve kurumlar üzerinden sermayesel birikim koşulları da yaratmıştır.. böylece belirli merkez denetiminde teknoloji ve üretim gelişmiştir..
teknolojik yetersizlikten dolayı., önceleri yoğun köle emeği ile olan gelişme sonraları teknolojik katkılarla hızlanmıştır.. böylece köle emeği yerine serf ve özgür emek devreye girmiştir.. kısaca günümüze kadar gelen devasa teknolojik ve bilimsel gelişme olagelmiştir.. bu tarihsel süreci., köleci aşama feodal aşama ve kapitalist aşama olarak tanımlayabilirim.. her bri diğerini yaratan aşamalardır ve bütündür..
bana göre., ilkel komünal dönem aslında mülkiyetçi sistemin sürü aşamasını aşabilmek için yarattığı zorunlu bir geçiş dönemidir.. böylece bir grup topluluk diğerlerin ayrı ve üstün hatta seçilmiş diyebilirim olarak kendini ayırmış., sonra ortak mülkiyetini özelleştirerek kendi mecrasına girmiştir.. yani ilkel komünal toplum bir geçiş aşamasıdır..ortak üretim-paylaşım ikna amaçlıdır.. zaten bu anlayış sonrasında da devam etmiştir.. etkin klan., hanedan gibi yapılar bu anlamda ortak mülkiyettir.. genişleyen topluluklar içinde birer ilkel komünal yapı gibidir..
tarihin akışına bakıldığında olagelen bu ise ilkel komünal yaşam denilen aslında mülkiyetçi uygarlığın içinde yer alır.. öyle olmasaydı.. devamında mülkiyetçi uygarlık karakteri netleşmez., mülkiyetsiz toplum süreci olarak ilerlerdi..

not.. bu tarihsel süreç içinde bazen devlet mülkiyeti olarak ilkel komünal yapıyı görebiliriz.. gelişmeyi hızlandırmak amaçlıdır.. sonra aslına döner..

şimdi.. bu anlatım biçiminde yanlış ne var..

ilkel komünal yapı derken.,komünist toplumun ilkel hali diyorsan., sonrasındaki yıkımını kabül edecek ve yerine mülkiyetç toplumun geldiğini belirteceksin.. yani ilerleyen bir sürece müdahale yapılıyor yıkılıyor yerine bir başka süreç konuluyor.. diyeceksin.. bunu dediğinde yaşanmış mülkiyetçi aşamaların yaşanmayabileceğini komünal yaşamın tekrar etkin olabileceğini ve bunun bir çatışma olduğunu da söyleyeceksin..
ama bunlar yaşanması zorunlu nesnel-diyalktik vs dersen..

ilkel komünal dediğinin komünist toplumla bir ilgisi yok diyeceksin.. ve de.. kapitalizm yaşanmadan komünist toplum yaratılamaz demeyeceksin..

burada mantık zortlamasını anlatmaya çalıştım.. ortaya tezler atılıyor.. üzerine teoriler ve tarih yazılıyor ama iç düzeni., tutarlılığı sorgulanmıyor..

alevliyıldız ve bu mantığın asıl sahipleri kapitalist modernite solu.. insanlığın gelişimini ve dolayısı ile tarihsel gelişimi olmaz ise olmaz olarak mülkiyetçi sistem formatına bağlıyor.. hal böyle ise., sürü aşaması dahil sonrası her şey bu mülkiyetçi format süreci içindedir.. ondan sonra istediğin kadar.. sonra mülkiyesiz sistem yaratılacak de..
sen.. insanlığın başlangıcında var olmayan bir formattan bahsediyorsun.. üstelik.. bir çelişkinin., çatışmanın olmadığından da bahsediyorsun.. olsa idi başlangıçtan itibaren olurdu..
ben var diyorum.. sürü yaşamı içinde başlayan ilk çatışma ve sonucu komünal toplumdur diyorum.. ama başarıyla ilerletemediler., yenildiler., çelişkinin diğer tarafı etkin oldu diyorum.. yani tarihin her aşamasında var olan bir çelişki ve çatışmadan bahsediyorum..

bir tarihsel sürecin kendi içindeki aşamaları onun bütününden ayrı değildir.. mülkiyetçi format nesnel diyalektik(üretici güçler) ise., bahsedilen süreç mülkiyetçi format sürecidir.. bir de bu yaşanacaktır., değiştirilemez diyorsan., içinde alternatif bir çelişki yok demektir..
zaten.. bu teori komünizmi kurma aşamasında zortluyor.. buraya kadar., diyalektik nesnel ilerleyen süreç., nedense araya irade sokmadan komünizme geçemiyor.. da.. bu irade insanlık tarihi boyunca yoksa yada ortaya çıkması bu mülkiyetçi formatın varlığı ve gelişmesinin bir aşamasına bağlı ise., bunların önerdiği yada tanımladığı komünizm aslında mülkiyetçi formatın dıında br şey değildir..
bana göre de öyledir..

yetkin., seçilmiş toplum elitlerinin hiyerarşik tahakkümü altında daha adil toplumsal yaşam formatı.. ben buna tevratik yorum derken boşuna demiyorum..

insan doğadan ayrı özel bir tasarımdır.. doğa ilk önceleri bu tasarıma hizmet veren cennettir.. yaratılış da bu şekilde anlatılır.. 5 gün doğa yaratılır.. 6. gün insan.. 7. gün tatil.. :D

ama insan kelek yaptı.. cezasını çekecek.. çekerken tekrar eski cennet formuna ulaşabilmek için çabalayacak.. zamanı geldiğinde yeniden cennet kurulacak ama bunun için önce deccal(kapitalizm) gelecek., aynı zamanda da bir mehdi(işçi sınıfı) tarihsel diyalektik dedikleri budur..

alevliyıldız.. sen bu yazımı istersen objektif sorgulayabilirsin..
 
#39
bu başlık altındaki son mesajlara yanıtlarımı yeni açılan "tanımlar" başlığı altında cevaplayayım o halde. ancak şunu belirteyim: şu aralar yazma imkanım epey azaldı. işler yoğunlaştı; ama asıl, yazma heyecanım azaldı.

bende böyle bir özellik var. yüksek enerjiyle yazıyorum bir süre ve sonra hem konuya ilgim azalıyor ve sıkılıyorum, hem de enerjim düşüyor. yüksek enerjiyle yazarken, eşzamanlı olarak 20 kişiyle satranç oynayan bir satranç ustası gibi, aynı anda pek çok kişiyle yazışabiliyorum ve hepsine cevap verebiliyorum. çok hızlı ve anlık yazabiliyorum. o sıralar yazdığım tüm başlıklarda son mesaj yazan olarak benim adımın görülmesi bu sayede mümkün olabiliyor. (reel hayatta da bu eşzamanlı tartışma durumu aynı şekilde mümkün olabiliyor.)

sonra da enerji düşüşü ve sıkılma başlıyor. bana yönelik yazılanların içeriğine tepki duyma, boş, yavan, anlamsız görme ve cevap verme isteksizliği duyma gibi bir ruh hâli yaşanıyor.

ancak bu konu önemli. bu nedenle bir süre sonra, tekrar enerji birikince, yeniden yazmaya başlayacağım. cevapları da o zaman vermeyi umuyorum.

şimdilik, hızlı bir göz gezdirme sırasında gördüğüm bazı hususlara değineyim.

önce düzensiz'in merakını kısmen gidereyim. demagoji yapan biri değilimdir. öyle olsaydım bana böyle sataşmacı bir üslupla yazamazdın. ayrıca senin yukarıda yazdıklarına da itiraz etmiyorum genel olarak. sadece bazı bilgi ve felsefe yanlışlarına değinebilirim, o kadar.

cengiz han değildi, o kişi. cengiz türk değil, moğol'dur. kim olduğunu unuttum; o bilgiye denk gelirsem adını yazarım.

suat, yazdıklarını daha geniş bir zamanda okuyup değerlendireceğim. sadece, yazdıklarının anlaşılmasında zorluk çıkaran bir yazım üslubun olduğunu belirtmek istiyorum. tırnak işaretini kullanmadığın için, hangi ifadeyi başkalarının kullandığı anlaşılamıyor. bu da karışıklığa yol açıyor. buna dikkat edersen daha iyi olacak.
 
#40
Ama tüm Dünya'da öyle devam edemezdi. Tüm Dünya hiç değişmeden ilkel komünal düzende kalamazdı. Üretimin bollaşması sonucu, artı-ürüne el koymak mümkün hâle geldi. Değişim kaçınılmazdı.
alevliyıldız

bu "kaderci" zihniyetin tarihe ve topluma bakışının özetidir.Bilgisizlik midir??? komünal toplumlarda da "birikim" vardı fakat bizim anladığımız iktidar-sermaye anlamında birikim değildi.Ve o "biriktirilen" ürünlerin kimin olduğu da belliydi.Nasıl çocuk ana yanlı hukuk temelinde klana aitse toplumsal yaşam da "ortak" mülktü ve sen onu biriktirsen de biriktirmesen de ahlaki yapıyı delmeden zaten kendi özel mülkiyetçi-iktidarcı sistemini temellerini atamazsın.Komünal hukuki(ahlaki) yapının "çürümesi" ve sonunda "özelleşme" bu toplumların sonunu getirmiştir.


"kadın" konusuna gelirsek.SF de tartışma da "hane" örgütlenmesinde çocuüğun nasıl bakılacağı üzerinden bir tartışma çıkmıştı.Öncelikle "hane" ve hane içerisindeki değerlerin yaratımı dediğimizde aklımıza "anne-baba" ikili olgusunun gelmnesi şu 5 bin yıllık sistemin insan aklında nasıl kalıcı izler bıraktığını gösteriyor.Öyle ki hayatımızda "babasız" kediler-köpekler görüyorken bizim toplumsal yaşamımıza "doğal" olmayan ve sapkın bir örgütlenme olan "aile" nin girmesi doğal karşılanır bir durum olmuş.



Bugün bu zihniyetin "askeri-baraj" konusun da ve "kamu yararı" konusunda "kalkınmacı" ve uygarlık yanlısı tavır sergilemesi tabii ki beklenilir bir durumdur.Her zaman derim SSCB yıkılınca bazısı parti içindekileri suçlayarak paradigmayı sorgulamaktan "yırtmaya" çalıştı bazısı liberal-sosyaldemokrat sistem üzerinden yapılacak değişimlerle yetindi.Ve bazıları da mücadeleye devam ederek mücadelenin "hakikatini" aradılar ona uygun "özgürlük sosyolojisi" geliştirdiler.Alevliyıldız bu "üçlü" arasında "basit değişimlerle yetinenler" safhasına katılmış "çürümüş" bir kişidir.Ve o basit değişimlşerle yetinmeyenlerin hatta ortada "değişim" görmeyenlerin verdiği mücadeleye de sistem tarafında saf tutarak karşı çıkan biridir.İşte bu yönüyle de çürümüştür.


Bunu "kadın sorunu" üzerine yazmamın nedeni geliştirilmiş ata erkil kültür ve onu yöneten tekelci devlet sistemine karşı girişilen mücadeleler de aynı "alevliyıldız" zihn,yet,nde ele alınıyor.Marksisti "işçi sınıfı" temelinde sorunu daraltıyor bazısı kadın temsili noktasında sorunu daraltıyor ve sistem içi değişimler öneriyor.Ölye ki bugün dünya devrimci hareketinde en radikal çıkışı yapmış olan hareket de KÖH oluyor.

Bugün JİNEOLOJİ ile ilgili ve KÖH nin kadın örgütlenmesi noktasıyla ilgili görüşlerine iyi bir göz atın.Ana emeğini temel alacak şekilde hane örgütlenmesinde ve diğer toplumsal faaliyetler de "öncü olan kadından" söz ediliyorFakat bir dipnot var.Aileyi sorgulamayan bir anlayış ataerkil sistemi aşamaz.Asıl meselemiz bu.Ahklaki olmayan sapık bir anlayış olan "özel mülkiyetçi aile" yerine "aynı karından gelenlerin" oluşturduğu komünal aile sistemi "ana soylu" sistem tekrar canlandırılabilir mi??? işte bunu inşa edecek olan örgütleyecek olan da "kadın iradesidir".Kadın doğurduğu çocukla kuracağı yaşamı neden "tek" bir erkekle paylaşmak zorunda olsun??? neden cinsel ilişkiye girdiği erkekle, 9 ay karnında taşıdığı doğurduğu ve büyüyene kadar ve hatta sonrasında dahi ilgileneceği-büyüteceği çocukla bir "aile" kurmak zorunda olsun??? erkeğin cinsel ilişkiye girdiği kadını sahiplenerek doğurduğu çocuğu da sahiplenmesi işte bu "mülkiyetçi" arayışın bir kültürün sonucudur.Bu çocuk kimden sorusunun yanıtını arama ve ona göre kadını ve çocuğu yanından ayırmayarak "mülkiyetine" alma sorunudur.Üremenin asıl bilincine sahip ve bu iradesiyle de TOPLUMSALLAŞMANIN öncüsü olan kadına yapılan bu "yapay" "birikim" kültürü toplumda "doğal" karşılanır bir durum olmuştur.Ve bunu yenecek olan da gene aynı iradedir.
 
Üst