Vicdan Altan, kibir Ahmet…

#1
Ahmet Altan ve yönetimindeki Taraf Gazetesi, PKK’yi, suç ortaklığı konusunda TC ile eşitleme konusunda ciddi bir çaba içerisinde. Israrla PKK’nin TSK içindeki bir kanatla “işbirliği” yaptığı vurgusu içeren “haber” ve “yorumlara” ayrı bir önem atfediyor gazete.

Kürt sorunu ve PKK hakkında son derece sınırlı bir “bilgi birikimine” sahip olduğu konuya ilişkin her satırından belli olan Taraf Gazetesi, yıllar önce hem de PKK tarafından açıklanan, “belgeleri ele geçirdikçe”, “PKK-Ergenekon” işbirliğini kanıtladığı hezeyanıyla sayfalarını dolduruyor.

Bu yüzden olsa gerek Günay Aslan’ın Taraf Gazetesi’ne gönderdiği ve PKK ile TSK arasında işbirliği olduğu yönündeki ısrarlı iddiaları boşa çıkaran, “TC-PKK görüşmeleri” başlıklı yazısı, “APO’ya Genelkurmay faksı” şeklinde değiştirilerek, son derece imalı bir başlıkla yayınlanıyor. İçeriği ile böylesine tezat bir hale getirilen başlığın amacının, okuyucuyu habere girmeden şartlandırmak olduğu çok açık. Kötü, kirli, vicdandan yoksun eski bir “profesyonel” gazeteci ucuzluğu.

Aslan’ın yazısının Taraf’ın, yayın hayatına başladığı günden bu yana kurmak için özel bir çaba sarf ettiği, “PKK-Ergenekon ilişkisini” boşa çıkardığı göz önüne alınırsa, gazetenin bundan önceki yayınlarından dolayı okuyucusundan bir özür dilemesi beklenir. Bunun da mümkünse genel yayın yönetmeni olarak Ahmet Altan’dan gelmesi en dorusu olurdu. En azından olması gereken buydu. Fakat, Altan’ın konuya ilişkin yazısını okuyanlar tam tersi bir durumla karşılaştılar (10.07.2010 Taraf). Altan, yaptıkları yanlı, yanlış yayınlar adına özür dilemek yerine, “kendi haklılığına” başka zeminler aramaya koyulmuştu bile.

Günay Aslan’ın olabildiğince detaylı, ayrıca kronolojik bir biçimde anlattığı görüşme taleplerinin tümünün TC yetkililerinden geldiği ve hepsinin PKK’den ateşkes talebi içerdiğini son derece anlaşılır bir dille yazmasına karşın Altan, bunları karşılıklı bir görüşme gibi vermeyi tercih ediyor.

Ardından da, Yunus Nadi Gazetecilik Ödülü sahibi Aslan’ın gazeteci kimliğini bilinçli olarak görmezden gelerek, ismini dahi kullanma gereği duymadan Aslan’ı, “Med Tv yetkilisi” olarak tanıtıyor. Aslan’ın yazısı ile Taraf’ın, PKK-Ergenekon ilişkisi iddialarının boşa çıkması Altan’ı çok rahatsız etmiş olmalı ki Altan, Aslan’ın, tarafız gazeteci kimliğini, “Med Tv yetkilisi” resmi söylemi ile “PKK adına konuşuyora” getirmeye çalışıyor. Vicdan ölüyor.

Altan’ın, meselenin doğrusunu anlamak, hele bunu okuyucuya yansıtmak gibi bir derdi yok.

Aslan’ın yazısını değerlendirirken, “Bence görüşmelerde eleştirilecek hiçbir yan yok. Barışı sağlayacak her girişim kutsaldır” diyen Altan, bundan önce, “barışın önünde engel gördüğü” PKK eylemlerinin Ergenekon yapılanmasının bilgisi dahilinde yaptığı yönündeki “yorumları ve haberleri” için tek bir satır söz etmiyor. Sanırsınız bugüne kadar PKK’nin barışın gelişmesini engellediği yönünde “fikirler” içeren mesnetsiz yazıları O’nun yönettiği gazete yayınlamamış.

Yine de en azından barış çabalarına destek oluyor dediğiniz sırada, Altan bu yazıda da yenemediği kibiri ile savuruyor kalemini. Bir kere her fırsatta Genelkurmay’ı eleştirmekten-kaldı ki çoğu çok yerinde eleştiriler- geri durmayan Altan, konu PKK olunca birden Genelkurmay jargonuna dönüyor ve “Pe Ka Ka” demeye başlıyor.

Savaşın müsebbipliği konusunda Kürt sorunun kaynağı denklemin bir parçası olan TSK ile sorunun bir sonucu olarak ortaya çıkan PKK’yi ısrarla eşitleyen Altan, burada da bu tavrını sürdürmekten geri kalmıyor:

“Bu ‘sadece ben bilirim’ anlayışı yalnızca bizim orduya mahsus değil. PKK da aynı hastalıktan mustarip. O da her yaptığının doğru olduğuna, doğruyu sadece kendisinin bildiğine ve asla eleştirilmemesi gerektiğine inanıyor. Bazen PKK yöneticilerinin bizim gazeteyle ilgili yazılarını ya da sözlerini okuyorum. Orduyu eleştirdiğimizde Orgeneral Başbuğ’un konuşma biçimi ve üslubu neyse, PKK’lılarınki de o. Silahlı olmanın getirdiği ortak bir kibre sahipler.”

Hale bakın, Altan’ın PKK’ye ilişkin yargıları, sadece ve sadece PKK yöneticilerinin, “kendi gazetesi” hakkında söylediklerinden ibaret. Ama O’nun, “kibirsiz” dimağında PKK hakkında çok ciddi yargılar oluşturmak için yetiyor.

Oysa biz Altan’ı, Taraf çalışanlarından kendisi hakkında duyduğumuz, “Gerçek bir megolaman. Gazeteyi yapmak için kimseye ihtiyacı olmadığına inanıyor, tam bir otoriter patron gibi yönetiyor gazeteyi” sözleri ile değerlendirmiyoruz. Ne de, hak arayışındaki basın emekçilerine sarf ettiği, “Gördüğüm kadarıyla iş kanunlarını gazetecilikten daha iyi biliyorsunuz” aşağılamasını kale alıyoruz Altan’ı anarken.

Vicdanın kibiri yendiği yerde arıyoruz Ahmet Altan’ı.

Bu nedenle hala, Erkan Goloğlu’nun şu satırları daha çok bağlıyor bizi Altan’la ilgili, “Ahmet Altan, yaşadığımız günlerin bir ‘tarih’ olduğunu, bu topraklarda uzun bir süredir olup bitenlerin ‘bir başka hayat’ın imkânlarına bizi götürebileceğini gösteren biri değil sadece. Daha fazlası var onda. Ona bakarak, onu okuyarak sahip olduğumuz umut ve iyimserlik bile, başlı başına bu tarihin başka türlü yazılabileceğine bizi inandırabiliyor.”


erdem can
 
Üst