Kürtçe’ye evet !

#1
Dil, bin yıllarca süren bir zaman diliminde şekillenen halkın ortak değeridir. Her halk diliyle vardır ve her dil de halklarıyla vardır. Halk diline sahip çıktığı, dili için olanaklar yarattığı, emek verdiği sürece, o dil varlığını sürdürebilecek ve gelişecektir.

“Bir ulusun dili o*nun ruhudur, ruhu da dilidir” cümlesinden yola çıkarsak, dil toplumsal bir değerdir. Bir dil, tek başına bazı grupların çabalarıyla yaşayamaz, varlığını sürdüremez. Her halk, dilinin sunduğu olanaklardan yararlanarak, dilini kullanarak, geliştirerek tarih boyunca kendi benliğini, varlığını sergileyen bir kültür ortaya koyar. Hepimiz belli bir toplum içinde doğar, doğduğumuz toplumun dilini öğrenerek yetişiriz. İşte öğrenilen bu dile “ana dil” denir.



Dil, ulusun karakterine bağlı olup, o*nu niteler. Türkiye Cumhuriyeti, Türk ulusunun ruhunu ve diline sahip çıkmaya çalışırken, başka bir halkın, Kürt halkının ruhuna ve diline saldırmış; bu halkın dilini ve kültürünü, dolayısıyla da dünce dünyasını ve geçmişle gelecek arasındaki bağlarını abluka altına almaya çalışmıştır. Kürt dilinin yaşadığı sorunları, tek dilli resmi ideolojinin Kürtçe’yi yok etme yaklaşımlarında aramak yanlış olmaz.

Türkiye’de yapılmak istenen Kürt halkının diline müdahale edilerek, halkın tarihi, geçmişi ve kültürüyle arasındaki tüm bağları koparmaya çalışmaktır. Bunun anlamı ise halka etnik kökenini unutturarak, o*nu assimile olmaya zorlamaktır.



84 yıldır ulus-devlet sürecini inşa etmeye çalışan Türkiye Cumhuriyetin kuruluşunda gelişmiş Batı devletlerinde olduğu gibi ulus-devletin kuruluşuna öncülük edecek ulusal nitelikte ticari ve sanayi burjuvazisi yoktu. Bundan dolayı Cumhuriyetin kuruluşuyla birlikte askeri ve sivil bürokrasi öncülüğünde, Türk dilini, kültürünü ve kimliğini temel alan milli bir burjuvazi yaratıldı.



Türk dili tek resmi dil olarak kabul edildi. Günlük yaşamdan, ekonomi, siyaset, medyada tek dil olması için devletin tüm araçları ve olanakları seferber edildi. Nitekim bu süreç bugün büyük oranda başarıya ulaşmış durumdadır.

Her kimliğin-ulusun inşa süreci aynı zamanda başka kimliklerin ve ulusların ölümü anlamına gelmiştir. Özellikle de, ulus-devletler içerisinde kalan ulusal, etnik diğer halklar bu süreçten en fazla zarar gören kesimler olmuştur. Kuzey Avrupa ülkelerinin bazılarında çok dilli bir politika benimsenmiş ve birden fazla dil resmi olarak kabul edilmişse de, genel olarak tek dilli, asimilasyoncu politikalar tüm ulus-devletlerde hakim politik yaklaşım olarak kabul görmüş ve uygulanmıştır.



Eğitim, medya, kültürel ve sosyal yaşam alanlarının kapıları Kürtçe için açılmadığı sürece Kürtçe’nin varlığını sürdürmesi ve gelişmesi mümkün değildir. Bu yaşam alanları açılmazsa, bu dilin ölüm dışında bir geleceği yoktur. Eğer Kürt Sorunu’nu “Kürdistan Sorunu” olarak algılıyor ve çözümü de bir Kürdistan’ın kurulmasında görüyorsak zaten Kürtçe’de kurulacak olan bu Kürdistan’da yaşam alanları bulacaktır.

Yok eğer, Kürt Sorunu’nu Türk halkı ve bölge halklarıyla ortak bir yaşam kurarak çözmeyi düşünüyorsak, Türk devletinin Kürtçe’yi tanıması, Kürtçe için olanaklar sunması ve yaşam alanları yaratması gerekmektedir.

Devletin sorumluluklarından biri olan Kürtçe eğitim ve öğretim faaliyetleri yapmaması, devletin rolünü gereğince oynamadığının bir göstergedir. Kürtçe okuma ve yazma çalışmaları, Kürtlerin yaşadığı her ile, ilçeye, mahalleye ve sokağa ulaşmak zorundadır. Bu amaçla, eğitim ve öğretim materyallerinin hazırlanması, Kürtçe öğretim faaliyetlerinin tüm Türkiye’ye yayılması, öğretmeler yetiştirilmesi, sürekli ve istikrarlı bir şekilde yaygın olarak yapılmalıdır.

Özellikle anadilde yapılacak eğitim ile bir yandan Kürtçe okum ve yazma oranı bölgede hızla artacak, öte yandan, Kürtçe için mücadele edecek aktivistler yetişecektir. Bu sayede insanların dil bilinci gelişecek, kendi kültürüne ve kimliğine sahip çıkacak bireylerin yetiştirilmesinde başarıya ulaşılacak ve ulusal kimlik de asimilasyondan kurtulmuş olacaktır.

Öncelikle Kürt kültürü ve dili üzerindeki baskıların ve yasakların kaldırılması için mücadele edilmelidir. Ana dil ve kültürün kesintiye uğratılması kültürel bir soykırımdır.

Kürtçe aynı zamanda, bir kültür, sanat ve edebiyat dili olmalıdır. Bilim eserlerinin yazılabildiği, çevrilebildiği, her aşamada öğretim yapılabildiği Kürtçe, bir bilim dili de olmalıdır.

Dil, toplum ve kültür ilişkisini aşağıda anlatacağım öykü çok iyi özetler.

“Bir filozofa sormuşlar : - Bir memleketi yönetmeye kalkışsanız, yapacağınız ilk iş ne olurdu ?

Büyük filozof şöyle cevap vermiş : - Hiç şüphesiz dili gözden geçirmekle başlardım. ( Ve dinleyenlerin hayret dolu bakışları karşısında konuşmasına devam etmiş )

- Dil kusurlu olursa sözcükler düşünceyi iyi anlatamaz. Düşünce iyi anlatılamazsa, yapılması gereken şeyler doğru yapılamaz. Ödevler gereği gibi yapılamazsa, gelenek ve kültür bozulur. Kültür bozulursa, adalet yanlış yöne sapar. Adalet yanlı yola saparsa şaşkınlık içine düşen halk, ne yapacağını, işin nereye varacağını bilmez. İşte bunun içindir ki hiçbir şey dil kadar önemli değildir. “

Bir halkı yaşatmak için o*na dilini kullanmasını öğretmek, bir halkı öldürmek içinse o*na dilini yasaklamak yeterli olacaktır.

Dil canlı bir varlıktır. Diller de insanlar gibi doğar, büyür, sahip çıkılmadığı ve baskı altına alındığı taktirde ölürler.

Tıpkı bütün insanlar gibi, dünyada ki bütün dillerde değerli ve eşit olmak zorundadır..
 
Üst