Öz-Türkçe Terimler

#2
yazının.., dilbilimsel ve toplum bilimi noktasında da türkçe dili anlamında hiç bir iler-tutar yanı yoktur..

resmi ieoloji olarak yedirilmeye çalışılan ama saçmalığından dolayı terk edilen.., güneş dil teorisinin.. bir alt veya lokal versiyonu burada görülüyor..

türkçe diye bir dil ortaya konulacak ise öncelikle hengi toplumlar türk'dür bu netleştirilmelidir..

güneş dil teorisindeki gibi.. anadolu da gelmiş geçmiş ne kadar toplum varsa ve yetmeyip amerika kıtasındakiler de buna katılınca.. ortaya kocaman bir bilimsel!! komedi çıktı.. bu da aynısıdır.. işi biraz daha daraltmış asya ile sınırlamıştır..

hangi bilim ve gerçek.. alttaki saçmalıklara evet der..
TÜRK ÜLKELERİ
Ulus Dil Yurt Kendi Dillerindeki Ad
başlığı ile altta sıralanmış..


TÜRK TÜRKÇE TÜRKİYE
kendi yazısında.. türkiyedeki türkçenin öz-tüğrkçe olmadığını iddia ediyor ve bu noktada.., verilerle yazılar döktürüyorsun ama iş tasnife geldi mi türkçe diye sunuyorsun..
türkiye cumhuriyeti sınırları içinde.. tarihsel aşama sıralamaları ile.., türkçenin hangi kolları nerede ve hangi topluluklar arasında konuşuluyordu..? bilgin var mı? belge sundun mu? yok..

toroslardaki tahtacı yörükleri ile yerleşik türkmenler.., ve karadenizin-egenin çepnileri veya egedeki.., trakya-balkanlardaki türkmenler(oğuz-peçenek-uz-gagauz) aynı türkçeyi mi? konuşuyor.. HAYIR::

ve osmanlıda başlayan medrese-tekke ve kentlerdeki sübyan mektepleri sonrasında oluşan türkçe ile cumhuriyetten sonra "yaratılan" türkçe aynı mı?... HAYIR..
azeri türkçesi deiğin şey.. farsça ve kafkas dillerinden yoğun etkilenmiş bozulmuş türkçe değil mi? EVET.. öyle ise bunu türkçeden sayıyorsan.. t.c.'deki karışmış türkçeyi sayman da mübahtır ki zaten sayıyorsun ama bunu aynı zamanda türkçe değil diye sunuyorsun..

HAZAR (AZER) HAZARCA (AZERCE) HAZARYA (AZERİYE) Azer
hazar'dan azer üretmek komik olmuş.. aynı kelimenin farklı dillerde söylenmiş halidir.. türkçe değildir.. ateş ülkesi anlamına gelir..
azerbağcan da azer ülkesi beyliği demektir..
tıpkı..
ÖZBEK ÖZBEKÇE ÖZBEKİYE Uzbek gibi..
özbeylik demektir ve kendilerini tımur soyundan kabül ederler timur ise tatardır.. aynı yöre yine kendini altınorda'nın devamı sayar bu ise bir moğol beyliğidir.. moğolcadır..
MOĞOL MOĞOLCA MOĞOLYA Halha
MACAR MACARCA MACARYA Hungar
TATAR TATARCA TATARYA
bunların hiçbirisi de türk değildir türkçe değildir.. heleki mağyarlar(macar) hiç değildir bir slav koludur.. dilde hungarıa denilen ve köken olarak moğol olup olmadığı tartışılan bir kabile konfederasyonu olan hunca değildir.. hunca diye bir dil de bilinmez.. ana erksel kabile hun kökenli olduğundan.. arkaik moğolca konuşulduğu düşünülür.. macarca ile ilişkisi bir yana hiç ortaklığı da yoktur..

kısaca güneş dil teorisi!!nin yerine öne sürülen ve faşistlerin de kullandığı asya türktür asyadaki rus-çin dışındaki herkes türktür mantalitesine denk düşer..

asyada türk ulusculuğu ne zaman oldu ve türkçe diye bir alfabe vermıydı bunlar bile net değilken böylesi uydurmalar.. batı temelli oryantalistlerin osmanlıya yönelik dürtmeleridir.. kırım tatarlarında başlayan ve zamanında tatarca "türkçe"(çağatay-çuvaş-vs) ayrımı net olan bir sürecin osmanlının son zamanlarına ve cumhuriyete demagojik olarak aktarılan yanıdır..
aynı bilgiler vikipedi ve bir ok alanda "sunuluyor".. ilginçtir hızını alamayanlar karaimce diye bir şeyi de yutturmaya kalkıyorlar.. karaimler kırım-kafkas yahudilerine denir bir mehzepsel topluluktur..
bu yazıda da aynı mantık var..
KIRIM KIRIMCA KIRIMYA
böyle bir dil yok.. nerde var.. nasıl bir şey.. uydurma olur da bu kadar olur.. kıımda bir çok dil konuşulur.. türkçe(çağatay ve azeri lehçeleri) konuşulurken.., asıl konuşulan tatarcadır.. kırım giray hanlığı da bir tatar hanlığıdır..
kırım tatarlarına gidin siz türksünüz değin bakalım size ne diyecekler..


kısaca bu tarz yazılarınız ne bilimsel nede gerçeklere uygun.. ve ideolojik olarak da çarpık "türk"çülüğün bir uzantısıdır..

elbette türk ulusunun süreci..; tarihsel kökenleri ve günümüze gelen süreçleri.., ile incelenmeli sahip çıkılmalı analiz edilmeli.. hatta bu noktada ciddi bir türk ulusalcılığı temelli sosyalist bir yapılaşma da olmalıdır.. buna ne şövenizm ne ırkçılık derim.. duruşuna bakarım..

ama böyle uydurma ve her rengi-farklılıkları "iç" etme mantığı ile olanlara itiraz edilmelidir..
 
Son düzenleme:
#3
1930 larda başlayan Türkçeleştirme ve türkçe konuşma furyası ve baskısı sonucunda,tek tipleştirme birçok yere ve birçok kişiye ulaşmıştır.Böyle bir uygulama haliyle herkese Türkçe öğretmek için bir takım önelmeleride almaya sebebiyet vermiştir ki okullar bunun en önemli sacayağını teşkil eder.Bunun yanında konuyla bağlantılı olarak Halkevleri-millet mektepleri ve Köy enstitülerinide unutmamak gerekir.Bil hassa halk evlerinde insanlara Türkçe öğretilirken aslında karadenizdeki birinin Egedeki biriyle neredeyse farklı diller konuştuğu ve bu yerlerden mezun olanlarında yine sadece kendi memeleketlerine gönderilmeşeri,bir garabet yapının izdüşümleri olsa gerek!

1920-30 larda büyük bir iştahla herkes Türk yapılmaya ve herkesin türkçe konuşmaya zorlanmasında var olan ''açlık' ve 'istek',1980 lerin sonunda Sovyetlerin dağılmasıyla yerini yine 1930 lardaki 'açlık'a bıraktı.1930 lardan beridir dayatılan Orta Asya Türk tür ya da diğer bir ifadeyle dünyadaki birçok yer türktür faşizan dayatması neticesinde biçimlendirilen bilinçler, Sovyetler yıkılınca 'fırsat bu fırsat ve de nasıl olsa buradakiler (orta asya) bizim soydaşlarımız'' deyip 1930ların düşüncesinide (ana yönüyle) bu objelere uygulamaya çalıştılar ama gördükleri karşısında ''ben bu ağızlara göre kulak değilim' şaşkınlığına düştüler.Çünkü bir Kazak kendini kazak olarak,bir Özbek kendini Özbek olarak tanıtıyordu.Sanıldığının aksine kendilerini Türk olarak görmüyorlardı ki zaten bunları Türk saymak (genel bir coğrafyada) faşizan bir düşünce içerisinde yer almakla eşdeğerdir.Türk-iye devleti Sovyetlerin dağılmasından sonra beklediğini bulamayan bir insan gibi çok büyük hayal kırıklığına uğramış görünmekte.

Üniversite yıllarında tanıdığım yaklaşık 12-13 orta asyalı (bu tanımlamada oryantalist bir tanımlama) insandan bir tanesi dahi ''gerile gerile ben Türk'üm '' demedi.Siz bunlara Türk diyorsunuz ama bunlar kendilerine Türküm demiyor;tıpkı Kürdistanda olduğu gibi. kırım tatarlarına gidin siz türksünüz değin bakalım size ne diyecekler.. de olduğu gibi!
Bir ironi olsa gerek!
 
#4
saf-türkçecilik, dilbilimde hiç bir ciddi savunucusunun kalmadığı, ırkçı ve kof milliyetçi bir tavırdır. dünyada böyle saf dilcilik eğilimi artık kalmamıştır. geçmişte başka dillerde de buna benzer girişiimler ve denemeler olmuş, ama artık bu politika terkedilmiştir. çünkü dilbilim esaslarına aykırıdır.

dünyadaki tüm diller başka dillerden kelime ve hatta kural alır. (genel bir eğilim olaraksa, "prestijli" sayılan dillerden, "aşağı" sayılan dillere kelime geçer. bu alışverişin tersi de genellikle argo, vb kelimeler şeklindedir. bu durum halkların ve milliyetlerin bilincindeki özenticiliği, taklitçiliği yansıtmaktadır. mesela türkçeye son yüzyıllarda artık sadece üstün görülen batıdan, fransızca ve ingilizceden kelime girmekte, kürtçe ve ermeniceden ise sadece argo, küfür vb kelimeler girmektedir.)

bütün diller birbirinden etkilenir ve kelime alır. saf dili, öz dili savunmak dilde ve kavmiyette ırkçılığı, yalıtılmışlığı savunmak gibi gerici bir tavırdır.

bir dile başka bir dilden girmiş bir kelime, zamanla artık sonradan girdiği dilin kendi öz kelimesi haline gelir. mesela türkçeye girmiş birçok sözcük böyledir. gül, lale, köşe, gariban, laçka, televizyon, telefon, kalp, şiir, vb... bunlar artık türkçenin kendi öz kelimeleridir.

fransıcaya ve ingilizceye doğu dillerinden geçen kelimeler de artık ingilizceye aittir. divan, dioune; köşk, kiosk halini alarak o dillerin öz kelimeleri olmuşlardır.

yabancı dillerden kelime girmesi, dili bozmaz, o dile zenginlik katar. önemli olan bu kelimelerin o dilin yapısına, kurallarına ters bir egemenlik kurmaması, o kuralların, o yapının içinde erimesidir. türkçe, zamanında farsçadan guşe'yi alıp köşe yapmıştır; yine gûl'ü alıp gül yapmıştır. ama şimdi bazı medya aracılığıyla kelimeler geldikleri dildeki kullanıldığı biçimiyle kullanıma sokulmaktadır. mesela eskiden waşington derdik; oysa şimdi bir kısım medya farleri bunu "oaaşıntın" şeklinde yaygınlaştırmaya başladı. yine brifing derdik ama bunlar "briifin" demeyi marifet sayıyorlar.

konumuza dönersek, öz-türkçecilik, yukardaki uzun yazıya cevaben yazılan yazıdaki iddianın aksine, "güneş dil teorisinin.. bir alt veya lokal versiyonu" değildir. tam aksi, güneş-dil teorisi ile, öz-türkçecilik terkedilmiştir. buna gerekçe olarak da tük dillerin aslında zaten türkçeden türediği, bu yüzden yabancı kökenli kelimeleri kullanmanın meşru olduğu, onlara öztürkçe alternatif türetmeye çalışmanın gereksiz olduğu savunulmaya başlamıştır. bu pragmatist "tez", kısa süre sonra terkedilmiştir. ama öz-türkçecilik faaliyetleri de, tdk tarafından ikinci kez başlatılan ve sol tarafından hatalı yere sahiplenen özleştirme dönemine kadar bir tarafa bırakılmıştır.

diller gelişip değişir. diller o dili konuşan ama farklı ve birbirinden kopuk milliyetlerce iç değişimlere de uğrar. azerbaycan türkçesi ile anadolu türkçesinin, anadolu'daki ege ve türkmen türkçelerinin, adana yöresi ağızlarının vb farklılıkları bu kopukluk nedeniyle doğal olarak oluşmuştur. bu ingilizce için de böyledir. bunun böyle olması, ingilizceye de, diğer dillere de ontolojik-varlıkbilimsel bir soru işareti getirmez. bu tarihsel ve coğrafi "sorun", milletleşme ve merkezi devlet gelişimi ile ortadan kalkmış ve yerini o dilin tektipleşmesi anlamında tek dile bırakmıştır. bu bir zenginliğin, milli gerekliliklere kurban gitmesidir de aynı zamanda. kapitalizm, kendi milli birliği için yerel özgünlükleri, yerel zenginlikleri silip, ortalama bir tek dili geliştirmek istemiştir. bunu medya aracılığıyla da yapmıştır, yaygın ve örgün eğitimi aracılığıyla da yapmıştır. günümüzde giderek gelişen ve küreselleşen kapitalizm şimdi de, dünya dilini tekleştirmeye başlamıştır. marksist öngörünün aksine bu tek dünya dili, halkların özgür birliği ile kendiliğinden ve doğal olarak değil, kapitalist pazarın zorladığı kötü ve piçleşmiş bir ingilizce egemenliğidir ki bu durum aslında ingilizce için de kötüdür, diğer diller için de.
 
#5
saf-türkçecilik, dilbilimde hiç bir ciddi savunucusunun kalmadığı, ırkçı ve kof milliyetçi bir tavırdır. dünyada böyle saf dilcilik eğilimi artık kalmamıştır. geçmişte başka dillerde de buna benzer girişiimler ve denemeler olmuş, ama artık bu politika terkedilmiştir. çünkü dilbilim esaslarına aykırıdır.
sayın hortis'in bu tespiti doğrudur ve konuya önemli bir katkıdır.. "özdil".., "ari-dil" paradıgmasal önermeler aynı zamanda "öz-ırk" .., "ari-ırk" paradıgmasal önermelerin ta kendisidir..

dünyadaki tüm diller başka dillerden kelime ve hatta kural alır.
evet.. bu durum olageldiği gibi., sosyal-kültürel olgularda bu alış-verişe dahildir. en önemli yan olarak.., genetik olarak da bu alış-verişler olur..
ilk insan topluluklarının dışarıklı üreme ilişkilerinin kural olmasından dolayı bu olgu insanlığın toplumsal-kollektif yaşamı örgütlemelerinden beri var olan temel bir gerçekliktir..

her bir insan topluluğu yaşamda doğayı izlerler-algılarlar hatta doğadaki bir çok şeyi taklit eder.., kendi özgün yaşamlarına katarlar.. farklı toplumsal yapılardabirbirlerinden bu türlü alış-verişleri direk veya dolaylı sürekli yaparlar..

toplum biliminde..; toplumsal yapıların tarihi incelenir ise.., sıkı bağlarla topluluk oluşturma kadar başka topluluklarla ortaklaşma eğilimlerinin de güçlü olduğu görülür.. ana-yanlı kabilelerin kabile federasyonları şeklinde örgütlenme biçimleri bilinir.. bu biçimlerin farklı ana-yanlı kabilelerle ortaklaşma biçimleri de bilinir.. "pozitivist!! burjuva modernitesi denilen bilim.. etkisi ile bu süreçler sağlıklı analiz edilmemiştir.. işi sadece üreme-çiftleşme olarak ele almışlardır.. oysa bu ortaklaşma çabaları..; sosyal-siyasal-ekonomik yaşamın ortaklaşması ile ilişkindir..

elbette egemen olan mülkiyet biçimi etkisi ile gelişen bu ortaklaşmalar günümüze ulus-lar olarak akarken.. dil dahil her konuda ortaklaşma ve giderek "aynılaşma" veya tersine giderek "ayrışma" ve farklılaşma olarak da tezahür etmiştir..

günümüzde.. kafkas halklarından çeçenlerin-paştunların-ermenilerin-farsların-kürtlerin-osetlerin.., vs.., zamanında ortak yada yanyana bir yaşamsal alan içinde birleşerek hatta ayrışarak oluştuğunu atlanır..

egemen olan bir kabile kendini diğerlerinden üzerinde oturduğu topluluk ile birlikte ayırmak(farklılaştırmak) ister.. bazı giysileri-dili-ritüelleri ve bunların kullanımını "diğerlerine" yasaklardı.. "diğerleri" de kendilerini korumak yada etkin olabilmek için var olanı koruyup daha geliştirmek için..de.., aynı yöntemleri kullanırdı.. bu genelde inanç sistemleri olarak işletilmiştir..

kimse ermenilerin eski dini inaçlarını sorgulamaz.. soykırım anıtı olarak.., sönmeyen bir ateşin kullanılması tesadüf değildir..

kısaca.. işin öz tespiti aşağıdaki gibi olmalıdır..
bütün diller birbirinden etkilenir ve kelime alır. saf dili, öz dili savunmak dilde ve kavmiyette ırkçılığı, yalıtılmışlığı savunmak gibi gerici bir tavırdır.


konumuza dönersek, öz-türkçecilik, yukardaki uzun yazıya cevaben yazılan yazıdaki iddianın aksine, "güneş dil teorisinin.. bir alt veya lokal versiyonu" değildir.
"değildir".. demiş sayın hortis..
tam aksi, güneş-dil teorisi ile, öz-türkçecilik terkedilmiştir. .
"derkende".., işletilmemiş bir şeyin terk edildiğinden bahsetmiş..
öz-türkçecilik güneş dil teorisinin ortaya atılmasından önce iddia edilen bir şey değildi.. güneş dil teorisi buna alternatif sunulmuş bir şey de değildi..
ilk ortaya atıldığı tarih gözönüne alınırsa.., 1930 türklüğe dayanan ama köken olarak.., türk olmayı gerektirmeyen bir ulusalcılık işletilmek istenmesi ile başlamıştır ve bununla bağlantılıdır..
haliyle herkesi zamanında türklükten "kök almakla" ilintilendirmek zorundaydılar..
buna gerekçe olarak da tüm dillerin aslında zaten türkçeden türediği, bu yüzden yabancı kökenli kelimeleri kullanmanın meşru olduğu, onlara öztürkçe alternatif türetmeye çalışmanın gereksiz olduğu savunulmaya başlamıştır
hortis burada iki noktada.., "zorlama" yapmıştır..
birincisi..; güneş dil teorisi sadece dil ile ilişkin bir "teori" değildi.. türsel olarak da tüm toplumların.., köksel olarak.., türklerden geldiği iddia edilirdi.. özellikle anadolu toplumlarının tarihsel olarak türklerden türediği belirtilirdi.., ve insanlığın orta-asyada başladığı ve dünyaya yayıldığı da belirtilirdi..
ikincisi..; bu "teori" .., öztürkçe konuşalım yabancı kalemeleri atalım gibi kampanyalar başladı da bunlara alternatif olarak başlatılmadı.. yani zaten o kelimelerde türkçedir bunları atmaya gerek yok diyerek başlatılmadı.. aksine 1930'lardan beri.., "öz-türkçe" yada "öz-türkçe"ye uyarlama çalışmaları kesintisiz devam etti..

ben de bu yüzden.. güneş dil teorisinin.. daha "evrensel" bir "sahiplenme" ile.., kültür ulusluğu yaratma işleri olduğunu ve yazının ise.. daha lokal olduğunu iddia ettim.. lokal çünkü yazının mantalitesi sonradan olma türklük ile ilişkili ve genişletici değil.. asya toplumları ile sınırlıyor.. bu mantalitede olanlar.., dönme-devşirmeleri red ederler.. bu nedenler.. dildeki "ari"leşmeyi önemserler.. bu yolla "ari- bir ırk tanımına varmaya çalışırlar..

bu pragmatist "tez", kısa süre sonra terkedilmiştir. ama öz-türkçecilik faaliyetleri de, tdk tarafından ikinci kez başlatılan ve sol tarafından hatalı yere sahiplenen özleştirme dönemine kadar bir tarafa bırakılmıştır.
güneş dil teorisinin dil yanı terk edilmemiştir.. ama etnisite yanı terk edilmiştir.. buda 1938-40lara denk düşer.. çünkü bu tarihlerle birlikte başlayan avrupa ari ırkçılık eğilimleri etkisi ve yarattığı güç türkiyede de uygulanmak istenir.. ki buna "gerekli olan" kürt isyanları vardır..

türkiye solunun buna sahiplenmesinin kökeni ise.. marksizmdir.. marksizmde geçerli olan burjuva devrimleri ve feodaliteye karşı olmak toplumun bir ulus olarak kendi bağımsız kapitalist devletini kurması.. paradıgmaları etkilidir.. ve sonrasındaki "ek" ise.., halen yanlış kullanılan "anti-emperyalizm" ve ulusal kurtuluş mücadeleleri paradıgmasıdır..

... devam edeceğim....
 
#6
devamı

sayın hortis.., konunun özünü yakalamış ama teorik temellerinden dolayı içeriğe girip sistemli analiz etmede zaaflı davranmaktadır..

kapitalizm, kendi milli birliği için yerel özgünlükleri, yerel zenginlikleri silip, ortalama bir tek dili geliştirmek istemiştir. bunu medya aracılığıyla da yapmıştır, yaygın ve örgün eğitimi aracılığıyla da yapmıştır.
buradaki söylemler.. marksizmin içinde geçen ama ortaya çıkan yanı ile.., marksa bence ait olmayan.. kapitalizmin ve burjuva erklerin öncelikle milli-ulusal bazda var olması ve gelişmesi tezlerinden kaynaklıdır..

kapitalizm ayrı bir sistem değildir.. öncesinden değişerek -gelişerek gelen mülkiyetçi sermaye sisteminin vardığı aşamadaki tanımıdır..
engels.., a.ö-m.ve devletin kökeni yapıtında sistemsel yapıdaki erksel-sistemsel değişme ve gelişmeleri antik çağdan itibaren analiz ederken.., bunu şöyle tanımlar..
"bugüne kadar olan şeyler.., bir mülkiyetin bir başka mülkiyete el koyması olayıdır".. bu söylem marks'da da vardır..
yani..; kapitalizm hep küreseldir.. ama her bir devlet sistemi içindeki egemenlerin kendi egemenlik alanlarını belirlemesi korumasu geliştirmesi hatta buradan küresel egemenlik tahtına oturmak istemesi ayrı bir olgudur.. ki buda zaten devlet olarak işletilmemiş.. küresel ve devlet-ler dışında oluşan sermaye güç blokları eli ile yürümüştür.. devlet-ler burada birer araç olmuştur..

bu "ulus-devlet" işleyişleri egemenlik anlamında içindeki farklılıkları tek renge boyamak talebidir.. yoksa sermayesel-sistemsel egemenlik amaçlı değildir.. bir çok yerde bu "yapılaşmaya" katılmak isteyen toplulukların katılımı da red edilmiştir..
ama gerek fransa-fransız gerek ise ingiltere-ingiliz gibi kökeni olmayan "ulusal" yapılaşma haliyle olanı tek bir renge boyamak zorundadır..
ama almanya-japonya bunu tersine işletmiş.. tek ve ari bir köken paradigmasını işletmiştir..


günümüzde giderek gelişen ve küreselleşen kapitalizm şimdi de, dünya dilini tekleştirmeye başlamıştır. marksist öngörünün aksine bu tek dünya dili, halkların özgür birliği ile kendiliğinden ve doğal olarak değil, kapitalist pazarın zorladığı kötü ve piçleşmiş bir ingilizce egemenliğidir ki bu durum aslında ingilizce için de kötüdür, diğer diller için de.
sayın hortis.. kendince marksist öngörünün aksine demektedir.. bu anlamda marksın hindistan çözümlemelerini okumasını ve ingiltereye biçilen kapitalizmin küreselleşmesindeki başat rolü ve sosyalist devrimdeki başat rolü ve gerekçelerini incelemesini tavsiye ederim..

elbette.., ulusal baskılama.., değiştirme inkar vs. gibi olgulara proğramlara karşı olmak marksizmde yok değildir ama aynı zamanda tarihsel olmayan uluslar ve erimesi zorunlu(kaçınılmaz) uluslar mantalitesi de vardır..

reel sosyalizm deneyimleri incelensin.. baskın dil işleyişi yokmuydu ve kaynaşma.., gerçekten demokratik ve özgürcemiydi..
 
Üst