Kürdistan'ı kaybeden AKP ölülere saldırıyor -Erdem Can

#1
AKP ”demokratikleşmesinin” ilk Milli Güvenlik Kurulu toplantısı yapıldı. İlk kez ilgili bakanlar, sivil ve askeri bürokratlar MGK'da karışık düzen oturdu masa başına. TSK üzerinde ki, ”sivil” denetimi kurarak, yakın destekçisi liberallerin de alkışlarıyla, memlekete ”demokrasi” eşiğini atlatan AKP'nin, sivilizasyon yoluyla vesayet dönemini sonlandırması tam anlamıyla ”dağa” fare doğurttu.

AKP dizaynı MGK, kendisinden öncekilerden hiç bir farkı olmadığını, Erdoğan'ın iftar açarken ilan ettiği savaşa tam kadro destek vererek gösterdi. AKP'nin ortaya çıkışı ile siyasi temsil bulan Türk ”liberallerinin” de savunduğu, ”askeri vesayetin kalktığı” ilk MGK, AKP ile TSK'nın sonsuz uyumunun nişanesi olarak Kürdistan'a karşı ilan edilen savaşa topyekûn sahip çıkılacağının ilanı ile sonlandı. MGK'nın hemen ardından Kürdistan dağları TSK savaş uçakları tarafından yüzlerce kere vuruldu. TC bu kez de AKP'nin vesayetinde uluslararası hukuku çiğneyerek Güney Kürdistan topraklarında sivillerin yaşadığı bölgeleri da bombalıyor.

Kürt Özgürlük Hareketi karşısında çözülen cumhuriyet paradigmasına, alternatif, ”reformcu” bir ”kimlik ve misyonla” Türk siyasetine eklemlenen AKP, Kürt savaşında ısrar sonucu yok olan sistem partilerinin de payını kaparak üçüncü seçiminde yüzde elliye ulaştı. Parlamenter sistem yoluyla oyunu çoğaltmakla, ”devletleşmek” arasına demokrasi refleksini yerleştiremeyen Erdoğan, devlet olmaya karar verdiği anda üzerine biçilen reformcu gömleğinin içinde birden cüceleşti.

Üzerine giydirilen reformcu gömleğin gizlediği, milliyetçi, ırkçı ideoloji, Kürt Özgürlük Hareketi teslim alınamadıkça reformcu gömleği yırtıp, savaş çığırtkanlığıyla ortaya attı kendini. Devletleştikçe, siyasal genetiğinde var olan şiddetle teslim alma eğilimi ağır basan AKP, İmralı Adası'nda Abdullah Öcalan ile devlet yetkilileri arasında belirlenen protokollerde hedeflediği, hesapladığı teslimiyeti göremeyince en iyi bildiği devlet geleneğine, özüne savaşa rücu etti.

Reformculuğu, ”politik oyunlarla Kürdü teslim almak” oyununda kullanmak isteyen Erdoğan, dün barış grubu göndermesi için KCK Yürütme Konseyi Başkanı Murat Karayılan'dan özel istekte bulunan Erdoğan'dır. Dün ricacı olduğunun üzerine bugün savaş uçaklarını yollayarak Kürdistan'ı bombalayan da aynı başbakandır. Her fırsatta Kürt siyasal hareketini samimiyet sınavına tabi tutma hakkını kendine gören liberallerin başbakanıdır, Somali'de yoksulları ziyaret edip, Kürdistan köylerini topa tutan başbakan.

Kürdistan AKP Hükümeti'nin talimatıyla, TSK savaş uçakları tarafından bombalanırken, Başbakan Erdoğan yanına aldığı pop ekibiyle Somali'de yoksullara, ”yardım” dağıtıyor. Kürdistan köylerini bombalama emri veren Erdoğan, Somali'de ”şefkat” bahşediyor yoksullara. Türk magazin dünyasının kişiliğinden, insanlığından sıyrılmış ucubesi Nihat Doğan ile neden ve hangi vasıfla ”süper star” olduğu meçhul her dönemin ”starı” Ajda Pekkan ile Somali'de magazin basınına ”malzeme” taşıyor Erdoğan.

Resmi devlet paradigmasının dışında Kürt sorununa bir yaklaşımı olmayan AKP, AB reformları ile başlatıp açılım adıyla sürdürdüğü oyalama sürecinde açık bir yenilgiye uğradı. Kişisel beklentilerini karşılması dışında Kürtlüğü ”zararlı bir vasıf” olarak gören bir grup iş birlikçi Kürdü yanına, yöresine toplayarak kendince bir ilizyon peşinde olan AKP, örgütlü Kürt muhalefetinin ne denli güçlü olduğunu 12 Eylül referandumu ve 12 Haziran seçimlerinde acı tecrübelerle öğrendi.

Yaşadığı bu iki yenilgiyle, üzerinde yükseldiği siyasal zeminin aslında hiç de sağlam olmadığını fark etti. Erdoğan'ın hayallerini süsleyen otokratik yapının önündeki en büyük engel, Kürt Özgürlük Hareketi'nin demokrasi mücadelesidir.

KCK operasyonu gerekçe gösterilerek üç bini aşkın legal Kürt siyasal kadrosunu rehin tutmak da işe yaramadı, yüzde onluk demokrasi utancı seçim barajı da. Kürdistan'da tüm devletin desteğini arkasına alan AKP, Kürt siyasal hareketi karşısında her seferinde yenildi. Şimdi çıkılan Kürdistan seferinin temel meselesi direnen, örgütlü Kürdü teslim almaktır. Ucuza kapattıklarının yanında, örgütlü Kürt karşısında ödediği bu bedel AKP ve Erdoğan'a çok ağır geliyor.

Fiziki olarak elinde esir tuttuğu Öcalan'ın fikri derinliğine, Kürdi direnişine gücü yetmeyen Erdoğan saldırganlaşıyor. Kendi siyasal varlığını içinden geldiği milli görüşe ihanet ederek sağlayan Erdoğan, herkesin kendisi kadar iktidar bağımlısı olabileceği, bu uğurda ihanetin, kendi ihaneti kadar ”meşru” olacağı vehmine kapılıyor. Bu yüzdendir ki, AKP ve destekçileri ısrarla PKK içinde hayali gruplar yaratıyor. ”Şahinler-güvercinler” gibi ikilemlerle Kürt Özgürlük Hareketi'ni tarife çalışıyor. Her seferinde de gözü bağlı birinin elleriyle fili tarifi gibi ancak dokuna bildiği kadarını o da göremeden tarif ediyor.

Dün, ”en iyi Kürt ölü Kürttür” diyen Ankara egemenliği, bugün AKP eli ile direnişçilerin mezarlarını bombalıyor. Kürdistan dağlarında, gerilla mezarlıklarını bombalama ile başlayan sürecin Kürdistan'ın şehirlerine de sirayet edeceği açık. Hizmetli gazeteciler kullanılarak ilan edilen, ”öldürülecekler, yakalanacaklar” listeleri ile kamuoyu yakında Kürdistan ve Batı illerinde Kürtler'e yönelik başlayacak insan avına hazırlanıyor. Elbette bununla da yetinilmeyecektir. Sivil Cuma namazları başta olmak üzere, DTK da hükümetin hedefinde olacaktır.

Cuma namazı İslam'da iktidar namazıdır. Cumayı kıldıran ve hutbesi okunan hükümrandır. AKP'nin başa çıkamadığı, kendi himayesinde Türkleştirme kararı aldığı İslam'ın da Kürtler tarafından olması gerektiği gibi sivilleştiriliyor olmasıdır. Batı'da İslam'ı da parlamentoyu da teslim alan Erdoğan, Kürdistan'da da hem İslam'ı hem de Kürt siyasal hareketini teslim almak derdinde. Ancak unutmamalı ki Erdoğan'ın atalarına da İslamiyeti öğreten Kürt din alimleridir. Siyasetse Erdoğan gibi geçmişine ihaneti hanesine başarı diye yazanların etkili olamayacağı kadar çetin koşullarda yapılmaktadır Kürdistan'da.

ANF
Alıntıdır
 
Üst