Özgürlük İçin Laneti Taşlama Özgürlüğü Vardır!

#1
Lanetli olanlar Lut kavmi gibi yola gelmemede ısrar ederlerse sadece yürekleri ile değil bir bütün taş kesileceklerini bilmelidirler. Artık Kürtlerin taştan savaşının içinde barut haline gelmiş öfke ve intikam patlamaktadır.

Cihan Eren
Kürtlerde taş atmak bir yarışma biçimidir. Bir amaçtır! En ağır taşı kaldırma, taşı en uzağa fırlatma denemeleri yanında hedefi en iyi vurma yarışı Kürtler arasında sadece bir oyun değil kültürel bir gelenektir de. Kürtler de en güçlü, hedefini vurmada en keskin olan kişi bir de bu yöntem ile belirlenir. Tarih, İskender’in ordusuyla Kürdistan’dan geçerken Kürtler tarafından taşlandığından, zor anlar yaşayıp ağır darbeler yediğinden bahseder. İskender bir işgalciydi. Kendisini tanrı yerine koyarak işgalciliğini ezelden bir hak olarak gören İskender, bu topraklardan geçip hedefine yürümek istiyordu. Zorlanarak ancak geçebildi. Kürdistan coğrafyasında öldüğü söylenir. Bunun için Kürtlerde taşı en uzağa atmayı, hedefini seçip onu taşlamayı basite almamak gerekir. Çünkü Kürtlerde kimi dönemlerde öfke taş kadar sert olmuş ve öfkeye yol açanların yollarını kapatmak için taşla öfke atılmıştır.
Kürtlerde taşın öfke, öfkenin de taş kadar serleştiği anlar ve tarihsel dönemler vardır. Ve bu tip eylemler günümüzün serhıldanlarında da her zaman olmaktadır. Bu, Kürtlerde kendini ifade etme ve ortaya koyma biçimidir. Bir kimliktir. Bir yaşam ve kavga tarzıdır. Başta gençler olmak üzere tüm Kürtler sadece taş atmak için taşa sarılmaz. Onlar taşlarken öfke ve hırslarını taşın sertliğine ve ağırlığına katarak lanete doğru fırlatırlar. Ve bir geleneğin gereklerini yerine getirirler. Kürt taşlayarak kendini savunma savaşını verir. Tarihte taşla verilmiş savunma savaşları kutsalın lanete karşı savaşı olmuştur. Fil ordusunun Ebabil kuşlarının taş saldırısıyla yenildiğini kutsal kitap haber vermektedir. Kürt kültüründe çocuklar öldüğünde göklerde kuş olur uçar inancı vardır. Kürtler de kendi yürüyüşünü engelleyen barikatı yıkıp yolunu açmak için taşlarlar. Kürtler laneti taşlarlar. Kutsala taş dizerler ve onu kutsarlar.
Sadece Kürtlerde değil tüm toplumların yaşamlarında taşın önemli bir yer tuttuğunu biliyoruz. Kürtler taşa; kevir, berd, kemer gibi adlandırmalar yanında yer ve büyüklüğüne göre değişik isimler de vermiş, sosyal yaşamları içinde değerleştirip kültür nesneleri haline getirmişlerdir. Doğa nesneleri içinde Kürtlerin, kendisiyle en fazla haşır neşir oldukları taştır demek abartı sayılmaz. Kürt “ser huşk” lığı belki bundan ileri gelmektedir. Kürt çiftçilerinin ellerindeki nasırlar da taş kadar sert olur. Kürtler yaşamlarını idame etmek için taşı en çok kullanan bir toplum olduğundan neolitik -yeni taş- dönemi yaratan başlıca halklardan olmuştur. Dolayısı ile Kürtlerde taşa dayalı mitoloji, dini tanımlamalar, atasözleri, taşlarla yapılmış birçok kültür nesneleri yanında taşla oynanan oyunlar ve yapılan gösteriler şeklinde taşa dayalı bir kültürleşme yaşamın anlam zenginliği içinde yerini almıştır. Bu zenginlik bugünün ihtiyaçlarına göre değişerek devam etmektedir. Ve artık Kürtlerde taş serhıldan alanlarının vazgeçilmez silahı olmuştur. Kürtlerin hem taşlarını atacağı kişi ve yerler çoktur, hem de atacakları çok taşı vardır. Bazen kaldırımlarda boş gezmektense kaldırım taşını atmak daha iyi bir iştir. Kürtler de bunu yapmaktadırlar.
Evet, taş deyip geçmemek gerekir. İnsanlar toplumsal yaşamın aşamalarının birkaç tanesini taşlarla adlandırmışlardır. Paleotik-eski, Mezolitik-orta ve Neolitik-yeni taş çağı olarak en sık kullanılan toplumsal süreçlerin isimleridir. Ve bu yaşam dönemleri en faydalı araçlara dönüştürülmesinden dolayı taşın belirleyici etkisinde geçmiştir. Demek ki taş insan yaşamını belirleyecek kadar önemli bir nesne ve bu nesneden dönüştürülmüş birçok araç olarak insanlıkça kullanılmıştır. Kullanıldıkça ve insanlar tanıyıp faydasını gördükçe taşın yaşam içinde değerlendirildiği alanlar da çoğalmıştır. Toplumsal kanun gereği bir nesne ne kadar kullanışlı ise o kadar değerli olur. Çünkü yaşamın maddi-manevi ihtiyaçlarına cevap olmak, topluma faydalı olmak demektir. Taş hem doğada bol bulunduğundan hem de faydalı olduğundan insanlık tarafından kendisinden değişik biçimlerde yararlanılmıştır. Taşlar; bir yapıya temel olacak kadar dayanıklı, bir kaleyi örecek kadar sağlam ve güvenli, tarihi eser olacak kadar uzun ömürlü, günahkâra atılacak kadar temizleyendir. Öyle ki taş; işlemecilik, heykelcilik gibi incelik gerektiren sanat alanlarının temel yapı malzemesi olacak kadar insanların duygu ve düşünce dili olma alanlarına da girmiştir. Bu işlerin temel malzemesi yapılmıştır.
Tarihte taşa dayalı pek çok mitolojik öykü de vardır. Yukarı Mezopotamya’daki Kummarbi mitolojisinde geçen olaylar, Kürtlerde halen varlığını koruyan ziyaretleri “nîçik, qurç” olarak adlandırılan taşları yüksekçe üst üste koyup işaretleme kültürü buna örnektir. Mısır piramitleri taştan yapılardır. Dinlerde de taş kültürü vardır. İmana gelmeyen Lut kavminin taşlaştığı söylenir. Ağlama duvarı taştan bir yapıdır. Hacerül Eswed (siyah taş) Kâbe’de her yıl milyonların dokunmak için kendisini ziyaret ettiği kutsal bir nesne olarak taştır. Şeytana atılanlar da taştır. Yani taş hem en kutsalın simgesini temsil edecek kadar kutsal hem de kötülüğe atılınca atanın paklığının göstergesi olacak kadar da sağlam bir ayraçtır.
Taş toprağın kucağında değerli bir madendir. Bazı taşlar siyahlaşıp kömürleşir ateşte yanar. Bazısı beyaz ve yeşilimsi tonlarda mermer olur güzellik döşer nakış olur. Elmas olunca paha biçilmez olup müzelerde seyirliğe durur. Taş kum olunca da çokluğun ve kıymetsizin nişanı olur. Az olunca da pırlantaya dönüşür zevkin, değerin ve kıymetin ölçüsü olur. Benzer bir kültürleşme durumunu dilde de izlemek mümkündür. Taş kalpli olmak, taş gibi sert, taş kesilmek, ağır taş yerinde durur, ummadığın taş baş yarar vs. gibi daha binlerce yaşam anlamsallığının taşlarla ifade edildiğini biliyoruz.
Kürt kültüründeki taş olgusundan birkaç örneği yazının başında verdik. Kürt çocuklarının ve gençlerinin oyunlarında da taşın hatırı sayılır bir yeri vardır. Gog, lap-tevş, qêl, kevır germ gibi birçok oyun başta gençler olmak üzere Kürt toplumunda sıkça oynanan oyunlardır. Taş Kürtlerde oyunlarının bir parçası olacak kadar kültüre dönüştürülmüş bir doğa nesnesidir. Kürtlerde taş sadece oyun kültürü içine çekilmemiştir. Kürt kavgalarında da taşın hatırı sayılır bir yeri vardır. Kürt kavgaları taşlı ve sopalıdır. Taşı birkaç yüz metre uzağa en etkili atma aracı olarak Kevirkan belki de Kürt icadı bir silahtır. İskender’in ordusunu darbelemede Kürt taş savaşçılığının etkisi olduğunu yazan kaynaklar vardır. Demek ki genelde tüm halkların özelde de Kürtlerin taşı kültürleştirme ve kullanma alanları çokçadır.
Taşı kültürleştirme alanları içinde taşa uzanmak ve taşı kapıp ileriye fırlatmak suç olarak nitelendirilmemiştir. Böyle bir suç olamaz. Kürt kültüründe de böyle bir suç tanımlaması yoktur. Hiçbir toplumsal gelenekte taş atma suçunun olduğuna rastlamıyoruz. Mitolojilerde, dinlerde, sanatlarda, gündelik yaşamda ve dilde kullanılan taşla ifade etmelerin hemen hepsinde taş kötülüğün, suçun değil, kötü olanların, düşkünlerin benzeştirildiği ve cezalandırıldığı durumu tanımlayıp adlandıran bir kültürün ifadesi olmuştur. Son dönemlerde onlarca Kürt çocuğu-genci “taş atma suçu”ndan dolayı hapislerde esir tutulmaktadır. Kürt çocuklarını gençlerini bu suçla suçlayanlar suçları tespitli olanlardır. Taşlamayı hak edenler kutsal tarafta yer alan çocuklarımızı ve gençlerimizi suçlamaktadırlar. Bu suçlama şeytanın müminleri suçlamasına benziyor. Yola gelmede inat eden yaşadıklarının doğruluğuna inanan Lut kavminin Sodom’da taş kesilmesine rağmen kendisinde ısrarına da benziyor. Tarihin daha birçok olayında, söylencesinde taşlamanın, taşlaşmanın olduğunu biliyoruz. Önderliğimiz bu ve benzer tanımlamaları ve buna yol açan durumları, toplumsal vicdandan kaynağını alan lanetlemenin dışa vuran bir şekli olarak tanımladı. Demek ki taş atılan yer ve taşlananlar toplumsal vicdanda lanetli duruma geldikleri için buna layık görülüyorlar. Dolayısıyla taşlananların taşlayanları suçlama hakkı olamaz.
Toplumsal vicdana göre lanetli olanların taşlanmasına rağmen lanetlerini sürdürmeleri toplumsal ahlakilik açısından tam bir düşüş halidir. Buna karşı taş atanlarda yükselen özgür ahlakın göstergesidir. Günahkâr olmayanlar ya da günahlarının bilincinde olup bunu temizlemek isteyenler ancak taş atabilir. Günahkârın taş atamayacağını Magdelana’yı taşlayanlara Hz. İsa’nın ‘içinizde günahsız olanlar taş atsın’ dediğinde ortaya çıkan gerçeklik binlerce yıl önceden ispatlamıştı. Bir toplumun vicdanında kötü ve suçlu olanları taşlayanlar yeni bir düşünceye inanlar olarak toplumlarının ve yeni ahlakın taze kanıdırlar. Lanete taş atan kollar kadar güçlü, yürekler kadar temizlenmiş, hafifleyip özgürlüğe yol alan başka bedenler olacağını sanmıyorum. Hele bu kol ve yürek sahibi olanlar çocuk ve gençler ise anlamı daha başka olur. Bu eylemi yapan Kürt çocukları-gençleri hem taş atma kültürlerinin bir gereğini yapıyorlar hem de taş savaşlarının yeni biçimini geliştiriyorlar. Son dönemlerde Kürdistan’da suç kapsamına alınan taş atma olgusu Kürt kültürü değildir. Kürtler içinde taşlanma ve taş kesilme olmamıştır. Lanetli olanları taş kesen söylencelerimiz epeycedir. Kürtlerde taş atmak ya bir oyun gereği olmuştur ya da savunma amaçlı. Oyunda suç olarak tespit edilen şey de oyunun bir gereği olarak oyuncadır. Savunma amaçlı taşlamada da kimi, neden taşladıkları bellidir. Kürtler düşmanlarını taşlar.
Son zamanlarda Kürt çocukları-gençleri lanetlilerin şiddetine daha çok maruz kalıyorlar. Üç yaşındaki Kürt çocuğuna kurşun sıkıldı. Çocuklar öldürüldü, kolları kırıldı, başları silah dipçikleri ile ezildi. Ve en son da dağlık ve yeşil ormanlık alanda bir Ceylan vuruldu. Kürt çocukları-gençlerine karşı uygulanan saldırı ve şiddet olaylarında taş kullanılmadı. Lanetlilerin silahları başkadır. Çünkü lanetliler taş kullanmaz. Onlar ancak taşlanır. Lanetin ve lanetlilerin taşlandığı, tarihten bildiğimiz ahlaki bir tutumdur. O zaman Kürt çocuklarının ve gençlerinin taş atmalarını suç kapsamına alanlar kimlerdir? Kürtler işgalcileri, işkencecileri ve hak gaspçılarını taşlayarak ahlaki bir görevi yerine getirmekteler. Buna rağmen suçlanmak ne demektir? Birkaç gün önce vurulan Ceylan’ın yaşı, on iki yaşındaki Uğur’un bedenine sıkılan kurşunların sayısı olan on üçtü. On üç uğursuz bir sayı olarak bilinmektedir. Uğur’un bedenine sıkılmış kurşunların sayısı ve Ceylan’ın yaşının da on üç olması bu rakamı lanetlilerin hanesine bir kez daha yazmıştır. Bu lanet ortadan kalksın diye taş atan Kürtlerin bu davranışı kutsal bir içeriğe sahiptir. Her Kürt kendi ülkesinde taş atma özgürlüğüne sahiptir. Çünkü ülkesinde lanet hüküm sürmektedir. Lanetin olduğu her yer de taşlamak özgürlük için özgür bir eylemdir.
Lanetlilerin hükmü ile suçlanan Kürt çocukları bir süredir ailelerinden uzak ve taşlarla örülmüş duvarlar arasında kalmaktadırlar. Kutsallığın simgesi olan bayramlarda Kürt çocukları ve gençleri lanetin kanunlarına göre yargılandıkları için esir geçirdiler. Halen bu topraklarda kutsal bir bütün olarak lanete galebe gelmedi. Ama buna az kaldı. Çünkü lanet ve lanetliler gençlerce taşlanmaya başlanmıştır artık. Önderliğimiz “lanetleme, toplumun tipik, kendine has cezalandırma eylemi oluyor” demektedir. Taşlamak, taşlayarak kendini lanetlilerden korumak da bu cezalandırmanın pratik bir biçimi olmaktadır. Tarihin tüm önemli dönemlerinde taş atma kültürü ile özgürlük ahlakının yol aldığına dair çok olay mevcuttur. Kürt halkı bu kutsallık kültürünün günümüzdeki temsilidir. Bundan dolayı Kürt çocukları ve gençlerinin attığı taşları çoktandır taş kesilmiş olanların sözleri ile anlatmak mümkün değildir. Kürt çocuklarını katledenler onları suçlayıp taş duvarların ardında tutanlar taş kesilen Lut kavminin torunları olduklarını ortaya koymuşlardır. Bu çocuk katilleri lanetlidir. Lanetli olanlar Lut kavmi gibi yola gelmemede ısrar ederlerse sadece yürekleri ile değil bir bütün taş kesileceklerini bilmelidirler. Artık Kürtlerin taştan savaşının içinde barut haline gelmiş öfke ve intikam patlamaktadır.


 
R

Rêber Amed

#2
Amed_Dersim her astığın yazıda intikam vurgusunun altını kalın çizgilerle çizmenmi gerekiyor?Bu tazr ne seni ne forumu nede başkalarını geliştirmez sevgili yoldaş.Ancak bu kadar ısrarlısın sana bazı sorularım olacak ve açıklamalarım.Karşılıklı birbirimizi geliştirelim değerli yoldaşım.Anladığım kadarıyla Radikal bir PKK sempetizanısın.Yada değilsen bilemiyorum.Astığın yazılardan bunu çıkardım.Görüşlerini benimsediğin parti olan PKK meşru savunma çizgisini genel hatlarıyla hedef almaktadır bildiğim kadarıyla.

Nedir bu meşru savunma çizgisinin temel ilkeleri?

1-Meşru Savunma Çizgisi Savunma Savaşının stratejisidir. Stratejik savunma ve stratejik denge dönemlerini kapsar. İçinde saldırı yoktur. Aktif savunma gücüdür. Stratejik saldırı aşamasının yerini meşru savunma temelinde geliştirilen zor alır.
2-Sosyalist ideolojinin hizmetinde olan bu stratejinin her bir parçası diğerini bütünler ve birbirinden kopmayan özelliktedir. Siyasi, diplomatik, askeri, örgütsel ve kitlesel yönleriyle komple bir gerçekliği ifade eder. Birbiriyle diyalektik ilişki içindedir.
3- Meşru savunma 21. yüzyılda sosyalizmin savaş stratejisidir. Sosyalizmin olgunluk aşamasına geldiği süreçteki şiddet düzeyi anlayışıdır.
4-Terörist devlet modeliyle uzlaşmamak vazgeçilmez bir ilkedir. Her koşulda silahlı mücadeleyi esas almaz ama ilkesiz uzlaşmayı reddeder. Meşru savunma çizgisi, silahlı savaşımı ve şiddeti reddetmez ve silahlı savaşımı vazgeçilmez olarak ele alıp tabulaştırmaz, amaç haline getirmez.!! Çünkü silahlı savaşım yöntemi amaçlara ulaşmak için araçtır.
5-İçinde bulunulan mevcut devlet yapılanması hukuk devletini, temel insan hakları ile demokratik ölçüleri esas alıyorsa, meşru savunma siyasi yollarla yürütülür. Silahlı şiddet biçimini alamaz. Eğer silahlı savaşımı esas alırsa, meşru savunma olmaktan çıkar ve ideolojik değerini yitirir.
6-“Demokratik ülke, özgür parça” meşru savunma hakkının siyasi gerekçesidir.
7-Evrensel hukukun kuralları çerçevesinde üç temel kuşak hakları elde edilinceye kadar, yürütülen kutsal direnme ve savunma hakkıdır.
8-Demokratik ilkelere uyulmadığında bu ilkeler oturtuluncaya kadar, meşru savunma stratejisine bağlı Halk Savunma Güçlerinin ve savaş taktiklerinin rollerini oynaması vazgeçilmez ilkedir.
9-Mevcut çelişkileri tümüyle şiddet temelinde veya şiddete dayanarak çözme değil, ama bu çelişkileri doğru tarzda çözmek ve bu konuda muhatap yine etkin bir güç olabilmek için saldırı değil, caydırma ve savunmayı esas alma temel ilkelerden biridir.
10-Hem reel sosyalizmin, egemen sistemin hem de ezilenlerin tarihinde ortaya çıkan -isyan, kaba direnişçilik- şiddet anlayışlarını aşan bir gerçekliktir.
11-Bu stratejiye dayalı geliştirilen askeri taktiklerin, halkların demokratik otoritesini ve iktidarını kurumlaştırmaya, halkların çıkarlarını savunmaya yönelik olmalıdır.
12-Halkların demokratik-sosyalist değerlerini iktidarlaştırma, bu değerlerin karşıtlarına karşı gerektiğinde çatışma gerektiğinde de ilkeli uzlaşma yaklaşımı ile savunma ve bunun teminatı olma pozisyonundadır.

Yani dönemin zoru olan meşru savunma, anti-demokratik saldırılara karşı savunma sorunu olarak açığa çıkıyor. Bu, uygarlık çağında herkesin kendisine yönelik geliştirilen saldırılara karşı koyuşudur. Bir halkın bağlı olduğu maddi ve manevi tüm değerlerine karşı gelişen saldırılara yönelik verilen bir cevap, bir meşru haktır meşru savunma.

Şimdi senin her yazında direk olarak intikamı hedef alan ifadelerini bunları bir oku ve nereye koyacağını iyice düşün.Bak bakalım çelişki varmı?

Şiddeti eğer doğru tanımlamazsan hiç bir faydası olmaz.Olamaz.Şiddetin tanımı nedir sence?zor nedir?Bunların tanımını nasıl yapıyorsun?
 
#3
5-İçinde bulunulan mevcut devlet yapılanması hukuk devletini, temel insan
hakları ile demokratik ölçüleri esas alıyorsa, meşru savunma siyasi yollarla yürütülür. Silahlı şiddet biçimini alamaz. Eğer silahlı savaşımı esas alırsa, meşru savunma olmaktan çıkar ve ideolojik değerini yitirir.

Sevgili Adil Amed hevalım

HRK ve ARGK'nin daha farklı olduğunu biliyoruz.
Buradaki sorun ''meşru savunma mı olacak, meşru saldırı mı'' değildir...Sorunumuz günümüzün şartlarının meşru savunmayı zorunlu kıldığıdır...Bu sebeple HPG günümüzde MEŞRU SAVUNMA çizgisindedir...


Amed_Dersim her astığın yazıda intikam vurgusunun altını kalın çizgilerle çizmenmi gerekiyor?
Hayır, Bir Kürt Forumundan alıntı yaptım, Kürt Gençlerindeki genel hava budur.

Anladığım kadarıyla Radikal bir PKK sempetizanısın.Yada değilsen bilemiyorum.
PKK ve TAK'a sempatim olduğu doğrudur...TAK'ın radikal tavırlarını beğenirim.
Apocuyum diyelim kısaca...Ve tüm yurtseverlerin yuvası olan DTP'liyim...
Bildiğin şeyler aslında ama soruyorsunuz ısrarla.:)


Görüşlerini benimsediğin parti olan PKK meşru savunma çizgisini genel hatlarıyla hedef almaktadır bildiğim kadarıyla.
Evet, PKK'nin bugünkü çizgisi yerindedir...
Ve bu anlamda PKK-HPG politikalarını destekliyorum.
Fakat Kürt Halkı açısından biraz daha sert politikalar olması gerektiğini düşünüyorum...
Şu andaki sürecin buna elverişli olmadığını da biliyorum ve önümüzdeki süreçte meşru savunma çizgisinin biraz olsun sertleşeceğini öngörüyorum...Fakat tabii ki ideolojik olarak MEŞRU SAVUNMA çizgisi değişmeyecektir, ve değişmesini de beklemiyorum...Değişmesini doğru da bulmuyorum...
Zaman zaman sertleşip yumuşayabilir MEŞRU SAVUNMA çizgisi...



Şimdi senin her yazında direk olarak intikamı hedef alan ifadelerini bunları bir oku ve nereye koyacağını iyice düşün.Bak bakalım çelişki varmı?
Bence yok sevgili hevalım...Bu yazıdaki vurguyu ben yapmadım, alıntıladığım sitede bu şekildeydi...
İntikam, Kürt Gençliğinin ortak temennisi ve amacıdır fakat bunun bugünkü şartlarda rasyonel olmadığı da gün gibi aşikardır...
Bu sebeple MEŞRU SAVUNMA çizgisi benimsenmiştir gençlik tarafından...Parti politikalarının benimsenmesi rasyonal ve akılcı olmasından ileri gelir zaten...



Şiddetin tanımı nedir sence?zor nedir?Bunların tanımını nasıl yapıyorsun?
Partiden ayrı düşünmüyorum bu konuda...Tüm Kürt Gençliği gibi partinin politik-siyasi çizgisini doğru buluyorum...
Fakat intikam duygularını bastırmamız gerektiğini de düşünmüyorum, sadece ertelenmesi gereken bir olgu olarak görüyorum...Belki ileride gerekte kalmaz...
Zaten en büyük intikam egemenlerin kurduğu sistemin tekerlerine çomak sokmak değil midir?
Bunu yaparsak intikam almış olmaz mıyız?


Diğer söylediklerin noktasında hemfikiriz değerli adil hevalım...
Saygı, sevgi ve selamlarla...
 
Son düzenleme:
#4
Sayın Amed_Dersim;
1-Enternasyonal Forum'da kimse bir örgüt-parti sözcüsü-temsilcisi edasıyla, Kendi düşüncelerini-doğrularını örgütün veya partinin tabanının tümü bu şekilde düşünüyor diyerek lanse edemez.

2-Enternasyonal Forum savaş cığırtkanlığına, öcalma fantazilerine tölerans göstermeyecektir. Çünkü burası harp alanı veya arena değildir.

3-Enternasyonal Forum İlkel milliyetçiliğe geçit vermeyecektir.

4-Bunlar birer ihtardır , ısrarınız halinde yaptırım uygulanacaktır. Burası fikirlerin yorumların ifade edileceği bir forumdur intikam yeri değildir.
 
Üst