Mihraç Ural'dan çok güzel bir Yazı

  • Konbuyu başlatan denizheval
  • Başlangıç tarihi
#61
denizheval konuyu ilginç bulduğu bir yazıyı aktarmak amaçlı açmış olabilir ama bana göre konu aslında güncel ile bağlantılıdır..

özellikle güney çizgisinden gelen itirazlar ve bunun karşısında pkk açıklamalarındaki gerillayı güneyden çekmeyi tartışıyoruz sözleri bu konunun ne kadar önemli olduğunu gösteriyor..

dikkat edilirse.; bölgede "sıkıntı" olan iki şey var.. birincisi.; üniter yapıların ne olacağı.. ikincisi ise.; birinciyi belirleyecek olan konudur.. lozan sonrası bölgenin yeni dizaynı..

bölgede(anadolu dahil)., şimdiye kadar var olan konsept belirli güçlere bağlı üniter devletler üzerinden sistem işletmekti.. bu konsept miyadını doldurdu..hem küresel egemenlik açısından hem de bölge toplumları açısından işletilemez hale geldi.. yeni bir format gerektiği noktasında her kesim mutabakat içinde.. ama nasıl bir yeni format konusu sıkıntılı..

1918-23 arasında hazırlanan konsept kolay işletildi.. bölge dinamikleri olarak., osmanlıdan gelen ittihatçı devlet paradıgması t.c. sömürge paradıgmasına evirebilindi..
yine ikinci önemli dinamik olan arap baascılığı suni devletlere ayrıştırılmış bölge üzerinden tasniflenebildi.. birleşik arap baascılığı böylece parçalandı.. islami muhalefet başından itibaren batı ile anlaşmalı hareket etti.. parçalanmış islami devletlere dönüştürülme işlemine itiraz etmedi..

1948-5 arasında yaşanan kriz sonrası ortaya çıkan arap-yahudi çatışması var olan bölge formatını sarstı ama köklü etkilemedi.. yani denetlenebildi.. ikinci sarsıntı iran devrimi süreci olduysa da molla yönetimi ile kriz lokalize edilebildi..

asıl sarsıntı.. reel sosyalizmlerin yıkılmasının netleşmesi ile başladı.. 1980 baz alınırsa., iki kutuplu sistemin sona ermesinden sonra başlayacak "sıkıntılar"a o zamandan itibaren çözümler üretilmeye başlandı..

t.c. üzerindeki çözüm sürecini kürt halk özgürlük mücadelesi örseledi.. bölgedeki sorunlara yönelik çözüm araçları sonradan ayrı birer sorun olarak geri döndü.. yani fundamental islam üzerinden işletilen konseptler batıya birikmiş sorun olarak döndü..

demem o ki., bölgede arap baas milliyetçiliği geri düşerken., yani iyice lokalize olurken., fundamental islam örgütlü güç olarak devreye girdi.. bunun dışında kürt özgürlük mücadelesi başat güç olarak devreye girdi..

arap-baas dinamiğinin lokalize durumdan çıkması olanaksız.. özellikle mezhepsel olarak ayrışmış olması nedeniyle olanaksız.. ikinci olarak., var olan lokal baas çizgilerinin bölgede bir çözüm proğramı yok.. her biri kendi eski konumunu koruma derdine daralmış durumda ve kendi içinde(sia-sunni-seküler) çatışmalı.. dolayısıyla., küresel egemenlik ile uzlaşma(lokal egemenlik hakları üzerinden) dışında var olan iki dinamik(kürt ve islam) ile ilişkilenmekten başkaca çözümleri yok..

islam ile ilişkilenmeleri olanaksız.. arap baascılığının şia kanadı sunni kanad ile ilişkilenemez.. sunni kanad ise seküler karakterinden dolayı sağlıklı ilişkilenemez.. dolayısı ile en müsait zemin kürtler olmaktadır..
ama.. kürtler iki çizgi ile bölgede mevcut.. biri., barzani çizgisi(lokal milliyetçi çizgi).. diğeri ise., özgürlük hareketi çizgisi(konfederasyon ve demokratik özerklik)..

görünen o ki., gelişen özgürlük hareketi çizgisi ve pratiği barzani lokal(milliyetçi) dükalığını sarsıyor.. bu yüzden barzani kürtleri işgalci güç olarak tanımlayabiliyor.. aynı şekilde., suriye arap baascılığına göre araplar işgalci kürtler de işgalci oluyor.. yada işgalcilerin maşası.. t.c. noktasında da durum aynı..

konumuza göre devam edersem..
esad baas rejimi.; ya uzlaşacak ve belirli bölgede egemenlik hakları ile çözüm arayacak.. yada rojava çizgisi ile uzlaşacak..

birincisini tercih ettiğinde., çoğunluğu sunni olan suriyede., arap sia-nuseyri baascılığı ile bu çoğunluğun uzlaşma olanağı yok., karakterlerine bakarsak., bir arada yaşama olanakları hiç yok.. tek mantıklı olası çözüm.. esnek federasyon üzerinden konfedere suriye olabilir.. ama daiş dikkate alındığında sunni arap toplumuna tarihsel olarak parçalanmış sunni islam kolay kabül ettirilemez.. yani sorunlar bitmez..

bölgede en doğru çözüm olarak görülen rojava pratiğidir.. elbette esnek özerk kantonlar üzerinden var olan devletlerin varlığının kalması anlamında birincisi ile pek farklı görülmese de farkı şudur.. var olan devlette bir gücün dominant olmasına izin vermeyen bir konferede sistem olması..

sonuç olarak..
suriye nuseyri baas çizgisi içinden rojava formatı ile uzlaşma eğilimleri çıkabilir.. miraç ural buna uygundur değildir.. bu ayrı ama mantık olarak böylesi bir zemin vardır..

t.c. içinde de devletçi-nasyonalist kesim içinde de böylesi zemin vardır.. bölgedeki gelişmelere bakınca., eski imha-inkar formatında ısrarın bakura bölgesinin kopmasına yol açacağı kesindir.. ayrıca., t.c. içindeki diğer halkların bakura gibi kopma zeminleri olmasa da eski inkar formatını kabül etmeyecekleri kesindir..

perinçek-yalçın küçük gibilerinin bir dönemdeki kürt "sevgisi"ni bu zeminnde ele almak gerekir.. ama., bunlar., ittihatçı mantığı ile yöneldiği için kabül görmedi..
1923 döneminde olduğu gibi., kürtlerin varlığını red etmeden bir arada yaşayabilme çözümü arayanlar o dönem bir çok nedenden dolayı(kendi samimiyetsizlikleri de dahil) başarılı olamamış olabilir ama halen bu mantık vardır..

rojava formatı "sıkıntı"dır.. yoksa bir şekilde uzlaşmalar ortaya çıkardı.. rojava formatı nedir? ve neden? sıkıntıdır.. işte asıl konu budur..



not..; alevliyıldız konusu benim için kapanmıştır.. sürekli dürtmelerle konuyu kendi karakterinde işletmesine zemin sağlamak gibi yanlışlığa düşmeyeceğim.. buyursun dilediği gibi yazsın.. :D
 
#62
not..; alevliyıldız konusu benim için kapanmıştır.. sürekli dürtmelerle konuyu kendi karakterinde işletmesine zemin sağlamak gibi yanlışlığa düşmeyeceğim.. buyursun dilediği gibi yazsın.. :D
yazını tek gözümle ve hızla geçerken, benden bahsettiğin bu kısmı gördüm ve yine takıldım. ama inan, bir takılıp çıkacağım.

suat'cığım, sen bir yanlışa ancak işine gelirse düşersin; işine gelmezse o yanlıştan, kar-tipiden kaçar gibi, fırtına-borandan kaçar gibi kaçtığına daha önce defalarca şahid olmuş biriyim.

ben hep dilediğim gibi yazarım. bazen iyi niyetim nedeniyle zorlarım kendimi, kalmak ve yazmak için. sonra neyse ki, bir suat çıkar karşıma ve beni kaçırtır oradan, kurtarır.

sen de biliyorsun ki ben gereksiz yere didişmem ve seninle polemiklerimizin çoğunda ben bırakıp gitmişimdir. son söz delisi de değilim, yanlış anlaşılmayı dert edinen biri de.

kendimi kasmam ve sen kasarsın. bunun zararını da çekersin. ben hakikî bir insanım, sense daha sıkıştırılmış, ziplenmiş, yapay kodlara hapsedilmiş bir kavram karışıklığı.


not: böyle yazmak zorunda kalmam ne kötü! ama böyle yazmayınca suat tepeme çıkıyor, yazınca da kaçıyor. bu da benim açmazım. ama umudum denizheval ve biraz da marinaleda.
 
D

denizheval

#63
Kişiye özel yazarak konunun ciddiyetine haksızlık yaptığımı düşünüyorum.
Son kez olarak;
@Alevliyıldız;
alçakgönüllü ve yapıcı olmaya çabalayan bir yapıya sahiptirim. Hoşgörüdede sınırları aştığımı düşünüyorum. Son kez senle alakalı 2 konuya değineceğim: Senin SF'de banlandığında ben o Forumda değildim, beni Deniz Yoldaş ile karıştırıyorsun sanırsam. Bu bir.
İkinci konu ise sana nasıl yaklaşırsam yaklaşayım, ''formatı ben belirlerim, hangi yazılan anlam yüklü espri (çocuklara etipuf meselesi) veya söylemdir, ne değildir, buna ben karar veririm'' gibi biraz -afedersin ama- Ukalaya çalar tarzın var. :)

Bir ek daha yapayım, Esada karşı tutum ve söylemindeki keskinliği neden Erdoğan'a karşı sergilemiyorsun? Hiç şahit olmadığım için dikkatimi çekti gerçekten.
 
#64
Marinaleda, vaktim çok azaldı. kısaca ve hızlıca yazayım; "politika sadece budur" demiyorum. Yazdıkların genel ve soyut ifadeler. Oysa ben daha somut ve tartıştığımız konuyla ilgili yazıyorum. Senin yazdıkların biraz havada kalıyor genelikle. Öcalan'ın Esad'a mektubunu değerlendirirken de böyle olmuştu.

Onun tavrını, yani Esad'la anlaşma ve zayıf da olsa bir ihtimali zorlama, gereğinde tatlı dille tehdit etme, uyarma, anlaşmaya yanaşma yaklaşımını sen "diplomasi" diyerek geçiştirmeye çalıştın. Bunun üzerinden kendi düşünce modelini savunma eğilimine girdin. Ben de uzun uzun yazmak istemediğimden, sana o kısa, gülenyüz simgeli cevabımı yazmıştım.

Evet, nereye kadar, ne ölçüde... böyle ele almalısın konuları. Sense sadece kendi ideal modelin açısından ele alıp, buna uymadığında "diplomasi" vb diyerek geçiştirme, önemsizleştirme eğilimindesin.

İki ayrı meseleyi birlikte alıp birbirine karıştırıyorsun. Bu nedenle de yazıların, tek satırlı da olsa, çok satırlı da olsa karışık oluyor.
sevgili alevliyıldız.diplomasi ve politika ayrımından bahsederken mektupu ilk araya katmamıştım.mektupla ilgili kısımda da diplomasi örneğidir dedim.Bu benim diplomasi olarak olayı geçiştirdiğim anlamına mı geliyor??? mihraç urala senin yaptığın gibi ben değerlendirmeme gibi bir durumum yok??? diplomatik dil kullandığı gerekçesiyle toplumsal problemin çözülüşünün bu olmadığını sana anlatmak istedim.

öcalanın bir mektubundan alıntılarla anlatıyorsun.Peki neden kitaplarını okumujyoruz da bir mektuptan alıntılarla gidiyoruz??? DOrtadoğuda demokratik ulus çözümüne ilişkin kitaplarında öcalan neyi ifade etmek istiyor??? demokratik ulus ve konfederalizm benim baştan beri üzerinde durduğum konular ama sen kendi kafandakileri yazıyorsun diyorsun.Demokratik ulus ve konfederalizmijn temellerii öcalan attı ortodoğu krizinden de çıkışı bu yönde gösterdi.Ben de bunu savunuyorum tek çıkış bu paradigmayla olur.

ama doğru biz dersleri asan çocuklar olarak hep idealist olmuşuzdur değil mi :D bir kere bu lafını hiç beğenmedim.Genç ve politik olmak gerontokratik yönteme karşı en büyük isyandır.Çünkü bu gençler yaşamın köleleştirici mantığından daha uzak ve hakikate daha yakındırlar.Kendi özgür yaşamlarını savunmak adına da isyan olguları yüksektir dinamiktirler.Gençlik konusunda ve aynı şekilde kadın konusunda düşüncelerin çok yetersiz ve devletçi uygarlığın ağızıyla anlatıyorsun.Genç de kadın da olduğu gibi komünal yaşamın öncüsüdür.Bunları birleştirirsen genç kadın olgusu da ortaya çıkar.Genç kadın üretimden politik hayata kadar komünal yaşamı öncü inşa edici güçlerindendir.

maalesef sen deki pozitivist dil demogoji ile birleşince kötü sonuçlar doğurmuş.
 
#65
Kişiye özel yazarak konunun ciddiyetine haksızlık yaptığımı düşünüyorum.
Son kez olarak;
@Alevliyıldız;
alçakgönüllü ve yapıcı olmaya çabalayan bir yapıya sahiptirim. Hoşgörüdede sınırları aştığımı düşünüyorum. Son kez senle alakalı 2 konuya değineceğim: Senin SF'de banlandığında ben o Forumda değildim, beni Deniz Yoldaş ile karıştırıyorsun sanırsam. Bu bir.
İkinci konu ise sana nasıl yaklaşırsam yaklaşayım, ''formatı ben belirlerim, hangi yazılan anlam yüklü espri (çocuklara etipuf meselesi) veya söylemdir, ne değildir, buna ben karar veririm'' gibi biraz -afedersin ama- Ukalaya çalar tarzın var. :)

Bir ek daha yapayım, Esada karşı tutum ve söylemindeki keskinliği neden Erdoğan'a karşı sergilemiyorsun? Hiç şahit olmadığım için dikkatimi çekti gerçekten.

Sevgili Denizheval,

Bu mesajından dolayı sana teşekkür ederim. İyi bir soru sormuşsun; böylece bana derdimi daha açık anlatma fırsatı vermiş oldun .

Son satırındaki soruyu kastediyorum. Ama önce diğer kısımlara değinip geçeyim.

Öncelikle, sizlerin de dikkatini çekmiş olabileceğini düşündüğüm bir özelliğime değineyim. Sözlü ve yazılı anlatım üzerinde çok fazla hassasiyet kazanmış oldum. Bunu isteyerek elde etmedim. Okuma, yazma, düşünme faaliyetleri içinde zamanla oluştu bu. Mesela anlatım sırasında yapılan bazı yanlışları, mantık hatalarını ve çelişkileri görmezden gelemiyorum. Karşımdakine bunu söylemiyorum çoğu zaman.

Sana ve diğer üyelere kimi zaman yaklaşımlarımda bu farkediş özelliğim etkili oluyor ve katkı amaçlı müdahale ediyorum. "Muhbirci"de olduğu gibi. Bunu ukalalık olarak algılıyor olabilirsin. Ama kesinlikle değil.

Mesela bu mesajında da birkaç yazım hatası, bir tane de mantık hatası yapmışsın. Söz gelişi "sahiptirim" değil, "sahibimdir" olması gerek. Doğru yazım böyle olmalı. Mantık hatan ise "Son kez senle alakalı 2 konuya değineceğim" dedikten sonra 2 değil, 3 konuya değinmen.

Bunlar önemli mi? O kadar da değil belki. Ama istemeden farkediyorum ve bazan da karşıdakine söylemeden edemiyorum. Amacım doğrusunu göstermek, hataları düzeltmek. İyi niyetli bir girişim ve kesinlikle ukalalık değil.

Ben de hatamı görünce hemen düzeltirim. SF'deki kişi sen değilsin ve sanırım, dediğin gibi Deniz Yoldaş olabilir. Sen EF'de benim Hortis olduğumu açıklamam üzerine, benim fikirlerimin çoğuna katılmamakla birlikte yazmaya devam etmemden memnun olacağını belirtmiştin. Galiba bu nedenle aklımda senin SF'deki kişi olduğun kanısı yer etmiş.

İkinci konuda ise yanlışsın. Benim öyle "ben karar veririm"ci bir tavrım yok. Senin esprine de laf etmedim. Dikkatli okumuyor ve üzerinde düşünmüyorsunuz.

Şöyle dedim: "Çocuklara şunu al vb... Bu ehh, bir espri... Ben de espri yapıyorum. Ama sadece o kadar değil, bir şeyler de anlatmaya çalışıyorum. Ya sen?.."

Burada senin esprine "ehh" dedim diye alınmışsan, ondan önce sen kendi yazdıklarına bakıver; "kıytırık solcu", "tehlikeli ve kurnaz", "devrimci düşmanı"... Daha gerilere gideyim mi?

Lütfen biraz düşünün, biraz doğruyu bulmak ve doğruda kalmak için daha fazla çaba sarfedin. Hazır ve berkitilmiş doğrularınızı da biraz sorgulayın. Sınamadan geçirin. Biraz felsefeyle ilgilenin. Bildiklerinizi ve bildiğinizi sandıklarınızı sık sık sorgulayın. Kesin emin değil, şüpheci olun.

Gelelim asıl konuya, son satırındaki sorunun cevabına...

"Esada karşı tutum ve söylemindeki keskinliği neden Erdoğan'a karşı sergilemiyorsun? Hiç şahit olmadığım için dikkatimi çekti gerçekten."

Önce şunu belirteyim: ben Esad'a ve ESad rejimine karşı "keskin" veya aşırı tepkili vb değilim. Esad rejimi de, bir çok başka benzeri gibi zorla, kanla, zulümle iktidarını sürdüregelmiş bir rejim. Diğer pek çoğu gibi, eni sonu o da gidecek ve unutulacak. Tarihin gördüğü ve def ettiği tiranlar çöplüğündeki yerini alacak.

Benim asıl tepki duyduğum o değil, asıl tepkim öyle bir rejimi, sol adına savunan, savunmaya kalkan, ona övgüler düzenleredir. Esad'a "boyun eğme" yazılı şal hediye edenleredir tepkim. Orada her gün yaşanan katliamlara laf etmeyenleredir tepkim. Sanki bunlar yanıbaşımızda yaşanmıyor ve kimsenin tek kelime laf ettiği yok. Üstelik bu dilsizler "solcu" geçiniyorlar.

(SF'den de bu konu nedeniyle yasaklandım. "Cephe"cilerle giriştiğim sert polemiklerde bile geçici olarak 3 gün uzaklaştırılmam dışında yasaklanmamıştım. Ama Suriye rejiminin katilliğinden söz etmeye ısrarla devam edince beni uzaklaştırdılar. Bunu da o forumun "danışman"ı olarak gösterilen bir genç yaptı.)

Yani Esad rejimi, kendi doğası-karakteri neyse onu uyguluyor. Eşyanın doğasına uygun icraatler yapıyor. Ama solcu geçinenler bu dilsizlikleriyle ve hatta açık destekleriyle, solun adını kirletiyor. Ben buna tepkiliyim.

Esad rejiminin sol adına savunulmasında ise burnuma kirli kokular geliyor. Ben TKP'nin, HKP'nin, İP'in ve "DHKP-C'nin Esad rejimini böyle fanatikçe savunup sahiplenmesini basit bir fikrî mesele olarak açıklamıyorum. Bir manüplatif faaliyet olarak görmeye başlamış durumdayım.

Mesela Grup Yorum'un, Suriye'ye gidip Esad posteri altında, Türkiye'deki "diktatörlüğe" karşı konser vermesini utanç verici olarak görüyorum.

Erdoğan konusu da bana göre böyle bir konu. Erdoğan, AKP ve onun iktidarı, eski iktidar güçlerini alaşağı edip onların yerine geçmiş yeni güç kesimlerini ifade ve temsil ediyor. Eski sömürücü sınıfların ve politik güçlerin yerine yeni sömürücü zümre ve politik güçler işbaşında. Daha sistemli ve daha "atak" oldukları ortada. Ülkenin ekonomik dinamizmindeki artışla beraber büyüyen bir sermaye birikimi ve el değiştirmesi yaşanıyor.

Buna karşı elbette sol muhalefet ve mücadele yürütülmeli. Ama bu manüplatif solcuların yaptığı gibi değil. Eski iktidar "sözcü"lerinin yaptığı sığlıkta ve çiğlikte hiç değil. Bunlar "Tayyip"i sürekli "diktatör", "padişah" vb deyimlerle suçlarken, diktatörlük kavramının da içini boşalttıklarının farkında bile değiller. Bunlar Erdoğan'a "diktatör" derken, Esad'a destek veriyorlar.

Gerekçe de "emperyalizme karşı vatanını savunuyor"muş. O vatanın ne mene bir vatan olduğunu, kendi Kürdlerine vatandaşlık bile vermediğini (bunu geçenlerde "kendileri istemiyorlardı" şeklinde açıklıyordu bir rejim sözcüsü.), halkın yarısının katledildiği veya sürüldüğü bir yerin kimin vatanı olduğunu sorgulamıyorlar.

Bu manüplatif solun Erdoğan ve AKP karşıtlığının temelinde sol politikayla ve amaçlarla ilgisi olmayan başka amaçlar sezinliyorum. Daha önce çeşitli manüplasyonlara bilmeden safça kanıp kapıldık. Artık bunun tekrarlanmasını istemiyorum.

Sözlerimin çarpıtılmaması için tekrarlayayım; elbette mevcut iktidara karşı da mücadele verilmeli. Ama şekli, içeriği, yöntemi ve söylemi farklı olmalı. Hem de belirgin bir ayırdedici farklılığı olmalı. Solumuzun bir kısmında bu özeni az çok görebiliyoruz.
 
#66
sevgili alevliyıldız.diplomasi ve politika ayrımından bahsederken mektupu ilk araya katmamıştım.mektupla ilgili kısımda da diplomasi örneğidir dedim.Bu benim diplomasi olarak olayı geçiştirdiğim anlamına mı geliyor??? mihraç urala senin yaptığın gibi ben değerlendirmeme gibi bir durumum yok??? diplomatik dil kullandığı gerekçesiyle toplumsal problemin çözülüşünün bu olmadığını sana anlatmak istedim.

öcalanın bir mektubundan alıntılarla anlatıyorsun.Peki neden kitaplarını okumujyoruz da bir mektuptan alıntılarla gidiyoruz??? DOrtadoğuda demokratik ulus çözümüne ilişkin kitaplarında öcalan neyi ifade etmek istiyor??? demokratik ulus ve konfederalizm benim baştan beri üzerinde durduğum konular ama sen kendi kafandakileri yazıyorsun diyorsun.Demokratik ulus ve konfederalizmijn temellerii öcalan attı ortodoğu krizinden de çıkışı bu yönde gösterdi.Ben de bunu savunuyorum tek çıkış bu paradigmayla olur.

ama doğru biz dersleri asan çocuklar olarak hep idealist olmuşuzdur değil mi :D bir kere bu lafını hiç beğenmedim.Genç ve politik olmak gerontokratik yönteme karşı en büyük isyandır.Çünkü bu gençler yaşamın köleleştirici mantığından daha uzak ve hakikate daha yakındırlar.Kendi özgür yaşamlarını savunmak adına da isyan olguları yüksektir dinamiktirler.Gençlik konusunda ve aynı şekilde kadın konusunda düşüncelerin çok yetersiz ve devletçi uygarlığın ağızıyla anlatıyorsun.Genç de kadın da olduğu gibi komünal yaşamın öncüsüdür.Bunları birleştirirsen genç kadın olgusu da ortaya çıkar.Genç kadın üretimden politik hayata kadar komünal yaşamı öncü inşa edici güçlerindendir.

maalesef sen deki pozitivist dil demogoji ile birleşince kötü sonuçlar doğurmuş.
"Pozitivist dil"e sahip olduğumu düşünmüyorum. Bunu bana bazı cümlelerimi örnekleyerek gösterir misin? Ama şakacıktan yazdığım cümlelerim olmasın. Dersleri asmak bizim de yaptığımız bir şeydi. Güzeldir. Gençlik de en güzelidir, kadınlık da öyle. Ruhen de bedenen de dinamizm ve umut taşır. Ben hâlâ genç olduğum iddiasındayım. Ama tabii kendimi kandırıyor da olabilirim. :)

Öbür konuda şöyle diyeyim kısaca: Öcalan'ın "demokratik konfederalizm" vb projeleri uzun vadeli amaçlardır. Esad'a yazdığı mektup ise kısa ve orta vadeli bir çaba için yazılmıştır. Aradaki fark bu. Senin yaklaşımında bu farka dikkat etmediğin ortaya çıkıyor.

Bir amaç, bir hedef konur. İleriye dönük bir idealdir bu. Nihaî çözüm için ortaya konmuş bir perspektifdir. Ama bu da bir güç sorunudur, birikim, kazanım sorunudur. Bu arada halihazırda yaşanan ciddi sorunlar, krizler söz konusudur. Sınırlar yeniden çizilirken, bölgesel bir altüst oluş yaşanırken, yeni güç pozisyonları ortaya çıkarken, uzun vadeye odaklanıp kalınmaz. O âna müdahale edilmesi de gerekir.
 
#67
kadın yüce değildir. o, sıradan insanın, sıradan bir parçasıdır. yüceliği, yücelebildiği kadardır. alçaklığı da, alçalabildiği kadar.

materyalist anlayışa göre bu böyledir. günümüzde sıradanlaşan insanlık yasası uyarınca kadın da erkek gibi sıradanlaşmıştır.
pozitivst dili sadece kadın ile ilgili kısımda değil esad ile ilgili kısımda da söyledin.ama hangisi kabul edersin etmezsin onu bilemiyorum :D o yüzden kadın ile ilgili kısımla başlamayı tercih ediyorum

bir kere kadını sıradanlaşması ve pasifize hale getirilmesini devletçi uygarlıok sağlamıştır.Yani öyle gökten zembille inmedi bu :D kadın doğal toplumda neden bu kadar önemlidir??? eskiden baba gibi bir kavramın olmadığı göz önüne alınır ve insanın gelişmesi ve üreyebilmesi için bir 15 sene geçtiğini düşünürsek çocuğa bakma onu koruma ve besleme görevi kadının elindedir.Kadın bu şekilde kendini geliştirecektir.Yerleşijk düzene geçişi de kadın sağlayabilirdi nedeni ise kadın bitkileri daha iyi tanıyordu çünkü toplayıcılıkta bizzat içindeydi.Kadının pasifize edilmesi ve ana emeğinin yok sayılmasıda komünal toplumlardan uzka bir evre değildir.Pozitivist bilim ve ilerlemeci sistem burada kendini gösteriyor.Kadının bu rolü artık aşıldı bitti diyorlar.
,
en güzel örneği hep söylerim tıp konusundadır.Tıp bir kadın bilimiyken erkekler onu ellerinden aldılar ve hipokratlaştırıp pozitivist bir bilim haline getirdiler.Kadınların alternatif tıp yönetimleri dışlandı ve toptan uzaklaştırıldılar.

materyali,st anlayışa göre sıradanlaşmadan bahsetmişsin.Kim sıradanlkaştırıyor insanlığı??? devletçi uygarlık.ahlaki ve politik ekonomik olarak kim insanlığı sömürüyor ve tahakküm altına alıyor???devletçi uygarlık.

peki biz anlı şanlı sosyalistler olarak :D neden onların geliştirdikleri bilimi felsefeyi ve sistemi ilerici rol yükleyip kendi gözümüzde insanlık yararı olarak görüyoruz.Böyle bir şey yok.İnsanlık hakikatinden uzaklaştırıldı bir kanserleşme evresine girdi.Bu evre toplumsal yaşamı çevreliyor çıkış bulmak lazım.Bu çıkışta onlara ilerici rol atfetmek ve onların yöntemlerini kullanmaktan ziyade insanlık hakiatinden(komünal toplumdan) güç almakla olabilir.Kadın da burada devreye girer.Komünal toplumdan bu yana ata erkil sistem devletçi yapının temellerindendir.Eğer ana yanlı hukuğu tekrar topluma kazandırabilirsek bu devletçi sistemden kurtuluruz öyle değil mi???yani kadın sorununun çözümü aslında parlementoda eşit temsil ve oy verme özgürlüğü veya tecavüzleri engelleme girişimi gibi hayırsever girişimlerden öte bir toplumsal sorundur.bu sorunu da ancak kadının hakikat arayışı ile çözebiliriz.aynı halkların hakikatini aradıkları gibi kadın da arıyor ve sonunda komün ve meclis örgütlülğüyle kendi yaşamını da bütün insanoğlunun da yaşamını özgürleştirecek.

Öbür konuda şöyle diyeyim kısaca: Öcalan'ın "demokratik konfederalizm" vb projeleri uzun vadeli amaçlardır. Esad'a yazdığı mektup ise kısa ve orta vadeli bir çaba için yazılmıştır. Aradaki fark bu. Senin yaklaşımında bu farka dikkat etmediğin ortaya çıkıyor.

Bir amaç, bir hedef konur. İleriye dönük bir idealdir bu. Nihaî çözüm için ortaya konmuş bir perspektifdir. Ama bu da bir güç sorunudur, birikim, kazanım sorunudur. Bu arada halihazırda yaşanan ciddi sorunlar, krizler söz konusudur. Sınırlar yeniden çizilirken, bölgesel bir altüst oluş yaşanırken, yeni güç pozisyonları ortaya çıkarken, uzun vadeye odaklanıp kalınmaz. O âna müdahale edilmesi de gerekir.
işte burada da bir pozitivizm var.sorun güç sorunudur demişsin yani bu ortadoğu krizinden çıkış elbet yeni iktidarlarla güçlerle oluyor diyorsun.Peki burada karşı tarafta yer alanlar???yani demokratik uygarlık güçleri nerede??? onlar başat çıkamazlar mı??? pozitivizme göre ortadoğu krizinden elbet bir iktidar çıkacaktır.Ama ben öyle düşünmüyorum burada halkların örgütlülüğü hakikat arayışı vs vs... hiç kimsenin umrunda değil.İran devriminde aynı şekilde düşünebiliriz.Bir sürü devrimci aktör vardı içleerinde komünal örgütlülükler de vardı(şuralar ve mahalle meclisleri) fakat devrim bittikten sonra bu toplumsal örgütlülükler kaos aralığında başat olamadılar.Aynı sovyet ve ispanyol devrimlerinde olduğu gibi.Yani bir kaos aralığı varsa orada illa bir iktidar çıkacak diye bir şey yoktur demokratik uygarlık güçleri(halklar) da örgütlülük zemini de çok büyük bir önem taşır.

Yani demokratik konfederalizm ve ulus anlayışı ileri bir hedeften ziyade kaos aralığında yetkileri toplumda devretmek adına bir uğraştır.Yani ortadoğuda ulus devletler ve halklar krizinde çözümü sağlamak adına demokratik konfederalizm bugün rojava da yaşam buluyor.

bu rojava modeli ortadoğu krizinde çözüm odağı olarak bütün ortadoğuda ulus devlet modernitesine karşı bir savaş içerisinde.Bunu marksistlerin tanımladığı sınıf savaşımı gib düşünebilirsin ama tabii ki çok fark var.Çünkü bir iktidar ve devlet amacından ziyade konfederal öz yönetim gibi amaçlar güdüyor.

benim bahsettiklerim kısacası bir idealden öte bir mücadele bir tür diyalektik mücadeledir.Ulus devletçi kapitalist moderniteye karşı(daiş öso ve esad) demokratik modernite(rojava ve şengal kantonları).bu kaos aralığında bir adım önde olan da rojava olarak görüyorum.Çünkü komünal bir alternatif ancak bu krizde sorunları çözebilir..Yoksa bahsettiğin o kısa hedefler :D sorunları tekrar doğuracaktır.Bu yüzden uzun hedefler :D bu uzun krizinde bitiminde galip gelmeye uğraşmalıdır.

demokratik cumhuriyetle tanımı da bir gerçekliği ifade etmektedir.Devlet artı demokrasi.yani daralmış devlet ve geniş sınırlı bir demokrasi.Bunu rojava başarıyor.Ve diğer güçlere(öso veya esad) bu modeli kabul edebilirler.belki de esadla anlaşılacak.ama anlık kriz çözümlerinden ziyade büyük bir krizin sonlanmasını tartışıyoruz.Yani en azından buna odaklanmalıyız.Eğer krizi sonlandırmaya odaklanmazsak anlık hamleleri de gerçekleştirebilecek bir durumda değiliz.Rojavanın başarısı demokratik konfederal bir ortadoğu hayalini gerçeğe dökmeye çalışmakla başladı yani şu meşhur idealle :D
 
#68
Marinaleda, bu son yazdıklarının kadınla ilgili olanlarına ilgili bölümün altında cevap vereyim. Demokratik konfederalizm kısmına ise burada cevap vereceğim. Vaktim oldukça cevap vermeye çalışacağım.
 
#69
"işte burada da bir pozitivizm var.sorun güç sorunudur demişsin yani bu ortadoğu krizinden çıkış elbet yeni iktidarlarla güçlerle oluyor diyorsun.Peki burada karşı tarafta yer alanlar???yani demokratik uygarlık güçleri nerede??? onlar başat çıkamazlar mı??? pozitivizme göre ortadoğu krizinden elbet bir iktidar çıkacaktır.Ama ben öyle düşünmüyorum burada halkların örgütlülüğü hakikat arayışı vs vs... hiç kimsenin umrunda değil.İran devriminde aynı şekilde düşünebiliriz.Bir sürü devrimci aktör vardı içleerinde komünal örgütlülükler de vardı(şuralar ve mahalle meclisleri) fakat devrim bittikten sonra bu toplumsal örgütlülükler kaos aralığında başat olamadılar.Aynı sovyet ve ispanyol devrimlerinde olduğu gibi.Yani bir kaos aralığı varsa orada illa bir iktidar çıkacak diye bir şey yoktur demokratik uygarlık güçleri(halklar) da örgütlülük zemini de çok büyük bir önem taşır."

cevabı kendin vermişsin. iktidar ve zor gereken yerlerde bu mantık dışında var olunamaz ve hayatta kalınamaz. rojava'yı da sanki biraz fazlasıyla idealize ediyorsun ve gerçeküstü bir şekilde algılıyorsun gibi geldi.

bu verdiğin örnek pozitivizme iyi bir örnek olmadı. kısa, orta ve uzun vade hedeflerini koymak, bunu da güç sorunu ile bağlantılı kılmak pozitivist bakışla ilgili değildir.
 
#70
"işte burada da bir pozitivizm var.sorun güç sorunudur demişsin yani bu ortadoğu krizinden çıkış elbet yeni iktidarlarla güçlerle oluyor diyorsun.Peki burada karşı tarafta yer alanlar???yani demokratik uygarlık güçleri nerede??? onlar başat çıkamazlar mı??? pozitivizme göre ortadoğu krizinden elbet bir iktidar çıkacaktır.Ama ben öyle düşünmüyorum burada halkların örgütlülüğü hakikat arayışı vs vs... hiç kimsenin umrunda değil.İran devriminde aynı şekilde düşünebiliriz.Bir sürü devrimci aktör vardı içleerinde komünal örgütlülükler de vardı(şuralar ve mahalle meclisleri) fakat devrim bittikten sonra bu toplumsal örgütlülükler kaos aralığında başat olamadılar.Aynı sovyet ve ispanyol devrimlerinde olduğu gibi.Yani bir kaos aralığı varsa orada illa bir iktidar çıkacak diye bir şey yoktur demokratik uygarlık güçleri(halklar) da örgütlülük zemini de çok büyük bir önem taşır."

cevabı kendin vermişsin. iktidar ve zor gereken yerlerde bu mantık dışında var olunamaz ve hayatta kalınamaz. rojava'yı da sanki biraz fazlasıyla idealize ediyorsun ve gerçeküstü bir şekilde algılıyorsun gibi geldi.

bu verdiğin örnek pozitivizme iyi bir örnek olmadı. kısa, orta ve uzun vade hedeflerini koymak, bunu da güç sorunu ile bağlantılı kılmak pozitivist bakışla ilgili değildir.
cevabı kendin vermişsin. iktidar ve zor gereken yerlerde bu mantık dışında var olunamaz ve hayatta kalınamaz.
marinaleda yanıtında böyle bir şey yok.. neden böyle yapıyorsun..
rojava üzerinden söylenen çok açık.. bölgede iki tür çözüm tarzı ve karakteri var.. biri iktidar ve zor diğeri bunun karşıtı..

burada tartışılan konu olan şu olmalıdır.. rojava formatı., iktidar ve zor karakteri taşıyorsa., haliyle çözümü de bu zeminde olacaktır.. yada., içinde az da olsa varsa., olan iktidar ve zor karakter zeminlerini yok etmez ise bu formata evrilecektir..

rojava'yı da sanki biraz fazlasıyla idealize ediyorsun ve gerçeküstü bir şekilde algılıyorsun gibi geldi.
bırak., gibi geldi ayaklarını sen ne düşünüyorsun onu söyle ve tartış.. rojavayı idealize etmek doğaldır.. çözüm olarak gören idealize edecektir.. görmeyen etmeyecek yada daha çok eksiği var diyecektir..
sen kendinden bahset.. :D
 
#71
cevabı kendin vermişsin. iktidar ve zor gereken yerlerde bu mantık dışında var olunamaz ve hayatta kalınamaz.
marinaleda yanıtında böyle bir şey yok.. neden böyle yapıyorsun..
rojava üzerinden söylenen çok açık.. bölgede iki tür çözüm tarzı ve karakteri var.. biri iktidar ve zor diğeri bunun karşıtı..

burada tartışılan konu olan şu olmalıdır.. rojava formatı., iktidar ve zor karakteri taşıyorsa., haliyle çözümü de bu zeminde olacaktır.. yada., içinde az da olsa varsa., olan iktidar ve zor karakter zeminlerini yok etmez ise bu formata evrilecektir..

rojava'yı da sanki biraz fazlasıyla idealize ediyorsun ve gerçeküstü bir şekilde algılıyorsun gibi geldi.
bırak., gibi geldi ayaklarını sen ne düşünüyorsun onu söyle ve tartış.. rojavayı idealize etmek doğaldır.. çözüm olarak gören idealize edecektir.. görmeyen etmeyecek yada daha çok eksiği var diyecektir..
sen kendinden bahset.. :D
rojava'da "az da olsa varsa" dediğin, gerçekten çook az da olsa var mı? sence böyle bir ihtimal söz konusu mu?bütün güçlerin silahlı birliği yok mu? esad rejimi tetikte beklemiyor mu, ilk fırsatta tepelerine binmek için?

hayaller ve gerçekler ayrıdır. rojava'daki "devrim" belli güç ilişkileri ve dengeleri temelinde yaşayabilecek veya yaşayamayacaktır. yaşarsa elbette iyi olur. tüm hatalarına rağmen yaşaması halkların yararınadır.

ama ideal diye bir şey yoktur. "çözüm olarak gören idealize edecektir" diye bir açıklama da artık tartışmayı iyice hafifletip sulandırmış oluyor.

bir de, marinaleda'nın yerine neden cevap veriyorsun ki? belki o, "hayır, ben rojava'yı idealize etmiyorum" diyecek? neden onun alanını daraltıyorsun? şimdi belki de kendince sana saygısızlık etmemek için aksi yönde bir açıklama yapmak istemeyecek.
 
#72
rojava'da "az da olsa varsa" dediğin, gerçekten çook az da olsa var mı? sence böyle bir ihtimal söz konusu mu?bütün güçlerin silahlı birliği yok mu? esad rejimi tetikte beklemiyor mu, ilk fırsatta tepelerine binmek için?
var yada yok dediğin şey nedir? bileyim ki.. yanıt vereyim..

hayaller ve gerçekler ayrıdır. rojava'daki "devrim" belli güç ilişkileri ve dengeleri temelinde yaşayabilecek veya yaşayamayacaktır. yaşarsa elbette iyi olur. tüm hatalarına rağmen yaşaması halkların yararınadır.
bu ifadelerine verilecek bir yanıtım olmaz.. senin hayal gördüğüne ben olası derim.. senin olası dediğine ben hayal.. somut üzerinden tartışalım..

ama ideal diye bir şey yoktur. "çözüm olarak gören idealize edecektir" diye bir açıklama da artık tartışmayı iyice hafifletip sulandırmış oluyor.
çözüm olarak gören idealize eder.. buna itiraz etsen de anlamı yok.. itiraz edeblirsin.. rafta bekler.. :D

bir de, marinaleda'nın yerine neden cevap veriyorsun ki? belki o, "hayır, ben rojava'yı idealize etmiyorum" diyecek? neden onun alanını daraltıyorsun?
sana ne... marinaleda ile ortak akla sahibiz.. o beni ben onu savunabiliriz..
şimdi belki de kendince sana saygısızlık etmemek için aksi yönde bir açıklama yapmak istemeyecek. bu ne şimdi.. ipragaz bayiliğine mi? soyundun.. marinaleda gaza gelmeyecek kadar.. komplekssiz biridir.. boşuna uğraşma..
 
#73
Marinaleda için tüpgaz benzetmesi tabii ki yapılmamalı. Ayrıca sürekli gaza gelen biri var bu forumda ve o kişi Marinaleda değil. :D

Madem ortak akla sahipsiniz, o zaman tabii ki cevap verebilirsin. Ama bunu bir de ondan duymak isterim. :)

Ha, yine "TDK gibisin" diyeceksiniz ama ben asla "olası" demem. Nefret ederim o kelimeden. :)
 
#74
benim bahsettiklerim kısacası bir idealden öte bir mücadele bir tür diyalektik mücadeledir.Ulus devletçi kapitalist moderniteye karşı(daiş öso ve esad) demokratik modernite(rojava ve şengal kantonları).bu kaos aralığında bir adım önde olan da rojava olarak görüyorum.Çünkü komünal bir alternatif ancak bu krizde sorunları çözebilir..Yoksa bahsettiğin o kısa hedefler sorunları tekrar doğuracaktır.Bu yüzden uzun hedefler bu uzun krizinde bitiminde galip gelmeye uğraşmalıdır.
şu kısmı atlamıyor musun alevliyıldız??? veya atlamak işine mi geliyor??* tarih marksistlere göre neydi sınıf savaşları tarihiydi.Ben de diyorum ki hayır tarih ortak mülkiyet(komünal değelerler) ile özel birikim hiyerarşi (devletçi hiyerarşik yapı) arasındaki mücadelelerdir.Yani ortak yaşam komün yaşam baskınsa özel mülk pasif halde vardır.Özel mülk yaşam baskınsa ortak yaşam bastırılmış olarak vardır.

pozitivizmden kastım şuydu güç ilişkileriyle anlaşmaktan bahsediyorsun.Bu bir çözüm olamaz.Ortadoğu krizi de kaos aralığıda bu oldu bitti şekliyle pozitivist bir mantıkla ele alınamaz.Yani güç birliği anlaşması sağlandı tamam sorun yok :D böyle bir şey yoktur.Bu kriz temelinde ulus devletler ve sermaye tekellerinin halklarla çelişkisidir.Bu çelişki durumunda devletçi uygarlık kendini yenilemeye çalışacaktır.Ama kapitalist modernist yapı kendi yapısıyla bu kaosu bitirebilme gücüne sahip değildi.Demokratik komünal drieniş ve inşalar temelinde karşıt bir örgütlenme de söz konusudur.Nasıl fransız ihtlali ve paris komününde ulus devletçi moderniteye karşı halklar konfederal eşi,tlikçi bir yaşam için driendiler ise bu da bir kaos aralğıdır ve direniş aynı bu dur.Fakat eskisindeki yapıyı aşan bir durumdan bahsediyoruzYani paris komününde modernite karşıtı bir zihniyet tam olarak var mıydı??? hayır yoktu ve sonunda kaybedildi.Rojavada ise köh yenilenmiş idelosiyle kapitalist moderniteye karşı güzel bir alternatifle karşı çıktı.Bugün bu kaos aralığından baskın çıkması gereken de demokratikl modernitedir.

kısa vade,uzun vade bu güç ilişkilerinin mantığıdır.Kısa vadede devlet devam edecek uzun vadede yıkacağız gibi :D devletçi akılla hareket etmenin temelinde bu vardır güç ilişkileriyle birlikte var olma.Zaten tarihte en büyük hata bu şekilde yapıldı iktidar ile anlaşarak veya iktidar olunarak bir şeyler değiştirilmeye çalışıldı ama olmadı.Bugün de bunun farkındayız.Devlete karşıltık temelinde devleti yıkalım parçalayalım demiyorum ama sınırlarnı daraltalım cdiyorum.Yani daraltalım ki devletçi uygarlık git gide pasifize olsun diyorum.

neden onun alanını daraltıyorsun? şimdi belki de kendince sana saygısızlık etmemek için aksi yönde bir açıklama yapmak istemeyecek.
aslında suat gibi biri ef de olduğu için buradayım.Yoksa bir sürü kişi ef ye giriyor ve bir daha foruma girmiyor.Ben ise söylediklerini destekliyorum ve her şekilde yararlanmak istiyorum.

saygısızlık tanımınıda burada yanlış ve yetersiz buluyorum.Saygısızlık demek değildir ki kendinden büyük birine karşı çıkmamak.Bu gerontokratik yaklaşımın bir örneğidir saygıyla alakası yoktur.Eğer bir saygıdan bahsediyorsak bu da herkesin düşüncelerini açıklayabildiği ortak bir komünal ahlakta var olabilir. o yüzden saygısızlıkla burada cegvap vermemeyi bağdaştıramıyorum.
 
#75
Marinaleda için tüpgaz benzetmesi tabii ki yapılmamalı. Ayrıca sürekli gaza gelen biri var bu forumda ve o kişi Marinaleda değil. :D

Madem ortak akla sahipsiniz, o zaman tabii ki cevap verebilirsin. Ama bunu bir de ondan duymak isterim. :)

Ha, yine "TDK gibisin" diyeceksiniz ama ben asla "olası" demem. Nefret ederim o kelimeden. :)
nasıl bir modelsin sen ya... lafları bu kadar eğen büken bir yoktur.. :D
sana ipragaz bayisi dedim.. anında marinaledaya dedin diye çeviriverdin..
bu ne şimdi.. ipragaz bayiliğine mi? soyundun.. marinaleda gaza gelmeyecek kadar.. komplekssiz biridir.. boşuna uğraşma.. bu sözleri marinaledaya mı? yoksa sana mı? söylüyorum..
bu huylarından vazgeçmedikçe.. lafları yersin.. çok mu? zor..
bildiğini paylaşmak., paylaşılanı tartışmak ve katkı sunmak.. defalarca söylüyorum.. bu forum başka alanlar gibi değil.. bu tür gereksiz yazılar sayfa kirliliğidir.. bizim ayıbımızdır..
dursan iyi olacak.. bunu tehdit olarak da algılayabilirsin.. :D
editör6'yı tanıyorsun.. bu tür yazılarını acımadan silip geçer..
 
D

denizheval

#76
Editör6 sahneye cikarsa biçerdöğer gibi tırpanlar bunu abi. Aman çıkmasın, böyle iyiyiz.

Bu arkadaşın Rumuzunun değiştirilmesini öneriyorum. Mesela rumuzu ''KronikMuhalif'' olabilir, ''Bay Muhalif'' olabilir, ''Samanalevi'' olabilir, ''Beleş Demegog'' olabilir, ''Demogog Müdür'' olabilir, ''Editör6 Mağduru'' olabilir.. :D

Bu kısım Espriydi tabiki, bir başka konu dikkatimi çekti. Neden Forumda hep aynı kişiler yazıyor. Birçok yeni Üyelikler var ama nedense Yorum falan yazmadan Forumdan çıkıyorlar. Tahminimce ya Müzik Bölümüyle alakalı Üyelik alıyorlar veya tartışmalarda kullanılan Dil ağırlarına geliyor.
 
#77
nasıl bir modelsin sen ya... lafları bu kadar eğen büken bir yoktur.. :D
sana ipragaz bayisi dedim.. anında marinaledaya dedin diye çeviriverdin..
bu ne şimdi.. ipragaz bayiliğine mi? soyundun.. marinaleda gaza gelmeyecek kadar.. komplekssiz biridir.. boşuna uğraşma.. bu sözleri marinaledaya mı? yoksa sana mı? söylüyorum..
bu huylarından vazgeçmedikçe.. lafları yersin.. çok mu? zor..
bildiğini paylaşmak., paylaşılanı tartışmak ve katkı sunmak.. defalarca söylüyorum.. bu forum başka alanlar gibi değil.. bu tür gereksiz yazılar sayfa kirliliğidir.. bizim ayıbımızdır..
dursan iyi olacak.. bunu tehdit olarak da algılayabilirsin.. :D
editör6'yı tanıyorsun.. bu tür yazılarını acımadan silip geçer..
He, tanırım Editör6'yı. Senin cübbeli hâlin.

Üst üste iki cübbe giyer gelir. Biri savcı cübbesi, öbürü yargıç cübbesi. Üst üste giydiği için heybetli görünür. Zaten o yüzden üst üste giyer.

Gelsin silsin yazdıklarımı. Kalıcı olsa ne olacak ki? Kim yarın dönüp bunları usanmadan okur ki?

Ben eski yazdıklarımı arayıp bulmaya bile üşenirim. Sadece bir keresinde benim yıllar önce yazdığım "Katil Oligarşi" yazımı aradım, bulamadım. Belki bu forumda değil, SP'de yayınlamışımdır. Belki de zamanla eski yazılar kendiliğinden siliniyordur. Kimbilir?

Yahu, bir gün gelecek, hayat seni-beni silecek. Yazı silinse ne olur? Sen ne diyorsun Suaaat?!?!... :)

"Tehdit"ler hep keşke böyle olsa, kimse takmazdı. Ben zaten takmam. Sen de rahat rahat herkesi tehdit edip tatmin olurdun. Veya olmazdın.

Evet, gereksiz yazılar ayıptır. Ama "bizim" değil, senin ayıbındır. Çünki buna sen sebep oluyorsun.

Ama diyelim ki benim bunun müsebbibi. Tamam, ben kaç kere "çıkıyorum" dedim. Bırakmıyorsunuz ki. Sağolun, siz arkadaşlarım bana karşı tuhaf bir çelişik duygu içindesiniz galiba.

Sen daha dün yazmadın mı, artık beni kaale almayacağını? Sonra yine başladın. Biz de seninle bugün bence daha doğru düzgün bir muhabbet, tartışma yaptık. Fena mı oldu? Uygarca tartışma huzursuz mu etti seni?

Tüpgaz demedin tabii ki Marinaleda'ya. Çıkışa doğru öyle bir espri yapayım dedim. Ne bu tepki, ne bu korku, ne bu kompleks?

"Forumda sürekli gaza gelen kişi"yle ilgili esprim kötü değildi ama. Hem iyi hem de doğru. Şekilde görüldüğü gibi. :)
 
#78
Editör6 sahneye cikarsa biçerdöğer gibi tırpanlar bunu abi. Aman çıkmasın, böyle iyiyiz.

Bu arkadaşın Rumuzunun değiştirilmesini öneriyorum. Mesela rumuzu ''KronikMuhalif'' olabilir, ''Bay Muhalif'' olabilir, ''Samanalevi'' olabilir, ''Beleş Demegog'' olabilir, ''Demogog Müdür'' olabilir, ''Editör6 Mağduru'' olabilir.. :D

Bu kısım Espriydi tabiki, bir başka konu dikkatimi çekti. Neden Forumda hep aynı kişiler yazıyor. Birçok yeni Üyelikler var ama nedense Yorum falan yazmadan Forumdan çıkıyorlar. Tahminimce ya Müzik Bölümüyle alakalı Üyelik alıyorlar veya tartışmalarda kullanılan Dil ağırlarına geliyor.
Benim dilim hoşlarına gidiyordur da sizin diliniz ağır geliyordur.

Not: Yine öğretmenlik yapacağım; "ağırlarına geliyor" değil, "ağır geliyor" demelisin. "Ağırlarına gidiyor" denirse, gücendikleri anlamı çıkar.
 
D

denizheval

#79
Benim dilim hoşlarına gidiyordur da sizin diliniz ağır geliyordur.

Not: Yine öğretmenlik yapacağım; "ağırlarına geliyor" değil, "ağır geliyor" demelisin. "Ağırlarına gidiyor" denirse, gücendikleri anlamı çıkar.
Düzeltme için teşekkür ederim. Ben İlkokul Mezunuyum, hoşgör böyle ufak tefek eksik ve hatalarımı.
 
Üst