"sol" faşizmin lozan üzerinden atağı

#1
lozan anlaşması tartışmalarını gündeme getiren tayip ekibidir.. "bundan" öncesinde lozan anlaşması tarihsel dönemi ve sonraya akan süreç üzerinden tartışılmaktadır., sürekli tartışılmaktadır..
tartışmalar.; 3 karakter/zemin/taraf üzerinden işletilir..(eleştirisi ile açıklayacağım)

1- lozan üzerinden Kemalist! cumhuriyet savunusu.: emperyalist devletler bir vatanı/devleti parçalamak ister.. bu parçalanmak istenen vatan/devlet Osmanlıdır ama Osmanlı olarak belirtilmez.. yani emperyalist devletlerin elinden hangi devlet/vatan kurtarıldı es geçilir ve yerine kurulan t.c. kurtarılan vatan/devlet olarak kodlanır.. bunu ister türk halkı adına iddia etsinler., ister bir devlet/vatan adına iddia etsinler.. tarihsel olarak ortada şimdiki t.c. ile tanımlanan ne bir türk vatanı ne de bir devlet vardır.. yani olmayan bir vatan/devlet kurtarılmıştır ve lozan bunun zafer anlaşmasıdır..

oysa.. olan vatan/devlet Osmanlıdır.. darala darala 1918 Mondros ateş kes anlaşmasına kadar gelmiş., daralma olayı uluslar arası anlaşma ile son bulmuştr.. zaten son meclis de bunu misak-ı milli olarak., vatan/devlet olarak tanımlamış ve osmanlı adına tanımlamıştır.. bu anlamda bu hukuku savunan cemiyetler(müdafa-i hukuk) kurulmuştur.. bu hukukun çiğnenmesine karşı cemiyetler(red-i ilhak) kurulmuştur.. hatta gerekirse savunma yapabilecek askeri örgütler(kuvva-i milliye) kurulmuştur.. ve.. 1918 den itibaren işler haldedir.. yani 1919 samsun çıkışından çok önce..

kısaca.. bu durum.. lozan ile değiştirilmiştir..
misak-ı milli de daraltılmış., emperyalist devletlerin verdiği kadarı misak-ı milli anlayışı kodlanmıştır.. yine Osmanlıdan kalan borçların idaresi olan duyunu umimiye kaldırıldı denir ama kimse peki borçlar red edildi mi? sormaz.. borçlar aynen devam etmiş ve ödenmiştir.. en önemli bir olgu.. ingilterenin özellikle rahatsız olduğu bir olgu da halifeliktir.. son zamanlarda islam dünyası üzerindeki etkisi sarsılmış olsa da halifeliğin Osmanlıda olması Müslüman dünyasında etkili oluyordu.. dikkat edilirse halifelik cumhuriyet ilanından sonra kısa bir süre daha kaldı.. yani kurulan t.c. cumhuriyeti bir anlamda ilk etapta islam cumhuriyeti sayılır.. ingilterenin baskısı ile halifelik kaldırıldı.. oysa., halifelik ayrı bir kurum olarak kalabilirdi.. vatikan gibi yada avrupadaki bazı krallıklar gibi.. bu durum laiklik olarak satılmış ama yerine aynı işi gören diyanet işleri gelmiştir.. buna., islam dünyası üzerinde etkin olma yerine t.c. üzerinde din devleti olarak daralma diyebilirim..

toparlarsam.. lozan savunusu üzerinden t.c. vatan/devlet savunusu demagojiktir.. aslında Osmanlının parçalanmasının son halidir.. bu anlamda hezimet denmese de zafer değildir.. lozan hangi vatan/devlet için zaferdir.. ya da hangi halkın kurtuluşu anlamında özgürlüktür..
Osmanlı ise sonuç ortada.. bir bakiye.. türk halkı için özgürlük ise., batı Trakya ve kırcali-deliorman ve Kerkük-musul türkleri neden dışarda kaldı.. en önemlisi dışardan neden türk!! getirildi.. bu olayda lozanın eseridir ve ne yazık ki., türk halkı anlamında bir mübadele değildir.. yunanistana bırakılan arazlerin bazılarından(özellikle batı trakyanın mübadele dışı kalması ilginçtir.) zorla getirilenlerin çoğunluğu türk değildir.. sadece Müslümandır.. yani devşirme ve özellikle dönmelerdir.. anadoludan zorla yollananların az da olsa bir kısmı gerçek türk ama hristiyan kesimlerdir.. yani., mübadele aslındsa Müslüman-Hristiyan olarak yapılmıştır..
tüm bu tarihsel gerçeklerin üstünü kapatabilmek adına lozan savunusu yapılır.. yapanların sağı da solu!! da devletin kapıkuludur..

2- lozan üzerinden Kemalist!! devlet eleştirisi.: eski vesayet sistemine itiraz eden ve t.c. kuruluşunda geriye itilen i.t. kalıntısı kesimlerin işidir.. bu kesimlerin., kurdurulan bu çakma cumhuriyete itirazı yoktur.. itirazları erksel yapı dışında bırakılmalarınadır.. rakipleri laik-türkçü cumhuriyet!! değerlerine sarılarak toplumsal taban ve erksel işleyiş sistemine dayandıkları için., bu kesimler de haliyle islami ve türkçü değerlere sarılarak toplumsal taban muhalefeti yaparlar.. her iki kesimin sarıldıkları değerlerle ilişkileri samimi değildir., demagojiktir..

bu kesimler.; kurulan cumhuriyetin çakma olduğunu bilirler ve bu anlamda aslında Osmanlının parçalanmış bakiye halidir derler ve Osmanlının 1918 Mondros ateş kes konumunu savunurlar.. yani., misak-ı milli dedikleri şey budur.. lozan misak-ı millinin kırpılmış halidir..
kısaca.. eski vesayetin resmi tarihini bu kesim sürekli teşhir etmek zorundadır.. resmi tarihte t.c. kuruluşundaki en zayıf noktalardan biri de lozan anlaşmasıdır..
yani.. lozan bir zafer değildir derken haklılar.. Osmanlı vatan/devlet anlayışına ve bu anlamda kurtuluş savaşı anlayışına göre haklıdırlar.. koskoca Osmanlıdan kim?! neyi?! ne kadar!? kurtarmıştır., tartışmaya açarak yazılan resmi kahramanlık tarihini deşifre ederler..

özellikle 1945-50 sonrasında islam-türkçü bir "muhalefet" yaratılmıştır.. 1918-25 arasındaki iktidar savaşında(aslında emperyalist politikalarda görev alma yarışı) var olan bu iki ana zemin üzerinde konuşlananların islami muhalefet!! kesiminin islami yanı da tartışmalıdır.. yine de konumuz olan lozan üzerindeki eleştirileri doğru şeylerdir.. abartılı olan yanları ana zemindeki doğruları ortadan kaldırmaz..

1920-25 sürecindeki tasfiyeler sonrasında ortada kalan güçler ki bunlara şimdiki islami muhalefet de dahil.. kurdurulan t.c. noktasında itirazcı değillerdi.. itirazları., erksel alandaki varlıkları ile ilgilidir.. tasfiye yaşanıyorsa çoktan terk ettikleri misak-ı milli ve enverci anlayışa sarılırlar.. ya da erksel alana yerleşecekler ise bu gerçekleri demagojik olarak kullanırlar ama gereğini yapmazlar..

3- lozan üzerinden t.c. sistemi ve resmi tarih anlayışı eleştirisi yapanlar.: bu kesimler ne devlet solcusu ne de devlet sağcısıdır.. sol kesimler komünist felsefe doğrultusunda alternatif-doğru tarih anlayışı arayışındadırlar.. sağcı olanları ise ağırlıklı devşirme-dönme türkcülükten sıkıntılı olan halkların içinden çıkar ve islama ya da liberalizme sarılırlar..

komünist olan kesimlerin eleştirileri ile diğer kesimlerin eleştirileri yakın olsa da hedef amaç anlamında çok farklıdır.. liberal-muhafakazar ve sol!! kesimler var olan devlet/vatan noktasında eyvallah derler ama devlet sistemindeki devşirme-dönme işleyişin erksel paylaşım işleyişinde değişiklik isterler ve bununla sınırlı kalırlar.. yani bu kesimde bir anlamda devletçidir..

................................................

lozan yeniden tartışmaya açıldı!!!

öncelikle neden şimdi ve açanların amacı noktasında analiz yapmak gerekir.. lozanı tartışmaya açanların amacı bakiye cumhuriyeti 1923-25 öncesine döndürmek ve 1918 Mondros ateş kes hukukuna dönmek değildir.. yani olmayan bir devlet/vatan üzerinden aslında eksik oldu düzeltelim işleri değildir.. önümüzdeki süreç içinde gelişecek politik ortama hazırlıktır..

1- lozan savunusu adına hareket eden sosyal faşist ve faşist kesimler üzerinden islami muhalefeti ve demokratik muhalefeti kışkırtıyorlar.. bakın bunlar hala eski kafadalar ve sorunlular.. rahatsız olduğunuz eski vesayet sistemini savunanlar erke hakim olursa neler yaşarsınız.. vs. vs.
2- 15 temmuz darbe!! girişiminden sonra zorunlu ortak oldukları eski ergenekoncuların dayanacağı taban buradan beslenecek.. ama aynı zamanda buradan daralacak.. yani ulusalcı koalisyonunda çatlama yaratıyorlar.. lozana sahip çıkanlar-az sahip çıkanlar.. misak-ı milliyi savunan yayılmacı ulusalcıların bu zeminden koparılması.. vs.

bu sürece balıklama dalanlar oldu.. örneğin sol haber üzerinden sosyal faşist sol..

bakınız..
http://haber.sol.org.tr/toplum/yeni...uda-lozan-lozan-hakkinda-ne-bilmiyoruz-173422
 
#2
sosyal faşizmin lozan savunması!!

lozan tartışmasının taraflarından biri olan sol haber portalı şu başlıkla devreye giriyor..

yeni başlayanlar için 10 soruda lozan : başlık anlamlı.. özellikle yeni başlayanlar için demesi anlamlı.. kafası henüz resmi ideoloji ile bükülmemiş olanlara sesleniyor.. bu zibidiler kendileri hocca okuyucularını da boş kafalı sanıyor.. neden! 10 soru.. 9 değil., 11 değil de 10.. sanırım 10 soru ve yanıt ile işi beceririz diyorlar..

ilk soru da anlamlı..
1- lozan anlaşması hakkında ne? "bilmiyoruz"? ..
yanıt.. her boku biliyoruz.. Aslında tartışmaların içeriğine baktığımızda "hiçbir şey" diye yanıtlayabiliriz.
ve demagoji başlıyor.. neymiş!! birileri lozanda gizli anlaşmalar varmış diye iddia ediyormuş..
konu lozan anlaşması ise., elbette resmi anlaşma gizli değildir.. ama.. anlaşma sürecindeki bir çok görüşmeler gizlidir.. hatta parlamentoda gizli celsede görüşülmüştür..
bu zibidilere göre.. süreç içindeki gizli görüşmeler açığa çıkmış.. yani açıklanmış.. hatta parlamentodaki gizli celsedeki görüşmeler de açıklanmış..
ama ne zaman açıklanmış!! belirtilmiyor hatta neden gizli celse o da belirtilmiyor..
ama demagoji yapıyor.. neymiş.!! birileri abuk sabuk maddelerle ilgili iddialarda bulunuyormuş..
Lozan Antlaşması üzerine yapılan spekülasyonlarda sık sık gündeme gelen başlıklar, antlaşmanın "gizli maddeleri" (Ayasofya'nın müze yapılması, hilafetin kaldırılması, laiklik, madencilik/petrol arama kısıtlamaları vs.) ya da antlaşmanın yalnızca 100 yıllığına geçerlilik taşıdığı gibi "meseleler" oluyor.
madem 10 soruda alim olacağız bakalım..
1- ayasofyanın müze yapılması iddiası.: bu konu ilk olarak 1933-34 yıllarında gündeme geldi.. zaten ayasofyanın tümü ibadete açık değildi.. daha sonra yer yer bazı bölümlerinde ibadete açık olundu bazen tadilat gerekçesi ile ibadet yapılmadı.. bu tartışmalar sürekli yaşandı.. Ecevit bile nasibini aldı.. hatta demirel şov amacıyla bir ibadet işi ayarladı ama cemaatsiz..
soru.: ayasofya cami mi? yoksa müze mi?.. müze ise ne zaman müze yapıldı..

2- hilafetin kaldırılması, ve laiklik, iddiaları.: bilindiği gibi hilafet cumhuriyet ilanından(29 ekim 1923) sonra(4 ay) 3 mart 1924 de kaldırıldı.. cumhuriyet ilan ediyorsunuz ama halifelik var.. halifelik en üst erktir.. bir devlette halife varsa onun üstünde cumhurbaşkanı olamaz ve kararları halk veremez.. bu durum., kurulan cumhuriyetin laik olmadığına da ispattır.. peki lozan görüşmeleri ne zaman başladı.. ekim 1922 de.. rauf Orbay yerine ismet İnönü yollanıyor.. hatta İstanbul hükümeeti de davet edilince anında saltanat kaldırılıyor.. yani artık İstanbul merkezli bir osmanlı devleti yok ankara merkezli Osmanlı var ama adı cinsi-cibilliyeti belli değil.. görüşmeler kesintiye uğruyor., şubat 1923..
23 nisan 1923 de tekrar başlıyor.. temmuz 1923 e kadar devam ediyor.. bu arada neden kesintiye uğradı bilen var mı? hani 10 soruda lozan diyorduk ya..
ard arda imzalardan sonra(bu da önemlidir.. hepsi aynı zamanda imzalamıyor.) 3 ay sonrasında cumhuriyet ilan ediliyor ama halifeli bir cumhuriyet zaten 4 ay sonra halifelik kalkıyor yerine diyanet işleri geliyor..

soru.: hilafet/halife varken cumhuriyet olabilir mi? ve bu devlete laik denir mi?.. anayasanın ilk maddelerinde dini islam ibaresi de ne zaman kalktı..

3- madencilik/petrol arama kısıtlamaları iddiaları.:
Türkiye Cumhuriyeti ile A.B.D arasında Ekonomik İşbirliği Antlaşması 04 Temmuz 1948 Tarihinde imzalanmıştır. T.B.M.M. ce, 08 Temmuz 1948 de 5253 sayısı yasa ile onaylanmıştır. Antlaşmanın 2. Maddesinde,”. Türkiye, tasarrufunda bulunan bilumum kaynakların müşahedesi ve tetkikine imkan tanıyacaktır..” ( Anlaşmanın metni için Bkz. Düstur, 3. Tertip, CXXIX, Sayfa 1278-1280 R.G.13 Temmuz 1948)
... 17 Temmuz 1923 Tarihli New York Times gazetesinde;Lozan da Amerika da bir zafer kazandı. Israrla üzerinde durduğumuz açık kapı herkese eşit imkan ilkesi kabul edildi. İtilaf devletleri Türkiye petrol Şirketi ile ilgili imtiyazların anlaşma dışı kalmasına ve gelecekteki Türk imtiyazları için kendilerine öncelik verilmesini kabul etti. Bu imtiyazlara karşı Türkler ve Amerikalılar aynı saflarda çetin bir mücadele verdi şeklinde bir haber yayınlanır.
http://wowturkey.com/forum/viewtopic.php?t=82565

soru.: chester projesi nedir? nasıl iptal oldu ve iptalinde musul-kerkük'ün ingiltereye bırakılmasında etkisi var mı?..
türkiyede neden petrol çıkartılmıyordu ve batman olayı(neden sadece rafine açıldı kuyu açılmadı)
1926: 24 Mart 1926 tarihinde kabul edilen 792 sayılı Petrol Kanunu ile Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde bütün petrol ve petrol bileşiklerinin tâbi olduğu madenlerin aranması ve işletilmesi hakkı Hükümete verilmiştir.
ama ortada milli bir petrol şirketi yok.. kuruluşu 1941 ama açılan kuyu yok oysa raman da petrol var..

4- antlaşmanın yalnızca 100 yıllığına geçerlilik taşıdığı iddiası.:
bu tür anlaşmaların süresi olmaz yeni bir savaş yada taraflardan birinin anlaşmayı red etmesi üzerine süresi biter ama bazı maddeleri içeriği ile ilgili süre taşıyabilir..
örneğin musul-kerkük ile ilgili maddeler., boğazlarla ilgili maddeler., vs.

kısaca.:
madem lozan hakkında bilmediklerimiz dedik.. ben saydım ve sorularımı da sordum.. bu soruların yanıtlarını bu sosyal faşist zibidiler biliyor mu?..
 
#3
bazı tarihi "gerçekler"!!

Peki, Mustafa Kemal mi?
Gayet gerçekçidir. Lozan’da barış görüşmeleri başladığında İstanbul halen işgal altındaydı. Rehin olarak tutulduğunu söyleyebiliriz. Kilidi açacak olan İngiliz anahtarının petrol yatağı Musul olduğunu biliyordu Sarı Paşa. Nitekim İstanbul’da işgale son verilmesi Musul’suz Lozan’ın imzalanması ve onaylanmasından (23 Ağustos 1923) sonradır. Lozan imzalanır kilit açılır. Türk tarafı 6 Ekim 1923’te, beş yıldır işgal altında olan İstanbul’a girer… Şimdi ben buları yazıyorum ya, şeytanın dürteceği tuttu: Ver Musul’u al İstanbul’u!
http://haber.sol.org.tr/yazarlar/mehmet-bozkurt/musul-misak-i-milli-ve-seytan-172500
merdi kıpti gibi.. :D hikaye yazarken gerçeği açıklamış.. ver musulu al istanbulu.. da.. hani kurtuluş savaşıydı.. :D
ankara için ne verdi.. yunan gavuru!! polatlıya dayanmıştı.. :D
 
#4
komünistlerden" lozan derslerine devam

Lozan ve Sevr arasında pek de fark yok muydu?
http://haber.sol.org.tr/toplum/yeni...ve-sevr-arasinda-pek-de-fark-yok-muydu-173544

soruyor ama soru yönlendirmeli anket sorusu gibi.. yanıtı var.. ya da yok olabilir.. ama ne anlamda pek anlamında.. yani., yanıt.. pek yok.. ya da pek var.. olabilir de.. bu pek nedir? ve ne kadardır?.. "mevzu" dışı kalmış..

bu zibidiler bu pek nedir? farkında ve demagojisini yapıyor..
Bunun için Sevr'in öngördüğü ve Lozan'la birlikte ortaya çıkan iki haritanın yan yana konulması yetecektir. mevzunun farkında es geçemiyeceği bir gerçeklik var.. sevr olayında Osmanlı tapulu arazisi lozan olayındaki tapulu araziye göre çok daha büyük.. devletçi-ulusalcıların sevr hikayelerine bakmayın.. Ermenistan ve kürdistan vs. ayrı bir devlet olayı yok.. plebisit hakkı var.. bu konu lozan içinde de mevcut ve ankara Osmanlısında kabul edilmiştir..
sevr sınırlarını belirleyen., Mondros ateş kes anlaşması hükümleridir.. yani ateş ile birlikte osmalının tuttuğu bölgeler Osmanlı devletinindir.. bu konuda bir tek musul-kerkük noktasında taviz verilmiş., İngilizlerin işgaline izin verilerek konu milletler cemiyetine bırakılmıştır ama bu durum ankara hükümetinde-lozanda da farklı olmadı..

demem o ki., sevr anlaşmasına göre "vatan"ın tapulu arazisi lozan anlaşmasına göre olandan çok daha büyük.. farkı ne?.. bazı bölgelerde devletlerin güvenlik amaçlı asker bulundurması ve plebisit hakkını tanıması.. lozanda ise sadece musul-kerkük için bu hak var geri kalan bölgeler için yok.. yani daralmış bir Osmanlıdan çıkan t.c. arazisinde yok.. yani.. sana bakiyeyi vereceğiz ve bu bakiye üzerinde açık denetim hakkı istenmeyecek., sen de diğer arazilerle ilgili ses çıkartmayacaksın.. yani misak-ı milli de daralacak..

sevr ile lozan arasındaki "pek" denilen fark budur.. madem iki haritayı yanyana koy dediniz koyduk.. sevr Osmanlı tapusu ile lozan t.c. tapusu arasındaki farkı görün..
denilecek ki., zaten deniliyor..

Zira Sevr, yalnızca haritadan ibaret bir antlaşma değil değildir. 433 maddelik bu oldukça uzun antlaşmada Osmanlı topraklarının paylaşılmasının yanı sıra kalan Osmanlı topraklarının nasıl yönetileceği sorunu demiryollarındaki ray sisteminden, beyaz kadın ticaretine, arkeolojik eserlerin gaspından, salgın hastalıkların kontrolüne kadar pek çok başlıkta satır satır düzenlenmiştir. Savaş tazminatı, kurulacak mali komisyonla bütçenin bu tazminatı ödetmek üzere işgalcilerce yönetileceği, ordunun basit bir kolluk gücüne indirgendiğini bir tarafa bırakıyorum. Sevr, yalnız toprak bölüşümü antlaşması değil; enikonu bir sömürgeleştirme metnidir.
haritadan ibaret değil..miş!!!.. haritaya göre tapulu arazi fazla ama üzerindeki egemenlik hakkın çok az demek istiyor.. yani benim olsun az olsun dedik savunması.. sanki t.c. süreci bu güne kadar farklı işledi.. bu zibidilere göre., 1950 demokrat parti dönemine kadar bağımsız devletti de.. sömürgeleştirilmiş!!..
Sevr, yalnız toprak bölüşümü antlaşması değil; enikonu bir sömürgeleştirme metnidir.
diyelim ki., lozan değildi.. ne oldu da sömürgeleştirildi.. hükümet değişti.. diyelim olur mu? ya milli sermayeye ne oldu.. kimler kimleri tasfiye etti.. 1923 deki sermaye ile şimdiki farklı mı?..

bu dolu-boş bardak konusudur almanyayı ele alalım.. 1918 sonrasında almanyaya dayatılan versay anlaşması sevrden farksızmıydı da hitler almanyayı sömürgeleşmekten kurtardı.. 1945 sonrasındaki almanya için de geçerli..

devam edelim.. buraya alacağım bölüğm resmi tarihin kemal aklamasıdır ve bu zibidi "komünistler" bu işi yapıyor..
Mondros Ateşkesi'nin imzalanmasından sayıyla 3 yazıyla üç gün sonra General William Marshall bir oldu bitti ile Musul'u işgal eder. Tek kurşun atılmadan Musul'un fiilen İngiliz işgaline maruz kalmasının öyküsü budur. Aynı günlerde Yıldırım Orduları Kumandanı olan Mustafa Kemal, İskenderun'un da işgale uğramaması, Toros geçitlerinin teslim edilmemesi için yoğun çaba sarffetmiştir. Mustafa Kemal'in bunun için İstanbul'la yaptığı yazışmalar pek çok kaynakta mevcuttur.(madem mevcut.. örnek sun)
burada aleni resmi tarih yalanını sunmuş..

musulun terki.. 15 kasım 1918.. mustafa kemalin yıldırım orduları kumandanı olması ise 30 ekim-7 kasım arası yani geçici bir görev olayı(ateş kes hükümlerine göre yabancı kumandan lağvediliyor., yerine m.kemal geliyor).. yani.. kemalin yıldırım ordular kumandanı olması kağıt üzerinde ve bir iş yapacak ne zamanı ne de durumu var.. İskenderun 9 kasımda işgal edildi.. yani kağıt üzerinde bile kemal komutan değildi.. öncesinde itiraz etti deniliyor ise hikayedir..

geleyim sevrin imzalanması olayına.. bu tür anlaşmaların imzalanması önemli değildir.. imzalanan anlaşmanın devlet tarafından onaylanması ile resmileşir.. sevr Osmanlı meclisinde kabul edilmedi zaten sevr hiç bir zaman resmileşmedi..

mevzu lozan mı? lozan sevr karşılaştırması mı? yoksa kemalizmin aklanması mı? ve bu işlerin komünistlere düşmesi mi?..
 
#5
lozan ile sevr arasındaki fark misak-ı millidir

Çok tartışılan Misak-ı Milli nedir? ..

http://haber.sol.org.tr/toplum/yeni...n-3-cok-tartisilan-misak-i-milli-nedir-173695

neymiş..
neymiş!! öğrenmeden!! önce belirteyim.. bu sayfanın başlığını bilerek "lozan ile sevr arasındaki fark misak-ı millidir" böyle yazdım.. çünkü bu zibidiler de farkında.. lozan ile sevr arasındaki fark tartışılacak ise illaki misak-ı milli konu olacak.. çünkü.; misak-ı milli sınırları sevr üzerinde resmen mevcut.. sadece üzerindeki egemenlik hakların resmen kısıtlı.. lozanda ise egemenlik hakların resmen( o da sözde) var ama sınırlar misak-ı milliden dar.. işte bu zibidiler bu gerçekliğin farkında ya.. demagoji yapacaklar..

Osmanlı sevri imzaladı mı? imzalamadı mı?.. bunu tartışmaya açıyor.. ve imzaladığını gayrı resmi iddialarla ispatlamaya çalışıyor.. oysa sevr anlaşması resmen yürürlüğe sokulmadı.. öne sürenler bile terk etti.. neyi tartışıyor., neyi ispatlamaya çalışıyorsunuz..
Osmanlı tarihçisi Justin McCarthy'nin dediği gibi Sevr'e gelindiğinde bağımsız bir Osmanlı devletinden geriye yalnızca ismi kalmıştır.
öncelikle bozacının şahit olarak öne sürdüğü şıracıyı inceleyelim.. 22 yaşında odtü de hoca!!.. o tarihte odtü kimler tarafından ve ne amaçla kuruldu bilinir.. 22 yaşında bir öğretim üyesinin asıl görevinin de bilinmesi gerekir.. ermeni soykırımınının olmadığını ispata çalışanlardan.. bu i.t. lere şahit olarak pek yakışmış..
cümleye dikkat edin.. sevr tarifinde bağımsız bir Osmanlının olmadığı belirtiliyor ama tapu arazisi hakkında bilgi yok.. hoş t.c. ne kadar bağımsızdı o ayrı..
yazı imzaladı-imzalamadı konusunda resmi net verilerle işlenmiyor., Osmanlı bağımsız değildi., sevr sömürgecilikti ile devam ediyor.. osmanlının bağımlı yada değil ama tapulu arazisinin ne olduğunu ve neye bağlı resmi kabul gördüğünü ve bu arazinin misak-ı milli ile uygunluğu konularına değinilmiyor.. üstelik soru misak-ı milli nedir?..

haliyle yazıda misak-ı milli diye bir şey yok.. duruma göre misak-ı milli var.. yani duruma göre vatan sınırları var demiş oluyor.. kısaca.. lozan ile daralan misak-ı milli yani vatan tapulu arazisi konusunu es geçiyor..

yazıda bir sürü resmi tarihin yalanlarını savunma olayı var..

Antlaşma, Osmanlı'nın da aralarında bulunduğu taraf devletlerce 10 Ağustos 1920'de imzalanmıştır.
yalan.. bu anlaşmayı onaylamış hiç bir parlamento yoktur.. buna Osmanlı dahil.. çünkü o tarihlerde meclis kapalı.. zaten artık İstanbul meclisi yoktur., ankara alternatif meclisi vardır.. zaten misak-ı milli de bu son meclis tarafından sevr karşıtı olarak konu olmuştur..

Özetlersek, Sevr'in ölü doğan bir antlaşma olmasında İstanbul'un payına yazılacak en ufak bir durum yoktur. İstanbul bu antlaşmayı imzalamış ve her koşulda bu antlaşmanın tatbikine çalışmıştır. Ancak böyle bir yeteneği yoktur. Antlaşmanın yok hükmünde olmasının nedeni Vahdettin'in antlaşmayı onaylamamış olması değil; Anadolu'daki direnişin Sevr'i reddetmiş olmasıdır. Sevr sürecinin ortaya çıkardığı tek hayırlı sonuç, Anadolu'daki direnişin Osmanlı yasallığından büyük ölçüde kopmuş olmasıdır. Saltanatın sembolük kabulu dışında, Osmanlı yasallığı ile Ankara arasında kurulan tek bağ, Ankara'nın Sevr'i de reddederken ve Sevr'den Lozan'a giderken meşruiyet kaynağı olan Misak-ı Milli'dir.
bu bölüm ciddi bir demagoji ve resmi tarih yazılımıdır.. komünist olduğunu iddia edenler tarafından yazılmış olması ve bu zibidileri komünist kabul etmek kara bir lekedir..

Osmanlı devleti nezdinde İstanbul'un merkez olmaktan çıkmasında sevr anlaşmasının bir rolü yoktur.. Osmanlı yönetiminde hala ittihatçıların etkin olması., rakiplerinin alternatif olamaması ve ankara merkezli direnişin iyi örgütlenmesi gibi nedenler üzerine istanbulun merkez olmaktan çıkarılması işi başladı.. bu işi yapan ingilteredir.. salak değiller ise neden yaptılar.. yani.. istanbulu merkez olmaktan çıkarıp., merkezin ankara olmasına neden yol açtılar.. bu sorunun yanıtı zamanla ortaya çıkmıştır.. 1920 sonrası ankaraya çöreklenen İnönü-çakmak ekibi üzerinden ankarada kendilerine yakın ekip kurabileceklerini gördüler ve diğerlerini tasfiye edebileceklerini anladılar..

zaten.. 1920 ile birlikte tasfiyeler başladı.. önce kuvvai seyyare tasfiye edildi.. aynı dönemde i.t. liderleri tasfiye edildi ve son olarak ankarada iç tasfiyeler başladı.. yine aynı dönemde yunanistana destek kesildi.. işte bundan sonra lozan süreci başlatıldı..

akıl mantık işi bir açıklamama mı?.. sevr red edildi böylece ankara merkez oldu.. oysa ankarayı yaratan i.t. ve istanbuldur.. İngilizler bunu bildikleri halde İstanbulu merkez olmaktan neden çıkartsın.. çünkü ankarada ekipleri var..

yine ankaranın yasallığı Osmanlı ve halifelik sahiplenmesidir.. meclis her açılışta halifeye ve saltanata bağlı olduğunu ve ittihatçı olmadığını belirtir durur.. tamamen kopuş çok sonradır..

yazıdaki en büyük ve önemli yalan da altta..
Ankara'nın Sevr'i de reddederken ve Sevr'den Lozan'a giderken meşruiyet kaynağı olan Misak-ı Milli'dir. yalan.. hem de kuyruklusu.. öyle olsa idi.. misak-ı milliye sadık hareket ederdi.. zaten misak-ı milli sınırları belli olmayan "duruma" göre bir şey değilmi?!!.. nasıl meşruiyet kaynağı olsun.. sınırları belli olmayan bir milli and!!..

bu zibidiler bunu bildikleri için misak-ı milli zaten belirsiz iddiasındalar..

buraya virgül koyup devam edeceğim.............
 
#6
misak-ı milli neymiş!!

Gelelim çok tartışılan Misak-ı Milli meselesine.
Önceki günlerde de belirttiğimiz gibi Misak-ı Milli, Anadolu ile İstanbul arasındaki bağlantının tümüyle kopmadığı 1920 başlarında son Osmanlı Meclis-i Mebusan'ı tarafından onaylanan ve dünya kamuoyuna ilan edilen "kırmızı çizgiler"dir. Misak-ı Milli'nin temel çerçevesi Erzurum ve Sivas kongrelerinde çizilmiştir.
külliyen yalan ve demagoji..

misak-ı milli kırmızı çizgiler olarak tarif edilirse buna revize etmek denir.. oysa bu tanım Osmanlının meşru hakkı olan sınırları ifade eder ve bu sınırların meşruluğu Mondros ateş kes hükümleridir.. bu söylediklerim tarihsel gerçeklerdir.. kırmızı çizgi tanımı resmi olmayan ama hayati olan "meseleler" üzerinden tarif edilir.. yani., hiç bir siyaset Trakya sınırlarımız kırmızı çiğimizdir demez., komik kaçar.. ama batı Trakya türklerinin yaşam koşullarına olumsuz müdahale kırmızı çizgimiz diyebilir..

peki bu zibidiler neden misak-ı milli Osmanlının meşru sınırları tanımıdır demiyor da kırmızı çizgileri diyor.. çünkü belirsiz iddiaları var ya..

yalan.: Misak-ı Milli'nin temel çerçevesi Erzurum ve Sivas kongrelerinde çizilmiştir. mesela!!!. hangi temel çerçevesi.. yada bu temel çerçeveden bir tanesi nedir!!.. yazmamış.. yazamaz.. yazarsa lozan ve t.c. üzerinden., misak-ı milli den taviz verdikleri anlaşılır..
lafa geldi mi!.. ankarada bir devlet kuruluyor derler ama o devletin sınırları belli değil.. ne virirlerse!!.. :D

Ekim'in sonlarına doğru Ali Rıza Paşa hükümetinin Bahriye Nazırı Salih Paşa ile Mustafa Kemal Amasya'da buluşur. Bir dizi konu üzerinde anlaşan taraflar, ülkenin kaderine ancak Meclis-i Mebusan'ın karar verebileceğinde ortaklaşmıştır. Bu durumda Amasya'da gündeme gelen en temel sorun şudur: Meclis toplanmalıdır, ama nerede?
yalan ve eksik bilgi üzerinden çarpıtma.: amasya toplantısı yada amasya protokolü.. toplantısına katılanları eksik saymış.. sanki İstanbul hükümeti ayrı bir siyasi güç., ankaradakiler ayrı bir güç ve istanbulu temsilen ali rıza hükümeti adına salih paşa.. ankarayı temsilen lider m.kemal.. külliyen yalan.. masada başkaları da vardı..

rauf Orbay ve bekir sami.. de masadaydı.. peki bunlar kemalin yardımcıları olarak mı? masadaydı.. yıl ekim 1919 istanbuldaki meclis hala i.t. ağırlıkta ve ali rıza hükümeti de i.t. nin onayladığı bir hükümet.. diğerleri kimler.. rauf Orbay i.t. nin en önemli şahıslarından biri ve özellikle i.t. adına anadoluda tek yetkili.. bekir sami de öyle.. kimnse atatnın!! adamı demesin.. izmir süikastı gerekçesi ile kulağı çok fena çekildi ve bir daha aktif siyasette olmadı..

peki.. m.kemal o masada hangi gücü temsil ediyordu..
müdafa-i hukuk cemiyetlerini mi?.. değil.. kuruluşları 1918 ile başlar ve i.t. denetimindedir.. kuvva-i seyyare mi?.. değil.. bu güç teşkilatı mahsusa tarafından yaratılmıştır ve siyasi olarak cemiyetlere bağlıdır.. tekrar soruyorum.. m.kemalin siyasi gücü neye dayanır.. yada hangi örgüte kuruluşa vs... !!!!!????

Bu durumda Amasya'da gündeme gelen en temel sorun şudur: Meclis toplanmalıdır, ama nerede?
amasyada bu konu tartışılmamıştır.. ama konu olmuştur.. tartışılan asıl konu misak-ı millidir.. batıdan gelen görüşme taleplerine yanıt verirken İstanbul ve ankaranın nasıl senkronize olabileceği ile ilgilidir..

protokol..; bazı konularda davranış ilkelerinin ve kurallarının belirlenmesi., ön anlaşma.. vs. kimse bu toplantıya neden protokol adı verildi ve taraflar neydi sorusunu sormuyor UYDURUYOR..

yazılı ve belgeli değildir ama.. amasyada.. şu denilmiştir.. Osmanlının geleceği ile ilgili yönelimlerde İstanbul Osmanlı yönetim merkezi ve ankaradaki oluşumlar şu., şu çerçevelerde ortak ve uyumlu hareket etmelidir.. bazı ilkeler net olmalıdır..
meclis nerede toplanmalı konusu güvenlik ve hareket yeteneği ile ilgilidir.. zaten fazla tartışılmamıştır.. kararı ise i.t. vermiştir.. o tarihlerde m.kemal talat paşa mektuplaşmalarını iyi okuyun.. belgedir.. karşılıklı hitaplara ve üsluba bakın kim lider anlarsınız..

zaten bu zibidiler bunun farkında..
Bunun üzerine Kasım 1919'da Anadolu ve Rumeli Müdafa-i Hukuk Cemiyeti'nin (MHC) temsilcileri bir araya gelir ve Meclis'in İstanbul'da toplanması fikrini kabul ederler. m.kemal itiraz etti diyelim.. demek ki., m.kemali dinleyen yok., etkisi de yok..

Yalnız direnişin önemli isimlerinin, seçilseler dahi İstanbul'a gitmeleri riskli olduğundan MHC'ye yakın vekiller öncelikle kendi aralarında koordinasyon amacıyla Anadolu'da toplanacak ardından İstanbul'a geçeceklerdir. bu kadar.. :)

gelelim.. kıvırtmalara..

İkincisi, Misak-ı Milli metni, muğlaktır. Mondros Mütarekesi'nin imzalandığı günkü sınırlarını esas almaktadır.
hem muğlak diyor., hem de Mondros Mütarekesi'nin imzalandığı günkü sınırlarını esas almaktadır. diyor..
birinci iddiasının tersini ispatlayan ikinci cümledir.. sınırlar bellidir.. Mondros Mütarekesi'nin imzalandığı günkü sınırlarını esas almaktadır. ama muğlak olduğunu ispatlamak zorunda ya..
Ancak yine de metinde "mütareke hattının içinde ve dışında" denilerek, mesele karmaşıklaştırılmaktadır. içinde ve dışında söylemi var-yok.. tartışmanın önemli yok.. olabilir de.. çünkü., Osmanlının bir anlaşmaya oturduğunda tartışmalı zeminlerde hak iddia etmemesi anlamsızdır.. örneğin., Yunanistan ile Bulgaristan arasındaki itilaflı bölgeler., orta-doğuda(sancak ve musul) fransa-ingiltere arasındaki itilaflı bölgeler..

zibidiler bunca yalan ve demagoji sonrasında yine soruyor..
Üzerine vekillerin yemin ettikleri Misak-ı Milli neresidir?
ve ilgisi olmayan bir haritayı öne sürüp., savaş öncesi Osmanlı sınırları olarak tarif edildi iddiasında bulunup., açıklıyor..!!!!!!!!!!!!!!!
Benim kanaatim şudur: Misak-ı Milli, er ya da geç, İtilaf Devletleri ile oturulacak masada dönemin koşullarına göre müzakerelere başlanacak en geniş sınırları göstermektedir. Bir alternatif barış antlaşmasıdır. Aynı zamanda uğruna savaşılacak bir somutluğa işaret etmektedir.
böyle bir şey yok.. misak-ı milli net olarak bilinir.. çünkü aynı mantığı müdafa-i hukuk cemiyeti adında ve ilkelerinde görüyoruz.. adı üstünde bir "hukuk"un(Mondros ateş kesi) meşru ve haklı "müdafası".. gerisi masada tartışılırken ele alınacak itilaflı bölgelerle ilgilidir.. kaldı ki., sancak/İskenderun böylesi bir itilafın(İngiliz-Fransız) sonrasında t.c. eklenmesi olayıdır.. orada vatan mı? kurtarıldı.. eğer öyle ise sancak/İskenderun lozanda neden bırakıldı.. yada musul-kerkük için aynı bağımsızlık savaşı!! verilmedi..
bu sorulara yanıt ancak aşağıdaki gibi aşağılık bir şekilde olabilir..
Ancak sınırların nerede başlayıp nerede biteceğini esas belirleyen yeni oluşmakta olan siyasi yapının gücü, giriştiği mücadelede elde ettiği mevziler olacaktır. Bu da bizi Lozan'da çizilen sınırlara, Misak-ı Milli'nin "son haline" getirmektedir.
Yarın buradan devam edeceğiz ve Musul meselesine uzanacağız.
uza bakalım.. madem lozan misak-ı milli.. neden sancak/İskenderun önce bırakıldı sonra alındı!! da musul hala tık yok.. tayyip daha vatansever galiba.. :D


 
#7
musul.. şeytan aldı götürdü bir daha getirmedi http://www.enternasyonalfor um.net/images/smilies/smil

7. Lozan'da Misak-ı Milli'ye ihanet mi edildi?
yanıtı... Dün arkaplanıyla anlatmaya çalıştık: Misak-ı Milli, sınırları detaylı tarif edilmiş bir harita değildir.
diyelim ki değildi.. peki doğru olan yani vatan sayabileceğimiz sınırlar hangisi..!!
öyle ya.. misak-ı milli denilen şey sınırları belli olmayan bir şey!!

eyvallah.. inandık da!! vatan kurtardık ya.. bu vatanın sınırlarını kim belirler ve nasıl belirlenir..
ne kurtarırsan orası mı?.. ne verirlerse orası mı?.. yoksa.. adına kurtuluş savaşı verdiğin bir halkın yaşadığı alanlar mı?.. veya diyeyim.. adına kurtuluş savaşı verdiğin devlet ve sınırları mı? ..
anlayalım.. nedir?..

Ne mütareke günü Osmanlı sınırları bugün tartışıldığı biçimde bir netliğe sahiptir ne de metnin kendisinde böyle bir netlik vardır.
önce bu çakallığa açıklık getireyim.. bu cümleyi kuran zibidi İngiliz değil ise şaşarım.. mütareke dediği Mondros ateş kes anlaşması.. ve o anlaşmada Osmanlı sınırları belli değilmiş!!.. pes doğrusu..

Dolayısıyla bu metin, hem de askerî bir zafer sonrasında oturulacak müzakere masasında önerilecek alternatif plan olması itibariyle diplomatik hem de ideolojik bir işleve sahiptir. Açık açık söylemekte fayda var, tek taraflı bir beyanname olarak Misak-ı Milli'nin uluslararası bir geçerliliği yoktur.
gerçekten mi? İngiliz danışman.. Mondros ateşkesi uluslararası geçerliliği olmayan bir anlaşma olsa gerek.. çünkü burada Osmanlı meşru-hukuki sınırları açık olarak belirtilmiş.. "ateş kes tarihi ile elde tutulan bölgeler".. bu konuda bir tek musul ve sancak/İskenderun konusunda özel durum yaratılmış yani boşaltılmış fransa-ingiltereye bırakılmıştır ama resmen Osmanlı toprağıdır.. zaten işgal olayı Mondros hükümlerine göre güvenlik amaçlıdır..

bu zibidiler bir başka "anlamlı" bir gerekçe daha sunuyor..
Misak-ı Milli'den bahsetmek için askerî zafer ve Misak-ı Milli'yi savunan tarafın diplomatik olarak muhatap alınacağı bir masa önkoşuldur. Bunların yokluğunda Misak-ı Milli bir belge olarak anlamsızdır. Yalnızca içe dönük ideolojik ve propaganda işlevi bulunabilir. 1920'de durum budur.
eyvallah.. o zaman İngiliz-Fransız ve İtalyan işgaline karşı., askerî zafer örneği sunun.. Yunanlıları yendik ya!!!
yendiniz de!! Mudanya mütarekesinde kim nereyi boşalttı.. İstanbul boşaltılmadı., boğazlar üzerinde hakimiyet 1936(Montreux)ya kadar olmadı.. olma nedeni de SSCB ve 2. savaşın rüzgarları.. trakyanın doğusu da öyle.. asker çıkartamıyorsun.. istanbulun boşaltılması ve Trakya sınır netleşmesi daha sonraki anlaşmalar ve bu sürecin içinde fransanın.,italyanın., sscb'nin ankara ile ayrı ayrı anlaşmalarının ve abd'nin ingiltereye muhalefetinin etkisi büyük.. ama ortada bir zafer yok.. fransaya sancak/İskenderun verildi.. italya için kuzey afrikada destek sunulacaktı.. yani.. Mudanya aslında lozana giden tavizler yolunun başlangıcıdır..

Ulusal kurtuluş mücadelesinin en büyük başarısı Misak-ı Milli'yi hamasi ve nostaljik bir metin olmaktan çıkararak üzerinden siyaset yapılabilecek bir gerçek zemin haline getirmek olmuştur.
öncelikle misak-ı milli hangi noktada hamasidir ve nostaljidir belirtmek gerekir ki., sonrasında ortaya atılan lozan misak-ı millisinin ulusal kurtuluş olduğu netleşsin..

Ulusal kurtuluş mücadelesinin
ulusal kurtuluş dendiğine göre., kurtulan bir ulus olmalıdır.. öncelikle bu ulusun adı belirtilmeli.. örneğin türk ulusu gibi.. peki.. lozan sonrasında kurtulamayan türk ulusu yok mu?.. var.. örneğin batı Trakya ve Deliorman-kırcali türkleri.. ya da musul ve sancak türkleri.. biz türk ulusu demiyoruz diğer ulusları da diyoruz diyenler mi? var.. peki.. örneğin., suruç kürtleri kutuldu da kobani kürtlerine ne oldu.. ya da musul ve sancak bölgesindeki türk-arap-kürtlere ne oldu..

1918-25 arasına ulusal kurtuluş demek başlı başına bir hamasettir.. kurtuluş öncesi esaret altında olan bir ulus ve yaşam bölgesi olmalıdır.. buna vatan-devlet deseniz bile bir adı olmalıdır.. ulusal kurtuluş destanı yazıldığı iddia edilen bu bölgede esaret altında olan vatan-devlet Osmanlı.. haliyle Osmanlı tapusu altındaki ulus yada uluslar..

"sayın" zibidiler.. size göre ermeni-rum halkları sizin bu ulusal kurtuluş hikayenizde ne anlam ifade ediyor.. bu ulusal kurtuluşa ya da vatan-devlet tanımlamanıza denk düşmüyor mu? düşmüyorsa neden! Müslüman olmadıkları için olmasın..
hadi bu hamaseti., emperyalizmin taşeronu devşirme-dönme çakma türkçüler yapıyor da size ne oluyor.. isminizin başında komünist yazarken.. ben şaşırmıyorum.. m.suphi hıristiyan eşi Maria'yı türk komünist! partisine üye yaparken Müslüman yaptı., ismini de Meryem yaptı.. siz ardılları da tüm halkları türk ve islam yapıyorsunuz.. yani siz türk-islamcı faşizmin sol versiyonusunuz..

buraya virgül koyup.. ulsual kurtuluş mu? yoksa iç savaş mı? mevzusuna değineceğim.. elbette bu zibidilerle birlikte.. çünkü onlar bile bir iç savaş gerçekliğinin farkındalar..

http://haber.sol.org.tr/toplum/yeni...-lozan-4-turkiye-musulu-nasil-kaybetti-173826
 
#8
ulusal kurtuluş mu? yoksa iç savaş mı?..

Ulusal direnişin, bugün ne kadar eğilip bükülürse bükülsün, iki boyutu vardı. Bu boyutlardan ilki işgale karşı yürütülürken, diğer boyut adlı adınca bir "iç savaş"tı. Ankara ve İstanbul biçiminde somutlanan ikili iktidar durumu bir süre sonra iç savaş halini almıştır.
bu zibidiler., o tarihlerde bir iç savaş yaşandığının gerçekliğinin farkındalar.. ama bu gerçekliğe değinirken., çakallık diz boyu..

ankara-istanbul olarak yaşanmış.. örneğin.; Yozgat çapanoğlu isyanı İstanbul merkezli.. hendek-geyve isyanları da İstanbul merkezli.. kuvvai seyyare tasfiyesinde yaşananlar da öyle..
örnek verebilecekleri tek bir olay var anzavur olayıdır..
zibidiler olayı nasıl "açıklıyor"!..
Zira Ankara'nın karşısında hem işgalcilerle askeri olarak işbirliğine giden; dahası, Sina Akşin'in deyişiyle sürekli Misak-ı Milli'den "fiyat kırarak" yani ödünler vererek işgalciler tarafından muhatap alınmaya ve Ankara'yı baypas etmeye çalışan bir İstanbul vardır.
öncelikle şu iddiayı ele alalım.. İstanbul hükümeti batıya hangi bölgeleri vermeyi kabul etti.. yani dediler mi? biz sancak ve musulu size vereceğiz.. biz trakyayı size vereceğiz.. yani., Mondros ateş kesine göre bize ait olan sınırların değiştirilmesine razıyız mı? dediler yoksa Osmanlı adına ankara ve i.t. değil biz yetkiliyiz kavgası mı? verdiler..
hem misak-ı milli net değil., hamasi diyeceksin hem de birilerini itham ederken misak-ı milli sınırlarını sattılar diyeceksin.. bu kadar devletçilik zibidilerin şahında yoktur..
ya senin "ata"ların ne yaptı.. misak-ı millide olan musulu ve sancağı terk etti..

hadi İstanbul ankarayı paypas yaparak işgalcilerle muhatap olmaya çalıştı da ankara kimlerle muhatap olmak için İstanbul değil biz yetkiliyiz dedi.. işgalcilere(İngiliz-Fransız-İtalyan) bu yetkilerini silah ile mi? dayattılar.. sadece yunanistana bunu yaptılar.. Yunanistan işgaline batı desteği kesilmese ankara ne yapacaktı.. üstelik tek savaşan güç kuvvacıları tasfiye etmişken.. öyle İnönü zaferleri nutukda yazar.. yaşamda değil..

Vahdettin, Osmanlı yasallığı içinde düşünülünce kendi mülkünden başka bir şey olmayan bugün bizim memleket dediğimiz toprağı korumak konusunda göstermediği direnci kendi titrini korumak için Ankara karşısında göstermiştir.
biri bana bu sözleri tercüme etsin.. ahlak ve mantık adına..
bugün bizim memleket dediğimiz toprağı öncelikle bu zibidilerin vatan dediği toprağı bilelim.. bugün dediklerine göre lozan ile sınırları belirlenen t.c. oluyor.. yani onların vatan/memleket dedikleri ve sahiplendikleri yer t.c. sınırları.. üstelik sancak/İskenderun hariç..
soruyorum.. o tarihlerde sancak/İskenderun sizin vatan/memleket dediğiniz topraklar değil mi? idi.. şimdi vatan ise o zaman kaça sattınız.. alırken hangi savaşı verdiniz..

en önemlisi.. neden batı Trakya vatan değil.. neden musul Kerkük vatan değil., kırcali Deliorman vatan değil.. batum(acara) vatan değil..
bu saydığım bölgede yaşayanlar türk-kürt-arap-laz-gürcü ve onlar vatanlarının bölünmesi nedeniyle göç yada sürgün yemiş halklar..

daha önemlisi.. 1923 zorunlu sürgün ile t.c. ye getirilenler söküldükleri topraklara vatanım/memleketim demesin mi?.. orada yüzlerce yıl yaşarken işgalci ya da misafir mi? idi.. sürülen Pontuslular binlerce yıl memleketim dediği yerde işgalci mi? idi..

kendi ağızlarından itiraf..
İlk gün anlattığımız gibi Mondros Mütarekesi'nin imzalanmasının ardından bir oldu bitti ile fiilen İngiliz işgali altına giren Musul, 1925 yılında coğrafya derslerinde vatan toprağı olarak okutulmaktadır.
okutanlar belli "ata"larınız demek ki onlar da misak-ı milli hamaseti yapmış.. :D

size komünist diyenin ta ağzına.. siz devletin devşirme-dinme sol kapıkulu kontralarısınız..

aşağıdaki sözler bile faşizmin sol çakallığıdır..
Doğu'da iş hamasete gelince "kardeş ülke, iki devlet bir millet" denen Azerbaycan'ın içlerine sokulan haritaların da (tarihsel dayanağı olmakla birlikte) Misak-ı Milli tartışmasında bir anlamı yoktur. Türkiye'nin Doğu sınırı Lozan öncesi bağlanmıştır.
ne kurnazca bir iş!!!.. doğudaki hamaset de işi azernbaycana bağla.. azerbaycandan hiç t.c. ile birleşme talebi duydunuz mu? hatta böyle bir düşünce üreten gördünüz mü?.. bu "hamaset" yani doğu ve iki kardeş olayı kürtler için konuşulur.. misak-ı milli de Azerbaycan konusu hiç geçmez ama musul-sancak geçer.. hatta lozan sürecinde doğudaki kürtler bizim kader kardeşimiz., bölgedeki doğal uzantımız denilerek hak iddia edilir..

kısaca..
evet.. anadoluda bir iç savaş yaşanmıştır.. ama bu iç savaş İstanbul ile ankara arasında değildir.. evet iki yanlıdır.. biri dışardan Yunanistan desteği ile rum/hıristiyan halkla yaşanan iç savaş.. ikincisi ise ankara içinde yaşanan bazen silahlı bazen silahsız bir iç savaş.. istanbuldaki i.t. veya i.t. onaylı hükümetlerin dışındaki hükümetlerle askeri bir çatışma yaşanmamıştır.. tek örnek anzavur isyanıdır ona da açık destek verilememiştir.. ilginçtir destek verme olayında İngilizler engel olmuştur.. anzavur isyanı da., özellikle çerkez ethem güçlerinin etkin olduğu bölgelerdeki baskılara itirazlar üzerine fırsat olarak işletilen bir isyandır.. yani bölgesel bir iç savaştır..

Yunanistan işgali az bir askeri güç ile yapılmış içerden destek aranmıştır ama Anadolu rumları denilenler ile Yunanistan "rum"ları aslında Helenleri arasında din dışında ciddi bir etnik bağ yoktur.. özellikle dil konusunda ciddi lehçe farklılıkları vardır.. bu anlamda destek., beklenildiği kadar olmamıştır.. zaten batı desteği kesince çekilmek zorunda kalmıştır.. bu konuda Yunanistan resmi tarih hikayelerini okuyun..
 
#9
musul konusu ve devamı

bu zibidiler musul konusunda elli takla atmaktadır.. ama ortada bir gerçeklik vardır.. musul Osmanlının resmi hukuksal toprağı iken ve misak-ı millinin baş meselesi iken lozanda bu terk edilmiştir.. bu zibidiler de egemenler adına gerekçe uydurmaya çalışıyor..

musulu nasıl kaybetmişler!! 8. Türkiye Musul'u nasıl kaybetti?

1922 yılında Türkiye ile İngiltere, bir açıdan bakacak olursak daha fazla savaşmaya mecali kalmamış iki devlet, defalarca Musul'da savaşın eşiğine gelecek ve iki taraf da son kozlarını oynamak üzere adı konmamış bir savaşın içine gireceklerdir. İngiltere, Irak'tan ve daha öncesinde Hindistan'dan Musul'a asker yığar. Ancak bunun bir sınırı vardır zira Hint Müslümanlarının Anadolu'da yürütülen mücadeleye olan sempatisi İngiltere'nin Hindistan'daki askeri varlığını zayıflamasına müsade etmemektedir

1922 ve sonrasında ingilterenin savaşacak mecalinin olmaması olayı başkadır ve iki nedeni vardır.. biri iç nedenler.. savaş sıkıntısı ve olası halk(sosyalist) ayaklanmaları.. ikincisi özellikle Müslüman ağırlıklı sömürgelerdeki tepkiler..
ama ben.. bu zibidilerin ve tarihçilerin!!! es geçtiği daha başka ve asıl nedene değineyim..

o tarihlerde musul-kerkük ve süleymaniyede kürt isyanı vardı.. 1918 de başladı 5 yıl sürdü.. ingiltereyi çok zorladı.. hatta bir ara yetkiler tanıyıp oyalamaya çalıştı.. aynı dönemde bu zibidileri salladığı gibi ankara hükümeti bölgeyle ilgilense idi İngiltere bölgede tutunamazdı.. kürtler ankara ile birlikte olacaktı.. çünkü toprak uzantıları ve halk uzantıları vardı.. ama ankara kuzey kürtlerini vaatlerle oyaladı güney kürtleri ile ilişkilenmelerini engelledi..

kısaca.. İngilterenin bölgedeki kürt sıkıntısı karşısında ankara kürtlerle gerçekten ortaklaşsaydı inbgiltere musul-kerkük bölgesinden fransa rojavadan çekilmek zorunda kalacaktı.. ek olarak ingilterenin Müslüman bölgelerde de sıkıntısı vardı..

ankara kuzeydeki kürtleri oyaladı.. güneydeki kürt isyanı yalnız kaldı.. daha sonra ankara halifeliği kaldırarak islam dünyasının manevi-siyasi yönden parçalı kalmasına katkı sundu.. örneğin araplara bağımsızlık hakkı tanısa ve halifelik üzerinden bağ kurmaya razı olsa idi bölge çok farklı sürece girebilirdi.. i.t. içinde bu politikalara sahip olanlar vardı ama tasfiye edildi..

biz bu zibidileri okumaya devam edelim.. bakalım musul nasıl kaybedilmiş.. çok ilginç.. kendileri bile kayıp olarak kabul ediyor yani misak-ı milliden memleketten taviz sayıyor ama kabahatli yaratma derdindeler..

misak-ı milli ve hamaset mi?..
Musul'da ilerlenemeden barış sağlanması imkansızdır. Tıpkı Türkiye'nin yeniden tam boy bir savaşa girmesinin imkansız olduğu gibi. Mustafa Kemal ise Musul meselesini uzun vadeye yayma taraftarıdır ve diğer sorunlar çözüldükten sonra gerekirse uygun bir askeri yöntem kullanılmasının mümkün olduğu görüşündedir.
Bu ortamda Musul konusunun ayrıca ele alınması kabul edilir ve Lozan dışında tutulmasına karar verilir.
Meclis'te muhalefetin "Misak-ı Milli'yi satıyorlar" yaygarası ile karşılanan bu yaklaşıma Mustafa Kemal, "Misak-ı Milli'nin haritası yoktur, o milletin çıkarlarıdır"a çıkacak, yarı hamasi ancak gerçekleri yansıtan bir yanıt verir. Meclis'te Musul üzerine yaptığı konuşmada Mustafa Kemal şunları söylemişti:
bu gerekçelere ilişkin itiraz anlamında yukarıda yazdım.. ama şu cümle anlamlı.. Mustafa Kemal, "Misak-ı Milli'nin haritası yoktur, o milletin çıkarlarıdır"a çıkacak, yarı hamasi ancak gerçekleri yansıtan bir yanıt verir. bu nasıl oluyor!! :D hamasinin yarısını kullanırsan gerçekleri yansıtmış mı? oluyorsun.. peki çeyrek hamaset ne işe yarar..

istedikleri kadar kıvırtsınlar.. Mustafa Kemal, "Misak-ı Milli'nin haritası yoktur, o milletin çıkarlarıdır gerçek asıl budur..

ne demiş "ata"ları.. Mustafa Kemal, "Misak-ı Milli'nin haritası yoktur, bunlar da aynısını söylüyor.. yani.. musul verilmiş ise milletin yararına olduğu için verilmiş.. işte zurna burada zırt da değil.. zart diyor..
misak-ı millinin bir haritası yokmuş. ama Mondros ateşkes hükmüne göre resmen var.. hatta üzerinde egemenlik hakların denetimli olsa dahi tapu kaydı anlamında sevr olayında da var.. şöyle diyelim.. üzerinde haciz olan tapu gibi.. bu zibidiler(tarihsel olanı da) şunu diyor..

biz hacizli tapu yerine üzerinde resmen haciz olmayan yada gizli hacizli tapuya razıyız.. çünkü bu durum.; o milletin çıkarlarıdır.. işte zurnanın zart deliğindeki mevzu budur.. çıkarı olan "o" millet kimler oluyor.. yani musuldaki türkler-araplar-kürtler değil.. bunların kardeşleri olan t.c. içindekiler de değil.. peki "o" millet kim acaba..
.....................

sosyal faşizmin( o millet) bilinci..
1926'ya kadarsa Musul sorunu, uluslararası kamuoyunun gündeminde kalmayı ve giderek komplike bir hal almayı sürdürür. Toplanıp dağılan konferanslar esnasında İngiltere, Türkiye'nin Musul ısrarına karşı yeni bir argüman bulur: Nasturiler. Hatta bu yönde bir isyan organize edilir. İsyan esnasında sınırın belirlenmemesini öne süren İngilizler hava kuvvetleri ile Türk kuvvetlerini vururlar. Çok öz olarak söyleyecek olursak, İngiltere Musul'u isteyen Türkiye'den Hakkari başta olmak üzere bir dizi kenti koparmaya çalışmıştır.
bak sen.. az kalsın savaş olacakmış.. hatta olmuş bile.. İngiliz jetleri türk jetlerini vurmuş.. hakkariyi almak istemişler.. nutuk bile bu kadar sallamaya cesaret etmemiştir.. :D .. bir de bir dizi kent demezler mi?..

ben bu işte kürtler yani şeyh sait isyanı suçlu bilirdim.. Müslüman "komünist"lerimiz asıl suçlu olarak hıristiyanları öne sürüyor..


son yazılarında lafta lozan eleştirisi de yapmışlar.. ama haticeye değil neticeye bak demişler.. hatice tarlanın yarısından fazlasını kaptırmış., bi tomar borç ödüyor ve haliyle borçlar altında inliyor ama birileri komünistler adına boş ver hatice neticeye bak diyor.. bak.. bir cumhuriyetimiz oldu..

bu "yazı dizisini" bende bir hikaye ile bitireyim..

polyanna gece ekmek almak için sokağa çıkar ama yolda saldırıya uğrar.. eve gelir üstü başı parçalanmış.. ev halkı veryat figan ne oldu.. yok bir şey.. tecavüz ettiler.. nasıl yok bir şey.. polyanna devam eder.. merak etmeyin.. tecevüz ettiler ama götü kurtarmayı başardım.. sağlamdır.. :D

cumhuriyetmiş!!.. gördük yaşadık ve hala yaşıyoruz.. tecavüze uğrayan biz.. götü kurtaran yani göt olan "o" millet dedikleri..

bu kadar emek harcayıp yazılan bir yazıya bu son argo sözler yakışmıyor gibi görünebilir ama bu zibidilere ancak bu tarz yakışır..
 
Üst