Yeni bir kanlı dönem başlıyor …

#1
Başbakan Erdoğan, “PKK ile mücadelenin profesyonel askerlere devredileceğini ve ilk adım olarak da “özel sınır birlikleri” kurulacağını açıkladı.

Zorunlu askerlik esasına dayanan bir orduda profesyonelleşmenin artırılması ne anlama gelir?

Cevabı tarihte, ABD’nin Vietnam savaşında arayalım…

1960’lı ve 1970’li yıllarda ABD’de zorunlu askerlik vardı. Askere gitmeyi reddedenler hapse girmeyi göze almak zorundaydı. O dönem ağır sıklette dünya boks şampiyonu olan Clay (sonraki adıyla Muhammed Ali) askere giderek Vietnam savaşına katılmayı reddeden ve hapse girenlerden bir tanesiydi.

ABD ordusu sadece zorunlu askerlik yapanlardan oluşmuyordu. “Yeşil bereliler” olarak bilinen ve Vietnam’da özel operasyonlarda görev alan komanda birlikleri de vardı.

Yeşil bereliler’in Türk ordusundaki karşılığı bordo bereliler ya da özel kuvvetlerdir.

ABD ordusunda ileri derecede profesyonelleşmiş askeri birliklerin bulunması Vietnam’da kazanmak için yetmedi. Vietnam yenilgisinin ardından ABD’de zorunlu askerlik kaldırıldı ve ordu tümüyle profesyonel askerlerden oluşmaya başladı.

Buradan şu sonuç çıkarılabilir: Savaşta başarısızlık, ordunun profesyonelleştirilmesinin en önemli nedenidir.

Benzer bir durum Türkiye’de de yaşanıyor.

Bol miktarda atılıp tutulmakla birlikte, orduda profesyonellik oranının artırılmasının, PKK’ye karşı savaşta başarısızlıktan kaynaklandığı gizlenemiyor.

Temel askerlik eğitimi aldıktan sonra dağlara sürülen çok sayıda genç asker resmen telef oluyor. Bilmedikleri bir coğrafyada tanımadıkları bir halka karşı ne yapacaklarını bilemiyorlar ve kolayca hedef oluyorlar.

Bu konuda orduya ve hükümete yönelik eleştiriler bir süreden beri iyice yükselmiş durumda…

“Birkaç aylık askeri cepheye sürüyorsunuz” itirazı bir eleştiri olmakla birlikte, burada savaşın kendisine değil, yürütülüş biçimine itiraz söz konusudur. “Acemiler değil, profesyoneller savaşa gitsin” demek isteniyor…

1984’ten bu yana ya da 26 yıldır süren savaşta sanki hiçbir şey olmamış gibi, denenmiş olan yollar bir kere daha denenmeye çalışılıyor.

1990’lı yıllarda JİTEM ve Hizbullah vasıtasıyla özellikle sivil halka yönelik olarak çok sayıda “faili meçhul” denilen cinayet işlenmişti.

Şimdi aynı yol, bu kez profesyonel askeri birliklerle yeniden denenmek isteniliyor.

Başbakan Erdoğan’ın “sivil istihbarat açığının kapatılması gerektiği”nden söz etmesi özellikle dikkat edilmesi gereken bir noktadır.

Kuzey Kürdistan’daki polis gücünün 20 yıl öncesine göre karşılaştırılamayacak kadar geliştirilmiş olduğunu, gösterilere ve öteki toplumsal eylemlere artık askerin değil ağır silahlarla donatılmış polisin müdahale ettiğini unutmayalım.

1990 yıllarındaki Kürt halkının özgürlük mücadelesinin bastırılmasından daha tehlikeli bir gelişme söz konusudur.

Bu gelişmenin başlıca bileşenleri şunlardır:

1. Profesyonel ordu birlikleri,

2. Gelişmiş bir polis gücü

3. Bölgede Cumhuriyet’in kuruluş yıllarından beri desteklenen tarikatlara dayanan AKP

4. Ek olarak, kadrosunu yenilemiş ve AKP ile işbirliğine girerek ondan boşalan yeri doldurmaya çalışan CHP…

Siviliyle ve askeriyle Kürt halkına karşı yeni ve büyük bir saldırı karşısındayız…

Bir de bu şekilde “askeri çözüm” arayacaklar…

“Açılım” dedikleri kendi anlayışları çerçevesinde sürecek…

“Açılım” adını verdikleri dayatmayı Kürt halkının kabul etmesi istenecek…

Yeni bir kanlı dönem başlıyor…

engin erkiner
 
#2
Bol miktarda atılıp tutulmakla birlikte, orduda profesyonellik oranının artırılmasının, PKK’ye karşı savaşta başarısızlıktan kaynaklandığı gizlenemiyor.

Temel askerlik eğitimi aldıktan sonra dağlara sürülen çok sayıda genç asker resmen telef oluyor. Bilmedikleri bir coğrafyada tanımadıkları bir halka karşı ne yapacaklarını bilemiyorlar ve kolayca hedef oluyorlar.



Asker ;G3

Gerilla;Keleş kullanır.

Bu silahlar karşılaştırıldığında G3 çok daha etkili bir silahtır.Keleş ile G3 arasındaki farklardan sadece biri bu durumu açıklar;400 metreden Keleş ile birini vurursanız,o mermi vücuda saplanır,aynı mesafeden G3 ile yapılan atışta,mermi vücudun neresine gelirse gelsin koparıp atar.Gögse gelirse sırtta büyük bir alan açar,bacağa gelirse koparıp atar...


Dez avantajlar noktasında ise,Keleş kumda,suda bile çalışabilir ama G3 illaki yağ ister,kuru yer ister,tozlanmaya gelmez.G3 daha ağırdır Keleşe göre...vs vs vs

Tc devletinin bu denli ağır ama etkili bir silah kullanaması,askerinin yetersizliğinden kaynaklanmaktadır.Diğer bir deyişle askerinin dezavantajını kullandığı silah ile dengelemeye çalışmaktadır...Bu noktada Gerillaya dönelim;hem askeri eğitimde ve hemde kullandığı silah noktasında ,tc askerinden daha üstün.Buna coğrafyayı tanımakta eklenince bu üstünlük dha da katmerleşmekte.En kısa tanımlama ile 1 Gerilla=10 Tc askerine...

İşte tam bu minvalde,tc nin askeri sayısı görece büyük olsa bile,5000 gerillanın genel karakteristiği,sadece 5000 bin değil bundan çok daha büyük bir sayıya tekabül eder...

Devlet denilen aygıtta biliyor ki,5000 bin gerilla ile başa çıkmak nerdeyse 50.000 bin kişi ile başa çıkmaktır.Yüzinlerce askerini K.Kürdistana yığmasının altında bu faktörde göz ardı edilmemelidir...


Askeriyenin modernleşmesi bağlamında son yıllarda-son yılda MKE nin asker için ürettiği ''hafif'' silahlarda Pkk'ye karşı bir üstünlük için oluşturulmuştur.Ama sonuç itibarıyla,bir mücadelenin kazanılmasında ''istem-kararlılık'' en belirgin ayraçtır.Tc askeri Kürdistana gelirken,dezanformasyon ile doldurularak,kin ile,nefret ile ve öfke ile gelir.Ama Gerillanın asıl amacı,kazanmaktır-dirayetir....Öfke ile kalkıp gelen,Kürdistanda zararla oturur...


saygı ve dostlukla
 
R

Rêber Amed

#3
bu saldırılar basit düzeyde ele alınırsa yanılma payı yüksek olur.ve kişiyi yanlışa sürükleri.çözümleme iyi yapılamazsa teknik strateji geliştirilemez.bu eksiklik yaşanıyor malasef.

şu bir gerçekki türk devleti adımlarını sağlam atıyor.türk devletinin askeri siyasi yetkilileri bilmiyorlarmı gerillanın pkk nin bu tarz yöntemlerle yenilemeyeceğini.bizden iyi biliyorlar.bunuda direk birinci ağızdan genel kurmay başkanlarının,başbakanlarının,cumhurbaşkanlarının ağzından duyyoruz.tüm gücümüzü kandilede yığsak bunları bitiremeyiz diyorlar.çokta doğru.bunu söylerkende boş söylemiyorlar.bununda bir sebebi var.

kürt halkı kurdıstan coğrafyasında 90 larda bunların kat ve kat fazlasını yaşadı.noldu sene 2010 pkk daha fazla örgütlü bir şekilde ayakta.çözümün bu olmadığını türk devlet yetkilileri bbizden iyi biliyor.yok özel birlikmiş yok ankalarmış yok bilmem nelermiş.bunla çözülemeyeceğinin farkındalar.

türk militarist faşist devletinin tüm organlarıyla şu an tek yapmaya çalıştığı kürt halkı içinde bir gedik açmak.parçalamak.bunuda çok akıllı bir şekilde yapmakta.bi taraftan silahlı metodun sorunu çözmeye yetmiyeceğini söylerken burda pkk temelinde kürt halkına bir mesaj var.diğer taraftanda tüm gücünü seferber edip adeta kürt özgürlük hareketine karşı bir imha etme konseptini işletiyor.bunu yapmaya çalışmasının asıl sebebini amacını ise kürt halkı içerisinde bir umutsuzluk bezginlik psikolojisi yaratıp bunu imha konseptinde kendi lehine çevirmek seçenesizliği kürt halkına dayatmak yatıyor.şu an gerilla görevini layıkıyla yapıyor.diğer alanlar örgütlü kesimler layıkıyla yapıyor.

kürt halkında gerilla savaşını mücadelesini belli çizgiler arasına sığdırmış kalıp bir görüş haline gelme refleksi geliştirilmeye çalışılıyor.bu çok acımasız bir biçimde yapılıyor.en aydınım iyi düşünüyorum yurtseverim diyen bireyin dahi şu anki süreçte kendini sorgulaması ve bu mücadelenin neresindeyim sistem kendini bana neereye kadar dayatmış durumda demesi gerek.kendi bulunduğu alanda mücadeleye aktif bir biçinde kendini katması gerek samimi bir biçimde.bu şart yoksa virajı alamaz.çok zor bir viraj dönülüyor.

bunda basın yayın organlarının önemi çok.her gün görüyoruz sisteme bağlı basında her akşam kürt sorunu tartışılıyor.dikkatli izliyenler tartışmanın ana ekseninin devletede dokundurarak kürtlere seçenesizliği dayatmak olduğunun farkına varır.bizim bazı liberal kesimlerde buna istiyerek yada istemiyerek alet oluyor malasef.

seçenesizlikten yola çıkılarak kendine seçenek üreten her çözüm yolu yola çıkmadan kendini seçenesizliğin içinde bulur ve bu bize çözümsüzlüğü getirir.

kürt halkı seçeneksiz değildir.kürt halkı örgütlüdür.kürt halkının kazanması gereken bir savaşı vardır..ve bu savaşta sonuna kadar mücadele etmesini bilecek tüm bu kesimlere gerken cevabı verecektir.Dik durmak eğilip bükülmemek bu sürecin en temel kişilik özelliğini oluşturmalı.Kazanılması gereken bir savaşımız söz vermiş olduğumuz bir halkımız var...


biz yaşamı uğruna ölebilecek kadar çok seviyoruz...
 
Son düzenleme:
#4
kürt halkında gerilla savaşını mücadelesini belli çizgiler arasına sığdırmış kalıp bir görüş haline gelme refleksi geliştirilmeye çalışılıyor.bu çok acımasız bir biçimde yapılıyor.en aydınım iyi düşünüyorum yurtseverim diyen bireyin dahi şu anki süreçte kendini sorgulaması ve bu mücadelenin neresindeyim sistem kendini bana neereye kadar dayatmış durumda demesi gerek.kendi bulunduğu alanda mücadeleye aktif bir biçinde kendini katması gerek samimi bir biçimde.bu şart yoksa virajı alamaz.çok zor bir viraj dönülüyor.


Bu noktada bilhassa koyu noktalarda,belli bir kalıp düşünce oluşturulmaya çalışılıyorsa PKK bu noktada ne yapmalı? Örneğin sürecin tıkandığı noktalarda (sistem eliyle) Barış Grıblarını yollayarak bu tıkanıklığı açma eylemlerini düşünürsek,senin vurgusunda bulunduğun 'kalıp' bir görüş halini yine Pkk nin yapacağı aktiviteler değiştirecek-dönüştürecektir.Gerçi herşeyi Pkk den beklemek,her tıkanıklıkta oraya başvurmakta bir kalıp haline gelmiş.Bu bağlamda sayın Öcalan'ın sürekli olarak stkların,insanların,partilerin vs rol almasını istemeside daha anlamlı hale gelmekte bu savaş nezdinde.Bir noktaya kadar referandum olgusu,kalıp düşüncelerin dikte edilmesinede bir cevap olabilir ama bunun yanında başka aktivitelerde peşi sıra gelebilir mi? Örneğin demokratik özerklik ilanı?


dikkatl i izliyenler tartışmanın ana ekseninin devletede dokundurarak kürtlere seçenesizliği dayatmak olduğunun farkına varır


Sistem son yıllarda kısmi bir de facto durumu yaratarak,Kürtlerin durdurulmasını düşünmüştür.Yani kürtler ne ileri gitsin ne geriye gitsin,bu haliyle kalsın demekte.Ama bunu derken,aslında kendisini daha iyi bir noktaya getirince,bu politikadan da uzaklaşacak ve top yekün bir imha hareketine başlayacaktır.


saygı ve dostlukla
 
R

Rêber Amed

#5
Bu noktada bilhassa koyu noktalarda,belli bir kalıp düşünce oluşturulmaya çalışılıyorsa PKK bu noktada ne yapmalı?

sevgili yoldaş bu soru önemli bi soru.ama cümlenin devamında bir tıkanklık durumundan bahsetmişsin böyle bir durum yok.tıkanıklık söz konusu değil.sorunun cevabına gelecek olursak;PKK kendini her duruma ve koşula göre hazırlamış durumda.PKK 4.Dönemi ilan ederken tüm bunların hesabını kitabını yaparak yeni dönemi ilan etti.ve öngörüleri tek tek çıkıyor bir plan dahilinde gelişiyor yaşananlar.yakın dönemde ilan edilecek olan özerklikte tüm bu gelişmelerle bağlantılı.PKK nin çıtayı yükseltmesi beraberinde devletinde çıtayı yükseltmesi anlamını ifade eder.tarihte hiç bir güç yokturki kendisine direnen tehdit gördüğü bir unsura karşı elindeki imkanları kullanmaktan sakınan.bunu öyle olduğundan büyük göstermek doğru değil.vay neymiş özel birlikler geliyormuş,yüksekovada şemdinlide çukurcada amedde karakolları koruma dışında sürekli arazide gezen birlikler var zaten.bu tarz yerleri devlet sadece karakollarla korumaz.bu özel birlik mevzusu askeri bir tedbirden çok akp nin siyasi yönden yapacağı bir icraatdır.

Bu dönemin temel karakterlerinden en önemlisi halk eylemlikleridir.serhıldanlardır.serhıldanlar kurdıstanda günümüze kadar kısaca bir isyan protesto eylemi olarak tanımlanabilir.serhıldanların yeni dönemdeki en önemli özelliği ise bir protesto eyleminden çok sonuç alıcı tarzda eylemler olacağıdır.özerklik temelinde bu ele alınmalı.özerklik sadece işte belediyelere az daha yetki verme mevzusu değil.özerkliğin güvenlik boyutunun tanımı;gerillanın o bölge genelinde görev üstlenmesidir.o bölgenin güvenliğinin gerilladan sorulması demektir.demokratik özerkliği devletin tanımaması durumunda PKK bunu kendi öz gücüyle yapacaktır.90 lardada aynı süreçler yaşandı.hatta şimdi bazıları çıkıp işte özel birlikler ile birlikte 90 laramı dönüyoruz diyor.hayır.90 larla 2010 arasında dağlar kadar fark var.90 larda siz halk eylemliklerini yüzde 10 örgütleyebiliyosanız şimdi yüzde 90 örgütleyebilme gücünüz var.güç budur.devlete kendini dayatma bu şekilde olur.halkı ne kadar eyleme katabilirseniz devletide o derecede diz çöktürürsünüz.

demokratik özerkliğin ilanı çok geniş bir alanı içeriyor.salt yerel yönetimler anlamında ele alınmamalı.bu basit değil.kürt özgürlük hareketi gerçekten zor olanı yapmaya çalışıyor.bu noktada halkın örgütlü kesimlerin kendini bu sürece hazırlaması bu yükü azaltacaktır.
 
Son düzenleme:
Üst