ordu-sol ve umutlar

#1
neysen osun.. üzerine istediğin şeyi giy öz neyse aradan fırlar.. özellikle bilinç noktasında bu kaçınılmazdır.. çok anlamlı bir özdeğiştir.. dervişin fikri ne ise., zikri de odur.. bunu tamamlayan bir diğer özdeğiş., merdi kıpti şecaat arz ederken sirkatin eyler(çingene halkından özürlerimle)..

özgür belek aynısını yapmış..

AKP kendi ordusunu kuruyor
başlık bu konu.; t.c. ordusundaki 1923 kuruluş yapısındaki değişim.. ama "derviş" zikir yaparken asıl derdini gizleyemiyor..
AKP ordunun Türkiye siyaseti içerisinde geleneksel olarak durduğu yerle değil bu ordunun karakteriyle ilgili bir sorun yaşıyordu. Askerlerin Türkiye siyasetinde üstlendikleri rolün 1923 Cumhuriyetiyle kurduğu ilişki problem yaratıyordu. Bu ilişkinin koparılması ve bağlantılı kadroların tasfiyesinin Gülen Cemaatiyle birlikte yürütülmesinin AKP açısından yarattığı büyük sıkıntı 15 Temmuz gecesi açığa çıkacaktı.
özgür "derviş".. derdini anlatacak ama açık anlatamadığı için böyle garabet cümleler kuruyor..

t.c. ordusunun t.c. siyasi işleyişinde iktidarsal bir yere sahip olduğu herkesin kabulü.. ama içeriğine girmezsen yine dervişin fikri-zikri mevzusu ortaya çıkar.. kendine komünist diyorsan.. m-l diyorsan.. sistemin asıl sahibinin sınıfsal olduğunu ve bir sermaye tanımı içerdiğini bilmen ve özellikle vurgulaman gerekir..
aristokrat sermaye., burjuva sermayesi hatta mali sermaye yada ticaret sermayesi., sanayi sermayesi ayrımları üzerinden itifaklar vs. olarak tanım yaparsın..
yani.... t.c. devleti kuruluşunda ve iktidarsal işleyişinde asıl "sahip" kimdir sorusuna vereceğin yanıt bellidir.. burjuvazi .. ama hangisi ya da hangilerinin ittifakı konusunda farklılıklar olabilir ve tartışılır..

bu zibidilerin fikrindeki/zihniyetindeki kapitalist modernite genetik köklerinden dolayı bu olması gereken sorular ve yanıtları böyle durumlarda es geçilir., mevzu yuvarlanır.. ama yazı içinde kendini deşifre eder.. yani., fikrin zikre yansıması olayı yaşanır..

t.c. ordusu ki osmanlıda bile ordu hemen hemen başlardan beri siyasette önemli etken bir eleman ve araçtı.. buna vesayet sistemi deniliyor ama ordu kimin adına iktidarda vasi belirtilmez.. özgür "derviş" de belirtmemiş.. yuvarlamış..

Ama bugün kimse askerlerin cumhuriyetin bekçisi olduğunu söyleyemiyorsa, demek ki.. eskiden söyleyenler varmış..ki.. bunlar bu zibidiyle aynı genetik kök sahipleri oluyor.. ben b-alık hafızalara anımsatayım.. 1970 darbesine kadar türkiye solunun eksiksiz tümü söylüyordu.. 70 darbesinden sonra bazıları ordu nato ordusu dese de öncesi için eski tespitte takılı kalmıştı.. tarihsel işleyiş olarak ordunun daima sermayenin ordusu olduğu hiç bir zaman zihinde olmadı..
soruyorum.. bu bekçi hangi cumhuriyeti yani cumhuriyetin hangi sahibinin bekçisi idi..

özgür şen bu soruya yanıt vermiyor.. sıkıştırsan.. aydınlanma değerleri olarak sahipleniyoruz diyecek.. marksist anlayış açısından eleştirim olur ama anlarım.. leninist açıdan analmam olası değil.. çağın adı(zamanımızın ne zamanı olduğu) konulmuş..
ayrıca.. ordunun cumhuriyetin bekçisi olduğu artık söylenmiyor tespiti dervişin fikri-zikri olayındaki garabet durum oluyor.. ordu cumhuriyetin bekçisi değil yıkıcısı mı?..
cumhuriyet dediği.. çay bahçesi değil ise bir devletin sisteminin adı olsa gerek.. bir devletin/sistemin ordusu da bekçilik yapma amaçlı vardır.. bu durum.. ordusu bile yok denilen isviçre için bile geçerlidir ve gerektiğinde bekçi ortaya çıkıverir.. başkaca araçlarla bekçilik ifa edilebildiği için asıl bekçi geride duruyordur..
aslında.. ordu denilince akla silah-süngü yani power/güç gelmelidir.. yani egemenlerin son çaresi..

t.c. kuruluşunda ordunun işlevselliği ne ise halen de odur.. ordu içi, yarılmalar., işleyiş değişiklikleri ancak sermayenin görev misyonu atamalarıyla ve sermaye içi çatışmalar nedeniyle değişir..
yani.. ne chp ordusu ne de akp ordusu ne de imamın ordusu diye bir şey yoktur..
bu saydıklarım.; dönemlere göre egemenlerin orduya biçtikleri misyona uygun toplumsal algı kodlamalarıdır.. ordu=sermaye başkaca bir "bilimsel" tanımı yoktur..

Ama bugün kimse askerlerin cumhuriyetin bekçisi olduğunu söyleyemiyorsa, AKP'nin aldığı yol küçümsenemez. Bu önerme eskiden doğru olduğu için değil... Eskiyle bugün arasındaki fark göz ardı edilemeyecek kadar büyük olduğu için.

burada ordunun akp eline geçtiği ve artık cumhuriyet bekçisi olma vasfını yitirdiği tespit! ediliyor.. yani., akp cumhuriyeti yıkıyor ya da yıktı.. peki... sermaye ne oldu.. yani cumhuriyetin kuruluşundaki sermaye..

kuruluşta yeri yoktu ve sonra cumhuriyete mi? sahip oldu.. o cumhuriyet sermayenin değil mi? idi de şimdi yıkılırken rahatsız değil..
özgür şen bu soruları tahmin ederek "açıklama "yapıyor..
1923 Cumhuriyetinin patronlar tarafından ölüme terk edilmesinin bir nedeni elbette hiç tartışmasız bu cumhuriyetin temsil ettiği bazı değerlerin bugün taşınamaz hale gelmesi. Ancak bu cinayetin eski cumhuriyetin bugünkü patronlara yetersiz gelen nitelikleriyle ilgili kısmının üzerinden atlanmamalı. 1923 Cumhuriyeti, Türkiye sermaye sınıfının ulaştığı gelişkinlik aşamasıyla uyumsuz bir tedbirliliği ve içine kapanıklığı barındırıyordu. O cumhuriyet örneğin bölgesel ve sınır ötesi maceralara girmek konusunda patronların bugünkü beklentilerine kıyasla oldukça çekinikti. Cumhuriyetin ordusu da bu karakteriyle uyumlu yapılandırılmıştı. AKP'nin Gülen cemaatiyle el ele bu orduyu tasfiyeye girişmesine patronların heyecanla alkış tutması bu nedenle de rastlantı değildi.

hangi? değerler., hangi? nedenlerle taşınamaz hale gelmiş.. sorusundan daha önemlisi.. bu değerlerin varlığı sermayeyi 1923 ve sonrasında rahatsız etmiş mi? etmemiş ise neden? ve neden? sonrasında rahatsız etmiş..
yanıtı şu.. yeşil bölüm)...
tedbirli ve içe kapanık bir cumhuriyet.. ve bu cumhuriyet bu karakterinde!! sermayenin dışında ve bağımsız.. özgür şen devlet ve iktidar hakkında ne!!!? biliyor merak ettim..

sermaye bu karakteri ilk zamanlar zorunlu taşımış ama artık taşıyamaz hale gelmiş.. de ne yapacakmış!!!
özgür şen(derviş diyeyim).. 1923 cumhuriyeti diye sermayeden bağımsız bir nesne ortaya sunuyor.. bu nesne ne!! ise.. 1923 yıllarında sermayeden bağımsız kuruluyor.. içe kapanık.. :D .. macerayı sevmiyor.. :D pardon bir şahıstan mı? bahsediliyor yoksa bir devletten mi?..

içe kapanık dediğinde.; m-l litaratüre göre ulusal sermayeyi koruyan kollayan geliştiren bu anlamda küresel sermaye ilişkilerinde bağımsız olan milli sermayeye uygun devlet anlamına gelir..
macera sevmeyen denildiğinde.; m-l litaratüre göre emperyalist(yayılmacı) eğilimleri ve proğramı olmayan anlamına gelir..
böyle bir şey olur-olmaz ayrı konu ama ortak kabul şunu söyler.. böyle olsa bile içe kapanık-macera sevmeyen devletin sahibi sermayedir..

b-alık hafızalara anımsatarak devam edeyim..
bu "kafa/zihniyet yeni değil.. genetiktir.. 1923 cumhuriyeti kuruluşunda devrimci paşalar(mavi gözlü-kulağı sağır ve çakmak vs.) vardı.. sermaye yoktu.. ama uzlaştılar ve yola devam ettiler.. aydınlanma ya.. kaderin cilvesi!! sermaye devleti ele geçirdi.. emperyalizmle uzlaştı vs. vs. ne!! zaman.. menderes zamanı.. ama bekçi olaya el koydu.. 60 darbesi.. ama sermaye ne etti işi değiştirdi.. geldik bu güne.. bu hikaye/nutuk bilinir..

neyse.. :D .. olan oldu.. geldik bu güne..
1923 Cumhuriyetinin patronlar tarafından ölüme terk
.. edildi ve akp eline geçti.. özgür şen ve muadilleri ağıt yaksın da aşağıdaki garabetliğe ne demeli..

Üstelik eski ordu ve yeni orduyu birbirine bağlayacak iki özellik, eskiden yeniye geçerken sürekliliğinden emin olunacak iki nitelik Türkiyeli sermayedarlarca bu adım atılırken bir tür garantör veya çıpa olarak görülüyordu: Piyasayla uyumluluk ve NATO'ya bağlılık...
burada merdi kıpti olayı devreye girmiş.. özgür şen diyor ki.. eski ordu da yenisi de aynı öze sahiptir.. natoya bağlı.. piyasaya uyumlu!! (türkçe meali sermayeye bağlı) olsun aydınlanma değerleri var ya..
Yeni ordunun temel nitelikleri olarak bu iki özellik mutlaka korunacaktı. Korundu da... Patronlar bir kez daha haklı çıktı ve bu ikisinin ne denli önemli garantörler olduğu ordu içinde krizin en derinleştiği anlarda dahi görüldü. Ordu kendisi için geçmişten bugüne soldan kurulan tüm hayalleri yıkarken paramparça olmaktan bu iki ortak değeri hatırlayarak kurtuldu.

merdi kıpti olayının ikincisi.. solun ordu hakkındaki hayalleri!!!! bunların ne olduğu malum.. 60 darbesi gibi.. ama artık harbiden hayal olmuş ama ordu yine bütünmüş.. neden ana özelliğinden natoya bağlı piyasaya(sermayeye) uyumlu.. peki bu bağlı-uyumlu ordu 1923 de farklı mı? idi.. değil ise.. ki değil olsa gerek.. nato diyor.. yani 1946 sonrası demek istiyor.. öncesinde nato yok.. ama sermaye yani piyasa var.. acaba o dönem uyumlu mu? idi..

toparlarsam..
Bazı girişim ve denemelere karşın ortada henüz böyle bir ordu yok. İyi ki de yok... Ama bu hayallerin terk edilip eski orduya ve onun anlayışına bir şans daha verilmesinin de hiç olasılığı yok. Bu ordu yönsüzlüğü, iç çelişkileri, kavgaları ve sermayeye bağlılığıyla AKP Türkiyesi'nin ordusu. Herkes hesabını hayallere göre değil gerçeklere uygun yapsın.

hutbenin asıl mevzusu bu oluyor..
artık ordudan umut beklemeyin.. derken.. aslında chp den de umut beklemeyin diyor..
asıl soru bu neden diyor..

açıklayacağım.......



alıntı..
http://haber.sol.org.tr/yazarlar/ozgur-sen/akp-kendi-ordusunu-kuruyor-206364
 
#2
hutbenin asıl mevzusu bu oluyor..
artık ordudan umut beklemeyin.. derken.. aslında chp den de umut beklemeyin diyor..

asıl soru bu neden diyor..

açıklayacağım.......

sorumu açayım.. ordudan ve chp'den umut beklemeyin söylemi neden? yapılıyor.. bunu söyleyen bir "sosyalist" ve dahi "m-l"!!.. böyle söylemesi doğal değil mi!?.. gerçekten sosyalist ve m-l olsa idi doğaldı ama sposyalist ve m-l değil.. benim değil demem benden menkuldür bu anlamda konuyu derinleştirmem gerekiyor..

sürekli vurguluyorum.. bu ülkedeki sınıfsal savaş dedikleri şey sınıflar arasında kendi doğallığında ilerliyor ama ideolojik/siyasal anlamda.; sınıfsal değil aksine cemaat/konseptseldir.. demem o ki., bazıları sözüm dışında.. genelde ideolojik yapılaşmalar yer aldıkları zemine değil cemaat/konsepte bağlı olarak işlevseldir..

t.c. sistemindeki sol ya da türkiye solu diyeyim bu anlamda samimiler hariç komünist değildir.. kimileri kapitalist modernite etkisinde bir sol kimileri ise bahsettiğim cemaat/konsept dahilinde sol konumundadırlar.. tarihsel olarak kapitalist modernite genetiği taşıyan komünistler konusundaki eleştirilerim ideolojiktir ama diğerleri için toplumsal sosyoloji ve ahlak üzerinden eleştiri yaparım ve eleştirilerim bağlı oldukları cemaat/konsept zeminlerindedir..

ne yazık ki.. türkiye solunun önder kadrolarının çoğu cemaat/konsept dahilinde işlevseldir.. samimi olanları ya katledilmiş ya da türkiye solu içinde altı oyulmuştur.. 1970-80 darbeleri sonrasında bahsettiğim ahlaksız/cemaatçi sahteler sol önder konumuna gelmiştir.. bu noktada sistem çok titizdir.. samimiyeti asla "affetmez".. yani ahlaklı-karakterli olanı "affetmez"., tasfiye eder.. çünkü böylelerinin varlığı kendi adamlarının varlığına engeldir.. ideolojik olarak farklı olmak ayrıdır ama ideolojik zemininde samimi-ahlaklı olmak ayrıdır.. bu işler sağ ve islami zeminde de geçerlidir.. tasfiye ederler..

tüm bu anlatımlarım dan sonra soruma geleyim..

klasik olan.. chp etrafında toparlanma ve orduya bağlılık olarak işleyen kemalist-sol ve yurtsever/vatansever sol yani nasyonalist sol anlayışı varken neden???.. bu iki temel zemin olmaz deniliyor..
hadi.. 1970-80 darbeleri sonrasında ordu yapısındaki değişiklikler ve ordunun "sol"a yönelik açık net ve şiddetli yönelimleri etkili oldu diyelim ama ordu içinde kemalist bir yapının çekirdek olarak var olduğuna inanılırdı.. hadi özal ve sonrasında akp süreci bu beklentileri yok etti diyelim.. ya chp.. ecevit ile bitti mi?.. hayır.. 12 eylül darbesi sonrasında erdal-karayalçın ve dsp peşine koşmaları b-alık hafızalara anımsatayım.. sonrası da var.. ecevit faşist yüzünü gösterdi(yaşama dönüş operasyonu).. erdal-karayalçın.; çiller-ağar-demirel 1993-96 konseptine destek sundu.. baykal akp nin önünü açtı.. kılıçtaroğlu malum.. bunlara rağmen hala chp denilmiyor mu? idi.. ki.. hala diyenler var ama aynı zamanda yeter artık!! diyenler de var.. işte "mesele/mevzu" burada yatıyor..

türkiye solu içindeki bu ekipler(cemaat/konsept) 2012 yılından beri karmaşık ve çatışmalı bir konumda.. buraya virgül koyuyorum..

osmanlı i.t. sürecinde bütünsel davranan ve savaşa kadar kadar bu bütünlüğü koruyan dönme siyasi-sosyal-ekonomik yapılar içindeki sabetayist kesimler.. osmanlının savaş sonrası kaderi noktasında ilk ayrışmayı yaşadılar.. elbette bu ayrışma.; inançsal ya da sosyal değil., iktidar/sermaye zeminlerinde ve karakterinde bir ayrışmadır.. yani taban ile üst kadro olarak farklı bakmak gerekir.. cemaat sadece toplumsal taban anlamında bir araç.. aslolan hangi sermaye grubuna ve konseptine bağlılar konusudur..
bilindiği ya da bilinmek istenmediği gibi., i.t yapısında talat-enver-cemal cuntası savaşın sonuna doğru ayrışmaya başladı.. ayrışmanın sosyal ve hatta siyasal yanından çok sermayesel/iktidarsal aynı önemliydi.. geçmişte i.t. içinde muhalif ama ortak olan cavit bey ekibi savaş öncesi bu ekibe itiraz ediyordu ama karar bu ekibin istemleri doğrultusunda sonuçlandı.. çünkü gizli güç aracı teşkilatı mahsusa bunların elindeydi..

savaş bitiminde beklenilen sonuçlar alınmayınca ya da küresel anlamda beklenen sonuçlar bunların beklentileri dışında sonuç yaratınca küresel olarak bağlı oldukları konseptten kopmalar yaşandı ve haliyle bu kopma i.t. içindeki birlikteliklere de yansıdı..

bahsettiğim küresel konsept mali oligarşidir.. savaş nasıl biterse bitsin mali oligarşinin küresel iktidar sürecinde istediği sonuçlar ortaya çıkacaktı.. ama tam sonuç alınmadığı için., bitmeyen savaş ya da bitmemiş süreç denilmiştir.. ama ortaya çıkan sonuçlar özellikle osmanlıyı çok etkilemiştir..

1- bütünsel osmanlı.. 2- eyaletlere bölünmüş bütünsel osmanlı.. 3- bölgede(orta doğu) mali oligarşiye uygun güçlü ama dar bir osmanlı..

birinci şık olanaksızdı.. savaş farklı sonuçlanırsa olası idi.. 2. ve 3. şık koşullara göre ve küresel iç çatışmaların evrildiği zeminlere göre ele alınacaktı.. avrupada özellikle almanya-fransa ve italya eyaletlere ve paylaşılmış denetim bölgelerine ayrılmış osmanlıdan yana idi.. çünkü aynı nedenlerle ikinci bir savaş ihtimali 1918 ateş kesinden beri mevcuttu.. talat paşa almanyada fransa ve italya ile görüşmeler yapıyor., 2. şık noktasında duruyordu.. hatta ingiltere ile görüşüyordu.. ne yazık ki.. i.t.süreci ve enver-camal ekibinin ısrarlı duruşu talat paşanın elini zayıflatıyor., sonradan tekrar bütünsel osmanlıya dönüş noktasında kuşku yaratıyordu.. çünkü daha savaş bitmeden anadoluda teşkilatrı mahsusa direniş için hazırlıklarını yapmaya başlamıştı ve etkin ekip., enver-cemal ekibiydi..

kısaca..
1918-23 arasında gel gitler sonrası karar verildi.. bu kararda.. sscb varlığı., avrupanın galiplerinin arasındaki anlaşmazlıklar vs. ve en önemlisi teşkilatı mahsusanın direniş yapılaşmasının ciddiyeti etkili oldu..
- özellikle orta doğu paylaşımında ingiltere-fransa çatışmadan savaşa başlayacak konumundaydı.. italya hoşnutsuzdu.. almanya yenilmiş olsa da enver-cemal ekibine destek sunabilecek malzemelere sahipti ve ek olarak arap dünyasında da etkili ilişkileri vardı(2. savaş sürecinde bu ilişkiler ortaya çıktı).. musul-kerkük osmanlıda kalırsa talat ekibi aynen kalırsa., bundan en çok almanya-fransa yararlanacaktı.. hatta enver ekibi işleri farklı mecralara sürükleyebilirdi.. vs.
- rusyadaki sistem-iktidar değişimi de çok etkili oldu ama 1920 ingiliz-sscb ticaret anlaşması bu tehlikeyi bertaraf etti sscb nin vatan/devlet sınırlarının meşru kabulü karşılığı anlaşma sağlandı.. yine de nasıl bir osmanlı olmalı ki., sonradan sscb ile ilişkilenip başa dert olmasın sorusu ortadaydı.. b-alık hafızalara anımsatayım..sscb-ankara ilişkilerinde etkin olan enver-cemal ekibidir.. yardımlarda da.. ne kemal ne inönü-çakmak ekibi bu anlamda zemin olamamıştır ve sscb zaten bunların hangi güce dayandığını biliyordu.. 1920 anlaşması sonrası sscb bu ilişkilerini bitirdi ve tasfiyeye destek sundu.. hatta kendi ekibinin(tkp) kanlı tasfiyesine bile göz yumdu..
- anadoludaki direniş önceleri etkin oldu ve yayıldı ama dışardaki tasfiyelere içerdeki tasfiyeler eklenince direniş ve örgütlü yapılar başka ekibin(inönü-çakmak) denetimine geçti.. kemal burada ortak kabul anlamında liderdir ve ekipsizdir.. hangi ekip etkin ise o yönde pozisyon almıştır.. sonradan etkin olma çabaları(iki parti kuruluşu) olsa dahi başaramamıştır..

ben lozan süreci diyorum.. bu süreç aslında sevr ile başlamıştır.. sevr küresel konseptler arası bir uzlaşma anlamında ortaya konulurken ingiltere alttan alta lozan projesinin taşlarını döşemiştir.. özellikle başarısız olacağı kesin olan yunanistan askeri harekatı ve karşı direniş-tepkiler avrupayı ürkütmüştür.. böyle giderse süreç osmanlı bütünlüğü ve savaş olarak gündeme evrilecekti.. sevr bu anlamda ölü doğdu.. hatta osmanlı iktidarı lehlerinde bir sevr için bile adım atamadılar.. ingiltere-abd ortak konsepti olan lozan avrupa tarafından zorunlu kabul gördü.. çünkü.. lozan sayesinde musul-kerkük ve bazı petrol alanlarının ingiltereye kalması sağlandı..

t.c. kuruluşu bu konsept ve bu konsepte yer alan ekiplerin işidir.. bu anlamda sabetayistler dediğimiz kesim genel olarak bu süreçte ortaklaşmış ikna olmayanlar hem cemaat içinden hem de siyasi süreçten tasfiye edilmişlerdir.. enver-cemal ve talat paşanın sosyal-siyasal etkisini kırmak kolay iş değildir.. devşirme-dönme toplumsal yapıyı korkutacaksın ki bu ekip etrafından çekilsin.. siyasi tasfiye bu anlamda başlarken diğer bir tasfiye de osmanlıdan süregelen sermaye tasfiyesidir ki o zamanki ismi istanbul sermayesi ya da osmanlı milli(özellikle şimdiki ticaret bankası ve bazı etkin alileler..) sermayesi idi.. bu tasfiye öyle hemen ve kolay olmadı.. 1923 mübadelesi ve sonrasında varlık vergisi ve özellikle abd-avrupa sermayesinin anadoludan gelmiş bazı küçük sermayelere destek sunup başat olmasını sağlaması ve t.c. devletinin özel desteği..

bu noktada ilginç bir alıntı sunayım.. alıntı yaptığım kişi bu konudan asla bahsetmez ve durduğu yer itibariyle bu anlatımdan çok uzak olması gerekir..
Türkiye sermayesinin siyasal tercihleri ve yönelimleri çoğu kez kafaları karıştırıyor, güncel tartışmaların dışında tutuluyor. Bunda, Türkiye’de egemenlerin “askeri-bürokratik seçkinler” olduğunu vaaz eden kadim liberal söylemin etkisi var. Bu etki o kadar derin ki, askeri-bürokratik seçkin efsanesi, çökse bile Türkiye’nin 80 yılı boyunca büyüyüp serpilmiş tekeller, Türkiye siyasetini gözleyenlerin odağından kaçmayı hâlâ başarıyor.

Anlaşılan bütün dikkatleri, “Anadolu sermayesi” adındaki göl canavarının arada görünen gölgelerine toplayan ucuz sosyoloji sayesinde, “İstanbul sermayesi”, bir kez daha egemen sınıf olarak görünme gururundan feragat etmiştir.

dikkatli okuyun..türkiye sermayesi hakkında bilinen "sol" söylemler geçerli değil diyor.. ve ekliyor..
Türkiye’de AKP iktidarının oluşumunda büyük sermayenin ne denli belirleyici olduğunu, tekellerin AKP’yle kurdukları ilişkinin dünü ve bugününü belirginleştirmek için önce şu Anadolu sermayesi demagojisine değinmek gerekiyor.

Birincisi şu netlikle ortaya konulmalıdır: AKP’nin Anadolu sermayesi lehine İstanbul sermayesini gerilettiği tezi, büyük bir çarpıtmadır ve AKP’nin “unutulmuşların” “otantiklerin” ve “mağdurların” sesi olduğuna ilişkin propagandanın uzantısıdır aslında bu iki kesim iktisaden öyle iç içe geçmiştir ki, ne denli ayrı tanımlanabileceği bile tartışılır durumdadır. Her İstanbul sermaye grubu, aslında bir zamanların bir Anadolu sermayesidir. İstanbul sermayesi kavramı, bir grubun Anadolu’daki ilişkilerine bir de payitahtta mevki elde etmiş olması gerçeğini ifade etmektedir. Bu bağlamda, Sabancı’nın, yerleşik tekeller içinde belirleyici yere ve bir de içi liberal profesörlerle doldurulmuş “seçkin” üniversiteye sahip olan bu grubun, aynı zamanda, doğduğu Adana’da Ortadoğu’nun en büyük camilerinden biriyle egemenliğini simgeleştirmiş olması tutarlıdır.


Her İstanbul sermaye grubu, aslında bir zamanların bir Anadolu sermayesidir. bu tespiti bu kesimden asla duymazsınız.. çok önemli ve doğru bir tespittir.. sabancı örneğini vermiş.. aslında koç da farklı değil.. neden?! es geçti ayrı bir konu..
bir zamanların anadolu sermayesi dedikleri ne? zaman istanbul sermayesi oldu..
t.c. kuruluşundan sonra.. peki kimlerin mali ve teknik(acenta vs.) desteği ile.. peki osmanlıdan süregelen istanbul sermayesine ne? oldu.. hadi ermeni sermayesini i.t. tasfiye etti ve yerine "islam-osmanlı" sermayesi yaratmaya çalıştı(kara kemal) da.. bunlara ne? oldu.. ya tasfiye edildi.. ya da ikna edildi sürece uymamakta direnenler sonra tasfiye edildi..

tüm bunlar ola gelirken.. küresel sermaye ne? yaptı.. milli kurtuluş!! ve milli ekonomi olayına itiraz edemedi mi?.. bu soruların yanıtları var mı?.. yok.. çünkü hiç bir çatışma yaşanmadı.. yaşayanlar tasfiye edilenler.. bu da sermayesel değil., siyasal ve toplumsal-sosyolojik anlamdadır..

tüm bu ilginç ve doğru bilgilere rağmen yazar hutbenin mevzusuna gelince doğruları bırakıyor., çarpıtma ve yalanlara dönüyor..
İkincisi, bununla bağlantılı olarak, yerleşik tekeller, Sovyetler’in çöküşünden sonra, yani 90’ların ortalarından itibaren, yatırım önceliklerini Türkiye dışı coğrafyalara kaydırdılar. Büyük sermayenin iştahını Doğu Avrupa ile Ortaasya pazarları kabartıyordu ve Cumhuriyet kurumlarını, devletçiliği tasfiyenin ağır seyrettiği Türkiye içindeki genişlemeleri planlarında tali kalıyordu.

bahsettiği tekelleri anadoludan alıp merkez ve etkin yapan 1923 t.c. sistemi.. ama bu "yazar" bu tekellerin t.c. sisteminden rahatsız olduğunu söylüyor.. neymiş.. içe dönük!! "çekimser"(yine bu çevrenin tespitleri) t.c. sistemi dışa yayılmayı engelliyormuş.. bu söylemlere bilimsel sosyalist söylem diyorlar.. bir devlet var.. sermayeyi alıp besliyor ama anti emperyalist.. beslediği sermaye dışa açılacağım diyor.. bu sistem buna karşı koyamıyor.. neden?.. çünkü cumhuriyeti yıkıyorlar.. sermayeden bağımsız bir devlet ve devlettin dışında bir güç var!!!

karakolda doğru söyler mahkemede şaşar olayı gibi yapmış..
geleyim derdine..

ne demiştim..
türkiye solu içindeki bu ekipler(cemaat/konsept) 2012 yılından beri karmaşık ve çatışmalı bir konumda.. buraya virgül koyuyorum..

işte bu çatışmadan dolayı dili böyle dolaşıyor.. demek ki.. bahsettiğim cemaat/konsept dahilindeki gruplar içinde bir çatışma ve ayrışma var ve yeni bir pozisyon arayışları var..
bu gruplardan biri chp-ordu araçlarını kullanacak olan konsepten rahatsız..
bana göre farklı bir konsept tercihinden değil., önümüzdeki süreç içinde kendi gruplarının etkisiz kalacağından dolayı isyan!!lardalar..

açıklayacağım..


alıntı
http://haber.sol.org.tr/yazarlar/baris-zeren/istanbul-sermayesi-susarak-uyardi-38796

not.. barış zeren asıl olarak odatv ekibindendir ve solhabere rücu etmiştir.. fevziye mekteplerinde de vardır belki oradan da ayrılacak ya da konuşlanmaya devam edecek..
 
Son düzenleme:
#3
batıcı-avrasyacı "solculuk" çatışmaları

her açtığım konuda ve yazı içlerinde sürekli vurguluyorum.. türkiye solundaki yapılaşmaların çoğu ideolojik değil cemaat/konsept zeminli.. bu anlamda anlamsız!., izah edilemeyen., şaşırtan pozisyon ve ittifak değişimleri görülür..
dünün düşman kardeşleri maocu bozkurt-sosyal faşist ayrışması içinde mevzilenenler bir bakarsın kanka olmuşlar ama bir bakarsın yine düşman.. oradan oraya dolaşılır., elli kılığa girilir ve tm bu "dönüşümler" aleni yapılır ama kılıf çeşitlidir.. çünkü taban da faklı değil.. kapitalist modernite zihniyeti ve devletçi genetik kodlama üzerinden bir sol taban var.. aşabilenler sözüm dışında..

yalçın küçük.. tip içinden çıktı kemalist kp(sip) ekibini yarattı oradan kovuldu dolaştı kandile ulaştı oradan perinçek yanına kondu ve oradan kalktı tekrar eski ekibe yanaştı.. bu yolculuğun bir izahı var mı?!.. ideolojik olarak yok ama cemaat/konseptsel olarak var..

dy kurmayları.. thkp çizgisinden devamı ayakları ile "yol"a çıktılar ama bir türlü thkp!ye eremediler ve geleceği birlikte kuralım parti girişimi adı altında şimdi ateş ettikleri liberallerle beraberdiler sonra anti liberalci olurken geçmişte karşı oldukları tip-sip-tkp çizgisine rücu edip., ittifak kurdular.. ama bu itifak da çatladı.. neden!?.. ideolojik değil..

küresel konseptlerin temel "mevzusu" başat haline gelmiş olan kürt "sorunu"!!.. yani artık işletilemeyen lozan konsepti.. küresel düzenin "ilerleme"sinin geldiği bu aşamada ortaya çıkan kürt dinamiği etnik bir dinamik olma özelliğini aştı ideolojik bir konsept yaratttı.. işte bir önemli sorun da bu.. etnik olarak kalsa sorunun çözümleri var ama ideolojik olunca ideolojik ittifaklarla ayrı bir konsept olmuş oluyor ve sadece bir etnik yapı olarak görüüp çözüm üretilemiyor.. barzani bu anlamda uygun ama ne yazık ki başat olamadı.. son atağı da bence sonuçsuz kalacak..

hal böyle ise.. küresel konseptler., bölgedeki dinamiklere yönelirken tarihsel olarak kurdukları ve işlettikleri cemaat/konsept örgütlenmelerini/dinamiklerini istediği gibi konuşlandıramıyor.. içsel doğal yasa gereği bu cemaatsel "ideolojik" yapılar kendi içlerinde çatışmalı.. eskiden bu tarz cemaatsel yapıyı belirli ideolojik zeminlere yerleştirmek yada misyonsal olarak dağıtmak yolu ile işler ilerliyordu ama şimdi olmuyor.. nedeni sosyal-siyasal ideolojik yeni dinamiklerdir.. eski argümanlar üzerinden işler yürütülemiyor..

örneğin.; avrasyacı-batıcı sağ-sol diye bir tasnif var.. işleyişte böyle ama aslında değil.. osmanlı döneminde rusyacı ve batıcı diye bir tasnif vardı.. bunun maddi temelleri vardı.. devşirme-dönme osmanlı sisteminde özellikle balkan/dopu avrupa kökenli devşirme ler blok halinde olmasa da ağırlıklı rusya-doğu konsepti olarak bilinir., dönme ve bazı devşirmeler de batıcı olurdu.. altındaki asıl zemin şuydu.. tarihsel ermeni-yahudi kökenli sermaye doğucu iken., rum ve dönme rum kökenli sermaye batıcı idi ve bu durum 1400 ler sonrası gelen yahudi göçü ve sermayesi ile değişti.. yani., yahudi sermayesi ikiye ayrıldı.. yerel/tarihsel olanlar ve sonradan gelenler.. bilindiği gibi tarihte yaşanan bir çok olay sonrası yerel yahudi kökenli sermaye eritildi vasal haline getirildi.. 1600 ler sonrası ortaya çıkan sebateyist hareketin bu yıkım üzerinde geliştiği bilinir.. avrupada da benzer süreçler yaşandı.. maroni(dönme) hıristiyan yahudiler yerel yahudileri tasfiye etti.. ispanya sürgünü de bu anlamdadır.. hollanda-ingiltere başatlığında gelişen yeni dünya ve doğu sömürgeciliği ile palazlanan mali sermaye ve vasalı ticaret sermayesi yerel tarihsel yahudi sermayelerini tasfiye etti.. daha sonra bu süreç almanya ve osmanlıda yaşandı..
t.c. sürecinde yaşanan da aynı zeminlerdendir..

ek not.: tarihte yahudi toplumu rezervistler-siyonistler olarak ayrışmıştı ve rezervistler tasfiye edilince yer aldıkları devlete yaslanarak yaşam sürdürmeye çalıştılar.. 1. savaşda almanyada etkin olanlar ve t.c. içindeki devletçi., kemalist., sol vatanseverler diyeyim.. almanyada bunlar tasfiye edildi t.c içinde 1923 cumhuriyeti yıkılıyor diye sızlananlar da bunlar..

kısaca... artık doğucu-batıcı diye bir kamplaşma yok.. kamplaşmalar farklılaştı.. doğusu ve batısı ile var olan dinamikler küresel konseptlere göre mevzileniyor pozisyon değişimleri yaşıyor.. bu anlamda tarihsel cemat yapıları da parçalanıyor.. türkiye solunda yaşanan bu garip yarılmalar ve ittifaklar bu nedenlerledir..

ara verip devam edeceğim..
 
#4
devamı

kısaca... artık doğucu-batıcı diye bir kamplaşma yok.. kamplaşmalar farklılaştı.. doğusu ve batısı ile var olan dinamikler küresel konseptlere göre mevzileniyor pozisyon değişimleri yaşıyor.. bu anlamda tarihsel cemat yapıları da parçalanıyor.. türkiye solunda yaşanan bu garip yarılmalar ve ittifaklar bu nedenlerledir..

Akşener veya artık ortaya çıkan adıyla Merkez Demokrat Parti, CHP, HDP ve onlara duacı diğerlerini yan yana getirecek biricik kuvvet emperyalizmdir, bizim büyük sermayemizdir.
kemal okuyan çok ciddi bir tespit yapmış.. tespitin ciddiliği bir araya getirmek fiili değil., bir araya getiren proğram/proje olmalıdır.. zaten açıklamalarında bunu ifade ediyor.. ama ortada kapalı ifadeler var.. yani "türkçe"ye çevirmek gerekiyor.. cımbızlama denmesin diye uzun alıntılar yapacağım çünkü oldukça "kapalı" ifadelerle anlatılan şey konumuzla ilgili..

Bu ittifak 2019’dan önce AKP’yi bölmeye odaklanmıştır. Bunu beceremeden girilecek bir Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Erdoğan’ın hiçbir biçimde “yenilmeyeceği”ni artık herkes anlamıştır. öncelikle bu öngörüsel tespiti ele alayım.. bir partiyi bölmeden oy azaltmak olası değil mi? değil ise neden?..

örneğin: akp önemli araçlara sahip bir güç ve bu araçlar bölünmeden etkili olunamaz gibi.. ordu., militer yapılar vs. yada militer ve sermayesel güçler ittifakı.. bunları söylemiş olamaz.. çünkü akp yi tasfiye etmek isteyen ve bu amaçla bazı dinamikleri ortaklaştıran emperyalizm.. ordu ve sermaye emperyalizme rağmen mi?..
buraya bir işaret koyalım.. ordu bitirildi diyorlar ki o zaman akp militarist güce sahip ama bütünsel değil gruplar halinde ve bu gruplar bölünebilir.. olabilir mi??.. bence değil..

bence.; alternatif bir çözüm-proğramın olmayışı ve akp proğramının işlevselliğini koruyor olabilir.. başkaca neden aramaya gerek yok.. çünkü... Erdoğan cephesi seçim öncesinde ciddi bir sorun yaşamazsa, sandıkla gitmez. Yüzde 40 alsa da gitmez. Oyları kaçıramazsa, sandığı kaçırır. Bunu biliyorlar ve hep birlikte AKP’ye oynuyorlar. Zaten Erdoğan kendi partisinde açılan delikleri yamamakla meşgul görüldüğü gibi…
sandık kaçırmak öyle %3-5 oy kaçırmak değildir.. çok daha ciddi bir iştir ve bu zibidi bu işlerin sadece kuzey kürdistanda yapılabildiğini bilir.. oy potansiyeli yüksek(1 sandığın bir taşra kenti kadar olan mahalleye sahip) kentlerde yapamaz.. yaparsa zaten var olan rejim tespitleri çok farklı olmalıdır..
demiyor ama ifade bu.. akp bileşenlerden oluşuyor bu bileşenler parçalanmalı.. aşağıda açıklayacağım.. ama alıntı yaparken önündekini değil devamındakini öne alacağım.. çünkü zurnanın zırt bölümü burada

Burada duralım ve özeti açıkça yazalım:
aynen açık yazalım..:D

Bir, en iyi koşulda Erdoğansız bir AKP’ye istikrar kazandırarak Türkiye’nin gericileşmesinin, piyasacı acımasızlığın ve NATO’culuğun soluk alıp kendini toparlamasına hizmet edecek bir proje var ortada.
anladınız mı??!!! ben anlayamadım!!
türkiyenin gericileşmesini acımasız piyasacığı(bu ne demek bir türlü anlamam.. kapitalizm demiyor piyasacılık diyor.. piyasacı olmayan kapitalizm varmidir.. :D )akp işletmiyor muydu.. nerde tıkandı.. ya da nerde engel oldu.. (ikinci alıntıda var)

İki, kötüsüdür, 2019’da seçim sonuçları iktidarı bir başka kartı, iç savaşı masaya sürmeye zorlar.
proje aynı.. sahibi aynı ama proje sahibi emperyalizm şöförü beğenmiyor.. olay bu mu!!! yani.. hadi bu olsun da bu şöför ne ki.. sahibine isyan edecek kadar bağımsız.. hatta devlette iç savaş çıkartacak kadar sahibinden fazla örgütlü ve güçlü..

şimdi.. bu garabet iki(gerici-piyasacı-natocu proje ve iç savaş planı) tespite ele alalım..
Sonra, yine görüyoruz ki, Erdoğan karşısındaki blok başta Almanya olmak üzere batılı emperyalist ülkelerin desteğini aldıkça, Erdoğan elindeki Rusya kartını kullanmak için daha büyük istek duyuyor.
batılı emperyalistler varsa doğulu yada kuzey veya güneyli de olmalı değil mi?.. böyle bir tespit var mı? yok.. kapitalist rusya ifadesi var ama emperyalist rusya ifadesi yok.. üstelik daha anlamlısı var.. önce alıntı devamı..

Ancak Erdoğan bir devrimci değildir, kapitalizmle sorunu yoktur ve Türkiye kapitalizmi huzur içinde kapitalist Rusya’ya doğru kayamayacak kadar Amerikancı ve Almancıdır. Dolayısıyla Erdoğan’ın kurtuluş umudu aynı zamanda onun sonudur da.
batılı emperyalizmden kapitalist rusyaya kaymak için devrimci mi? olmak gerekiyor.. :D
hatta kayarken!!! huzurlu olmak da nedir!! batılı emperyalizmden kurtuluyorum huzurunu anlarım da kapitalist rusyaya doğru "kayıyorum" huzrunu anlayamam.. zaten huzurlu olunmama nedenini de açıklamış.. çünkü.. Rusya’ya doğru kayamayacak kadar Amerikancı ve Almancıdır. ingilizci oluversin bari.. perinçek gibi.. :D

sanırım.. proje aynı sahip aynı ama şöförden memnun değiller değiştirecekler demek istiyor da... seçimle olmaz., parçalamak gerekir dersen akp batılı emperyalizme kafa tutacak bileşenlerden oluşuyor anlamına gelir ama şu lafı nerene koyacaksın.. Rusya’ya doğru kayamayacak kadar Amerikancı ve Almancıdır.
ve iç savaş çıkartacak kadar direnme gücü olduğu iddianı ne yapacaksın.. resmi militarist gücü elinde tutmayan bir iktidar iç savaş çıkartamaz.. zaten çıkartamaya ihtiyacı yoktur.. çıkartanlara karşı harekete geçer de iç savaş başlar.. ya da bir iktidar resmi militarist gücün atağını görünce iktidarını savunma amaçlı kendi militarist gücü ile iç savaş başlatır.. sen hangisinden bahsediyorsun kemal-ist abi..

Üç, emperyalist sistem içi keskinleşen rekabette ABD ve Almanya farklı nedenlerle Türkiye’nin Rusya’ya belli ölçülerin ötesinde yanaşmasına izin vermezler, burada da iç savaş çıkar. Suriye ve Irak'ta çok alametler belirdi!
dervişin fikrinin zikri burada..
izin vermezler... nasıl!? burada da iç savaş çıkar. yani türkiyede iç savaş başlar.. iç savaş taraflarından biri belli.. Merkez Demokrat Parti, CHP, HDP ve onlara duacı diğerlerini yan yana getirecek biricik kuvvet emperyalizmdir, (batılı emperyalizm) ya diğeri.. rusya kartı ve akp..
ve.. örnek veriyor.. burada da iç savaş çıkar. Suriye ve Irak'ta çok alametler belirdi! dikkat edin burada da diyor.. yani türkiyede de suriye ve ırakta olduğu gibi diyor.. çıkartan kim?.. batılı emperyalizm ve müttefikleri mesela pkk-ypg-işid b-alık hafızalarına anımsatayım.. rusya emperyalist amaçlı değildir., meşru vatansever esad rejimini emperyalizme karşı destekliyordu.. aynen böyle diyorlardı..

toparlarsam..

avrasyacı!! değil.. ama tam da karşı değil.. perinçek ifadesi ile atatürkçülüğe teslim olup rusyaya yönelse devrimci ve huzurlu olacak.. kemal-ist abi ne yazık ki değil diyerek kendini perinçekten ayrı koyuyor!! ama aslında perinçek ile aynı.. akp yanar döner ama vatanımızı pkk-pyd karşısında koruyor bu çok önemli diyor.. akp karşısındaki blok türkiyeyi bölmek isteyen kürt devleti hedefleyen batılı emperyalist güçlerdir kodlamasını da yapıyor.. akp gitmeden bu bölme işlemi olmuyorsa akp desteklenmeli demek gerekir.. perinçek yetmez ama destek şart diyor.. kemal-ist abi geveliyor..

çünkü.; mali oligarşi projesi dahilinde "k"p.. kaos gerekirse iç savaş yanlısı.. bu anlamda yakında iç yarılma yaşayacaklar..(cemaatin)bu kolunun bir kesimi yanlış ata oynuyoruz diyor bir kesimi net olalım diyor.. ama (cemaatin)bu grubuna önümüzdeki süreçte bir yer yok.. yani net olmazlar ise yok.. öyle arada derede idare edip dükkanı koruyayım olayı yok.. perinçek pozisyon değiştirdiğinde açık oluyor ve ekibi aynen uyuyor.. uymayanları da çıktı ama etkili olamadı..
mhp bu noktada ciddi yarılma yaşadı ama kılavuzları görev görevdir yarın ben olmasam da görev yapılacak dedi..
aynı durum ödp içinde yaşanıyor.. melih tetikçi arkasında oğuzhan var.. ama itiraz edenler de var..

netleşmek zorundalar.. bu netleşme chp kuyruğuna takılma ile aşılamayacak kadar zorunlu çünkü chp kuyruk değil katılım istiyor.. ecevit tarzı bir dahiliyet istemiyor..

en önemlisi artık osmanlıdan beri süregelen ve i.t. süreci ile yapılaşan devşirme-dönme kökenli cemaat üzerinden siyasi güç/dinamik olma ve bu anlamda işlevsel olma işleri bitti.. yani acentacılık bitti.. merkeze tam bağlı şube olacaksın..

diğer bir ifade ile.: türkiye solunun dükkancılık olayları bitiyor.. ordu-millet el ele izmir marşı osman paşa marşı nağmeleri arasında m-l işleri bitti.. chp yi doğru yola iten m-l ayakları da bitti..

ya ordasın ya da burada.. ya mali oligarşi konseptine dahil ve merkeze bağlısın ya da muhalefeti konseptine ve merkezine..

iç savaş mevzusuna gelince.. bu çok tehlikeli bir söylem ve kodlamadır.. t.c. dahilinde iç savaş çıkartacak ve işletecek tek güç/dinamik kürt halkı ve örgütleridir.. ne islamcılar ne de kemalistler!! bu işleri yapacak konumda değil.. bu anlamda.; iç savaş tehlikesi gösteren aslında vurun kürtlere yada kürde yakın duran herkes düşmandır(bölücü emperyalist uşağı)
ilerde.. velevki akp gitti yerine chp merkezli bir ittifak oldu ya da recepsiz akp merkezli bir ittifak.. her halükarda hedef belli kürtler ve dostları..

gücünü kaybeden ağa marabalarını azad ederken.. marabalarına rakip ağayı değil., bu çatışmada üçüncü taraf olan köylüleri hedef gösterir.. çünkü yenilse de bu nedenle marabaları galipağa tarafından affedilecek ve ayakta kalacak ve yarın lazım olacak..

türkiye solu nasyonalistlerine söylenen bu.. bu yüzden kemal-ist abi eveleyip geveliyor.. likidite edilen tkp chp ye yöneltilmişti.. b-alık hafızalara anımsatayım.. özellikle inönü döneminde tkp ciddi darbeler yedi ve demokrat parti olayı başlayınca bir kesim(örneğin serteller)i buraya yönelmeyi doğru buldu ama dp kabul etmedi.. bu arada tkp ayrışma yaşadı.. gerçi aynı değil.. o zamanlar sbkp vardı onun direktifi geçerli idi.. şimdi küresel bir merkez de yok.. bahane de yok.. taban-dükkan sorunları var..

ek olarak da.. artık geçmişten süregelen devşirme-dönme cemaat işleri bitiriliyor.. gereksinim kalmadı.. bu yüzden cemaatsel bir siyasal kütlesel yönelim ve görev dağılımı işleri de olmayacak.. konseptler ve katılım yapanlar olayı olacak..
aslında bir yanı ile iyidir.. artık politik-ideolojik duruş ve pozisyonlar süreci başlayacak..

ordu-sol ve umutlar başlığım aslında bunları anlatmak amaçlıydı.. osmanlıdan buyana t.c. içinde de ordu bu cemaat konusunda en etkin organdı o bitti şimdi siyaset yanı bitiriliyor..
aslında çok farklı ve uzun anlatımlar gerekli ama forum sayfalarında olacak gibi değil.. çok araştırmak-okumak-sorgulamak-karşılaştırmak gerekiyor..
 
#5
akp süreci bunu değiştirdi.. değiştirdi derken sendikalar ve toplum kuruluşları-cemaatler kendi başına etkin oldu demiyorum.. partiler üzerinden sendika ve kurumlar içinde etkin olmanın yerini cemaatsel yapılaşmalar aldı.. buradan da partiler üzerinde hegomanik ilişki başladı.. demek istediğim., o toplumsal kurumun kendi özsel alanının etkisi bile ortadan kalktı.. cemaatsel yapı etkin oldu.. 2012
http://www.enternasyonalforum.net/a...i-yeniden-reorganizasyonu-quotcemaatquot.html

yazıyı 2012 haziranda yazmışım.. aradan 4 yıl geçmiş., bir kel-fodulun saçmalamaları karşısında aşağıdaki açıklamaları yapmışım.. ama açıklamalar olası gelişmeler anlamında..
mhp "olayı"na bakıyorum.. çok ilginç şeyler söyleniyor.. mhp gibi bir partiyi var eden karakterin çok dışında şeyler..

örneğin..
Tüzük kurultayı Türkiye'de herkese seçmenlerin, delegelerin bir siyasi partideki hukuki rolünü göstermesi açısından tarihi önemdedir. Hiçbir genel merkez partililere dayatmada bulunamaz. MHP tabanı sözünün dinlenmesini istemiş ve bunun için siyasi birlik gösterebilmiştir. Genel merkezin delegelerin sesini dinlemesi MHP’nin geleceği açısından kritiktir. Genel merkez -genel başkan ne derse o- anlayışından vazgeçmek durumundadır. MHP ciddi bir değişim ve dönüşümün içindedir.
bu tespitleri yapan kişi., MHP ve siyaset üzerine çalışmalarıyla bilinen, Ahi Evran Üniversitesi’nden Doç. Kürşat Zorlu.. yani., mhp süreçlerini ve içeriğini çok iyi bilen birisi..
düşünebiliyormusunuz .. başbuğ tek lider tek devlet tek millet anlayışı ile yoğrulmuş bir parti anlayışı ve taban formatına çok ters bir durum!! gelişiyor bu kişi böyleolmalıdır., "güzel şeyler oluyor" tespitini yapıyor.. Genel merkez -genel başkan ne derse o- anlayışından vazgeçmek durumundadır. MHP ciddi bir değişim ve dönüşümün içindedir.
hal böyle olursa mhp-ülkücü hareket formatı diye bir şey kalır mı?.. haliyle kalmaması için operasyon yapılıyor.. yani.. mhp akp'leştiriliyor.. yine bir genel başkan ve kurmay heyei olacak ama altında ideolojik-sosyal-vs bir taban olmayacak.. 3-5- bacaklı sandalye üzerinde duracak ama bu bacakların her yer değiştirmesinde dengede kalabilmek için yer değiştirmeyi başaran konseptin emrinde olacak..

aynı şey chp üzerinde de yaşatılıyor.. mhp., kayı boyunun aşiret partisi formatından çıkartılacak chp de kemalizm aşireti formatından.. anlayacağnız her ikisi de aşiretler(cemaatler) konfederasyonu olacak.. aralarından birini ortak çıkar anlamında lider seçerler., olmadı icat ederler..

chp bu anlamda türkie solunun nasyonalistlerini de içeren bir tür sol cemaatler partisi olacaktır.. sanırım sodep girişimi yeniden hortlatılacak..

bu yazdıklarım da birer olasılık öngörüleri.. illaki böyle olacak değil.. ben.. politik sürecin bu aşamasındaki durum ve olası gelişmelere üzerinden bunları yazdım.. öyle şeyler yaşanır ki., süreç farklı bir yere evrilebilir..


bu yazdıklarımın(olasılıkların) hepsi olageldi.. tek farkı.; cemaatler üzerinden parti-siyaset ilişkileri her alanda misyonunu tamamlayamadan., tarihsel süregelen cemaatler erken çözülme sürecine girdi.. aslında erken demekten çok., bütünsel ve tarihsel yapı süreç içinde sistemli parçalanmadan diyeyim.. aynı şey orta doğu üzerinde de yaşandı..
sunni-şia çemberi(soayal) yada cepheleri vs. arap-türkmen-kürt vs. cepheleri(etnik-sosyal) vs. konseptler tarafından kendi yeni formatta araçları olarak yaratılamadan tasfiye sürecine girmek zorunda kalındı..
bölgede bilinen egemenlerin format-konsept-leri dışında gelişen halkların özgür birlikteliği/demokratik halklar birliği yada komünal konfederalizm anlayışının yeşermesi nedeniyle her alanda yeniden biçimlendirmeler yaşanmaya başlandı.. yani eski ittigfaklar anlayışı değişti.. artık sunni-şia yada arap-kürt vs ayrımı üzerinden bir alanda azınlığı iktidar yapıp kendine bağlayıp çoğunluğu yönetme işleri zaten bitmişti yerine konulacak olan., çoğunluğun ve bir bütünsel yapının(sosyal-etnik) iktidarı sürecine geçilemedi..

kısaca..her şey sosyal-siyasal oldu.. buradaki sosyal etnik-dini yapuıları., siyasal ise bu yapıların birbirleri ile ilişkileri ve ortak yaşam örgütlenmeleri ya da bir konsept/güce bağlı siyasal yapı zorunluluğu ortaya çıktı..

barzani bağımsızlık ilanı diyor ama tüm kürtler buna balıklama atlamıyor.. sunni-şia cephe net ayrı değil., farklı siyasal anlayışlar altında dağılmış.. arap yada kürt ya da türkmen-ermeni-vs. hıristiyan vs. topluluklar artık siyasal olarak pozisyon alarak eski tarihsel cemaat/grup özelliklerini kaybediyor..

olmadı.. barzani kürt milliyetciği altında kürtleri bölgede araç yapamadılar.. sunni-şia arap türk-kürt işleri de olmadı..

demem o ki., t.c. içinde de durum aynı.. karakaş yada kapani olarak bütünsel yapıyı koruyup., sağ-sol vs. alanlara dağılıp bir merkeze hizmet edemiyorsun.. bundan sonra kapani-karakaş-devşirme olsan dahi artık eski cemaatsel ilişkilerin., hiyerarşin., olmayacak.. sağcı-solcu-islamcı-milliyetçi vs. olarak bu merkezlere bağlı var olamayacaksın.. netleşeceksin ve eski tarihsel bağlarından kopacaksın.. ya da bütünsel tavır alacaksın ki bu süreçler içinde gelişmiş yapısal ilişkilere göre yeni süreçte olanaksız..

aslında bu durumu bilmeden yaşamış olanlar yakubiler ve bazı devşirmelerdi.. tam döndüler.. ama ister istemez eski bağları üzerlerinde etkili oluyordu.. çünkü dönemsel iktidar oluşumu ve paylaşımlarından dolayı bu yapılardan tam kopamıyordun..
şimdi küresel bir konsepte bağlı olarak yerelde bir siyasal pozisyonun olacak..

alıntıda belirttiğim mhp süreci en güzel örnektir.. chp bu sürece girdi.. geriye türk-iye solu kaldı..enternasyonalist sol zaten çoktan netleşti.. m-l ya da başka bir siyasal yapı olarak ortaklaşabilecekleri alternatif konsept yaratımına katılım yaptılar..
kuyrukçuluk!! deniliyor ya..aslında m-l olan olmayan ile bir konsept altında ortaklaşıyor ama siyasal anlayışını terk etmek zorunda değil., konsept işleyişi bu anlayışına ters ise ayrışacak..

fatih yaşlının bir alıntısını sunup tamamlayayım..

yazısında şöyle başlıyor..
Modernite öncesi etnik gruplar elbette ki mevcuttur ama bunların kendilerini “millet/ulus” adlı kolektif bir kimliğe ait hissetmeleri ve ulus-devletlerin kurulması da ancak “milliyetçilik” adlı ideolojinin ortaya çıkışıyla ve ancak son iki yüzyıl içerisinde söz konusu olabilmiştir.
https://www.birgun.net/haber-detay/milletin-degerleri-yle-neden-kavga-etmeliyiz-178603.html

fatih yaşlının kafasındaki virüs haliyle böyle garabet açıklamalar yaptırıyor..
etnik gruplar varmış!! ama sonra milliyet/ulus olmaları devletle bağlantılı imiş.. yani devlet olamamış toplumlar hala etnik yapı ulus/milliyet değil..
kollektif kimlik adı değişir ama kollektif birliğin oluşma süreci ve tarihsel kökleri değişmez.. yani.; kabile/aşiretten ulus-millet olmak ayrıdır., devletli ulus-millet olmak ayrıdır.. hatta devlet ulusu/milleti ile tarihsel süreç ile güne akan ulus/millet de ayrıdır.. örneğin.; tarihsel olarak., fransız diye ne bir ulus ne de bir etnisite vardır.. hanedandır ve etnik olarak germen kökenlidir.. ingiliz gibi ve ortak köklere sahiptirler.. devlet üzerinden yaratılmıştır.. modernite tarihsel akışı bozup kullanıp bir devlet ulusu/milleti yaratmayı amaçlamış ama tam başarı elde edememiştir..

niye böyle saçmalıyor..
Milletler, yani uluslar icat edildiklerine göre, bu kolektif kimliği oluşturan unsurlar da, elbette ki icat edilirler ve bu hemen olup bitmez, tarihsel sürece yayılan bir inşa süreci olarak gerçekleşir. 1923’te kurulan Cumhuriyet de bir ulus-devlet olması hasebiyle Osmanlı’dan farklı olarak bir ulus inşasına girişmiş ve idealindeki kolektif kimliği büyük ölçüde seküler değerler üzerine kurmuştur. “Laik bir cumhuriyet” ideası, laik bir yurttaşlık ideasını da beraberinde getirmiştir diyebiliriz yani.
komediye bak.. "bilimsel" bir açıklama.. litaratüre laik-cumhuriyet ulusu-milleti diye bir tanım eklendi.. :D t.c. devletinin ulusu-milleti buymuş.. oysa anayasasında bile türk diyor.. yani etnik bir tanım kullanıyor..ama fatih abi.. olsun ben böyle algılayıp satarım diyor..

insan!! bir kere saçmalamasın.. gerisi gelir ve giderek komediyi aşar.. buna çakallık denir..

Rejimler değiştikçe kolektif kimliklerin üzerine kurulacağı değerler de değişir. Türkiyede devam etmekte olan yeni rejim inşası sürecinde de aynısı olmuş ve seküler bir kolektif kimliğin, yani “ulus”un, yerini dinsel bir kolektif kimlik, yani “millet” almaya başlamıştır. Türkçe’de “nation” sözcüğünü karşılamak için aynı anlama gelen iki sözcük, yani “millet” ve öz Türkçesi olarak “ulus” kullanılıyor olsa da, yani bu iki sözcüğün sözlük anlamı aynı olsa da, politik olarak işaret ettikleri şey artık aynı değildir.
Çünkü, rejimi inşa eden güçlerin terminolojisinde “millet”, “ulus”tan farklı bir şeye, esas olarak İslam’la tarif edilen, merkezinde dinin bulunduğu bir kolektif kimliğe işaret etmektedir. Basit bir örnek verelim, bir süre öncesine kadar adı “Ulusa Sesleniş” olan televizyon programının adı artık “Millete Hizmet Yolunda”dır ve bu nedensiz değildir. Rejim, kendisini “ulus”un değil, “millet”in temsilcisi olarak görmektedir ve söz konusu kolektif kimliği belirleyen şeyler de “erkeklik, Sünnilik, dindarlık, iktidar yandaşlığı” gibi unsurlar olup, son birkaç yılda bu unsurlara milliyetçiliğin yükselişiyle birlikte kıyısından köşesinden “Türklük” de dahil edilmeye başlanmıştır.

atma fatih abi.. islam.; millet demez ümmet der ve etnik/milliyet ayrımı yapmaz.. daiş kadar aklın yok.. onlar ümmet olarak her türden(etnisiteden) müslümanı tek bir kollektif birliğe çağırıyor.. islam milleti/ulusu=ümmet..ama millet/etnisite/ulus çok farklıdır..ayrı dinden olsa dahi bir etnisiteye bağlı olarak kollektif birliğe çağırır..

fatih yaşlının bu absürt yazısının amacı ve misyonu bahsettiğim olaydır..artık.,etnik-dinsel-cemaatsel değil., siyasal ya da devletin bir acentası olarak "kollektif" birlik oluşturacaksın diyor.. eh.. buna da ulus-millet diyerek saçmalamayı en üste çıkartıyor..
aslında.. sağ-sol da yok.. laik-cumhuriyetçiolarak birkollektif kimlik edinelim demek istiyor.. adres konusu tartışmalı.. yani., chp mi? yoksa başka bir şey mi?..
 
Üst