Saadet Partisinin Eşcinsellere yönelik "Linç Kültürü" Üzerine

#1
"Saadet Partisi İl Gençlik Kolları zinanın yeniden suç sayılması ve eşcinselliğin yaygınlaşmasının önüne geçilmesi amacıyla 81 ille aynı anda imza kampanyası başlattı.

Zinayı, toplumun çekirdeği olan aile yapısının temeline konmuş bir dinamit olarak tanımlayan Saadet Partisi İl Gençlik Kolları Başkanı Mücahit Tabanlı "Ailenin korunması tüm hükümetlerin öncelikli vazifesidir. Bu doğrultuda zinanın yasalarımızda bir suç olarak tanımlanmasının vakti gelmiş ve geçmektedir" diye konuştu. Broşürler dağıtarak vatandaşlardan destek isteyen partililer imza kampanyasının 3 gün süreyle devam edeceğini belirtti."

http://www.sakaryagazetesi.info/‘zina-suc-olsun’-1468-5-haber.html
 
#2
Saadet Partisi'nin Resmi İnternet Sitesinden Alıntıdır

"Saadet Partisi Gençlik Kolları Genel Başkanı Fatih Aydın, geçtiğimiz günlerde Fethiye’de iki İngiliz Bayan’ın yaptığı eşcinsel evliliğe tepki göstererek, “Toplumun temelini sarsan en büyük tehlike zina ve buna paralel olarak yaygınlaşan eşcinselliktir. Peygamber Efendimizin (s.a.v) “Allah indinde, zinadan büyük günah yoktur” ve “Sizin için en çok korktuğum şey, zinadır” şeklindeki ve buna benzer onlarca hadislerinde dikkat çektiği zina dinimize göre en ağır günahlardan ve İslam hukukuna göre en ağır suçlardandır” dedi.

“Yine toplumların yerleşik kuralları olan örf ve geleneklerinde de zina ağır suçlardan sayılmıştır. Ahlak mefhumunu tarumar eden ve nesillerin güvenliğini tehdit eden bu suç için derhal önlemler alınmalıdır” diyen Aydın, insanların namus güvenliğinin de evrensel hukuk kuralları çerçevesinde olduğunu söyledi. Aydın, “Evrensel bütün hukuk kurallarına göre kutsal sayılan ve garanti altına alınan değerler arasında, kişilerin can, mal, akıl ve namus güvenliği sayılmaktadır. Yürürlükteki yasalar kişilerin can güvenliğinin, mal güvenliğinin ve akıl güvenliğinin sağlanması için ne kadar uğraş veriyorsa namus güvenliği için daha fazla uğraş vermelidir. Zina toplumun çekirdeği olan aile yapısının temeline konmuş bir dinamittir. Ailenin korunması tüm hükümetlerin öncelikli vazifesidir. Bu doğrultuda zinanın yasalarımızda bir suç olarak tanımlanmasının vakti gelmiş ve geçmektedir” diye tepki gösterdi.

Aydın, “Yürürlükteki Medeni Kanunumuz nesebin korunması için boşanan kadınlara bekleme süresi koymuştur. Medeni kanunun 132. maddesine göre, boşanan bir kadın hâkimin yazılı izni olmadan 300 gün dolmadıkça yeni bir evlilik yapamaz. Nesillerin karışmaması ve nesebin korunması amacıyla böyle bir düzenleme varken, ceza yasalarında da zinayı önleyici bir maddenin varlığı şarttır” diyerek, hukuk mahkemelerinde kusur sayılan zinanın ceza mahkemelerinde suç sayılmamasına tepki gösterdi.

Aydın, “Yine yürürlükteki Medeni Kanun’un boşanmaya ilişkin maddelerinde zina boşanma sebepleri arasında sayılmış ve zinayı yapan eş açısından ağır kusur kabul edilmiştir. Yani hukuk mahkemelerinde kusur sayılan zina ceza yasalarında kusur sayılmamaktadır. Bir diğer deyişle hukuk mahkemelerinde suç sayılan zina, ceza mahkemelerinde suç sayılmamaktadır. Bu kanunların uyumu ve hukukun ruhuna aykırıdır. Zina, tıbbi açıdan da toplum sağlığını tehdit eden bir suçtur. Zinanın sebebiyet verdiği bulaşıcı hastalıklar insanın toplumdan tecrit edilmesine veya ölüme kadar uzanan bir sonuca ulaşmaktadır. Zina eylemini psikolojik olarak da kişileri yıprattığı bilimsel verilerle ortaya konmuştur” dedi.

Zinaya karşı cezalandırma müessesesinin olmayışının toplumsal kargaşayı beraberinde getirdiğine de dikkatleri çeken Aydın, “Namus cinayetleri, kan davaları, fuhşiyata teşvik eden yayınların artması, yıkılan yuvalar, ortada kalan çocuklar vs. yaralar açılmaktadır. Mevcut iktidar zamanında kabul edilen ve yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nda zinanın suç olarak yer almaması büyük bir eksikliktir. Yasa çıkmadan önce tartışılan ama Avrupa Birliği’nin baskıları neticesinde yasaya konulmayan bu hükümler gelinen süreçte toplumun yozlaşmasında başrol oynamıştır. 765 sayılı yasanın 440 ve 441. maddelerinde suç sayılan zina eylemi, daha sonra Anayasa Mahkemesince bu maddelerin iptal edilmesinden sonra boşluğa düşmüştür. Milletin değerlerini korumakla yükümlü iktidar ise eline geçen ilk fırsatta bu boşluğu doldurmak yerine, yeni TCK’de bu konuyu pas geçerek dolaylı yoldan bu cürüme ortak olmuştur” diyerek eleştirdi.

Saadet Partisi Gençlik Kolları Genel Başkanı Fatih Aydın, açıklamasının sonunda ise şu görüşlere yer verdi: “Avrupa Birliği’nin gerek zinayı suç sayan yasa maddelerini engelleme gerekse eşcinselliğin önündeki engelleri kaldırma konusunda gösterdiği gayret ve dayatma milletimizin hassasiyetleriyle örtüşmeyen bir durumdur. Milletin arzusunun dışında, Avrupa Birliği’nin dayatmasıyla atılan her adım, uçuruma doğru atılan bir adım olacaktır.

Zinanın yaygınlaşmasına paralel olarak eşcinselliğin yaygınlaşması da insan fıtratına aykırı durumlardandır. Eşcinsellik toplumların yozlaşmasında önde gelen sebeplerdendir. Bununla beraber, Avrupa Birliği’nin KKTC’ye eşcinsel ilişkiyi suç sayan yasanın kaldırılması için yaptığı uyarı ve baskıların arka planını iyi irdelemek gerekmektedir. Zina ve eşcinsellik toplumların ortasına atılmış tahrip gücü yüksek bombalardır. Buna karşı her milletin ve o milletin temsilcisi olanların tedbir alması ve bunu yasayla düzenlemesi boynunun borcudur” "

Saadet Partisi | Prof. Dr. Mustafa KAMALAK
 
#3
Pembe Hayat Sitesinde Konu İle İlgili Yazıdır

Eskişehir’de Nefret Saçtılar!

20 Mayıs Pazar günü Eskişehir Hamamyolu’nda Saadet Partisi Gençlik Kolları’na üye yaklaşık 10-15 kişi bir araya geldi ve “Zina Suç Olsun”, “Eşcinsellik Ahlaksızlıktır” yazan bir pankartla birlikte iki ayrı stant açtı.

Gruptaki kadınlar ve erkekler birbirlerinden uzak ayrı stantlarda yer alırken, yeni anayasada zinanın ve eşcinselliğin suç olarak yer alması amacıyla imza toplandı. “Eşcinselliğin eskiden suçken sonradan anayasadan çıkarıldığı ancak geri suç yapılmasının istendiği ve bu amaçla herkesten imza istendiği” şeklinde doğru olmayan bir bilgi verilerek stantlarda tüm gün nefret propagandası yapıldı. Eşcinselliğin ya da hem cinsler arası ilişkinin ne Osmanlı Devleti zamanında ne de Türkiye Cumhuriyeti tarihinde hiçbir zaman suç olarak anayasada ya da kanunlarda yer almamasına karşın nefret söylemi üretmek amacıyla yapılan bu propagandaya Eskişehir halkının hiçbir tepki vermemesi dikkat çekiciydi.

Stantlardan haberdar olan MorEl Eskişehir LGBTT üyesi bir grup aktivist ise “halkı alenen bir gruba karşı kin ve düşmanlığa sevk etmek” suçu işlendiği için Eskişehir Emniyet Müdürlüğü’ne stantlarla ilgili bir suç duyurusu gerçekleştirdi ancak gösteri ve stantların Eskişehir Valiliği tarafından izinli olması bahane edilerek başvuruları kabul edilmedi. MorEl üyeleri de Emniyet Müdürlüğü’nden çıkarken yaptıkları açıklamada bu nefret suçunun takipçisi olacaklarını ve imza kampanyasının belirtildiği üzere 3 gün devam etmesi halinde doğrudan savcılığa suç duyurusunda bulunacaklarını belirttiler.

Eskişehir’de belediyeler iki sene önce “Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Protokolü”ne imza atmış ve bu protokolle toplumsal cinsiyete dayalı ayrımcı hiçbir uygulamaya izin vermeyeceklerini belirtmişlerdi. Bu protokole rağmen Eskişehir Valiliğinin ve Odunpazarı Belediyesi’nin böyle bir nefret söylemine ve toplumsal cinsiyet ayrımcılığına nasıl izin verdiği bilinmezken, valiliğin ve belediyenin bu konu hakkında ilerleyen günlerde bir açıklama yapıp yapmayacağı da merak konusu…

İlgili haberler:
Sakarya Gazetesi | Bölgesel Gazete
Eskişehir Büyükşehir Belediyesi
Eskişehir?de Nefret Saçtılar! | Pembe Hayat LGBTT Dayanışma Derneği

Eskişehir?de Nefret Saçtılar! | Pembe Hayat LGBTT Dayanışma Derneği
 
#4
Sınıflı toplumlar kurulduğundan beri kadınların başına ne kadar şiddet, yıkım, taciz, tecavüz gelsiydi. Sınıflı toplumların kurulduğundan beri eşcinsellerinde başına gelmeyen kalmadı.

Eşçinseller heteroseksistler tarafından öldürüldü, taciz edildi, tecavüz edildi, linç edildi bizlerin bilmediği belki onlarca, yüzlerce olay yaşadılar binlerce yıllık sınıflı toplumda

Saadet partisinin açıklamasında yer alan 'toplumun çekirdeği olan aile yapısının temeline konmuş bir dinamit olarak' görüyorlar eşcinselleri, gerçekten de öyledir. Aile kurumunu, erkek egemenliğini, heteroseksist anlayışı ve kültürü, linç kültürünü var edebilmenin yolu eşcinsellerin yaşamını tehdit etmekten geçmektedir.

Eğer eşcinseller kendi davranışlarını, geleneklerini sokaklarda, parklarda, düğünlerde, televizyonlarda sürdürürse ve gündelik hayatın her yerinde eşcinseller kendi doğal halleriyle bulunsa bu evlilik kurumunu, aileyi, heteroseksist anlayışı, erkek egemenliğini, linç kültürünü, yani egemenlerin yarattığı değerlerin neredeyse hepsini "etkisizleştirir" ve "işlevsiz" hale getirir.

bunlardan dolayı eşcinseller hakkında konuşulması, eşcinsellerin sokakta öpüşmesi heteroseksistler sokakta linç yapmaya "linç kültürünü" harekete geçirmeye yöneltiyor. Bunlar egemenlerin sermaye partileri tarafından yapılmaya çalışılıyor, Saadet Partisi ve çalışanları da bu işe koyulmuşlardır. "Linç kültürünü" örgütlemeye çalışmaktadırlar.

Asıl sorunun egemen sınıf yani kapitalist sistemin gizlemeye çalışmaları da vardır. saadet partisi gibi diğer sermaye partilerindeki bürokratlar nasıl zenginleşecek o zaman.
 
#5
Saadet Partisi Gençlik Kolları Genel Başkanı Fatih Aydın, geçtiğimiz günlerde Fethiye’de iki İngiliz Bayan’ın yaptığı eşcinsel evliliğe tepki göstererek, “Toplumun temelini sarsan en büyük tehlike zina ve buna paralel olarak yaygınlaşan eşcinselliktir. Peygamber Efendimizin (s.a.v) “Allah indinde, zinadan büyük günah yoktur” ve “Sizin için en çok korktuğum şey, zinadır” şeklindeki ve buna benzer onlarca hadislerinde dikkat çektiği zina dinimize göre en ağır günahlardan ve İslam hukukuna göre en ağır suçlardandır” dedi.
Saadet Partisinin yaptığı açıklama şunu göstermektedir. Müslümanlığın da eşcinsellerin doğal ve fiziki yaşamını tehdit ettiğini göstermektedir.
 
#6
Saadet Partisi Gençlik Kolları Genel Başkanı Fatih Aydın, açıklamasının sonunda ise şu görüşlere yer verdi: “Avrupa Birliği’nin gerek zinayı suç sayan yasa maddelerini engelleme gerekse eşcinselliğin önündeki engelleri kaldırma konusunda gösterdiği gayret ve dayatma milletimizin hassasiyetleriyle örtüşmeyen bir durumdur. Milletin arzusunun dışında, Avrupa Birliği’nin dayatmasıyla atılan her adım, uçuruma doğru atılan bir adım olacaktır.
Saadet Partisinin Programına Yer alan Avrupa Birliği


"Avrupa Birliği:

Özellikle AB’nin, tam üyelik süreciyle birlikte, son yıllarda, ülkemize, milletimize ve milletimizin sahip olduğu değerlere karşı sergilemekte olduğu kabul edilemez tutum ve davranışlar, AB’yi oluşturan zihniyetin insan hakları, inanç özgürlüğü, inanca saygı, çoğulculuk ve farklı medeniyet mensupları ile birlikte yaşama konularında yeterince gelişmiş bir düzeyde olmadığını ortaya koymuştur. Batılı ülkelerin hâlâ eski emperyalist ve sömürgeci alışkanlıklarından kurtulamadıkları ortadadır.

Bu şartlar altında Saadet Partisi olarak Türkiye’nin AB’ye üye olmasına karşıyız.
Çünkü AB’ye tam üyelik, Türkiye’nin bağımsızlığından vazgeçmesi, kendisini Batı kültür ve medeniyetine teslim etmesi, onları yönlendiren ırkçı emperyalizmin plân ve hedeflerinin gerçekleşmesi için adım adım parçalanıp yok olmaya götürülmesi manasını taşımaktadır. Zira 1990’da Komünizmin iflâs edip, Sovyetlerin dağılmasından sonra ortaya çıkan tek kutuplu dünyada, ırkçı emperyalizmin etkisi artmış ve AB bunların plân ve gayelerine hizmet eden bir topluluk haline dönüşmüştür.

Bu gerçekler dolayısıyladır ki, AB ye tam üyelik yerine, eşit koşullarda karşılıklı ikili ilişkiler içinde olmayı doğru buluyoruz. Türkiye’nin AB ile ilişkilerinin, tüm uluslararası ilişkilerde olduğu gibi, barış, diyalog, adalet ve eşitlik çerçevesinde yürütülmesinden yanayız.
Zira Türkiye’nin âdil bir düzene sahip, yeni bir barış dünyasının kurulmasında öncülük yapmasının engellenmesi, sadece Türkiye için değil, aynı zamanda AB ve bütün insanlık için, telafisi mümkün olmayan bir kayıp demektir."

Program | V. DIŞ POLİTİKA | Saadet Partisi | Prof. Dr. Mustafa KAMALAK

bu yazının devamı olacaktır...
 
#7
Eğer eşitlikten, eşcinsellerin bir kısmı AB ülkelerinde ya da şehirlerinde el ele gezebilmesi, öpüşebilmesi, evlenme hakkına sahip olmasını, kendilerine ait barlara, derneklere, kulüplere sahip olmalarına "kızıyor" Saadet Partisi yani heteroseksistler (devlet, aile, evlilik kurumu, erkek ve kadın)

bunların bu coğrafyada olmasına ve yaygınlaşmasına karşılar. Ayrıca Avrupa Birliği ülkelerinde eşcinseller dernek açma hakkı veriliyorsa bu her yerde verilmiyor.
 
#8
"Saadet Partisi İl Gençlik Kolları zinanın yeniden suç sayılması ve eşcinselliğin yaygınlaşmasının önüne geçilmesi amacıyla 81 ille aynı anda imza kampanyası başlattı.
Saadet Partisinin yürüttüğü EŞCİNSELLERE yönelik "LİNÇ KÜLTÜRÜ" kampanyasına imza atanlarda LİNÇCİDİR.

SAHTEKARDIR
GÜNAHLARINI LİNÇ EDEREK UNUTAN GÜRUHTUR
PİSTİR VE PİSLİĞİNİ LİNÇ EDEREK KAPATAN LİNÇCİDİR.
 
#9
İstiklal Caddesi’nde ‘Nefrete inat yaşasın hayat’ sloganıyla yürüyen translar, yürüyüşü engellemeye çalışan grupla karşı karşıya kaldı. Polisin araya girmesinin ardından gökkuşağı bayrağı açıldı…

20-24 Haziran arasında çok sayıda etkinlikle gerçekleşen Trans Onur Haftası dün akşam üzeri İstiklal Caddesi ’nde düzenlenen ‘Trans Onur Yürüyüşü’yle sona erdi. 17.00’de başlayacağı planlanan yürüyüş, geçide katılan LGBT (Lezbiyen, Gey, Biseksüel, Trans) bireylerin arasına girip “Şehitler ölmez vatan bölünmez” sloganı atan grup nedeniyle geç başladı. Polisin eylemi provoke eden grubu engellemesi üzerine yürüyüş devam ettiyse de ellerinde Türk bayrağı taşıyan grup, LGBT bireylerin eylemini sık sık sloganlarla böldü.

Türkiye ’de bulunan LGBT’lilerin cinsel kimliklerini istedikleri gibi kullanamadıklarını ve cinsel kimlikleri yüzünden birçok arkadaşlarının öldürüldüğünü dile getiren LGBT’liler ise “Türkiye ’de cinsel kimliğimiz ile ilgili hiçbir yasal düzenleme yok. Hükümet bizi görmezden geliyor. Artık hükümet yasal olarak bizi tanımalı ve toplum bizi kabul etmeli” açıklamasında bulundu. Yürüyüşe çok sayıda sivil toplum kuruluşu destek verdi. Kendisini basın mensubu olarak tanıtan ve elinde Hakkari baskınında ölen sekiz askerin fotoğrafının yer aldığı bir gazeteyle yürüyüşü provoke etmeye çalışan bir kişi de çevredeki basın mensuplarının tepkisini aldı ve polis tarafından uzaklaştırıldı.

LGBT aktivistleri çıkan olaylarla ilgili olarak düşüncelerini şu şekilde dile getirdi: “Bu gün faşizmin sert tokadını burada hep beraber gördük. Bu zihniyet bizi gecenin karanlığına doğru itmek istiyor. Ama her şeye ve herkese inat onurlu bir yürüyüşle buradayız.” İstiklal Caddesi ’ne açtıkları, eşcinsel hareketin simgesi olan dev gökkuşağı bayrağı eşliğinde ve rengarenk kostümlerle yürüyen LGBT aktivistleri, “Nefrete inat yaşasın hayat” ve “Faşizme karşı bacak omuza” sloganları attı.

Onur yürüyüşüne Türk kökenli Berlin Eyalet Parlamentosu Sol Parti milletvekili Hakan Taş da katıldı. Türkiye ’de LGBT’lilerin birçok sıkıntı çektiğini ve bunu aşmanın yolunun yasal düzenlemeler olduğunu belirten Taş sözlerine şu şekilde devam etti: “Avrupa cinsel kimlikle alakalı birçok yasa var. Fakat Türkiye ’de bununla ilgili tek bir yasal düzenleme yok. Eğer Türkiye ’ bir Avrupa ülkesiyse anayasa ile farklı cinsel kimlikleri tanımalı.”( radikal )

Nefrete İnat Yaşasın Hayat! | Pembe Hayat LGBTT Dayanışma Derneği
 
#10
20-24 Haziran arasında çok sayıda etkinlikle gerçekleşen Trans Onur Haftası dün akşam üzeri İstiklal Caddesi ’nde düzenlenen ‘Trans Onur Yürüyüşü’yle sona erdi. 17.00’de başlayacağı planlanan yürüyüş, geçide katılan LGBT (Lezbiyen, Gey, Biseksüel, Trans) bireylerin arasına girip “Şehitler ölmez vatan bölünmez” sloganı atan grup nedeniyle geç başladı. Polisin eylemi provoke eden grubu engellemesi üzerine yürüyüş devam ettiyse de ellerinde Türk bayrağı taşıyan grup, LGBT bireylerin eylemini sık sık sloganlarla böldü.
Komünistler, kapitalizmi yıkmak istiyorlarsa istiyorlardır. Heterosessitler (Kadın ve erkek) karşısında eşcinsellerin yanıda olmalıdır. Bu bölünmüşlüğün ortadan kaldırılması ancak ezilenin yani eşcinsellerin yanında olarak son bulacaktır.

Komünistler, milliyetçiliği, ırkçılığa karşı işçileri zehirleyenleri "şehitler ölmez vatan bölünmez" Resmi Tarihi, Resmi İdeolojiyi ve egemen dile karşı savaş açmak istiyorlarsa, Türk işçilerinin Kürtlerin acılarını paylaşmasını söylemekten geçer ve "şehitler ölmez vatan bölünmez" zehirli sloganını atmaz hale getirmekte önemlidir. Bu slogan karşısında komünistler eşcinsellerin yanıda olsaydı, "Kürdistan'da işgale derhal son" diye slogan atmaları gerekir.

Türk işçileri ile Kürt işçileri arasındaki egemen sınıfın bölünmüşlüğü ancak Kürtlerin yanında olarak aşılacaktır. Devrimci politika "ezilenlerin" yanında olarak olur.
 
#11
Onur yürüyüşüne Türk kökenli Berlin Eyalet Parlamentosu Sol Parti milletvekili Hakan Taş da katıldı. Türkiye ’de LGBT’lilerin birçok sıkıntı çektiğini ve bunu aşmanın yolunun yasal düzenlemeler olduğunu belirten Taş sözlerine şu şekilde devam etti: “Avrupa cinsel kimlikle alakalı birçok yasa var. Fakat Türkiye ’de bununla ilgili tek bir yasal düzenleme yok. Eğer Türkiye ’ bir Avrupa ülkesiyse anayasa ile farklı cinsel kimlikleri tanımalı.”
Beyaz Adamın yüzünü giyinenler nasıl da Beyaz adamdan iki ileri konuştukları ortadadır. Almanya'da Türklerin neler yaşadığı ortada, açlık, sefalet, eziyet, işyerlerinde ölüm, aşağılanma vardı. Beyaz Adamın yüzünü giyinenler, Beyaz Adam'ın AVRUPA'DA eşcinsellere uyguladığı soykırımları, şiddeti, ölümleri gizlemektedir.
 
Üst