Ölüm ve Hapisane gölgesinde "Dünya Çocuk Günü"

#1
HER yıl ekim ayının ilk pazartesi günü kutlanan ‘Dünya Çocuk Günü’, Türkiye’de buruk karşılanıyor. Yaşları 18’den küçük olan yüzlerce çocuk, çeşitli protesto gösterilerinde ‘polislere taş attıkları’ gerekçesiyle yaşlarından daha fazla cezalara çarptırılırken, araştırmalara göre Türkiye’de 1989 yılından 2009 yılına kadar geçen süre içerisinde 415 çocuk, asker ve polislerin müdahalesi ya da açtığı ateş sonucu yaşamını yitirdi.

Türkiye’de yaşayan birçok çocuk, sağlıksız koşullarda, çalışarak, sokakta yaşayarak, okulsuzlukla karşılıyor bu günü; bu sene de. Fakat Kürt çocukları için daha da buruk bu gün. Türkiye, 23 Nisan’a Hakkari’de bir çocuğun polisler tarafından dipçikle dövülmesi ile girerken, Dünya Çocuk Günü’ne de Diyarbakır’ın Lice ilçesinde askeri bölgeden atılan patlayıcı bir maddenin 12 yaşındaki Ceylan Önkol’un bedenini parçalaması ile girdi.

YÜZLERCE ÇOCUK YARGILANIYOR

Türkiye’de çeşitli etkinliklere katıldıkları ve taş attıkları gerekçesiyle çok sayıda çocuk, şu an cezaevinde tutulurken, halen tutuklu bulunan çocukların çoğunluğu ilköğretim öğrencisi. Tutuklanan çocuklar hakkında TCK’nın ‘örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işlemek’ suçunu içeren 314/2. maddesi uyarınca 10’ar yıl, TMK’nın ‘örgüt propagandası yapmak’ suçunu içeren maddesi uyarınca 5’er yıl, 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’nun ‘dağılma sırasında silah veya araçlarla mukavemet etmek’ suçunu içeren 33/c maddesi uyarınca 8’er yıl olmak üzere toplam 23’er yıla kadar hapis cezaları istendi. Terörle Mücadele Kanunu’nun yürürlüğe girmesiyle yüzlerce çocuk ağır ceza mahkemelerinde yargılanıp tutuklanırken, bu yasa ile birlikte gözaltına alınan ve tutuklanan yüzlerce çocuk, travmalar geçirdi, psikolojik sorunlar yaşadı. Toplumsal olaylarda ‘polislere taş atmak’ gerekçesiyle yaşlarının iki katı kadar ceza alan ve ‘yasadışı örgüt üyeliği’ suçlamasıyla yargılanan çocukların çocuk mahkemelerinde yargılanması gerekirken, eski adı DGM olan Ağır Ceza Mahkemelerinde yargılanmaları tepkiye neden olmuştu.

20 YILDA 415 ÇOCUK ÖLDÜRÜLDÜ


Çocuklar İçin Adalet Çağrıcıları Grubu’nun hazırladığı rapora göre 1989 yılından 2009 yılına kadar son 20 yılda polis ve askerler tarafından 415 çocuk öldürüldü. Raporda, 10 ile 17 yaşlarında olan çocukların başta Şırnak, Mardin, Hakkari, Diyarbakır, Muş, Van ve Ağrı olmak üzere özellikle bölgede birçok il ve ilçelerde güvenlik güçleri tarafından öldürüldüğü belirtildi. Raporda, 1989 yılında asker ve polisler tarafından 2 çocuğun öldürüldüğü kaydedilirken, bu sayı 1990 yılında 21’e yükseldi. 1991 yılında 12 çocuk öldürülürken, çocuk ölümleri 1992’de 115 ile tarihin en fazla sayısına ulaştı. 1993 yılında 66 çocuk, 1994 yılında 84 çocuk, 1995 yılında 7 çocuk, 1997’de 7 çocuk, 1998’de 8 çocuk, 1999’da 12 çocuk, 2000’de 3 çocuk, 2004’te 1 çocuk, 2006’da 8 çocuk, 2008’de 1 ve 2009 yılında ise 5 çocuk, polis ve askerlerin kurşunları ile yaşamlarını yitirdi.

YARGI KARARLARI TARTIŞMA YARATTI

Bu ölümler karşısındaki yargı kararları da uzun süre tartışıldı. Kısa bir süre önce Yargıtay 1. Ceza Dairesi, 5 yıl önce Kızıltepe’de polislerin babasıyla birlikte öldürdüğü 12 yaşındaki Uğur Kaymaz’ın davasında skandal bir karar vermişti. ‘Sanık polis memurlarının eyleminin meşru müdafaa sınırları içinde kaldığı, delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığı, bu nedenle yerel mahkemenin verdiği beraat kararının yasaya uygun olduğu’ şeklinde gerekçelendirilen kararda, yargılanan 4 polis memuru hakkında beraat kararı verildi. Türkiye’de tartışma yaratacak kararlara imza atan Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun, Siirt’te, askeri araca taş atan kalabalığa, tam otomatik silahla 7 kurşun sıkan ve yoldan geçen bir kişinin ölümüne neden olan uzman çavuşa ceza verilemeyeceğine karar vermesi de tartışma yarattı. Yargıtay kararına ‘Bölgenin özellikleri’ gerekçe gösterildi. Geçtiğimiz günlerde Diyarbakır’ın Lice ilçesinde 12 yaşındaki çoban Ceylan Önkol, Tapan Tepe Taburu’ndan açılan atış sonucu yaşamını yitirdi. Önkol’un parçalanan cesedi saatlerce arazide bekletilmiş, olay anında jandarma bölgeye gitmezken, cumhuriyet savcısı ise olay yerine 3 gün sonra gitmişti. Bu olaya ilişkin hukuk sürecinin nasıl işleyeceği ise önümüzdeki süreçte ortaya çıkacak.

05/10/2009
Haber kaynak Evrensel


saygı ve dostlukla
 
Üst